İK’cılar fırsat bu fırsat, artık kaçırmayın!

 

 

Yıl sonuna yaklaşınca, hepimizi alır bir değerlendirme telaşı… Neyi yaptık, neyi yapamadık… Hedefler tuttu mu tutmadı mı… Şirketler için sıkça uyguladığımız bilançoları nedense kişisel dünyamıza indirmeyiz. Bilançolarla kendimizi özdeşleştiremediğimiz için midir, değerlendirmenin sonucundan kaçındığımız için midir, yoksa boşvermişlikten midir, bilinmez… Yaş ilerleyince, “keşke”lerin sayısı artar durur.

 

Yıl sonu bilançolarından kaçındığımız bir yer daha var. O da ülkemizin, her yıl ve bir yıl sonunda ulaştığı performansıdır. Bundan da kaçar dururuz. Biz değil, hükümetler kaçar. Onların değerlendirme dönemleri seçimden seçimedir. Seçim öncesi “at”, seçim sonrası “tutma” formulü geçerlidir.

 

İşlerin hiç de böyle olmadığı bir dünya var; iş dünyası! Performans değerlendirmesi yapacaksın. Ölçüp biçeceksin, ne kadar kazanmış ne kadar kaybetmişsin göreceksin. Yoksa gidersin!

 

Türkiye yılı hızlı kapıyor. Özelleştirme ve satın almalar, birleşmeler, yabancı sermaye girişi derken önemli bir ekonomik girdi söz konusu. Bu hareketin pek çok alanda bereketi var kuşkusuz. Ben yalnızca bir tanesinden söz etmek istiyorum; insan kaynakları. Bundan böyle klasik insan kaynakları fonksiyonlarında değişim kaçınılmaz. Ben yeni dönemi, İK’cıların yıllardır bekledikleri fırsat olarak görüyorum. İnsan kaynakları yöneticileri ya bu sınavdan geçip yönetimin bir parçası olacaklar ya da bugüne kadar şikayet ettikleri etkisiz pozisyonlarıyla yetinmeye devam edecekler.

 

Neden böyle düşünüyorum, önce değişimi anımsayalım; 2003-2005 yılları arasında gerçekleştirilen özelleştirme uygulamaları kapsamında 41 şirketteki kamu hisselerinin tamamı, 4 kuruluştaki kamu hisselerinin bir bölümü, 28 işletme, 6 liman ve binin üzerinde varlık ve taşınmaz satışı ile işletme hakkının devri gerçekleşti. Son 3 yılda toplam 26.3 milyar ABD doları tutarında özelleştirme uygulaması gerçekleştirildi. Önemli birleşmelere bakacak olursak Carrefour 132.5 milyon dolara Gima ve Endi’yi satın aldı. Dışbank 985 milyon euroya Fortis’e satıldı. Doğuş Holding Garanti Bankası’ndaki yüzde 25.5 hissesini GE Consumer Finance’e sattı. Yapı Kredi’nin yüzde 54.7’si Koç-UniCredito ortaklığı olan Koç Finansal Hizmetler’e 1 milyar 160 milyon euroya satıldı. Rabobank Şekerbank’ın yüzde 36.5’ini 124 trilyona alarak Türkiye pazarına girdi. Telsim, 4 milyar 550 milyon dolar peşin bedelle dünyanın en büyük GSM şirketi İngiliz Vodafone’un Türkiye’de kurduğu Vodafone Telekomünikasyon’un oldu…

 

Paralar cebe inip, toplantı masasından gururla kalkmak güzel. Asıl iş şimdi başlıyor! Birleşmelerin çoğunun insan kaynakları açısından sancılı olduğunu, bazılarının başarılı olmadığını biliyoruz.

 

Birleşme ve satın almalarda iş bırakma oranı özellikle ilk yıl, yüzde 25’lere çıkabiliyor. Yöneticilerin bu dönemde işi bırakması normalin iki katı oluyor. Birleşmede ilerleyen gün ve aylarda uyum yakalanamazsa bu oranın düşmesi mümkün olmayabiliyor.

 

Yapılan hemen hemen her araştırmanın sonucu benzer. Vantage Partners Danışmanlık Şirketi tarafından gerçekleştirilen çalışmaya göre birleşme ve satın almaların yüzde 78’i üç yıl içinde başarısızlığa uğruyor. Farklı kültürlerin, insanların, çalışma şekillerinin bir araya geldiği birleşmelerde insan kaynaklarına önemli görevler düşüyor. Çalışanlar çoğunlukla durumdan memnun olmuyor. Alınan şirketin çalışanları her şeyi baştan yapması gerektiğini düşünüyor ve kendini güvende hissetmiyor. İş ve terfi imkanlarıyla ilgili de kendilerini rekabet içinde hissediyorlar.

Hewitt Associates’in 218 büyük Amerikan şirketi arasında düzenlediği bir ankete göre  birleşmelerde kurumsal kültürleri birleştirmek en büyük sorun. Bu şirketlerin binden fazla çalışanı var ve yüzde 74’ü birleşme yaşamış. Yaşadıkları sorunların temelinde zamanlama ve iletişim yer alıyor. Entegrasyon için gereken süre genellikle yanlış hesaplanıyor, en az 9.5 ay sürüyor. Birleşmelerdeki insan kaynakları yöneticilerinin yüzde 44’ü çalışan iletişimine yeterli kaynak ayrılmadığını, yüzde 43’ü de geç uygulandığını söylüyor. Kafası karışan çalışanlar da daha az üretken oluyor ve işten ayrılma ihtimalleri yükseliyor. Kendilerine ne olacağını bilemeyen çalışanlar en önemli sorun. Bu da müşteriler tarafından anlaşılıyor ve şirkete zarar getiriyor.

Tabii soruna neresinden baktığınız önemli. Ben birleşme, satın alma, özelleştirme gibi zor dönemlerin insan kaynakları için özel fırsatlar içerdiğini düşünüyorum. Yeni şirketin potansiyelini gerçekleştirebilmek için planlar yapabilir.

 

Kişisel muhasebeyle söze başlamıştım. Yıl sonuna yaklaştık… İnsan kaynakları yöneticileri bugüne kadar bulundukları şirketleri ve kendi performanslarını iyi değerlendirmeliler. Ciddi bir muhasebe yapma zamanı. 2001 ekonomik krizi tüm İK’cılara anımsatmak istediğim çok acı bir dönemdir. O dönemi bize yaşatan yanlış siyasi kararlardır doğru, ancak binlerce insanın işsiz kalmasının nedenlerinden biri de kriz öncesi, kriz sırası ve kriz sonrasında alınan hatalı İK kararlarıdır.

 

Bence dönem değerlendirme yapma dönemi. Başarısızlıklarla yüzleşmeden başarılı olmak mümkün değil. İK’cılar, bu fırsat bir daha ele geçmez. Yönetim Kurulu’nda size de bir sandalye çekmenin zamanı geldi de geçiyor.

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir