Kanun Çözmez

Ferruh Tunç eğitimi ve profesyonel çalışmaları ile edebiyatçı kimliğiyle Türkiye’ye farklı bakan biri. Denetim sektörünün önde gelen aktörlerinden KPMG Türkiye’nin başında. Mülkiye eğitimi, Athur Andersen deneyimi, TMSF’de askerlik diye tanımladığı yıllar ve nihayetinde KPMG… Denetçi olarak denetime farklı bakıyor, işlerin kanunla çözümlenemeyeceğini düşünüyor, benim yorumum olsa da kafayı değiştirmek gerektiğini söylüyor. Diyeceksiniz ki, bunu herkes söylüyor. Doğru! Bir kere daha ifade edilmesinin kimseye zararı olmadığı gibi faydası var. Tunç’un söylemesinin önemine gelince, Türkiye aylar ve yıllar boyunca tartıştığı Türk Ticaret Kanunu’nu sonunda hayat geçirdi.  Peki, ne olacak şimdi? Zaten ne kadarı geçti, ne kadarı kaldı? Geçse ne değişecek. Daha önceki yıllarda da kanunda bir sorun olmadığına dikkat çeken Tunç, uygulamada yani kafalarımızın içinde olduğuna işaret ediyor. Seyirci kaldık, yanlış oldu… Bu kez seyirci kalmayacak mıyız?  Kanun geçince her şey düzelecek mi? Ben bilmem siz bilirsiniz. 

 

 

 

Yaprak Özer: Gerçek okul hangisiydi?

Ferruh Tunç: Siyasal Bilgiler Fakültesi. Biz yeni kuşak mülkiyeliler daha çok Siyasal Bilgiler Fakültesi diyoruz ama mülkiye tabii. Tarihi adı Osmanlı’dan gelen Cumhuriyet’te de geçen bir kurum…

 

Yaprak Özer: Hala var mı böyle kuvvetli bir duygu gençlerde?

Ferruh Tunç: Eskisi kadar değil.

 

Yaprak Özer: Arthur Andersen deneyiminizden sonrasından söz eder misiniz,  değişik şeyler var.

Ferruh Tunç: Doğrusu evet… Arthur Andersen’dan sonra özel sektörde yabancı sermayeli üretim, ortaklıkta yöneticilik yaptım mali ve idari işlerden sorumlu genel müdür yardımcısı olarak ve ardından KPMG’nin davetiyle tekrar denetim ve danışmanlık sektörüne ortak olarak katıldım.

 

Yaprak Özer: Peki bu arada TMSF deneyiminiz var ki o herkese nasip olmayan bir şey galiba değil mi?

Ferruh Tunç: O da ilginç bir deneyimdi. 2001 mali krizinden sonra önemli sayıda bankamız faaliyeti durdurdu, el konuldu devlet tarafından; daha doğrusu teknik terimiyle fona devredildi. TMSF Başkanı Ahmet Ertürk’ün davetiyle biraz da özel sektördeki deneyimim ve kamudaki deneyimim harmanından, orada daha yararlanılacağı beklentisiyle davet üzerine TMSF’ye katıldım. 3 yıl da orada başkan yardımcılığı yaptım.

 

Yaprak Özer: Şunu sormak istiyorum size, bazen sohbette deriz ki “torunlarıma anlatacağım…”. Hangi deneyiminizi bu sınıfa sokarsınız?

Ferruh Tunç: O sırada hangi konuları konuştuğumuza bağlı tabii. Maceralı bir gençle konuşuyorsak maceralı kısmını anlatacaksak sanıyorum maliye müfettişliği ve TMSF kısmı oldukça maceralı.

 

Yaprak Özer: Zor muydu TMSF kısmı?

Ferruh Tunç: Oldukça zordu, oldukça tempolu ama aynı zamanda tempo yüksekliği nedeniyle zevkliydi de.

 

Yaprak Özer: O güne dönecek olursak bir şirket kararı almıyorsunuz aslında, alınan kararlar ülkenin o dönemiyle ilgili çok enteresan izler bırakıyor. Dönüp baktığınızda ne görüyorsunuz?

Ferruh Tunç: Tabii karar alma bakımından yapıyı kısaca özetlemem gerekirse bir fon kurulu, o fon kurulunun stratejik kararları alması mevzu bahis. Ben icra kısmındaydım başkan yardımcısı olarak, dolayısıyla tabii kendi icraatımız içinde de biz kararlar alıyorduk. Evet, yani burada bir hem o işletmelerin ekonomiye kazandırılması, o değerlerin ekonomide kalmasını sağlamak, öbür taraftan da kamunun banka çözümleme sürecini aktardığı kaynakları elden çıkararak kamuya aktarmak gibi bir hassas dengeyi gözetmek zorundaydık.

 

Yaprak Özer: O gün alınan kararlara dönüp baktığınızda onlar doğru kararlardı diyebilir miyiz?

Ferruh Tunç: Daha az kaynak, feda maliyeti düşük tutulabilirdi. Onun dışında genel bir değerlendirme yaptığımızda bugün uluslararası ekonomide çekilen sıkıntılarda Türkiye’nin pozisyonu, özellikle finans sektörünün güçlü pozisyonunu dikkate aldığımızda evet ifrat, tefrit her zaman olmuştur. Belli düzeylerde ama ana çizgi itibariyle doğru yapıldı ki, Türkiye finans sektörü, bankacılık sektörü, bugün uluslararası düzeyde gıpta ile bakılan bir yerde gerçekten. Öyle bir deneyim olmasaydı sanıyorum bu mümkün olmazdı.

 

Yaprak Özer: Gelenekselci metodlar uyguladık geçmişte. Bu krizde geriye dönüp baktığınızda hayat yalnızca finans sektöründen mi ibaret diye düşünüyor insan. Nedir?

 

Ferruh Tunç: Tabii vurguyu aşırı bir şekilde finans sektörüne yapar, onun aslında reel sektörle bağlantısını göz ardı edersek ima ettiğiniz konuda çok haklısınız, o zaman bir yere kulak kesilip öbür tarafa sağır olmak olur. Çünkü finans sektörü aslında var olan, işleyen bir ekonominin bir sacayağı. Onun var olabilmesi, doğru işleyebilmesi için de doğru ve sağlıklı işleyen işletmelerin olması lazım. Bunlar birbirini besleyen şeyler. Yoksa kendi başına bir finans sektöründen söz etmemek hatta onu kendi değerinin üzerinde değerlendirmemek lazım ki dünyadaki yaşanan krizin bir boyutu da bu bir kendinde finansal araçların tetiklemesiyle olduğunu söyleyebiliriz. Bir bakıma finans sektörünün reel olanla bağlantısının kopması da nedenlerden biridir diyebiliriz bu bir ikili ayak. Bir tarafını ihmal ettiğiniz zaman diğer tarafı yaşayamayacak olan iki ayak.

 

Yaprak Özer: Demek ki içinizde bir virüs var, denetim sektörüne döndünüz yani demek ki bu çok heyecanlı bir sektör.

Ferruh Tunç: Doğru tabii aslında itiraf edeyim; bunu söylemekten çok mutlu değilim ama bir eski kamu görevlisi olarak, kamu görevleri uzun süre yapılması çok zevkli olan görevler değil. Onu yapan arkadaşlarımız büyük fedakarlık yapıyorlar ve büyük saygıyı hak ediyorlar. Benim gibi evet bir kamu yönetimi, kamu yöneticiliği virüsünü maliye müfettişliğiyle almış birisinin bunu yapmaya eğilimli olduğu doğru ama sürekli yapmak konusunda da yeterince özel sektör deneyimi oluştu, o dünyayı daha iyi tanıyordum. Orada daha rasyonel, istediğiniz gibi, daha yaptığınız işin kurallarına göre çalışma şansı yüksek. Tabii kamu görevi benim için hakikaten bir görevdi, kendi aramızda hatta askerlik görevi falan diyorduk.

 

Yaprak Özer: Ne kadar oldu KPMG?

Ferruh Tunç: KPMG toplamda 10 yıl.

 

Yaprak Özer: Şu anda kıdemli ortaksınız ve Türkiye Başkanı’sınız. KPMG 30. yılını yaşıyor değil mi Türkiye’de. Dört tane mi denetçi uluslararası firma var şu anda?

Ferruh Tunç: 1982 yılında Arthur Andersen’a girdiğimde “Büyük Sekiz”lerden söz edilirdi. Bu sekizler Arthur Andersen ünlü Enron vakasıyla çekildi, birleşmeler oldu ve dört tane.

 

Yaprak Özer: Rekabet çok kızışmış olmalı sizin dünyanızda.

Ferruh Tunç: Bir rekabet olduğunu söylememiz gerekir.

 

Yaprak Özer: Geride çok takılıp kalmamak lazım ama şunu sormadan geçemeyeceğim, bugünkü krizi aslında o gün yaşadık. O gün neden bunu anlamadık?

Ferruh Tunç: Şimdi tabii bu çok yerinde bir soru. Arthur Andersen’dan sonra Türkiye’deki finansal krizde de benzeri sorular sorulabilir. Bu sistemik krizlere giderken dünya ve ülke aslına bakarsanız bir kabın içinden birbirine bakıyor, kabın dışından oraya bakacak mekanizmalar ancak daha çok düşünürler, meselenin dışındakiler, akademisyenler olabiliyor ki herkes aynı atmosfer içindeyken gidilen yerin orası olduğunu göremiyorlar. Daha doğrusu denetimin tarifi değişti. O zamanki denetim daha rakamların, figürlerin teyid edilmesine yönelik denetimden giderek, bu bir riskin sürdürülebilirliğin ileriye yönelik olarak varlığını koruyup koruyamayacağına dair bir kanaat oluşturmaya doğru gidiyor.

 

Yaprak Özer: O gün büyük bir skandalla karşılaştık aslında pandoranın kutusu açıldı, içinden bir sürü şeyler çıktı. Çok acı çekenler oldu ama aynısı ya da benzeri, bu son krizde de yaşandı. Aslında bütün ana fikir o değil miydi? Sizler denetliyordunuz o dönemde bir yanılgı vardı ortada.

Ferruh Tunç: Denetlemek o kadar hassas bir şey ki, mesela siz de ima ettiniz pek fazla konuşurken bile sözcüklere aşırı dikkatli davranıyoruz, şimdi öyle davrandığımı söylemek istemiyorum ama yazılan rapor dikkat ederseniz çok kısadır. Yani denetim söyleyerek değil söylemeyerek çok az şey söyleyip, söylediğini doğru söyleyen bir iş. Dolayısıyla ona, o söylediklerinden fazla değer atfettiğiniz zaman yanlış bir izlenim doğuyor. Denetimin bir tarifi var, bir standartlar kurallar getiriliyor. O kurallara göre bunun doğru olup olmadığını denetliyorsunuz. Son krizde ve bundan önceki krizde de bu standartlarda da tereddütler oluştu. Bu bakış açısında tereddüt oluştu. Yoksa Andersen olayı içinde ahlaki meselesi de olan bir sorundur bir teknik yetersizlik bir bakış açısından ibaret bir sorun değildir. Tümüyle çok üst düzeyde, sınırlı insan olduğunu ümit ettiğimiz, var saydığımız bir grubun yaptığı ahlaki bir zaafı da yansıtıyor. Ama mesela genel kriz karşısında denetim şirketlerinin pozisyonuna baktığımız zaman böyle bir şey söz konusu değil, böyle bir iddia da söz konusu değil ama işletmelerde sürdürülebilirlik örneğin yeni bir kavram. Daha düne kadar böyle bir şey yoktu. Şimdi bakıyorsunuz kurumsal yönetim dernekleri kuruluyor burada, işletmeler bugün nasıl olduklarından çok yarına nasıl ulaşacaklarını, değerlerini veya varlıklarını nasıl taşıyacaklarını, elindeki hisse senedinin büyük bir dalgada hemen sıfıra inmeyeceğini nasıl garanti ettiklerini söylüyorlar. Son krizin öğrettiği en büyük şey sürdürülebilirlik kavramı ve onun derinliği. O bakımdan denetimin de buraya doğru taşınabilmesi halinde tabii işlerini daha iyi görecek.

 

Yaprak Özer: Güzel bir kavrama getirdi bizi bu “sürdürülebilirlik”. Bugün sürdürülebilirliğin hakkını verebiliyor muyuz sizce?

Ferruh Tunç: Doğrusu kolaylıkla evet diyemeyiz ama olumlu gelişmeler olduğunu da söylemeliyiz. Denetimin hakkını vermeme, Türkiye ile ilişkin konuşacak olursak Türkiye’de zaten kapsamlı bir denetim yapılmıyordu. Hala da yapılmıyor işte Ticaret Kanunu ile ilgili bir süreç başlatılmaya çalışılıyor. Dolayısıyla onun hakkını vermek için zaten belli bir vaka haline gelmesi lazım.

 

Yaprak Özer: Biz hakkını verelim, ne demek denetlemek?

Ferruh Tunç: Dar anlamda benim yaptığım iş, benim çalıştığım şirketin yaptığı iş açısından konuşursak finansal denetim, bağımsız denetim. Bu şirketlerin kayıtlarını kamu ve gözetim otoritelerinin belirlediği standartlarda tutup tutmadıklarını, raporlamalarının ona uygun olup olmadığını denetliyoruz. Doğru sunulduğunu, sunuş şeklinin doğruluğunu bir de içeriğindeki rakamların doğruluğunu denetliyoruz.

 

Yaprak Özer: Denetimler, altına attığınız imzalar çok önemli imzalar.  Bazen de bambaşka sonuçlarla ortaya çıkabilen, yalnızca Türkiye için değil dünya için konuşuyorum aslında. Onlar nasıl açıklanabilir?

Ferruh Tunç: Yani şimdi denetim sürdürülebilirliğin bileşenlerinden birisi. Yani sürdürülebilir bir işletme dünyasının veya tek alacak olursak işletmenin sürdürülebilirliğinin etkenlerinden biri denetlenip kamuyla kayıtlarını ve durumunu paylaşmasıdır. Ama bundan ibaret değil kuşkusuz. Stratejik kararlar alacaksınızdır, top icat edilirken birilerinin zırh işinin en iyi nasıl yapıldığını çalışması gibi bir işle iştigal ediyorsa, o iki üç sene sonra sürdürülebilir olmaktan çıkacaktır. O tarih itibariyle çok şeffaf, kayıtları çok doğru olabilir bu denetimin dışındaki bileşenleriyle ilgili ama sürdürülebilirliğin çok önemli bir boyutu da denetim. Çünkü çağdaş işletme dünyası tasarrufçuların da ona ilgi duymasını, onun hisselerini satın almasını böylece o işletmelerin sosyalize olmasını, onlara dair kamuoyu ilgisinin artmasını, onların daha şeffaf daha topluma karşı sorumlu olmasını gerektiren bir şekle doğru girmeye çalışıyor. O zaman o hisseyi alan kişi güven duyabilmesi için mali kayıtlarına da belli düzeyde bir kanaat sahibi olabilmesi lazım. Bu bir sigorta poliçesi değil kuşkusuz, bu işletmenin bütünü içinde bir boyut sadece. Dolayısıyla aşırı bir değer atfetmeyip aksini de yapmamamız lazım tabii.

 

Yaprak Özer: Denetimde Türkiye’de neredeyiz?

Ferruh Tunç: Türkiye’de bağımsız denetim diye sözünü ettiğimiz kamu dışında işletmelerin bağımsız denetim kuruluşlarınca veya kişilerce denetlendiği alanlar oldukça sınırlı. Birincisi bankalar, sigorta şirketleri diğeri de sermaye piyasasına tabi şirketler. Bu iki alan dışında zorunlu bir, çok sınırlı hallerde kamunun gördüğü özel işlere ilişkin denetim raporları gerekli ama onları bir kenara bırakırsak esas olan banka ve sigorta şirketleriyle sermaye piyasası kanununa tabi olarak çalışan şirketler.

 

Yaprak Özer: Ekonominin ne kadarı?

Ferruh Tunç: Doğrusu yüzdesini şu anda yanlış verebilirim. Yani rakam olarak büyük bir kısmı çünkü bankaları koyduğunuzda, finans kısmını koyduğunuzda ama işletmeler dünyasını koyduğumuz zaman tabii çok çok büyük.

 

Yaprak Özer: Türkiye’nin tarihinde kayıt dışı çok önemli. Kayıt dışında neredeyiz bilebiliyor muyuz?

Ferruh Tunç: Kayıt dışında tam nerede olduğumuzu bilemiyoruz ama muhtelif akademisyenlerin farklı yöntemlerle yaptığı araştırmalarla yine de belli bir dereceden sonra spekülatif olabileceğini söyleyeceğim üzere milli gelirin yüzde 30’una tekabül eden bir rakamın olduğu söyleniyor. Bunu bir referans alabiliriz artı-eksi o civarlarda bir yerlerde olduğumuz söyleniyor. Bunu gündelik yaşamımızdan da teyit edebiliriz.

 

Yaprak Özer: Neden bilemeyiz biz?

Ferruh Tunç: Paradoksal durum olduğu için kayıt alamadığımız için ölçemiyoruz, ölçemediğimiz için kayıt alamıyoruz. Bir kısır döngü ama yaklaşımlarla bunun aşağı yukarı bir ölçümünü yapabiliyor akademisyenler ve bazıları yüzde 35-40’lı rakamlara yaklaştığını söyleyebiliyor ama bazıları da yüzde 30 civarında olduğunu ifade edebiliyor.

 

Yaprak Özer: Kayıt dışını yakın tarihte övünülecek bir şey olarak algıladığımız söylenebilir. İyi ki kayıt dışımız var, krize girmiyoruz diyecek kadar ileri gitmek de paradoksal bir şey değil mi?

Ferruh Tunç: Oldukça ilginç bir konu hatta bu konuda düşünürlerimiz bile var yani ekonomist olmayan kendi çapında filozof olanlarımız da var. Bunu açıkça söylediklerini ben de televizyonlarda izledim. Burada ifade edilirken bir şeyi vurgulama gayreti yanlış şeyler söylememize neden oluyor. Belki şöyle deneyebiliriz anlamayı, onların ne demek istediğini: ekonominin formel yapısını rasyonel kurmadığınız zaman, formel olandan da kaçma oluyor. Yani bizim hukuk devleti olamamamızla da bunun bir ilgisi var. Kurallar bütününü işleyen, gerçekçi bir yapıya kavuşturamadığınız zaman iş kendi doğal akışıyla o formel yapıda sığmadığı için dışarıya çıkabiliyor; bu mazur görülecek tarafı ama bir de bizzat formel olmaya karşı direnen, orada olmamayı seçen yanı var ki, bunun işte biraz önceki vurguyu yapmaya çalışırken onu mazur göstermek gibi bir yanlış yere gidebiliyoruz. Türkiye ekonomisi belli bir formelleşme süreci içinde ama ekonomi aslına bakarsanız diğer büyük bütünün de bir parçası. Bir hukuk devleti olamıyorsanız ekonominiz de kayıt dışı daima olacaktır. Bu izleyiciye belki çok ilgisiz gelebilir ama aslında yurttaşın hakkını hukuk yoluyla hızlı bir şekilde savunmasıyla çok büyük bir ilgisi var.

 

Yaprak Özer: Türk Ticaret Kanunu aslında o yapıyı kurabilmek adına geliştirilmiş bir enstrümandı. Şimdi geriye ne kaldı?

Ferruh Tunç: Ticaret Kanunu bir bütün olarak aslında izninizle şöyle bir mali müfettişliğimden gelen kanunla haşır neşir olma şansıma dayanarak Türkiye’de yine bir eğilim var. Türkiye’de yazılı kurallar, kanunlar bir süre işletilmeyip sonradan “Bu iyi değil, bunu toptan değiştirelim” gibi bir eğilim vardır. İşte şimdi bugünlerde yeniden gelir vergisi kanunu yazmaya çalışıyorlar. Kolaylıkla bir kanun meselesi olduğu sanılıyor, esasen bir anlayış meselesi. Dolayısıyla eski Ticaret Kanunu yürürlükte olsaydı kolaylıkla bir kanun maddesiyle değiştirebilirdik bunu. Yani 50 yıl bir kanunun öyle kalmasına seyirci kalmamamız gerekirdi. Bunun gibi bir sürü maddesi var. Yani Ticaret Kanunu’nu ticareti bütünüyle kapsadığı alanlarda yönlendirecek bir düzenleme olarak benimsemiş olsaydık, işlemeyen yanlarını değiştirerek onu bugüne karşılık verir hale getirirdik. Ama onu rafta tutup hep beraber bir oynamasaydık, bir denetçi atayıp kayıtları görmeden imza atmasının 30 yıldır devam eden bir pratik olmasına herkes seyirciyse, bu yeni kanunla da kolayca çözülemeyecek bir mesele. Altını çizmek istediğim şu yani önce kanunun formel yapısının kendi başına çok bir şey olmadığını hep beraber anlamamız lazım. Çok iyi, biraz daha iyi, biraz daha kötü olabilir ama onu geliştirerek uygulamaya açık bir yapımız var mı bunu kurumsallaşmış bir niteliğimiz ne bizim orada endişelerim var. Dolayısıyla yine de madem buradan bunu bir milat alacak olursak başlangıç itibariyle, akademik kalitesi itibariyle diliyle vs. bütün olarak ben oldukça gelişkin bir metin. Kanun değişti meclisimiz bunu kanunlaştırdı artık bu bir kanun. Yani çok dramatik değişiklikler getirdiğini söyleyemeyiz. Yaklaşımlar kurumsal yönetimde, risk yönetimi anlayışının benimsenmesinde, denetimde şirketlerin az sayıda insanlarla kurulmasında, kamuya açıklığında, şeffaflığında çağdaş dünyanın normlarına uygun düzenlemeler yer alıyor bu yeni kanunda. Ama meselemiz yine bir icraat meselesidir, bunu nasıl hayata geçireceğimiz meselesidir. Bunu bir simülasyona, “mış gibi”ye döndürürsek, denetimi, şeffaflığı, risk yönetimini o zaman tabii kanun kendi başına bir şey yapamayacağını geçmiş kanunlarda görüyoruz.

 

Yaprak Özer: Bir hayatınız denetim… Bir de diğer hayatınız var sizin, edebiyatçı kimliğiniz var. Bu meslekle ilgili bir şey mi yani o farklı bir arayış, değişik bir renk mi sizde nasıl bu edebiyatçı yönünüz nasıl çıktı ortaya?

Ferruh Tunç: Doğrusu meslekten neşet etmiş bir şey olduğunu söyleyemem. Aslında bireysel bir hikaye, ben maliye müfettişliğine de Cemal Süreyya orada maliye müfettişi diye girmiştim yani çok böyle eni konu müthiş bir meslek seçimi kararı yapmadım. Ama girdim, ilk sorum “Cemal Süreyya nerede?” demek oldu… “Emekli oldu” dediler. Dolayısıyla bir başıma kaldım. Gençlerle biz biliyorsunuz denetim şirketleri çok fazla görüşüyoruz, her yıl üniversiteden 100-150 kişiyi işe alıyoruz. Bazen onlara çok fazla kurallar empoze edildiğini izliyorum, işte “Şöyle yapmalısınız, böyle yazmalısınız, CV’nizi böyle yazmalısınız…” Biraz yani bırakın güneş içeri girsin diyebilirim, içinizdeki sesi dinleyin, yanlış yapıyorsanız sonra düzeltirsiniz ama yaptığınız işi iyi yapmaya çalışın demek isterim. Yani denetçi de olabilirsiniz, doktor da olabilirsiniz veya a şirketinde de çalışabilirsiniz. Önemli olan oraya kendiniz olarak dahil olmanız, o bakımdan kuşkusuz iki alan birbirinden oldukça farklı ve yine orada da üstattan bir alıntı yapayım, Milliyet Sanat Dergisi’nde sormuşlar: “bir yerde maliye müfettişliği, diğeri de şiir bu nasıl oluyor?” diye. O şöyle cevap vermişti ve çok beğenmiştim cevabı; “…şiire, yaptığınız işe ne kadar uzaksa şiir için bu kadar iyidir…” Şiire belli bir ciddiyette, tırnak içinde uğraşan birisi olarak teyit ettiğimi söyleyebilirim bunca yılda. Bunu gördüm yani. Şiirin istismar edilebileceği meslekler şiiri bozuyor o işe dönüşüyor.

 

Yaprak Özer: Son şiir kitabınız “Melez Zamanlar” iki ayrı ödüle sahip, biraz anlatsanıza bize.

Ferruh Tunç: Melez Zamanlar yaklaşık beş altı senede yazılmış, bulunduğum yerden bireysel, ülkemizden ve dünyaya açılmış birisi olarak yaşadığımız zamanı anlatmaya çalıştığım, anlamaya çalıştığım.

 

Yaprak Özer: Ama ödül gerekçenizde yer alan kavramlardan birisi de “ironi”. Bu sizin denetçi kimliğinizden belki maliye, mülkiye değil mi etkilenmemek mümkün değil. Ferruh Tunç: Tabii, ikinci bir sebep de şu olabilir zamanımız ironik olmazsanız tahammül edemeyeceğiniz kadar sıkıntılarla dolu. Yani o size bir mesafe koymanıza imkan veriyor.

 

Yaprak Özer: Başarı nedir yani ona da ironik bir yaklaşımınız olur mu acaba?

Ferruh Tunç: Doğrusu başarı iyi bir insan olarak geçip gitmektir.

 

Yaprak Özer: Nedir iyi adam?

Ferruh Tunç: Bir şekilde yaşamayı, insanlığımızı sık sık veya seyrek aralıklarla teyit etmek olarak görüyorum. Ağaçtan elma koparmak veya bir denetim yapmak hayatta kalmanız için yaptığınız bir iş ama orada onu yaparken insanlarla yüz yüze gelmeniz, sokağa çıkmanız, bir dolma kalemle yazmanız, bilgisayara yaklaşmanız bunlar da insanlığınızı hissettiğiniz anlar. Dolayısıyla bunun için de sizin kendinizden memnun olmanız, buna ilaveten de etrafınızda ulaşabildiğiniz, sizin varlığınızı hissedebilen gruplara, işte de böyle diyorlar paydaşlarınızı memnun etmeniz, kendiniz mutluyken.

 

Yaprak Özer: Ekonomide mutlu olmak bazen çok bir araya gelmiyor yalnızca zenginler mutluymuş gibi bir tuhaf algımız var.

Ferruh Tunç: Gençlere çok büyük haksızlık ederiz böyle tarif edersek çünkü birincisi çok tatminsiz bir hale geliyorlar, ikincisi sadece para kazanmak için hiçbir zaman başarılı olamazlar. Yaptıkları işi sevmeleri lazım, meraklı olmaları lazım, kendilerine güvenmeleri lazım. Parayı küçümsemek çok basit bir şey olabilir, algılanabilir ama para elbette kimsenin önünde boynunuzu eğmeyeceğiniz, varlığınızı koruyacağınız, evliyseniz çocuklarınız varsa onların geleceğini sağlayacağınız, onlara azami katkı yapacağınız veya sosyal sorumluluk projelerine katkı yapacağınız bir sürü işe yarayabilir. Sadece para hiçbir şeye yaramaz. İş adamları da sadece para için başarılı olmuyorlar yani fabrikalarında binlerce işçiyi çalıştırıp ondan bir haz almıyorsa zaten parası için yapılacak bir şey değil o.

 

KPMG kıdemli ortak ve Türkiye Başkanı Ferruh Tunç

Çalışma hayatına 1982 yılında Maliye Teftiş Kurulu’nda başladı. Daha sonra uluslararası denetim şirketlerinden biri olan Arthur Andersen’a katıldı. İlkini, Maliye Teftiş Kurulu’nu kamu için yönetici yetiştiren bir okul, Arthur Andersen’ı da Türkiye’de faaliyet gösteren ilk uluslararası denetim şirketi olarak özel sektöre üst düzey yönetici yetiştiren bir okul olarak anmak yerinde olur. Bazıları için bilinmeyen bir başka yönü ise edebiyatçı kimliği… “Mülkiye ve Maliye Ferruh Tunç’la edebiyata döndü” diye başlıkların atılması boşa değil, şiir kitapları ödül üzerine ödül alıyor.