Hegemonya Kimin Elinde; Türkiye Nerede?

Düzen bir günde yıkılmıyor. İşlevini kaybetse de kurumları bir süre yerinde duruyor. Parası kullanılmaya, ordusu korku salmaya, üniversiteleri, şirketleri, medyası, kültürü cazibe üretmeye devam ediyor. Düzen işler gibi durduğundan yaşayanlar neyin tükendiğini hemen anlayamıyor.

Amerikan hegemonyasının sonu sık telaffuz ediliyor? Neden… niye şimdi? Yerine kim geçer? Türkiye hegemon tartışmasında nerede?

Bizim gibi konumu belirsizliğini koruyan bir ülke için daha dar ve derin bir yaklaşım sunmak için sıralanabilecek kritik ve dar soru kümesi; İran ve Ukrayna örneklerine işaret ediyor. Her ikisi de savaş halinde olan bu ülkelerden İran, yaptırımlara ve baskılara rağmen ayakta kalabilme kapasitesiyle incelenmeli. Ukrayna, savaş koşullarında dayanıklılık üretme biçimiyle okunmalı. Türkiye sözkonusu örnekleri, ekonomik direnç başlığı altında değerlendirmeli. Hegemonya tarifi ve kapsamını eskisinden farklı anlamlandırmak gerektiğini yazıda tarihi ve güncel perspektifle detaylandırdım.

Eskinin gölgesinde yeni mi?

Hegemonya kelimesi literatürde yaygın kullanılıyor, anlamı sandığımızdan geniş ve derin. Bu yazıda görüşlerine başvurduğum Dr. Şahin Yaman bu tema ve başlıkta yaygın fikir ve makale ürettimi bulunuyor.

“Amerikan hegemonyasında çöküş sessiz ilerledi” görüşü, bir grup uluslararası ilişkiler fikir önderinin savı. Özetle diyorlar ki; ticaretin düzenleyici zemini zayıfladı. Finans kurumları ağırlığını kaybetti. Savaş, barışın önüne geçti. Enerji, tedarik zinciri, nadir element, çip, LNG, kaya gazı ve askeri sanayi aynı dosyanın içine girdi. Dış politika ekonomi meselesi oldu; sanayi, teknoloji, güvenlik meselesi oldu.

Amerikan hegemonyasının çöktüğünü savunan Dr. Şahin Yaman, uluslararası ticaret, jeoekonomi, enerji politikaları ve küresel ekonomik yönetişim alanlarında çalışan bir isim. Ticaret Bakanlığı’nda uzun yıllar görev yaptı. 2002-2015 arasında Türkiye’nin Cenevre Daimi Temsilciliği’nde, Dünya Ticaret Örgütü nezdinde ticaret müşavirliği yaptı. 2023’te Ticaret Bakanlığı’ndan emekli oldu. Akademik birikimi, devlet tecrübesi ve Dünya Ticaret Örgütü içinden gelen gözlemi, bu tartışmayı sıradan bir “ABD zayıflıyor mu?” sorusunun ötesine taşıyor.

Yaman’ın iddiası, ABD artık hegemon işlevini yerine getirmiyor. Kurduğu düzeni kendisi zedeliyor. Ticaret sistemini tıkıyor. Finansal mimaride tekel pozisyonunu kaybediyor. Barışı çoğaltmak yerine çatışma üretiminde merkezi aktör haline geliyor. Dolar ayakta, Amerikan ordusu büyük, Amerikan teknolojisi etkili. Hegemonu, hegemon kılan taşıyıcı kolonlar çalışmıyor:

“…Güçlü devlet başka hegemon başka. Hegemon, kendi çıkarını dayatan aktör değil, sistem kurar, işletir, ticaretin akmasını sağlar, finansal krizlerde likidite üretir, güvenlik şemsiyesi sunar. Hatta rakiplerine bile belli ölçüde fayda sağlar. Dünya ekonomisine kamu malı verir…”

Hegemonya Ne Anlama Geliyordu?

Hegemonya tanımını yaparken Yaman’ın referansı, tartışmayı dünya ekonomisinin istikrarı üzerinden kuran Charles Kindleberger. Kindleberger’e göre hegemon, küresel ekonomiyi ayakta tutan kamu mallarını sağlar. Para sistemini taşır. Ticaret akışını korur. Finansal düzeni dengeler. Güvenlik sağlar.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Amerikan düzeni bu mantıkla çalıştı. IMF, ödemeler dengesi krizlerinde devreye girdi. Dünya Bankası, kalkınma finansmanının ana adreslerinden biri oldu. GATT ve ardından Dünya Ticaret Örgütü, küresel ticaretin kurallarını belirledi. Dolar, sistemin ana para birimi haline geldi. Amerikan donanması, ticaret yollarının güvenlik zemini oldu. NATO, askeri mimarinin ana taşıyıcılarından biri olarak çalıştı. Hatta önemli bir katman daha eklendi: Yumuşak güç. Amerikan üniversiteleri, teknoloji şirketleri, sineması, medyası, popüler kültürü, yönetim dili, iş yapma biçimi, marka mimarisi ve eğitim sistemi bu düzenin zihinlerde kabul görmesini sağladı.

Neden Girdik Hegomanyaya, Neden Çıkıyoruz?

Amerikan düzeni baskı üretirken anlatı da üretti (story telling). O kadar güçlü ki, kendisini serbest ticaret, açık piyasa, kalkınma, hukuk, kurumsallık, demokrasi, modernleşme ve güvenlik diliyle anlattı. Bu anlatı dünyanın büyük bölümü için çekici oldu. Kimi ülkeler bu düzene zorunlu olarak dahil oldu. Kimi ülkeler fırsat gördü. Kimi ülkeler Batı sistemiyle bütünleşmeyi kalkınma yolu saydı.

Bu düzenin askeri ayağı ABD’nin küresel üs ağı, donanması, NATO içindeki belirleyici rolü, güvenlik mimarisini taşıdı. Finansal ayağı, IMF, Dünya Bankası ve dolar… ticaret ayağı, GATT ve Dünya Ticaret Örgütü, kuralların evrensel göründüğü zemini oluşturdu. Bir kültürel ayağı vardı. Eğitim, teknoloji, medya, sinema, İngilizce ve Amerikan yaşam tarzı, sisteme rıza üretti.

Hegemonya 2001’de Sarsıldı. 2001, iki yönlü bir kırılma yılıydı. Çin, Dünya Ticaret Örgütü’ne girdi. Aynı yıl ABD, Afganistan’ı işgal etti. 2003’te Irak savaşı başladı; Doha Kalkınma Müzakereleri ve Cancun süreci küresel ticaret sistemi açısından sonuç üretemedi. 2008 finans krizi Batı’nın ekonomik yönetim kapasitesine güveni sarstı. 2019’da Dünya Ticaret Örgütü’nün temyiz sistemi fiilen kilitlendi. Bugün, Hong Kong’la birlikte düşünüldüğünde Çin’in ticaret hacmi 4,6-4,7 trilyon dolar bandına ulaşıyor. ABD’nin ticaret hacmi yaklaşık 2,2 trilyon dolar civarında kalıyor.

Yeni Araçlar; Dolar, Enerji, Nadir Element, Çip

Hegemonya araçları çoğaldı. Enerji, nadir elementler, çip, LNG, kaya gazı, tedarik zinciri ve kritik üretim kapasitesi aynı dosyanın parçası oldu.

Yaman, doların Merkez Bankası rezervlerindeki payının yüzde 55-57 bandında olduğunu söylüyor; “Bu ağırlık tek başına hegemonya üretmeye yetmiyor. Para, algının en geç değiştiği alanlardan biridir.”

Diğer başlıkları Yaman’ın ifadelerinden kopararak vermek yazının kurgusu açısından sağlıklıı olacak;

  • “…Kaya gazı, ABD’yi 2020’lere gelirken dünyanın en büyük petrol ve gaz üreticilerinden biri haline getirdi. Pahalı bir enerji. Yüksek fiyat ortamı gerekir.
  • “…Ukrayna savaşı Rusya gazının Avrupa’dan çekilmesi, Amerikan LNG’sine alan açtı. Almanya’nın enerji maliyetleri arttı. Avrupa sanayisinin rekabet gücü zorlandı. Enerji arz güvenliği, sanayi gücü, bağımlılık ilişkisi ve jeopolitik yön tayini meselesi.
  • “…Nadir elementler; Savunma sanayi, ileri teknoloji, yapay zekâ altyapısı, elektronik sistemler, füze teknolojisi ve çip üretimi bu kaynaklara bağlı. Çin bu alanda güçlü bir işleme ve tedarik kapasitesine sahip. ABD’nin bağımlılığı kısa sürede kırması kolay görünmüyor.
  • “…Çip ise yeni dönemin en stratejik başlıklarından biri. Çip olmadan savunma sanayi, yapay zekâ, sağlık teknolojileri, otomotiv, haberleşme ve enerji sistemleri çalışamaz. Çip milli güvenlik meselesidir.”

İngiltere; Önce Fiilen, Sonra Zihinde Çöktü

Yaman, Amerikan hegemonyasını anlatırken İngiliz hegemonyasına geçiş yaptı. “Tarih tekerrür ediyor” demek istedi: “19’uncu yüzyılda İngiltere dünya sisteminin merkezindeydi. Sterlin güçlüydü. İngiliz donanması ticaret yollarını kontrol ediyordu. İngiliz İmparatorluğu küresel ticaretin ve deniz gücünün simgesiydi. “Üzerinde güneş batmayan imparatorluk” ifadesi yalnızca bir övünç cümlesi değildi. Bir dünya düzenini anlatıyordu.”

Yaman’ın ifadesi çarpıcı: “Eski inançlar kolay ölmez. Çünkü kurumlar hâlâ oradadır. Para hâlâ tedavüldedir. Donanma denizdedir, dil güçlüdür. Algı, gerçekliğin arkasından gelir.”

Bugüne geldiğimizde argümanı konuğumun sözlerinden özetlemek isterim; “Doların hâlâ güçlü olması, Amerikan hegemonyasının sağlıklı olduğu anlamına gelmiyor. Amerikan ordusunun hâlâ büyük olması, sistem kurma kapasitesinin sürdüğü anlamına gelmiyor. Amerikan teknolojisinin hâlâ etkili olması, küresel düzenin aynı merkezden yönetildiği anlamına gelmiyor. Güç ile hegemonya arasındaki fark bu.”

Ve Türkiye; Nerede Duruyor?

Amerikan hegemonyasının çöküşü, ABD’nin sahneden çekildiği anlamına gelmiyor. ABD hâlâ dünyanın en etkili güçlerinden biri. Hegemonya çöktüğünde boşluk doğuyor. Ticaret savaşları kaynak savaşlarına yaklaşıyor. Enerji maliyeti dış politikayı belirliyor. Çip üretimi milli güvenlik başlığı oluyor. Nadir element tedariki savunma stratejisine dönüşüyor. Sanayi coğrafyası ülkenin kaderini belirliyor.

Yaman’a göre Türkiye’nin ilk önceliği savaş ekonomisi, deprem, salgın ve olağanüstü hal koşullarına göre ekonomik dayanıklılık inşa etmek olmalı. İkinci öncelik stratejik sektör kaleleri kurmak. Konut, gıda, enerji ve ulaşımda dayanıklı sistemler tasarlamak, yeni dünya düzeninde sosyal politika kadar jeoekonomik güvenlik meselesidir.

Türkiye’nin 3 temel jeoekonomik önceliği

  • Birincisi savaş ekonomisine hazırlık. Cephe savaşı anlamında kullanmıyor. Deprem, salgın, olağanüstü hal, büyük saldırı, bölgesel kriz ve tedarik zinciri kırılmaları aynı hazırlık mantığı içinde düşünülmeli;

“…Marmara Bölgesi, Türkiye’nin en kritik risk alanı olarak öne çıkıyor. Sanayi, finans, lojistik ve nüfus yoğunluğu büyük ölçüde Marmara’da toplanmış durumda. Bu yoğunlaşma normal zamanda verimlilik sağlar. Kriz zamanında kırılganlık üretir. Büyük bir deprem, askeri saldırı, altyapı çöküşü ya da olağanüstü bir kriz, Türkiye ekonomisinin kalbini aynı anda hedef alabilir…”

Sanayi riskinin dağıtılmasını savunuyor. İç Anadolu, Çukurova ve farklı bölgeler stratejik üretim açısından yeniden düşünülmeli. Bu bölgesel kalkınma tartışması değil. Milli güvenlik tartışması.

  • İkinci öncelik stratejik sektör kaleleri oluşturmak. Savunma sanayi Türkiye için önemli bir örnek. Bu alanda devlet desteği, özel sektör çevikliği, mühendislik kapasitesi ve siyasi uzlaşma belirli bir model ortaya çıkardı. Yaman’a göre benzer yaklaşım tıbbi cihaz, ilaç, sağlık sistemleri, mikroçip, nadir elementler ve kritik teknoloji alanlarına taşınmalı.

Burada önerilen klasik kamulaştırma değil. Devlet aklı ile özel sektör dinamizmini birleştiren, siyasal ranttan uzak, uzun vadeli, milli güvenlik odaklı bir üretim modeli. Savunma sanayinde oluşan hassasiyetin başka stratejik sektörlere yayılması gerekiyor.

  • Üçüncü öncelik temel yaşam maliyetleri. Yaman, konut, gıda, enerji, ulaşım ve sağlık gibi alanlarda Türkiye’nin daha güçlü, daha erişilebilir ve daha dayanıklı modeller geliştirmesi gerektiğini söylüyor. İnsanların ömrünü ev, araba ve temel ihtiyaç maliyetlerine harcamadığı bir düzen mümkün olabilir. Bu da yalnızca sosyal politika değil, üretim politikasıdır.

Yazıdan Öne Çıkan 5 Cümle

  • Düzen bir günde yıkılmıyor; işlevini kaybetse de kurumları bir süre yerinde duruyor.

  • Hegemon, yalnızca güçlü aktör değil; sistemi işleten ve dünya ekonomisine kamu malı veren aktördür.

  • 2001, Çin’in WTO’ya girişi ve ABD’nin Afganistan işgali nedeniyle kritik kırılma yılıdır.

  • Yeni hegemonya araçları dolar, enerji, LNG, kaya gazı, nadir elementler, çip ve tedarik zinciridir.

  • Türkiye için temel mesele blok seçmekten çok, ekonomik dayanıklılık ve stratejik üretim kapasitesidir.

Söyleşiyi izlemek – dinlemek isterseniz:

Paylaş