İstemek, Almak ve Vermek

Yardım etmek için en büyük, en güçlü, en yaşlı olmanız gerekmiyor. Yardım etmek için bir fikriniz, bir hayaliniz, bir amacınız, çok enerjiniz, bolca sevginiz olması yetiyor.

Adamın biri tesadüfen tanıştığı bir başkasından, mahalledeki fakir ailenin kızı için yardım ister: “Abi, biz cahil insanlarız, yardıma ihtiyacımız var. Komşumun 13 yaşındaki kızı kör olmak üzere. Ne yapacağımızı, nereye götüreceğimizi bilmiyoruz. Yanlış anlama, senden para pul istemiyoruz, ama biz bu işi beceremiyoruz. Kız kör olmak üzere…”

Diğer adam, yemez içmez, çocuğu görmeye gider. O gün başlayan macera hala sürüyor. Küçük kız, doktor doktor dolaştırıldı.

Kör olma nedeni, çok ender rastlanan bir virüsün göz kaslarına yerleşmesi. Diğer bir nedeni, parasızlık. Önemli nedeni, cahillik. Bir gözün kurtulması mümkün diğerinin kurtulması mucize.

Yardımsever adam tanıdığı doktorlardan konunun uzmanını buldu. Hepsinin kapısını bir bir çaldı. Kimi kapıyı açtı, kimi, “Önce parayı görelim.” dedi. Adam çocuğun babasının sosyal sigortalı olabilmesi için yol gösterdi.

Elde avuçta olmadığı için çocuğun hastaneye gitmesi bile sorun oluyor. Adam işi gücü bırakıp çocuğu alıp hastaneye götürüyor. Birine emanet etmiyor çünkü halkımız karşısında cahil ve üstü başı çok da iyi olmayan insanları gördüğünde kapısını açmıyor. Doktorlar anneyle çocuğu kapılardan kovuyor.

Neyse uzun mücadelelerden sonra, çocuk ameliyat ettirildi. Bir göz artık yakından da olsa objeleri seçebiliyor. Yakında gazetelerin büyük puntolarını okuyacak. Eğer ilaçlarını düzgün alabilirse, ikinci dönem okuluna başlayacak. Bu küçük yavrucak yarı yarıya kurtuldu. Peki ya diğerleri?

Ölümü Ne Zaman Tadacaksın

Zincirlikuyu Mezarlığı’nın giriş kapısının üzerine “Her canlı ölümü tadacak.” diye bir  yazı astılar. Her sabah önünden geçerken tüylerim diken diken oluyor. Ben de biliyorum bir gün… Herhangi bir gün… Herkes gibi ölümü tadacağımı! Ama bunun her sabah, her akşam, oradan bana hatırlatılmasından nefret ediyorum.

Aslında o yazıyı biraz ilerisindeki HSBC eski binasının önüne asmaları gerekirdi. Çünkü artık her canlı, her an, her yerde ölümü tadabilir. HSBC eski binasının önünden geçerken, haberleri dinlesem bile radyomu kapıyorum. İçimden tüm terör kurbanları için duamı okuyor, sebep olanlara lanet ediyor ve yaşadığım için şükrederken, kendimi Zincirlikuyu Mezarlığı’nın önünde bulunuyorum.

Ve o da ne? Her canlı ölümü tadacak! Artık bu yazıya biraz daha farklı bir gözle bakmaya karar verdim. Aksi halde sinirimi bozuyor.

Evet, her canlı bir gün ölümü tadacak, ama ben artık bazı işleri yapabilmek için ölümü beklememeye karar verdim. İçimi boğan bu yazı artık bana yol gösteriyor. İsterseniz siz de onunla, benimkisi gibi bir oyun oynayabilirsiniz.

Bugünkü yazımın konusu da bu zaten…

Biliyorsunuz, şirketleri, insanları, ülkeleri, binaları sıralamak, hizaya sokmak, onları derecelendirmek popüler bir yaklaşımdır. Bir şeyleri sıraladığımızda aklımızda daha çok kalır, sıraladığımızda kimin iyi kimin kötü olduğunu daha çabuk kavrarız, sıraladığımızda nerede durduğumuzu biliriz.

Fortune Dergisi her yıl bir dolu sıralama yapar. Diğer dergiler de boş durmaz. BusinessWeek Dergisi de geçtiğimiz haftalardan birinde “En Çok Bağış Yapanlar”  listesi yaptı. Bir süredir yeri gelsin ve yazayım diye masamın üzerinde bekletiyorum.

Yardımlaşma Artık Çok Moda, Siz de Koşun

Philanthropy, bizim dilimizde yaygın değildir. Pek çok kimse kelimenin anlamını bilmez. Zaten kelime yabancı. Anlamı, yardıma ihtiyacı olanlara el uzatmak, insanı sevmek… Bu anlamda bizim kültürümüze hiç de yabancı değil. Adını her ne koyarsak koyalım, önemli olan içeriğini kavramak ve uygulamak.

ABD’nin önde gelen yardımseverleri Microsoft’un kurucusu Bill Gates ve eşi; Intel’in kurucusu Gordon Moore ve eşi; yatırımcı ve para sihirbazı George Soros, Dell firmasının kurucusu Michael Dell ve eşi, CNN televizyonunun kurucusu Ted Turner… Liste çok uzun. Bu insanların kim olduklarından çok, ne yapmak istedikleri önemli. Ben aradan en tanınmış olanları, bizim tanıdıklarımızı seçtim.

Dikkatimi çeken bir şey var ki, o da, işadamlarının yardım işlerine eşlerini bulaştırmış olmaları. Çift vaziyetinde bu işi yapıyorlar. Artık tam olarak kimin kimi kandırdığı belli değil.

Aklınızdan, vergiden düşüyorlardır gibi düşünceler de geçebilir. Bilmiyorum ve ilgilenmiyorum. Ne yaptıklarına ve kimlerin bu konudan yarar sağladığına bakıyorum ben… Hangi konularda yardım ettiklerine dikkat ettiğim zaman şöyle bir tablo çıkıyor ortaya; sağlık, eğitim, sanat, bilim, çocuk sağlığı, araştırma geliştirme, gençlik, hayvanlar, kütüphanecilik…

Bill Gates’in bugüne kadar 24,976 milyon dolar yardım amaçlı harcama yaptığı, bu harcamaların bugünkü değerinin 46,000 milyon dolara eşit olduğu, söz konusu rakamın toplam servetinin yüzde 54’üne eşit olduğu ileri sürülüyor. Gates’in ilgi alanı eğitim ve sağlık. Yardımlarıyla bir numarada oturuyor.

Dikkatimi çeken bir başka konu da aralarında yaşı geçkin yardımseverler olduğu kadar, çok genç ve daha önünde uzun ömür bulunan kişiler de var. Derginin araştırmasında ortaya çıkardığını ileri sürdüğü ilginç bulgu ise, bu insanların çoğunun, servetlerinin önemli bir bölümünü hayır işlerine, cüzi bir bölümünü ise çocuklarına bırakmaya karar vermiş olmaları.

Tabii kimse çocuğunu zorda bırakmıyor, iyi bir hayat sürebilmesi için yetecek kadar bir gelir bırakıyor ama servetinin çoğunu değil. Yapılan röportajlarda, dünyanın önde gelen hayırseverleri çocukları adına endişelerini dile getirmişler. Bu dünyada çalışmadan sahip oldukları ve olacakları zenginliğin onları mutlu etmek bir yana mutsuz edeceğine inanıyorlar. Bir de kendileri ölmeden kendi kazançlarının nereye aktarıldığını görmek istiyorlar.

İki Türk Bir Araya Gelmez

Doğrudur yardım etmek, ununu elemiş eleğini de duvara asmış insanların hakkı değil. Herkes yardım edebilir. Herkes taşın altına elini koyabilir. Türkler misafirperver ve yardımsever insanlar olarak tanınır.

Ama Türkler plansız programsızlıklarıyla bilinmezler. Aslında plan program bizim yanımızdan bile geçmez…

Türkler çok yardımsever olmalarına karşın nedense hiçbir iş için başkalarıyla bir araya gelmezler. Ortaklık sevmezler. Türkler bireysel tiplerdir. Bulundukları coğrafyanın suyuna ve havasına ters özellikleri bulunur.

Biliyorum, çok başarılı yardım kuruluşlarımız ve hayırseverlerimiz var. Bu kuruluşların sayısı kaç biliyor musunuz? Bu hayırseverlerin sayısı kaç biliyor musunuz? Bu insan ve kurumların yardım için harcadıkları miktar ne kadar biliyor musunuz? Bu insanlar servetlerini ne kadarını ortaya koyuyor biliyor musunuz? Bütün bu toplanan zenginlik Türkiye’nin ne kadarına yardım etmeye yeter biliyor musunuz? Ben bilmiyorum.

Bazı yardımlar ve yardımseverler bir araya gelseler nasıl olur biliyor musunuz? Bence şahane olur.

Geçtiğimiz hafta doğu illerimizden bir tanesinin köylerinden birinde, genç bir öğretmen, öğrencileri ve okulu için acil yardım çağrısı yaptı. Nasıl oldu bilmiyorum, bu çağrıyı ülkenin en saygın haber kanallarından birinde yapabilmeyi başardı.

Bir hafta sonra öğreniyoruz ki, sözü edilen okula o kadar çok yardım yağmış ki, bu yardımların hepsini ne yapacaklarını bilemez hale gelmişler. Aynı öğretmen yine TV ekranında, bu kez diyor ki, yardıma ihtiyacı olan tek okul biz değiliz, yardıma ihtiyacı olan çocuklar yalnızca bizimkiler değiller. Keşke birleşebilsek ve bir bütün olarak bir şeyler yapsak.

Biraz yukarıda ifade etmiştim. Ola ki anlaşılmadı;

Yardım etmek için ölümü tatmanız gerekmiyor. Yardımcı olmak için büyük servetlere sahip olmanız gerekmiyor. Yardım etmek için bir başkasını beklemeniz gerekmiyor. Yardım etmek için hayal kurmanız gerekiyor. Yardım etmek için zamanınızı, enerjinizi, sevginizi, kendinizi ortaya koymanız gerekiyor.

Yardım etmeniz için birilerine dahil olmanız, mümkünse birilerini size dahil etmeniz gerekiyor.

Yardım edecek konu aramanıza gerek yok, çünkü yanı başınızda yardımcı olabileceğiniz birçok konu var. Yardım ettiğinizi kimseyle paylaşmanız gerekmiyor. Kendinize saklayabilir, dünyaya ilan edebilirsiniz. Nasıl isterseniz. Yeter ki, yardım edin.
Bu konuda bizim daha genç kuşaklar olarak, kendimizden sonrakilere örnek olmamız, kendimizden önceki eleğini asanlara da bir zahmet kıpırdamaları gerektiğini anımsatmamız gerekiyor.

Her gün gazete sayfalarında, bar köşelerinde, eğlence mekanlarında, kahve muhabbetlerinde, atıp tutarken, mangalda kül bırakmadığımız zamanlarda… Anımsatalım bu insanlara, topluma katkı kendimize ve hayatımıza katkı demektir.

Bu da Benim Hayalimdi

Şimdi size anlatacaklarım ise benim kurduğum bir hayal ile başladı. Bu sitenin (www.insankaynaklari.com) yöneticilerinin hayalleriyle sürüyor. Uzun yıllar sürdürdüğüm gazetecilik hayatımda, hem kendi işimi yapmayı hem de gazeteciliği bırakmayacağım bir formülü nasıl yakalayacağımı düşünüp durdum. Bir anda olmuyor. Zaman içinde ne yapacağınızı ve nasıl yapacağınızı biliyorsunuz. Türkiye’nin ilk içerik üretimi kurumunu yarattım. Bu benim hayalimdi. Çünkü ülkemizde içeriğe önem verilmediğini düşünüp dururdum.

Düşünüp durmak yetmiyor o zaman buyur yap diyorlar. Eleştirmekle olmuyor. Sahaya çıkmak gerek. Korkmakla da olmuyor, korkunun ecele faydası yok.

Siz de biliyorsunuz ki, ben hayal kurmasını sever hayal kuranlara bayılırım ve bunu da çekinmeden her yerde tekrarlarım. Tek başına hayal kurmak yetmiyor. Hayalinize başkalarını dahil etmek önemli. Hayal hayali yaratır. Hayaller diğer hayalleri tetikler.  Bu içerik kuruluşunu yaratan ekip, şimdi bir başka hayalin peşinde.

İş dünyasının “en zayıf halkası” olduğuna inandığımız gençleri ve genç profesyonelleri, işsizliğin pençesinden kurtarmak, yeni bir iş yeni bir hayat yaratabilmek ve kısacası iş dünyasına entegre edebilme hayali bizimkisi… Hayalimiz, en azından bir kere bir gence “fırsat” vermek.

Kısaca ne yaptığımızı anlatayım; Her şey gönüllülük esasına dayanıyor. Ortada para pul dolaşmıyor. Yılda üç kez  düzenlenen bir yarışmayla gençlere ulaşmaya çabalıyoruz. Üniversite son sınıf öğrencileri ile deneyimi 5 yıl, belki biraz daha fazla olan genç profesyonelleri hedefliyoruz.

Her yarışma kurgusal bir senaryo. Bu senaryo bazı hataları, bazı arzuları, bazı ikilemleri içeriyor. Beraberinde değişik sorular soruluyor. Senaryo ve sorular www.indeksiletisim.com sitesinde yarışmaya katılmak isteyenlerle buluşuyor. Her senaryo profesyonel bir ekip tarafından hazırlanıyor. Yarışmacılar soru ve son olarak hazırladıkları iş ya da strateji planını, her biri önemli pozisyonlarda bulunan  jüri üyelerine sunuyor. Değerlendirme sonunda yarışmada derece alanlara hediyeleri veriliyor.

Bir dakika!!! Hediyelerin hiç biri, yat-kat-at şeklinde değil. Hepsi kişisel gelişimi destekleyen ödüller: Staj ve eğitim. Yani bir fırsat! Ernst and Young Türkiye’nin en köklü hizmet kurumlarından biri. www.insankaynaklari.com ise bayıla bayıla okuduğunuz, hem de yararlandığınız bir site. “İndeks Strateji Yarışması”  ve yarışmaya ilişkin duyurulan  bundan böyle elektronik ortamda burada yer alacak. Sizinle buradan da haberleşebileceğiz. Yarışmanın basın sponsoru Akşam Grubu; Akşam Gazetesi, Platin dergisi ve Radyo Cozmos.

Birinci yarışma yeni sonuçlandı. Finans sektöründe, kurumsal bankacılıktan bireysel bankacılığa geçişte yeni kararlar almak zorunda olan bir kurumun öyküsünü içeriyordu. Bu öykü, tam 8 pırıl pırıl genç yarattı. Aslında onlar vardı, yalnızca biz onları tanıma fırsatı bulduk. Onlar da istedikleri kurumlarda staj yapabilme ya da eğitim alabilme fırsatını yakaladılar.

Yeni Yarışma Perakende

İkinci yarışmanın hangi sektörü kapsadığını açıkladık bile: Perakende. Başlangıç tarihi 05.01.04.www.indeksiletisim.com dan başvurabilirsiniz.

Ödüllere gelince; hiç de yabana atılır gibi değil. Birincisinden de zengin:

Siemens: Yıl boyunca 5 kişiye staj ve her yarışmada bir kişiye cep telefonu,
Superonline: Her yarışmadan 5 kişiye staj ve ilk 5’e internet paketi,
E-Store: Yıl boyunca 4 kişiye staj ve bir kişiye 250 milyonluk hediye çeki,
ODTÜ: Bir kişiye üniversite sonrası sertifika programı
Era Eğitim ve Danışmanlık: Hem senaryoyu hazırlıyor, içerik sponsorluğu yapıyor, hem de ilk 10’a ücretsiz satış ve pazarlama eğitimi,
Yapı Kredi Kültür Yayınları: İlk 10’a 3’er kitaptan oluşan kitap seti,
Platin Dergisi: Her yarışmada bir kişiye 6 aylık abonelik,
Deniz Bank: Her yarışmada 3 kişiye staj,
Aiesec: Her yarışmada 3 kişiye yurtdışı staj olanağı,
Yaşar Holding: Her yarışmadan en az 3 kişiye staj olanağı
The Mba Club: Her yarışmada tecrübeli 10 kişiye yönetim ve iş idaresi eğitimi, her yarışmada 3 öğrenciye staj olanağı,
Netaş: Her yarışmadan 3 kişiye staj olanağı
Vestel: Her yarışmada bir bilgisayar ve bir kişiye staj olanağı
Bilgi Üniversitesi: Tecrübeli bir kişiye Türkçe e-mba programı,
Oracle: Her yarışmada 2 kişiye staj olanağı,
Bayındır Hayat Sigorta: 3 kişiye acil sağlık sigortası ve her yarışmadan iki kişiye staj olanağı
Ernst & Young: Her yarışmada 2 kişiye staj olanağı sunuyorlar.

Burcu’nun Mesajı Var

Bu yarışma bundan sonra hiçbir kuruluşun ya da hiçbir kişinin değil. Bu yarışma bundan sonra tüm Türk gençlerinin. Gördüğünüz gibi hediyelerin hiçbiri kalıcı değil. Onları gençlere geçici bir süre için veriyoruz. Adı üstünde staj… Stajda kendisini kanıtlayıp, o iş yerinde işe girme olanağı bulsun diye… Adı üstünde eğitim… Bilgilerini tazelesin, fikirlerine netleştirip geliştirsin diye…

İlk yarışmanın birincisi Burcu’nun ödül töreninden hemen sonra bana attığı mailin bir bölümünü sizinle paylaşacağım;

“Merhaba ben Burcu Erdem Yılmaz.
…Öncelikle, dün gece aslında içimde paylaşacak ve söyleyecek çok şey olduğu halde duygularımı bir türlü ifade edemediğimi belirtmek isterim. Ancak, size biraz sonra söyleyeceklerimi ifade etmezsem içimde kalacağını hissediyorum. Hem, belki de belirteceğim duygular, benim gibi, benim durumumda bulunan birçok insanın hissettiği çok daha geniş kapsamlı bir duygu ifadesi olacak.

…Türkiye’de ne yazık çok az bulunan kendini anlatabilme platformunun kapılarını  kendi çabalarıyla aralamalarını sağlamada, başrolü oynadığınız için tebrik ediyorum.

Evet, ülkemizin bunu birebir yaşayan bir bireyi olarak ne yazık ki en büyük eksikliğin, insanların sadece kendi çabalarıyla kendilerini ifade edebilme ortamlarının bulunmaması ya da çok az olması.

Oysaki ülkemizde kariyer hayatında mutsuz olan ya da umutsuz olarak iş hayatında istihdam edilmeye çalışan ya da daha istihdam arayışına girmeden şansını yurtdışında aramaya çabalayan o kadar çok insan var ki… Ülkeyi ileri götürmek için en gerekli olan 2 temel unsur var… Bana göre bu 2 unsur. Kapasite ve inanç.

Ben, ülkemizdeki gençlerin, ülkemizi ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel açıdan çok ileriye götürebilecek çok güçlü bir kapasiteye sahip olmalarına karşın, bu kapasitelerini kullanabilecekleri alanlarda kendilerini kanıtlama şanslarının olmamasından  ya da çok düşük olmasından  dolayı inançlarının giderek azaldığını düşünüyor ve hissediyorum…”

Dün Dündür, Bugün Bugün

Bill Gates kadar zengin, onun kadar akıllı olmak zorunda değiliz. Bir şeylerin ucundan tutabiliriz. Artık yalnızca kendi evimizin önünü süpürerek hayatı sürdüreceğimiz günler geride kaldı. Mahalleyi, kenti ve ülkeyi süpürmeliyiz. Artık kapımızı kapatıp, evde huzur bulduğumuz günler geride kaldı. Başkalarının evlerine de huzur getirmeliyiz. Kendi çocuğumuzu en iyi okullarda ve şartlarda okutarak, ona iyi bir hayat verme şansını yitirdik. Başkalarının çocuklarını da aynı çıtaya taşımak için çabalamalıyız. Bugüne kadar kendi küçük dünyalarımızda yaşadık. Adına küreselleşme denen şey, yalnızca o büyük dünyanın sınırlarını ortadan kaldırmakla kalmadı, bizim küçük dünyalarımızın duvarlarını da yıktı.

Hayallerinizi yıkmayın. Eski bildiklerinizi rafa kaldırın. Şimdi yeni hayaller kurma zamanı.
Sevgiyle kalın.

 

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir