Hayatın başka gerçekleri…

Türk halkı hiç bu kadar çok ekonomi konuşmamıştı. Türk halkı para/yatırım/vergi/faiz/istihdam kelimelerini hiç bu kadar çok kullanmamıştı. Hepimiz bir küçük ekonomist olduk. Bir tek Türk halkı değil tahmin edeceğiniz gibi.

İçinde yaşadığımız ülkede ne yazık ki eğitimini gördüğü işte çalışabilenlerin sayısı bile son derece az. Ancak yine de hep hayalini kurdukları işi yapanlar ya da bir süre başka işler denedikten sonra kendi rüya işlerini kuranların sayısı azımsanmayacak kadar fazla…

Şu anda sahip olduğunuz işi severek mi yapıyorsunuz? Yaptığınız iş hayalinizdeki iş mi? Manevi yönden sizi tatmin ediyor mu? Başka bir yerlerde hep daha iyisini olduğunu düşünüyor musunuz? Bu soruların cevabı ister evet ister hayır olsun, birçok insanın kafasında hep daha iyi bir yaşam olduğu fikri vardır. Pek çok insan yaşama dair isteklerini ertelerken “rüya iş”inin peşinden koşan insanlar yolun başında ya da ortasında sevdikleri işe yöneliyor. Rüya işlerinizi, hayallerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Türk halkı hiç bu kadar çok ekonomi konuşmamıştı. Türk halkı para/yatırım/vergi/faiz/istihdam kelimelerini hiç bu kadar çok kullanmamıştı. Hepimiz bir küçük ekonomist olduk. Bir tek Türk halkı değil tahmin edeceğiniz gibi… Bütün dünya böyle. Bizim farkımız çok sancılı, çok heyecanlı, çok canlı günlerden geçiyor olmamız. Çok düşüp çok kalkmamız… Yara almamız asla hatalarımızdan öğrenmek gibi bir hisse kapılmamız… Yaşayarak öğrenmeye bayılmamız!

Bu haftanın en önemli ekonomi gündemi konusu vergiler oldu. 1 Ocak 2006 itibariyle hayatımız radikal şekilde değişecek. Hükümet aldığı kararlarla yatırım ortamını teşvik etmek üzere adımlar attığını ilan etti. Kurumlar vergisi ile gelir vergisinde indirim yapılmasının yerli ve yabancı sermaye tarafından büyük bir heyecanla beklendiği, yatırımlarının mutlaka artacağı havası var.

Sağduyum olaylara tek taraftan bakmanın bana yanlış olduğunu söylüyor. Örneğin yıllar boyunca sorunumuzun enflasyon olduğunu düşündük. Sorunlarımızdan ‘birinin’ enflasyon olduğunu göz ardı ettik. Bugün hala istihdamı sorun olarak telaffuz etmekten kaçınıyoruz. Oysa sorun bir değil, birçok. Çözüm bir değil birçok…

Yatırım canlandıracak önlemlerin başında tabii ki vergi konusu geliyor. Bugüne kadar yalnızca bir kesimden alınan ve yüksek oranlarda seyreden vergi dünyanın pek çok coğrafyasında bizimkinden daha adil. Düzeltilerek normal seviyelere çekilmeye çalışılması son derece olumlu. Kaldı ki, hükümetin en yetkili ağızlardan diğer alanlarda da vergi konusunda iyileştirme yapılacağının söylenmesi sevindirici.

Dünya 1990’ların başından bu yana biraz daha hızlı ve biraz daha farklı dönüyor, siz de hissediyor olmalısınız. Bir zamanlar dünyanın farklı coğrafyalarında olma lüksünü tekelinde bulunduran çokuluslulardan sonra irili ufaklı pek çok firma dünyanın dört bir yanında geleceğini arıyor, istihdam yaratıyor, üretim yapıyor, hizmet satıyor.

Son 25 yıldır irili ufaklı şirketler uzak bölgelerdeki yatırımlarında klasik dengelerin dışında farklı risk kriterlerini göz önünde bulundurmak durumunda kalıyor; iç savaşlar, etnik çatışmalar, salgın hastalıklar, doğal afetler… Risk analizi şirketlerin üzerinde önemle durdukları bir konsept, özenle adam seçtikleri yönetim birimi olarak karşımıza çıkıyor. Yatırım kararları, ‘haydi biz Çin’de bir fabrika açalım, bizim Memo Libya’ya gitti ben de gideyim’ şeklinde yürümüyor. ‘Duydun mu Türkiye’de vergiler inmiş hemen gidelim’ demiyor hiç kimse…

Afrika kıtası yoğun risk içeren bölgelerden. Genel olarak kıtayı kasıp kavuran risk faktörleri; demokrasi eksikliği, askeri harcamaların yüksekliği, ekonominin zayıflığı, mülteci nüfus, yaygın AIDS, silahlı çatışmalar…
Sözü edilen riskler arasında en fazla AIDS üzerinde duracağım çünkü bu yazıyı yazdığım gün dünya AIDS günü. Afrika’da ölümlerin en büyük nedeni AIDS. Hastalığın başlangıcından beri 15 milyondan fazla Afrikalı hayatını kaybetti. 2005’te bilânço 2,4 milyon yetişkin ve çocuk oldu. Dünyadaki AIDS’li insanların neredeyse 2/3’ü dünya nüfusunun yüzde 10’unu barındıran kıtada AIDS yüzünden ekonomik faaliyetler ve sosyal gelişim ciddi ölçüde sekteye uğruyor.
Oysa Afrika geneli yüksek karlılık oranına sahip. Fakat doğrudan yatırımlar çok düşük. Risk analizlerine bakınca tanıdığımız temel tehlikelerin altında başka bir risk grubunu daha fark ediyoruz; eğitimsiz işgücü, yüksek suç işleme hırsızlık oranları yüksek, bürokrasi, çalışma eteği, enflasyon, dağınık kamu fonları, istikrarsız faiz oranları, organize suçlar, adam kayırma ve yetersiz teknoloji.

Bugüne kadar ciddi hastalık olarak AIDS’i, ciddi riskli kıta olarak Afrika’yı gördük ve duyduk. Meğer bu doğru değilmiş. Bundan bir süre önce ortaya çıkan SARS bizi hayatın diğer gerçekleriyle tanıştırdı. İlk kez 1997’de Hong Kong’da bir salgın halinde ortaya çıkan kuş gribi ise hayatımızı altüst etti.

Ben bundan bir süre önce bu sitede bir yazı yazdım. Yazı kuş gribini ve tehlikelerini anlatıyor insan kaynakları ve iş dünyası boyutundan bakıyordu. Kuş gribi bizim ülkemizi vurana kadar beni anlayan çıkmadı. Bundan bir süre önce sonunda bizi de vurdu. Kuş gribi, Türkiye’de en çok kümes hayvanı üreticilerini etkiledi. AB Türkiye’den kanatlı hayvan eti ithalatını durdurdu. Önce büyük bir telaş yaşandı ancak çabuk atlatıldı, hatta unutuldu. Bize bir şey olmaz yaklaşımı baskın çıktı. Nasıl çıkmasın, kuş gribi salgını patlak verdiğinde, halkı bilinçlendirmek ve tehlikeye karşı mücadele etmek üzere televizyona çıkan devlet temsilcisi kendisine uzatılan tavuğu nerden geldiği belli değil diye reddetti ve yemedi. Ancak program süresince hiçbir tehlike olmadığını altını üstünü çizerek anlattı.

15 Ekim’de hükümet, “”Endişeye gerek yok”” çağrısı yaptı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Merkez Karar ve Yürütme Kurulu Toplantısı’nda hükümet üyelerine yerli yersiz konuşma yasağı getirdi. Şimdilik atlatmış gibi duruyoruz.

BusinessWeek dergisinin son sayısı ise tehlikeyi atlatmadığımızı söylüyor. Dergide yayınlanan araştırmaya göre işdünyasının bölgesel bir grip salgınıyla ilgili bir hazırlığı yok. Çok uluslu şirketler arasında düzenlenen ankette şirketlerin yüzde 72’nin henüz hazırlığa başlamadığı ortaya çıktı. Uzmanlar birçok şirketin, coğrafi sınır tanımayan salgın hastalıkların ne kadar ciddi ekonomik etkileri olabileceğini fark etmediklerini söylüyor. Kuş gribinin ya da benzer bir salgın hastalığın yüzde 40 kadar yüksek oranda iş kaybı yaratması bekleniyor. Dünya Bankası rakamlarına göre kuş gribi küresel ekonomiye yaklaşık 800 milyar dolar zarar verebilecek kapasitede. Kuş Gribi, sanırım adından, hala yeterince ciddiye alınmıyor.

Eğer en kötü senaryoyu ele alıp milyonların hastalandığını ve yüz binlerin öldüğünü düşünürsek; su ve güç gibi temel ihtiyaçlar sağlanamayacak, arz zinciri kesilecek ve uluslar arası seyahat ve ticaret engellenecek. Potansiyel yıkım düşünülürse yöneticilerin ellerinizi yıkayın ya da maske takın gibi uyarıları hafif kalacak.

En belirgin önlem alan şirket Deutsche Bank. Gerçek bir hareket planına sahip. İnsandan insana bulaşma olduğu anda, ne tür önlem alacakları belli. Önlem alan diğer bir şirket DuPont. Acil durumlar ve bilgilendirme çalışmaları için 20 kişilik bir grup oluşturdu. Fransız LaFarge firması Uzakdoğu Asyayı yerle bir eden tsunami felaketinde 200 işçisini kaybettikten sonra bu kez  tedbiri elinden bırakmadı ve iç iletişim ağında uzaktaki operasyonlara bilgi göndermek için kuş gribi sitesi kurdu. ABD 17 havaalanının karantina programı olduğu biliniyor.

Yatırımı çekmenin en önemli koşullarından biri ülkenin mevzuatı şüphesiz. Ülkeye yatırım çekmenin diğer koşullarını da unutmamak gerek.

 

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir