İnternet, Araba Kadar Tehlikeli

Cenk Serdar. Turkcell’den Vodafone Türkiye’ye transfer oldu. Doğru zamanda doğru yerde olmak iyi bir şey… Küçük-büyük firma ayırımını, sektör tercihini zamanında iyi ve planlı yapıyor. Hızla ilerleyen bir kariyer öyküsü var.

Bir de çalışmalarına sığdırdığı beyin ve aşk ilişkisi… Bu ilişkiyi en mekanik nasıl okurum diyorsanız, Cenk Serdar röportajına hızla bir giriş yapın derim. Cenk Serdar, Vodafone Global, Data ve Komünikasyon Servisleri Direktörü hoş geldiniz.

Yaprak Özer: Komünikasyon/data birleşince aslında halk diliyle internet mi demeliyim?

Cenk Serdar: Data yerine internet demek daha doğru, aynen öyle. Mobil operatörler baktığınız zaman aslında birkaç tane temel iş yapıyorlar. Bunlardan bir tanesi sizi konuşturuyorlar. Biz buna ses hizmetleri diyoruz. Bir ikinci hizmet, SMS ya da mesajlaşma dediğimiz hizmeti veriyorlar. Bir üçüncüsü de özellikle son birkaç senedir sizi mobil internetle hayata bağlıyor. Bu üç tane işi yapıyorlar.

Yaprak Özer: Özetle hayatımızı değiştiriyorlar.

Cenk Serdar: Hayatınızı değiştiriyorlar.  Sizin hayatınızı kolaylaştırıyorlar, bazen de zorlaştırıyorlar daha karmaşık hale getirip. Ama temelde aslında bu üç tane işi yapıyorlar. Ben bu üç tane işi aslında kabaca servis tarafında yapıyorum.

Yaprak Özer: Bütün dünya için değil mi?

Cenk Serdar:Evet, dünyada hizmet verdiğimiz bütün ülkelerde.

Yaprak Özer: Kaç ülke?

Cenk Serdar:Şu anda 30 civarında ülkede hizmet veriyoruz.

Yaprak Özer: Çalıştığınız coğrafyanın büyüklüğü nedir?

Cenk Serdar:Tabi, istiyorsanız rakam verelim yani kabaca ciro olarak baktığınız zaman yaklaşık 45 milyar sterlin civarında ya da 70 milyar dolar bugünkü kurla baktığımız zaman. Abone sayısı olarak baktığımız zamansa yaklaşık 400 milyon civarında.

Yaprak Özer: Siz, dikkat ettim, 3 telefon, 2 tane iPad’le dolaşıyorsunuz… Bu nasıl bir hayat?

 

Cenk Serdar: Aslında gerçek sayı bundan da fazla. İster istemez bu işin içinde olduğunuz zaman hem her türlü teknolojiyi ve alternatifi takip etmek durumundasınız. Hem de verdiğimiz hizmetlerin çoğunu biz bu cihazlarla beraber test ediyoruz.

 

Yaprak Özer: Bir cihazda toplasanız olmuyor mu?

Cenk Serdar: Ama siz zaten benim gibi değilseniz normal bir kullanıcıysanız size zaten bir tane, hadi bir tane telefon bir tane tablet dediğimiz cihaz yeterli olur.

 

Yaprak Özer: 7/24 bağlantılı bir hayata geçtik çok kolay ve zor bir hayat. Eskiden daha rahatmışız diye düşünüyorum.

Cenk Serdar: Eskiden evet şöyle daha kolaydı sadece telefonla görüşüyorduk. Bir de belki bizler hatırlarız ben Ankaralıyım. Gidip Kızılay Meydanı’nda sırada kuyrukta bir saat bekleyip evi aramak için vakit harcadığımı hatırlıyorum. Hatta yatılı okudum, yatılı okulda da hayat aynen böyleydi. Ankesörlü telefonlar… Hatta servis verenler duymasınlar biz onlara ip bağlayıp jetonları geri çekerdik öğrenci aklıyla.

 

Yaprak Özer: Teknik olarak mümkün yani… Ben hep bir fantezi sanmışımdır.

Cenk Serdar:Yok, yok. Teknik olarak mümkün, eski telefonlarda mümkündü en azından. Şimdi çok akıl veriyor olmayalım fakat sonra hayatımıza mobil servis sağlayıcılar girdi. İlk başta ses hizmeti veriliyordu o tuğla gibi büyük telefonlarla. Sonra önce telefonlar küçüldüler, cebimize gerçekten sığar hale geldiler.

Yaprak Özer: İlk cep telefonu 1973 yani çok uzun seneler önce de değil ondan sonra bu Motorola’lar ve bunlar 850 gram ağırlığında ve 25 santim uzunluğunda cihazlar aslında.

Cenk Serdar: Tabi tabii tuğla gibiydi. Eski filmlerde hala örneklerini görmek mümkün.

Yaprak Özer: Nereden nereye bu kadar kısa zamanda aslında.

Cenk Serdar:Aynen öyle. Bir de şeye bakmak lazım aslında o telefonların yapabildiğiyle bugün şu anda cebimizde taşıdığımız telefonların yapabildikleri arasında dağlar kadar fark var.

Yaprak Özer: Şimdi ben bu mobil hayata geleceğim ama önce sizin hayatınızı şöyle bir eksenimize oturtalım. Siz nereden geliyorsunuz nereye gidiyorsunuz? Rakip firmadan, hem de üst düzey pozisyonda yurt dışına rakip firmaya gittiniz… Kariyer çizginiz enteresan. Birkaç defa yurtdışında bulunmuşsunuz.

Cenk Serdar: Bir kısmı bilinçli bir kısmı da biraz da rüzgarla oldu diyelim tabiri caizse. Aslında ben hep şunu yapmak istiyordum. Eğitim olarak baktığınız zaman, endüstri mühendisiyim. Daha sonra da 2 tane master yaptım; biri Bilgi Sistemleri üzerine, biri de işletme üzerine. Mümkün olduğu kadar bir alanda sadece saplı kalmamak hem sektör olarak hem de faaliyet alanı olarak farklı alanlarda çalışmayı tercih ettim; çünkü ancak bunu böyle yaptığınız zaman büyük resme hakim oluyorsunuz. Sadece belli bir alanda özelleşirseniz ya da belli bir sektörde kalırsanız ister istemez dünyaya bakışınız da o pencereden oluyor.

Yaprak Özer: Bu kısmı hayatımızın çok bilinçli kısmı.

Cenk Serdar: Bir kısmı bilinçliydi. Tabi belli yerlerde çalışınca özellikle aynı gruplarda çalışınca da birbirinden farklı işlere de orada “expose” olma şansınız oluyor. Bir kısmı da öyle gerçekleşti. O yüzden finanstan teknolojiye, teknolojiden mobil telekomünikasyona, bir ara hatta otomotiv sektörüne kadar çok farklı işleri yaptım.

Yaprak Özer: Çalıştığınız dönemlerde çalıştığınız sektörler tesadüf olamayacak kadar başarılıydı.

Cenk Serdar: Aynen öyle.

Yaprak Özer: Bu kadar bilinçle mi hareket ettiniz?

Cenk Serdar: Onu biraz da şundan yapıyorsunuz, eğer gerçekten bazı şeyleri çok hızlı öğrenmek istiyorsanız ve belli noktalara çabuk gelmek istiyorsanız yükselen sektörlerde olmak her zaman avantajlı. Hem kaynaklar çok daha fazla… Bunun en güzel örneği 1990’larda, 2000’lerin başında Türkiye’de finans sektörü bu alanda ve hala da çok iyi durumda, çok öncü durumdaydı çok ciddi kaynakları vardı. Çok genç ekipler tarafından yönetiliyorlardı. Türkiye’de bir ara en büyük 4 bankanın genel müdürlerinin averaj yaşı 40 civarıydı. E haliyle bütün kadrolar da ona bağlı olarak çok gençti. Böyle kadrolarla beraber çalışınca tabi çok daha yenilik, yeni işleri yapmak bazı işler hayata geçirmek çok daha kolay oluyor. Aynı rüzgar belli bir noktada telekomünikasyon sektöründe esmeye başladı. O yüzden de ben mümkün olduğu kadar bu rüzgarları takip etmeye o alanlarda, o şirketlerde, o sektörlerde çalışmaya gayret ettim. Bir de bunların dışında şuna da dikkat ettim; şimdi bazı alanlarda güçlü olabilirsiniz ama örneğin ben teknoloji şirketlerinde çalışmakla beraber teknolojiyi hiç yönetmediğimi fark ettiğim için yurtdışında bir görevi kabul ettim. Ve gittim finans sektöründe yurtdışında Hollanda’da iki sene görev yaptım. Daha sonra tekrar Türkiye’ye geldim. Böylelikle hem o yurtdışı tecrübesini hem de teknoloji yöneticiliğini bir arada yapma imkanı buldum. Mesela bu da bilinçli bir seçim.

Yaprak Özer: Bundan sonra gidiş nereye?

Cenk Serdar: Bir kere herhalde büyük bir ihtimalle bu sektörde devam edeceğim bir sene daha.

 

Yaprak Özer: Çünkü en popüler sektör, öyle mi?

Cenk Serdar: Hem popüler hem de bu sektörün en güzel yanı bu sektörde sıkılmaya hiç şansınız yok. Yani bu sektörde ben her sabah kalktığımda yine yeni 10 tane şey olmuş diyerek hatta bazen de yoruluyorum o kadar çok değişiklik oluyor ki takip etmeniz bile mümkün değil. Bunun getirdiği bir dinamizm var. O yüzden hiçbir zaman ben aynı işte çalışıyorum çok sıkıldım diyebileceğim bir durum söz konusu olmadı.

Yaprak Özer: Sizin aynı şirkette pozisyonunuz da değişti galiba değil mi?

Cenk Serdar: Doğru. Şimdi son bir senedir data ve komünikasyondan sorumluyum. Daha önce finansal servislerin başındaydım.

 

Yaprak Özer: Yani Türkiye’den oraya transferiniz aslında finansal servislerin başına geçmek üzere olmuştu değil mi?

Cenk Serdar: Evet, benim finans daha doğrusu bankacılık tecrübem ve teknoloji tecrübem olunca, o ikisini bir araya getirip böyle bir pozisyona geçmek çok daha tabi doğru bir yaklaşımdı. Ve yaptığımız şey de aslında şu anda 8 ülkede, ve bunların hepsi gelişmekte olan ülkeler, 27 milyona hizmet veren ve bankacılıkla hiç tanışmamış insanlara aslında bankacılığı tanıştıran altyapıyı kurduk ve bu hizmeti veriyorum şu anda.

Yaprak Özer: Siz 2 kere de CEO’luk yapmışsınız. Bu enteresan geldi yani herkesin hayatında hayli gençsiniz, kariyer yıllarına böyle bir şey sığdırmak ilginç. Bunun yanı sıra daha sonraki yıllarda da CEO’ya bağlı pozisyonlarda çalışmışsınız… Enteresan. Şunu mu anlamalıyım, insan zaman zaman kariyerinde farklı noktalarda biraz kenarda durabilir, biraz yukarı çıkabilir, U dönüşü yapabilir…

Cenk Serdar: Bir yandan aslında bahsettiğiniz nedenler geçerli bir yandan da tabi bunların her birinin büyüklükleri, çalıştıkları ya da içinde bulundukları alanlar çok farklı o yüzden hani aslında birebir birbiriyle kıyaslamak da çok kolay değil ve hepsinin getirdiği çok ayrı tecrübeler var. Yani bahsettiğiniz şirketlerin bazıları Türkiye bazlı nispeten çok belli alanlarda çalışan şirketlerdi. Şu anda yaptığım iş ya da bir önceki iş biraz daha global, daha belki büyük pencereden ya da daha helikopter bakışıyla bakmayı sağlayan pozisyonlar. Belki böyle açıklamak daha mümkün.

Yaprak Özer: Büyük yerde daha küçük bir pozisyon mu küçük yerde büyük bir pozisyon mu? Hangisi daha iyidir?

Cenk Serdar: O biraz da sizin tabi kişiliğinize çok bağlı. Hayatın hangi yılı, çalışma hayatınızın hangi evresinde olduğunuza bağlı. Hayattan ne beklediğinize çok bağlı. Yani öyle çok net bir cevap vermek çok zor o yüzden kişinin biraz da kendisiyle çok ilgili. Ama şöyle anlatmak mümkün eğer çok geniş tecrübeler kazanmak istiyorsanız, sadece birini yaparak o tecrübeyi kazanamıyorsunuz. Yani bazen küçük bir şirkette genel müdür olacaksınız. Onun getirdiği en büyük avantaj hem o küçük parçanın hepsini siz yönetiyorsunuz hem de çok farklı belki de hayatınızda göremeyeceğiniz detaylara genel müdür pozisyonunda olmakla beraber girme şansını alıyorsunuz. Çok daha büyük organizasyonlarda çalıştığınız zaman belki o tepeden yönetme imkanına o noktada sahip olmuyorsunuz ama orada da bambaşka bir tecrübe kazanıyorsunuz. Artık büyük bir çarkın parçası olarak, özellikle global şirketlerde bu çok önemli, hayatta kalmayı, ayakta durmayı ve o çarkın bozulmadan yönetilmesini sağlamayı öğreniyorsunuz. Bunlar çok farklı tecrübeler.

Yaprak Özer: Karar alma mekanizmaları birbirinden farklı herhalde değil mi? Küçük şirketin çok hızlı çok ani manevralarla farklı kararlar alabiliyor olması, başındaki kişinin aslında riski kucaklamasıyla orantılı olsa gerek. Şimdi bulunduğunuz yer öyle bir şey değil, değil mi?

Cenk Serdar: Doğru, burada da var fakat ister istemez bazı dengeleri gözetmeniz lazım çok daha büyük, özellikle global şirketlerde. Ben onu şöyle açıklıyorum aslında; özellikle küçük şirketlerin getirdiği en büyük avantaj sizin de belirttiğiniz gibi kendiniz günün sonunda, tabi ki bir ekip içinde karar veriyorsunuz ama günün sonunda son sözü genelde siz söylüyorsunuz. Daha büyük ekiplerde çalıştığınız zaman aslında o takım oyununu daha iyi algılama şansınız oluyor çünkü günün sonunda sadece sizin dediğiniz ister istemez olmuyor. Hele global şirketlerde, 30’a yakın ülkede çok farklı kültürlerle ve çok farklı dinamiklerle yönetilen aslında yapılarda ister istemez çok daha farklı yanlarınızı ve yönlerinizi geliştirme imkanı buluyorsunuz. O yüzden bence ikisi birbirini çok tamamlayıcı öğeler. Özellikle de ileriki hayatınızda çok farklı deneyimleri bir arada bir potada eritmek istiyorsanız bu ikisini beraber baştan almanız lazım.

Yaprak Özer: Enteresan aslında. Şu an Londra’dasınız. Londra bir dönem küresel ekonominin kalbiydi şimdi…  Londra’da olmak ya da işte New York’ta olmak eskisi kadar cazip mi? Biz şu anda yükselen bir trend içerisinde olduğumuz kanaatindeyiz Türkiye olarak. Böyle baktığınızda nasıl görüyorsunuz?

Cenk Serdar: Ben şöyle bir örnekle cevap vereyim. Benim ekibimde 15 tane farklı ülkeden insanlar var. Yani aslında Birleşmiş Milletler şeklinde bir yapıda çalışıyorum. Benim ekibimde Türkiye’den ev satın alanlar var, Türkiye’ye gelip çalışmak isteyen  var. On sene öncesine kıyasla baktığımız zaman inanılmaz bir talep var Türkiye’ye. Belki sorunuzu şöyle de cevaplamak mümkün, eskiden dışarı çıkmak çok önemliydi. İşte bir Amerika’da okumak ya da çalışmak, Avrupa’ya gitmek çalışmak, çok önemliydi ama şimdi Türkiye… Ve bu sadece Türkiye için geçerli değil buna gelişmekte olan aslında Hindistan, Çin ve Brezilya gibi ülkeleri de katmak lazım, bu ülkelerde çalışmak çok daha kıymetli hale geldi. En güzel örnek de şu; şu anda Avrupa ciddi bir krizden geçiyor ve Avrupa’da buna keza Amerika gibi ülkeler de dahil, gelişmekte olan ülkelerde yöneticilik yapmış insanları daha çok tercih etmeye başladılar. Niye? Çünkü onlar bu süreçlerden belki de hayatlarında ya da uzunca bir zamandır ilk defa geçecekler. O yüzden aslında bizim gibi ülkelerde çalışmış olmak özellikle bizim yaşımızdaki insanlar için çünkü son 10 senede ciddi bir kriz yaşanmadığı için bu tecrübeleri edinmek için ister istemez biraz daha farklı yaşlarda olmak gerekiyor. Ama büyük şirketlere bakın; birkaç tanesini hepimiz biliyoruz, artık bunların başına hep Türk yöneticiler atanmaya başladı ve bu bizim için gurur verici bir şey.

Yaprak Özer: Sizi niye seçtiler?

Cenk Serdar: Bunu tabi ki çok detaylı anlatmak belki çok kolay değil ama şunlardan olduğunu düşünüyorum: birincisi, ilk gittiğim pozisyon finansal hizmetler olduğu için mobil operatörü de finansal hizmetleri, yani bu ikisini bir arada yapabilen, dünyada o iki deneyimi kazanmış çok fazla insan yok. Bir sebebi buydu çünkü benim hem finansal hizmetler hem de telekomünikasyon geçmişim vardı ama devamındaki o data ve komünikasyonda ben 94’ten beri internet ve mobil sektörünün içindeyim. Baktığınız zaman bu sektörde çok, yani asırlık bir tecrübe olarak kabul ediliyor çünkü sektörün zaten kendisi çok yeni. İnternet ticari anlamda hayatımıza 94’te girdi ve ben de o sene tanıştım. Yani haliyle 18 sene hem mobil dünyayı hem sabit dünyayı tanıyınca bir de farklı sektör tecrübelerini bununla bir araya getirince, ister istemez zaten bu pozisyonlarda daha rahat çalışıyorsunuz.

Yaprak Özer: Benim sizinle ilgili merak ettiğim konulardan bir tanesi, yakın geçmişte ne yaptığını bilemediğim bir titriniz var: “katma değerli hizmetler”.

Cenk Serdar: Onu babam da bir türlü öğrenemedi çünkü ondan öncede alternatif dağıtım kanallarında finansal sektörde çalışıyordum. Kendisi benim ne yaptığımı anlayamadan uzunca bir zaman geçirdik. Katma değerli servisler aslında oradaki tanımıyla ses dışındaki tüm hizmetler. Yani bunun içine mesajlaşma da giriyor, mobil internet de giriyor, içerik servisleri de giriyor. İçerik servislerinden kasıt da belki de hatırlarsınız eskiden gidip şarkınızı mobil operatörden satın alıyordunuz… Videoyu, resimleri mobil operatörden satın alıyordunuz… Bunların hepsine içerik servisler adı veriliyor. Hala da bu böyledir, bu hizmetler ama belki de daha heyecanlısı ve özellikle bizim ülke için çok önemli olan yanı, bunun yanında mobil reklamcılık ki Türkiye mobil reklam konusunda dünyadaki öncü ülkelerden bir tanesidir.

Yaprak Özer: Nasıl oluyor, biz bu noktalarda ileriye sıçrama yapabiliyoruz?

Cenk Serdar: Birkaç sebebi var ama inanılmaz genç ve dinamik bir nüfusa sahibiz. Biz bunu hep söylüyoruz ama bunu anlamak için bence ülkenin dışına çıkmak orada işe yarıyor. Yani bugün Avrupa’da şirketlerdeki yaş ortalamalarına ve nüfusa baktığınız zaman Avrupa’daki yaş ortalaması 45. Türkiye’de 25’lerden bahsediyoruz, bu çok ciddi fark. Ve bu nüfus birçok yeniliğe çok açık, bu birinci sebep. İkinci sebep de aslında biraz önce değinmeye çalıştık; finans, telekomünikasyon gibi bir takım öncü sektörler var. Türkiye’de bu sektörlerin gerek çalışanları ve yöneticileri çok genç ve dinamik ve bu yeniliklere çok açıklar gerekse bu şirketlerin yatırım yapacak özellikle geçtiğimiz 5-10 senelik perspektifte, hem güçleri vardı hem de vizyonları vardı. O yüzden de biz bu alanlarda çok başarı olduk. Bir ikinci alan mobil reklamın yanında mobil finans. Türkiye bu anlamda da öncü oyunculardan bir tanesi dünyada.

Yaprak Özer: Bunlar da mı hep katma değerli servislerin içerisindeydi?

Cenk Serdar: Tabi tabii, katma değerli servislerin içinde. Hayatın kendisi diye düşünebilirsiniz. Mobil olarak yapılan hayatın içindeki her türlü hizmet. Mesela mobil imzadan bir örnek hemen verelim. Bugün mobil imza dediğimiz hizmetle siz Türkiye’de 10’dan fazla bankanın internet sitesine ya da ATM’lerine gidip hiç başka bir şeye ihtiyaç duymadan, tek bir şifreyle birden fazla banka kullanıyorsanız, ATM kartınızı yanınıza almadan ya da o internet şubesine gidip aynı şifreyle güvenli bir şekilde girebilirsiniz. Aynı şekilde devletin, e-devlet ve benzeri sitelerine de aynı şifreyle girebilirsiniz. Yani aslında ülke bazında bir kimliğiniz olduğunu düşünün. Bizde nüfus cüzdanı var, bu nüfus cüzdanının elektronik versiyonunu mobil operatörler olarak hayata geçirdiğimizi düşünün.

Yaprak Özer: Bunun bir de ürkütücü tarafı var geçmişte bireyi takip edebilmek mümkün değildi ama şimdi hemen her noktadan izlenmesi çok kolay. Kimlik numarasından, banka hesaplarına, yaptığı alışverişe, alışverişten çıkan bilgilerle davranış şekillerine kadar giden korkutucu bir şey var aslında.

Cenk Serdar: Doğru ama bu her şey için geçerli. Arabayı da doğru kullanırsanız çok faydalı bir araç, yanlış kullanırsanız çok tehlikeli bir araç.

 

Yaprak Özer: Tamam bakışlarınızdan anladım zaten. Korkunun ecele faydası yok, geçmiş olsun diyorsunuz.

Cenk Serdar: Belki bir de şunu eklemek lazım; siz biz böyle düşünüyor olabiliriz ama özellikle 20-25 yaşın altına baktığınız zaman gençler çok farklı düşünüyorlar. Biz ona Facebook jenerasyonu diyoruz. Onlar zaten her türlü bilgilerini gayet güzel bir şekilde paylaşıyorlar çok da fazla endişeleri yok ama şunda haklısınız bunları dikkatli kullanmak lazım.

Yaprak Özer: Gelecek nasıl bir gelecek olacak? Bizi ne bekliyor? Siz geleceği yaratmakta olan sektörlerden birindesiniz, kendinizi tarih yazıyor gibi hissediyor musunuz?

 

Cenk Serdar: İster istemez öyle hissediyorsunuz kendinizi ama artık o tarihin sizin kontrolünüzde olmadığını da çok iyi fark ediyorsunuz sebebi de şu, özellikle mobil operatörler olarak birçok servisi, işte biraz önce katma değerli servisler diye girdik sohbete, biz aslında kontrol ediyorduk, biz aslında tüketicilere sunuyorduk. Şimdi bu marketler çıktı diyelim bunu bütün telefon üreticilerinin ya da bütün aslında alanlarda bu tip marketler var. Bu marketlerin getirdiği en güzel şeylerden bir tanesi şu oldu; hep deriz ya iki tane genç garajda şirket yaratmışlar diye, şimdi milyonlarca böyle örneği her gün görmek mümkün. Yani bugün bu şeylerden bir tanesine cep telefonunuzla girin bakın o kadar çok alanda, o kadar çok farklı servisi, o kadar çok farklı firma veriyor ki o yüzden artık gelecek sizin tekelinizde değil zaten.

Yaprak Özer: Doğru, değil.

Cenk Serdar: Gelecek kimsenin tekelinde değil ve yani iki sene sonra ne olacağını inanın bizler de çok fazla kestiremiyoruz.

Yaprak Özer: Bir Telekom servis firması olarak gelişmekte olan ülkelere finans hizmeti götürüyorsunuz… Bakacak olursak bambaşka bir dünyaya doğru gidiyoruz.

Cenk Serdar: Şimdi Kenya’ya gittiğinizi hayal edin. Kenya bir Afrika ülkesi, yaklaşık 40 milyon nüfusu var ve bize göre çok daha fakir bir ülke. Kenya’nın en büyük özelliği bankacılık sisteminin çok fazla gelişmemiş olması. Yani orada gidip kredi kartınızla ödeme yapmak istediğinizde çok zorlanırsınız ancak çok büyük otellerde ve birkaç yerde geçerli. Bankacılık sistemi yine çok yaygın değil. Orada halkın aslında birbiriyle güvenli bir şekilde alışveriş yapması ve ticaretin gelişmesi için gerekli şartlar olgunlaşmış değildi. Biz birkaç sene önce gidip şunu yapmaya çalıştık, dedik ki biz bir Telekom operatörüyüz ama çok yaygın bir ağımız var. Bunu her şeyden önce banka şubeleri gibi kullanabilir miyiz? Bu resmin birinci tarafını çözdü. İkinci tarafı güven. Yani bankacılığın en büyük aslında temel dayanağı güven. Telekom operatörleri özellikle gelişmekte olan ülkelerde en güvenilen kurumlar. Yani bakın güven listesinde en tepede genelde Telekom operatörlerini görürsünüz. Bu özellikle Afrika’da ve Güney Asya çok daha geçerli olan bir faktör. Bu güven unsuru da bizim açımızdan çok pozitifti. Üçüncü yaptığımız işte çok iyi bir altyapı kurduk ve bunu çok basit bir şekilde yaptık. Bunu en basit telefonda çalışabilir olarak mümkün kıldık, yani 10, 20, 30 dolarlık telefonları hayal edin. Üstünde çok fazla şey yapamayacağınız  yani bizim şu anda kullandığımız telefonlarla alakası bile olmayan basitlikte telefonları…

Yaprak Özer: Ne yapıyorsunuz onlarla?

Cenk Serdar: Bu hizmeti o telefonlarda veriyoruz. Şimdi bugün Kenya’ya gittiğinizde taksiye binin. Belli bir mesafe gittikten sonra diyelim ki 100 Şilin tuttu taksi ücreti. Taksi şoförünün zaten cep telefonu numarası taksi plakası gibi yazar hemen önünde. Tek yapmanız gereken şey kendi telefonunuzdan servise giriyorsunuz, şoförün telefon numarasını yazıyorsunuz altına miktar yazıyorsunuz, gönder tuşuna basıyorsunuz ve bitti.

Yaprak Özer: Bir ödeme şekli olarak kabul görüyor.

Cenk Serdar: Şoför de anında parayı alıyor.

Yaprak Özer: Ama bankacılık sistemi gelişmemiş olan, gelişmekte olan ya da az gelişmiş bir ülke.

Cenk Serdar: Şöyle bir örnek vereyim, rakamın belki hani büyüklüğünü anlatması açısından çok ilginç olabilir. Kenya’da gayri safi milli hasılanın geçen sene yüzde 20’siydi bizim ulaştığımız büyüklük. Bu sene üçte birine kadar gelecek neredeyse, korkunç bir rakam.

Yaprak Özer: Peki Kenya’da böyle bir şey olurken Türkiye’de mesela olmaması, biz hala bunu yapmıyoruz.

Cenk Serdar: Türkiye’de de çalışmalar var ama Türkiye’de daha farklı versiyonları yapılıyor. Bunlardan bir tanesi bu temassız ödeme dediğimiz uygulama. Temassız ödeme de şöyle çalışıyor; bugün bazılarımızın kartlarında vardır gittiğiniz zaman herhangi bir yere ödeme yapmak istediğiniz zaman kartınızı sadece dokundurarak hatta belli bir noktada sadece yaklaştırarak bile ödeme yapmak mümkün. Şimdi bu kartları tek tek cebinizde, cüzdanınızda taşıyacağınıza cep telefonunuzda taşıdığınızı düşünün

 

Yaprak Özer: Korkutucu bir şey.

Cenk Serdar: Artı bir de bugünkünden daha fazla şey yapabildiğinizi çünkü o kredi kartında ne kadar limit kaldığını göremiyorsunuz. Evet, bazı şeyler korkutucu ama bazı şeyler de kullanıcı adına güzel şeyler.  Mesela bugün limitinizi görmek istemez misiniz?

Yaprak Özer: Dokunmadan, temassız bir hayata mı doğru gidiyoruz?

 

Cenk Serdar: Birkaç sene önce fantastikti ama şöyle bir evrimden geçtik hep beraber. Önce tuşlu telefonlarımız vardı sonra gerçekten dokunmatik telefonlarımız olmaya başladı. Bir sonraki evrede de sizin de dediğiniz gibi aslında hiç dokunmadan yaşayacağımız bir hayata gidiyoruz. Bunun en güzel örneği de bugün bir tablet aldığınız zaman oradaki en büyük problem işte klavyesiz bir telefonunuz varsa

onun klavyesi küçüktür ya da yoktur ve uzun bir şey yazmak çok zordur. Bugün aslında yeni cihazlar çıktı. Küçücük bir cihaz alıyorsunuz, o cihazın düğmesini açıyorsunuz size sanal bir klavye yansıtıyor masaya ve kocaman bir klavye halini alıyor. İşiniz bitince zaten küçücük bir alet şu kadar şu büyüklükte bir alet, hop onu cebinize koyuyorsunuz klavyeniz cebinizde ama büyük bir klavye taşımanıza gerek yok. Buna benzer örnekler çoğalıyor. Bir de mesela katlanabilir telefonlar ya da cihazlar hayatımıza girmeye başlayacak.

Yaprak Özer: Zaten küçük bizim daha fazla katlamaya neden ihtiyacımız var?

Cenk Serdar:Şimdi, iki tane cihazın arasında gidip geliyoruz kullanıcılar olarak. Bunlardan bir tanesi tablet dediğimiz daha büyük aletler niye işte onlarla film seyrediyoruz, internette dolaşmak daha kolay. Bir de küçük cep telefonlarımız var. özellikle kadınların hayatı biraz daha kolay, çantaları olduğu için biz beyler o tabletleri cebimizde taşıyamıyoruz. Bu ikisinin arasında cihazlar çıkacak bunların bazıları rulo haline gelecek. Aynen bir kağıdı rulo ettiğinizi düşünün. Ekranları rulo hale getireceksiniz. Daha kullanılabilir olanları ise katlanabiliyor.

Yaprak Özer: Yani aynı anda hem konuşacağım…

Cenk Serdar: Büyük bir tablet düşünün. 4’e katladığınızı düşünün, cebinize koyduğunuzu düşünün ve telefon büyüklüğünde bir cihaz olduğunu düşünün… İster konuşuyorsunuz, isterseniz açıyorsunuz onu büyük hale getiriyorsunuz, internette dolaşıp film seyredebiliyorsunuz.

 

Yaprak Özer: Bu teknoloji harikalarının ticari hayata, yani bizlerin hayatına geçmesi mümkün olacak mı?

Cenk Serdar: Olacak. Önemli olan orada tabi bunların bir de kullanıcısına kolay kullanabilir hale gelmesi. Tabletler hayatımızda yıllardır vardı. Son 2-3 senenin icatları değiller ama bu kadar kullanılır hale gelmeleri son 2-3 senede oldu.

Yaprak Özer: Peki başka neler bekliyor bizi? Nelerin üstünde çalışıyorsunuz?

Cenk Serdar: Bir kere bundan sonra birçok hizmeti data üzerinden alacaksınız. Hep bahsediyoruz ya data ve komünikasyon diye, komünikasyonun aslında hepsi datanın üzerine kayacak. Bu da şu demek, siz artık cep telefonunuzu aldığınız zaman sadece internet bağlantısını düşüneceksiniz, onun dışındaki her şey servis halini alacak. Bizim üzerinde çalıştığımız konulardan bir tanesi bu. Çok yakın bir zamanda lansmanını yapacağız dünyadaki bazı belirli operatörler olarak.

 

Yaprak Özer: Somut örneklerle gidelim anlaması kolay olsun.

Cenk Serdar:Tabiki. Bugün cep telefonunuzu aldığınız zaman beni aramak isterseniz ya da mesaj göndermek isterseniz çok kolay. Giriyorsunuz adres defterinize benim ismimi seçiyorsunuz ondan sonrası kolay. Başka komünikasyon servislerini kullanmak istediğiniz zaman bir sürü uygulama var bunun içinde işte sohbet edebiliyorsunuz, video konferans ya da görüntülü görüşme yapabiliyorsunuz ama benim cep telefonumun hangi marka olduğunu bilmeniz lazım, hangi operatörde olduğumu bilmeniz lazım. Halbuki biz diyoruz ki mobil operatör olarak hayatı daha da kolaylaştıralım. İşlem yaparken hiç düşünmesin arkadaşının hangi network üzerinde hangi cihazı kullanıyor olduğunu bilmek zorunda kalmasın. Mesela yapacağımız şeylerden bir tanesi bu olacak. Bu servisin çok daha geliştiğini göreceksiniz.

Yaprak Özer: Bu çok kötü. 7/24 çalışıyor olacağız.

Cenk Serdar:7/24 sizi evet meşgul edeceğiz, çalıştıracağız, sohbet ettireceğiz.

Yaprak Özer: Sizin yüzünüzden diye düşünüyorum.

Cenk Serdar: Doğru ama biz çalışanlar da, bu sektörde çalışanlar da bu dertten mustarip. Kendi söküğümüzü dikemiyoruz. Geçenlerde bir firma yöneticisi bir karar aldı, “üç sene içinde şirketten e-mail’i, elektronik postayı yok edeceğim” diye açıklama yaptı.

Yaprak Özer: Ne yapacak peki?

Cenk Serdar: Çünkü telefon ve başka yöntemlerle haberleşmenin daha doğru olduğunu düşünüyor. Aslında şöyle; ben elektronik postanın hayatımızdan kolaylıkla çıkacağını düşünmemekle beraber şu konuda size katılıyorum, gerçekten hayatımız 7/24 hale geldi ve işle iş dışındaki hayat birbiriyle çok iç içe geçmiş durumda. Bunun olumlu yanları da var çünkü hiç beklemediğiniz noktalarda tatile gidip oradan da işinizi görebiliyorsunuz ama maalesef artık tersi daha geçerli. Yani artık gece, gündüz, hafta sonu kalmadan hiç tatil yapamaz hale geldiniz ve bu insanların çok büyük bir kısmı için geçerli. Bu sorunu çözebilen firma bence çok zengin olacak, o kesin.

Yaprak Özer: Geçtiğimiz yıl “beyin ve aşk” üzerine bir konuşma yapmışsınız. Beyin ve aşk ile teknoloji ilişkisini nasıl kuruyorsunuz?

Cenk Serdar: Teknolojiyle değil de yönetim ve iş hayatıyla istiyorsanız bağdaştırmaya çalışalım ki, açıklanabilir bir tarafı olsun. Şimdi iş hayatında uzun süre çalışınca şeyin farkına varıyorsunuz, evet psikoloji çok önemli ama biraz da beyine meraklıysanız görüyorsunuz ki her insanın beyni çok farklı çalışıyor. Ve onların ne kadar farkında olursanız karşınızdaki insanı anlamak onunla beraber iş yapmak ya da ona bir takım şeyleri yaptırmak çok daha kolay hal alıyor. Bu sadece iş hayatı için değil, eğitim için, aşk hayatınız için de geçerli.

Yaprak Özer: Her şeyde aslında değil mi?

Cenk Serdar: Her şeyde önemli. O yüzden bundan yaklaşık 8 sene önce ben, beyin üzerine oturup okumaya ve araştırmaya başladım ve içine girdikçe de aslında ne kadar engin ve zengin bir konu olduğunun farkına vardım.

Yaprak Özer: Evet derin keşfedilmeyen birçok şey var.

Cenk Serdar: Bir de bununla ilgili de özellikle aşk dediğimiz olgunun ya da sevgi dediğimiz olgunun aslında beyinde nasıl gerçekleştiğini ve hayatımıza nasıl etki ettiğini…

Yaprak Özer: Nasıl gerçekleşiyor aşk denilen şey?

Cenk Serdar: İşte bunlardan bir tanesi aşkın ömrü 3 senedir. Aşkın ömrü aslında üç değil ortalama 1 buçuk sene en fazla 4 sene.

Yaprak Özer: En fazla 4 sene, çok az.

Cenk Serdar: Çok az. Bir ikincisi de bir kere aşık olduğunuz bir insana o aşk bittikten sonra bir daha aşık olamıyorsunuz.

Yaprak Özer: Aynı insan için mi?

Cenk Serdar: Aynı insan için geçerli tabiki. Ama güzel birşeyle bitirelim. Bu tabi genel bir söylem; insanların bir kısmında yaklaşık yüzde 10’unda 20 seneden sonra bile, sevgiyi kast etmiyoruz burada aşk dediğimiz hani o çılgınca delice olan manasız tutku dediğimiz şeyden bahsediyoruz.

Yaprak Özer: Manasız tutku dediğimiz şey nedir?

Cenk Serdar: Bazen manasını veremediğimiz çılgınca bir duygu. Bu duygu çiftlerin yaklaşık yüzde10’unda, 20 sene sonra bile hala ilk günkü gibi devam ediyor.

Ama tabii yüzde 10 yüksek bir oran değil. Ama bu sevgi için geçerli değil.

Yaprak Özer: Yalnızca böyle tutkulu bir aşk için geçerli. Peki herhalde bunu böyle yüzdelerle anlatan sizden başka kimse yoktur.

Cenk Serdar: Mühendis gözüyle değerlendiriyoruz.

Yaprak Özer: Ben tahmin ediyorum ki siz bunu aşk üzerine araştırma yapayım diye başlamadınız. Bütün hayatınız satış, iş geliştirme, yanılıyor muyum?

Cenk Serdar: Yani biz katma değerli servislerle çalışınca, tabii aslında siz iyi yakaladınız. Katma değerli servislerin en büyük özelliği aslında siz insanlara belki bugün için ihtiyaçları olmakla beraber farkında olmadıkları şeyleri sevdirmek ve onları kullandırmak durumundasınız.

 

Yaprak Özer: Evet yani telefonu sevdireceksiniz.

Cenk Serdar: Bunu yaparken de aslında bu bir nevi aşk yaratmaktan çok farklı değil. O da aslında temelinde çok benzer bir konu.

Yaprak Özer: “Love Mark” denilen şey mi bu, aşk markası?

Cenk Serdar: Aynen öyle ama bugünkü en büyük problem işte hepimiz benzer sektörlerde çalışıyoruz, siz de medya sektöründesiniz ve oradaki en büyük problem o kadar çok marka iletişimle bir şeyler anlatmaya çalışıyor ki birinin aşkını, her şeyden önce dikkatini bırakın aşkını, dikkatini kazanmak bile çok kolay değil. O dikkati kazanmak için ilk önce o aşkı yaratmak lazım. O da tek başına yeterli değil, o aşkı o sevgiyi her gün taze sıcak tutmak lazım. O yüzden aslında insanlar arasındaki, kadın erkek arasında ilişkiye çok benziyor baktığınız zaman satış pazarlama.

Yaprak Özer: Hani dediniz ya minimum 1 buçuk yıldır aşk, 4 yıla uzatılabilir hani öyle ortalama bir şey diye, Türklerin telefonla aşkı 9 ay.

Cenk Serdar: 9 ayda bir telefon değiştiriyoruz.

Yaprak Özer: Aslında tabi bu sizler için cennet bir ülke olsa gerek çünkü dünyada ortalama 2 buçuk yıl falanmış. 2 buçuk 3 yıla dayanıyor. Demek ki siz gerçekten doğru iş yapıyorsunuz siz bu beyin ve aşk konusuna dalarak.

Cenk Serdar: Ama ben size hemen biraz daha az olumlu tarafını da göstereyim çünkü biz mobil operatörler olarak 2 iş yapıyoruz. Bunlardan bir tanesi servis yani ses, mesajlaşma ve data servislerini, aslında tüketiciyle buluşturuyoruz. Diğer yaptığımız iş de bunları yaparken tabi telefonun kendisinin de kanallarımız vasıtasıyla satışını yapıyoruz. Bu değişiklik aslında bizi şu anlamda zorluyor, belki yeni telefon satma anlamında pozitif bir etkisi var ama servisler anlamında da şöyle bir etkisi var, bütün o yarattığınız servislerin bütün bu devamlı değişen telefonlarda çalışmasını da sağlamanız lazım ki o baya çetrefilli bir iş.

Yaprak Özer: CEO koltuğuna ne kadar kaldı? İki  defa oturunca bir daha oturmak istersiniz diye düşünüyoruz.

Cenk Serdar: Öyle kesin bir takvim vermek mümkün değil ama büyük bir ihtimalle bu sektörde uzunca bir süre çalışmaya devam edeceğim. Biraz önce bahsettiğim gibi sadece keyif değil aynı zamanda çok renkli bir sektör.

Yaprak Özer: Evet, tarih de yazarken bu sektörde olmakta fayda var aslında.

Cenk Serdar: Aynen öyle.

CENK SERDAR KİMDİR

BilkentÜniversitesi’nde Endüstri Mühendisliği okudu ve University of Pennsylvania – The Wharton School’da MBA yaptı. Şu anda Vodafone Data ve Komünikasyon Hizmetleri Direktörü görevini yürütüyor. Daha önce ise, Turkcell Katma Değerli İşlerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısıydı. Mapco A.Ş.’de CEO, Doğuş Otomotiv’de Satış ve Pazarlamadan Sorumlu BaşkanYardımcısı olarak çalıştı. Garanti Bankası, Ixir, Doğan Medya Grubu, Superonline yönetim kademelerinde çeşitli pozisyonlarda çalıştı.