İletişimciler her şeye burnunu sokar, başkası iletişime burnunu sokarsa ne olur? Bu hafta çok renkli bir örnek yaşadık. ABD Merkez Bankası (FED) yeni Başkanı Kevin Warsh, Jackson Hole konuşmasında piyasalara enflasyon ayarı vermek yerine, finansal iletişim dünyasına ders verdi; “Çok konuşmakla çok bilgi vermek aynı şey değil”dedi. Bu mesajı iyi okumak gerekiyor.
-
FED’in ileriye dönük yönlendirmesinin piyasayı kendi beklentilerinin içine kapattığını, kurumun gereğinden fazla konuşmasının yeni belirsizlikler yaratabileceğini savundu.
-
Piyasanın FED’e, FED’in de piyasanın verdiği sinyallere bakarak birbirini yönlendirdiği “yankı odası” yaratmak istemediğini söyledi.
“Forward Guidance” Out
Forward guidance, bugünkü kararın etkisini geleceğe taşıyan beklenti yönetimi mekanizması. Bu kalıp, iletişim dilinde söylenen cümlenin, kararın kendisi kadar politika aracına dönüşmesine vurgu yapıyor. Piyasa sözcüklerden olasılık çıkarıyor; yatırımcı pozisyon alıyor, şirket finansman kararını değiştiriyor, hanehalkı beklentisini güncelliyor. Fazla kullanıldığında iletişim yön göstermekten çıkıp piyasayı koşullandırmaya başlıyor, Merkez Bankasının sözü fiyat üretmeye başlıyor.
FED’de Asimetrik Anlayış
Princeton Üniversitesi’nde Edwards S. Sanford Ekonomi Profesörü ve Bendheim Center for Finance Direktörü Markus Brunnermeier da toplantıdaydı; çok enteresanbir bakış açısını tartışmaya açtı. Merkez Bankalarının yapay zekâ ajanlarını (YZ) da dinleyeceği “asimetrik anlayış” düzenini tarif etti. İnsanlarla algoritmalara ayrı basın toplantıları yapılması fikri dahi masaya yatırıldı.
Brunnermeier’e göre “agentic AI”, Merkez Bankasının geçmiş kararlarını, enflasyon ve istihdam verilerine verdiği tepkileri, konuşma metinlerini, kelime seçimlerini ve piyasa reaksiyonlarını birlikte öğrenerek bankanın (reaction function) hangi koşulda ne yapacağını insan yatırımcıdan daha hızlı çözebileceğini ileri sürüyor. Algoritma insanın ve kurumun nasıl düşündüğünü öğreniyor, insan algoritmanın nasıl karar verdiğini aynı açıklıkla göremiyor.
Merkez Bankası piyasaya sinyal verirken, karşısındaki artık yalnız insan değilse, kimi yönlendirdiğini ve aslında kimin kimi okuduğunu yeniden düşünmemiz gerekiyor.
Geçtiğimiz Ocak ayında bir deney üzerine yazı yazmıştım; “Keynes Bugün Yaşasa Ne Derdi?” John Maynard Keynes’in metinleriyle eğitilmiş bir YZ modeli, günümüz ekonomisine ilişkin sorulara “Keynes” gibi cevap vermişti, çalışmanın arkasındaki isimlerden biri Brunnermeier idi.
Konu tekrar tekrar ısıtılıyor. “Piyasayı kim okuyor; insan mı algoritma mı?” Algoritma piyasayı ve Merkez Bankasını bizden daha iyi okuyorsa, susmak ya da konuşmak, nasıl, nerede, ne zaman kimin için tercih konusu olacak? Demek ki, Merkez Bankasının karşısında yalnızca insan yatırımcı olmayacak. İletişimcilere nasıl ve ne görev düşecek? Merkez Bankası gibi kurumlar adeta iletişim laboratuvarları. İzlemek için ekonomist olmanız gerekmiyor.
Çok Gürültü Var
Bu yıl ilk çeyrekte FED eski Başkanı Jerome Powell’ın, Chicago Üniversitesi’ne bağlı ABD Para Politikası Forumu’nda ekonomik görünümü anlatırken kullandığı bir kelime dikkatimi çekmişti: “gürültü”! “Sinyali Gürültüden Ayırmak” diye yazmıştım.
Powell’ın öne çıkardığı problem, iletişim sinyallerindeki enflasyondu; fazla veri, fazla siyasi değişken, fazla ticaret politikası, göç akınları, maliye politikaları, fazla düzenleme ve belirsizlik… Bugün yeni başkan Warsh da başka bir yönden aynı probleme bakıyor. Powell o gün, “Gürültünün içindeki sinyali bulalım” dedi; Warsh, “Merkez Bankasının kendisi gürültü üretmesin” diye konuştu. Bilginin çoğalması, her konuyu bildiğimiz anlamına gelmiyor. Bazen gürültü içinde kayboluyoruz.
Enflasyon Sis midir?
Warsh konuşmasında, orta vadeli enflasyon beklentilerinin şimdilik çıpalı olduğunu söyledikten sonra uyardı: Beklentiler sağlam görünür… ta ki görünmeyene kadar. “Beklenti” kelimesini hafife almayalım. Enflasyonla metaforlardan birini geçen yıl bir ekonomistten ödünç alıp yazı başlığıma taşımıştım: “Enflasyon Sis Gibidir, Herkesi Etkiler”.
San Francisco FED’in araştırmasıyla Koç Üniversitesi’nin hanehalkı enflasyon beklentilerini yan yana koymuştum. Sonuç; herkesin aynı enflasyonu yaşamadığını ifade ediyordu. Enerji fiyatından gelen enflasyon başka, iç talepten gelen başka… Savaşın, tedarik zincirinin, kredi genişlemesinin yarattığı enflasyon başka. Aynı ülkede iki insan aynı fiyat artışını aynı biçimde algılamıyor. Beklenti, tüketicinin markette, geçmişte yaşadıklarından, yarından duyduğu endişeden, güven duygusundan doğuyor. Merkez Bankası iletişimi, ekonomi politikasının önemli ve kritik parçası.
Aynı Mesajı Neden Farklı Duyuyoruz?
Ağustos ayında Prof. Dr. Selva Demiralp‘le konuşurken başlığı biraz muzip tuttum: “Ekonominin Cinsiyeti Olur mu?” Meğer Merkez Bankacılığı açısından düşündüğümüzden çok ciddi bir soruymuş. Demiralp ve çalışma arkadaşlarının araştırmaları Merkez Bankası başkanının kadın ya da erkek olmasının bile medyanın mesajı sunma biçimini değiştirebildiğini gösteriyor. Erkek başkan konuştuğunda kişi öne çıkabiliyor. Kadın başkan konuştuğunda kurum.
Bir başka çalışmada aynı politika mesajını kadın ya da erkek merkez bankacısından duymak, mesajın güvenilirliğine ilişkin algıyı değiştirebiliyor. Daha da önemlisi, enflasyon haberine maruz kalmanın kendisi bile enflasyon beklentisini etkileyebiliyor.
Ekonomide Veri Kadar Çok Hikâye Sendromu
Merkez Bankası eski başekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara’ya seçim öncesinde “Kur patlar mı?” diye sorulduğunda “hayır” demiş. İnsanların önemli bir kısmı inanmamış, gidip döviz almıştı. Doğru tahmine neden inanılmaz? O gün yazdığım yazının başlığı: “Hikâye Ekonomisi; Bir Ekonomi Hikâyesi”Robert Shiller’ın narrative economics yaklaşımından hareketle ekonomik davranışın yalnızca veriyle oluşmadığını; hikâyeler, korkular, söylentiler, kolektif hafıza ve güvenle biçimlendiğini tartışmıştım. İki yıl sonra Jackson Hole’da FED Başkanı aynı soruyu sordu.
Merkez Bankası veriyi açıklıyor. Piyasa bir hikâye çıkarıyor. Geleneksel medya başka başlık atıyor, sosyal medyada farklı hikâye dolaşıyor. Yapay zekâ bunları okuyup dördüncü bir sonuç üretiyor. Bu durumda para politikası yalnızca ekonometrinin konusu olabilir mi? Sanmıyorum. Ekonomide, iletişim, psikoloji ve teknoloji.
Bir Doz Sonuç
Merkez Bankaları ne kadar konuşmaları gerektiğini tartışıyor. Mesajın etkisi, kimin söylediğine ve kimin duyduğuna bağlı. Piyasanın davranışı, anlatıdan besleniyor. Merkez Bankası sustu diyelim, gürültü susar mı?
Haklı olarak TCMB’de işler nasıl diye soracaksınız; bizde durum “Merkez Bankası konuşsun mu, sussun mu?” sorusundan daha ağır: “TCMB açıklamalarına inanıyor muyuz?”sorusunu bu kez piyasadan örneklendirmeyeceğim.
Kadınlar, benim dünyamda her zaman pozitif ayırımı hak ediyor. Toplumun gelişiminde kritik bir tuğla olarak görüyorum kadınları… Bu kez liyakt konusuna dokunacağım.
Türkiye’nin ilk kadın TCMB Başkanı Hafize Gaye Erkan, Haziran 2023’te “ortodoks politika”ya dönüşün yüzü olarak ilan edildi, rüzgarıyla göreve geldi. Anımsayın, eğitimli kadın profilinden beklenti ne kadar da yüksekti. Piyasa her söylediğine kucak açmaya baştan razıydı. Ne oldu? Başkanın özel yaşamını konuşmaktan ekonomi politikalarına geçemedik. Erkan kendisine “itibar suikastı” yürütüldüğünü söylemişti. Peki neden hala gündemde? Bugün de Bodrum’da yazlığında komşularıyla yaşanan ve tehdit ile nüfuz kullanma iddialarına kadar uzanan yeni bir hukuki ihtilafla karşımıza çıkıyor…
Kamu otoritesiyle kişisel güç arasındaki sınırın nerede başladığı ve kurumun itibarının kişiden ne kadar bağımsız kalabildiğini tartışmamız gerekir… Enflasyonla mücadelede güven, soyut bir iletişim değeri değil, para politikasının parçası: Merkez Bankası’nın sözüne güven azaldığında beklenti çıpası gevşiyor, yönlendirme etkisini kaybediyor, her açıklama iskonto edilerek dinleniyor. Bu görevlere gelenler yıllarca anılıyor, kurumlar onlarla itibar kazanıyor ya da yitiriyor. İletişimden söz ederken uzun vadeli olduğunu ve A’dan Z’ye pek çok konuyla ilişkileneceğini gözden kaçırmayalım. Bunlardan biri de varlığınız. Kimliğiniz. Konuşmanıza gerek kalmayabilir. Sözcüklerin konuşmadığı gürültü de çok olabilir.