Hayatım kaymış

Forum zamanı geldi çattı. “Sizce iş ve özel hayat dengesi nedir, sizin bu konuda şikayetleriniz var mı?”  diye sormuştuk. Yine çok şikayet eden  var. Şikayetlerin altında sistemli bir çaba olduğuna inandıramadınız beni. Darılmayın ama ben böyle düşündüm. Aşağıda sorulara verdiğiniz yanıtları gördüğünüzde siz ne düşüneceksiniz bilmem. Yazın lütfen onları da yansıtmak isterim.

Dikkatimi ve ilgimi çeken sorulardan bir tanesi şuydu; “İnsanlar yaşamak için mi çalışıyor, çalışmak için mi yaşıyor?”

Aranızda ayırım yapabilen varsa, bana da öğretsin. Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan tartışmasına benzemiyor mu. Ben zaman zaman sonuçsuz tartışmalara, doğru ya da yanlış bir son vermenin, o tartışma içinde kaybolmaktan daha iyi olduğunu düşünürüm. En kötü şey kararsızlıktır bilirsiniz. Bu da onun gibi değil mi?

Evet, bazılarımızı kariyer hırsları ve hayattan beklentiler çok çalışmaya itiyor. Zaten onlar hiç bir şey yazmamışlar. Muhtemelen bir yola girdim sonuçlarına katlanırım mantığını güdüyorlar. Onları zaten bir süre sonra bir yerlerde buluyoruz.

Çalışmak zorunda olmayan, bir eli yağda bir eli balda olanların da sesi solu çıkmıyor.  Onların çalışmaya ihtiyacı yok, hırsı da yok, halinden memnun, kararını vermiş. Kendi içlerinde rahatlar.

Sevgili arkadaşlarım kendinizi boşuna hırpalamayın derim, yaşamak için mi çalışıyorum yoksa çalışmak için mi yaşıyorum gibi dramatik noktalara getirdikçe ne işin içinden çıkabilir, ne de sağlıklı düşünebilirsiniz. Ne yazık ki günün koşulları istediğimiz gibi yaşamamıza pek de izin vermiyor. Yalnızca bizim ülkemizde mi dersiniz? Hayır, küresel bir sorun söz konusu. Çalışabilen Alman da en az sizin kadar çok çalışıyor, çalışabilen Amerikalı da İtalyan da…

Benim bir önerim var, şartlar içinde bulunduğumuz şartlar. Daha iyisini bulabiliyorsak, ne ala… Dün, beni Coca Cola’dan 2003 yılında departmanı kapatıldığı için ayrılmak zorunda kalan genç bir hanım ziyaret etti. O gün bugündür iş arıyor. Aklı başında biriydi. Başarısız olduğu için işinden çıkartılmamış, bıraktığı pozisyonu da bir daha doldurulamamış. İyi eğitimi ve iyi bir özgeçmişi var. Ben aynı soruyu ona sorsam sanırım, uzun süredir iş bulamayan biri olarak, o dengeyi kurmakta zorlanmayacağını söylerdi. Çünkü gerçekten iş arıyor. Maddi açıdan desteğe, manevi açıdan çalışmaya gereksinimi var.

Buradan benim adil olmayan yöntemlerden yana olduğum sonucunu  çıkarmanızı da istemem. Çalışma saatleri yasalarla belirlenmiştir, kaldı ki hemen her iş yerinde, işe  girdiğinizde ister sözlü ister yazılı iş tarifi ve çalışma koşullarını anlatan bilgiler bulunur. Yoksa keşke sorsaydınız derim, anlatmadılar ya da sakladılarsa  ufak bir araştırma yeterdi… Ben adil olmayan çalışma koşullarını hiç bir zaman onaylamadım, bundan sonra da onaylamam mümkün değil. Ancak bizim de bir aklımız var. Bu akılla biz bir tercih yapabiliyoruz değil mi. Kendimden başka herkesi suçlayayım mantığını doğru bulmuyorum.

İş ve özel hayat dengesinin her koşulda öyle ya da böyle sağlanabileceğine inanıyorum. Her zaman ibre bir tarafa daha fazla kayacak. Bu kaçınılmaz. Ortada durması, her ne koşulda çalışıyorsanız çalışın çok mümkün değil. Önemli olan ibrenin bir yere çok az diğerine çok fazla kaymaması.

Çok çalıştınız diye eşiniz kızıyor… Çocuğunuzu yeterince göremiyor üzülüyorunuz… Kendinize zaman ayıramıyor, sinirlerinizi bozuyorsunuz…

Sanırım sıraladığım her cümle kendi içinde çok doğru. Peki, siz zaman yönetimi yapmayı biliyor musunuz? Bir işi yaparken ikinci ve takip eden üçüncü işi düşünebiliyor musunuz? Bir saate ne kadar iş ya da yapılması gereken şey sıkıştırıyorsunuz. İşte yoruldunuz diye hırsınızı eşinizden ya da çocuklarınızdan, olmadı yakın çevrenizden mi çıkarıyorsunuz… Kimsenin size tahammül etmek gibi bir zorunluluğu yok. Önce kendinize sahip çıkın göreceksiniz başkalarına da daha çok sahip çıkabileceksiniz.

Zamanı o kadar hovardaca harcıyoruz ki, günlerinizi gözünüzün önünden geçirin… Tatil günlerinizi de. Çocuğunuza ayıracağınız bir saatin önemini… Çoğunuzun yardımcı olabilecek kimsesi yok, derdini dinleyecek yakını da… Belli! Üzüldüğünüzde çözüm buluyor musunuz? Tabii ki hayır.

Verdiğiniz yanıtları aldığımda önümde iki seçenek duruyordu, biri sizinle birlikte ağlamak, salya sümük moral vermek… Bunu günün her saatinde popüler televizyon programları yapıyor. Diğeri, bir dakika diyerek  sizi kendinizi acımayı bir kenara bırakıp, içinde bulunduğunuz şartlar içinde en iyisine ulaşmaya heveslendirmek.

Ben ikinciyi seçtim. Zor olanı. Merak etmeyin ben de en az sizin kadar çok çalışıyorum. Ben de en az sizin kadar zaman fakiriyim. Çocuğuma istediğim gibi hatta zaman zaman hiç vakit ayıramıyorum. Evimle yeterince ilgilenemiyorum, kendimi listenin sonuna koyuyorum…  Daha iyisini yapabileceğimi biliyorum. Bir gün çok çalışmaktan şikayet etmedim.

Değiştirebildiğimiz zaman içinde bulunduğumuz koşulları değiştirelim, değiştiremiyorsak, benim çözümüm hayatı kendime zindan etmek değil. Tabii tercih sizin.
Yanıtlardan bazıları

  • İş ve özel hayatın birbirini tamamlayan iki unsur olduğunu düşünüyorum. Fakat gereğinden fazla iş hayatı, özel hayata yeterince zaman ayırmamaya neden oluyor. Örneğin şu anda çalıştığım firmada gereğinden fazla mesai yaptırılması gibi… Yalnızca benim değil, diğer tüm mesai arkadaşlarımın ve çalışanların bu konuda şikayeti var. Tabii ki insanlar hayatını sürdürebilmek için çalışmalı, ama haddinden fazla iş temposu yalnızca özel hayata vakit ayıramamaya değil, aile ilişkilerinin kötüye gitmesine de neden oluyor. Dengeyi bulmak gerekir, tabii ki elimizde olan bir şeyse eğer. Ama şu anda elimizde olmayan bir şey…

Söyledikleriniz makul. Bu konuyu üstleriniz, firmanızdaki İK sorumlularına dile getirmeyi denediniz mi… Bir eylem ya da bir karşı hareket gibi görülmediği zaman sizi dinleyeceklerini düşünüyorum. Şunu hatırlatmak isterim, kurumların İK politikalarını, tepe yönetimi kadar orada çalışanlar belirler. Belirlemeli.

  • Çoğu özel sektörde, özel hayata pek bir zaman kalmamaktadır. Özellikle Mega Center gibi büyük iş merkezleri çalışanlarına bu konuda pek iyi bakılmıyor. Sabah 10, akşam 10 misali insanları haksız yere çalıştırıyorlar ve bu konuya tüm kesim sessiz kalıyor. Sizin yerinizde olsam bu tür yerlerde ön araştırma yaparım ve o zaman gerçekler ortaya çıkar. Bunun için arenaya da gerek olduğunu sanmıyorum. Her şey ortada. Bu yüzden işimden istifa ettim ve özel hayatıma da yer verecek zamanlı iş arıyorum.

Umarım en kısa zamanda dilediğiniz koşullarda bir iş bulursunuz. Çalışma koşullarınız anlattığınız kadarıyla olumsuz. Tarifini yaptığınız iş yerlerinin çoğunda benzer koşulların hakim olduğu görülüyor. Ben yine de işten ayrılmadan önce bir kez daha düşünmenizin iyi olabileceğine inanıyorum. Sanırım ayrılmışsınız, hayırlı olsun.

  • Şu anda çalıştığım sektör inşaat-elektrik-taahhüt. Ancak gece gündüz fark etmeden çalışıyorum. Kendime ayıracak vaktim yok. Bu denge ancak kurumsallaşmış şirketlerde mevcut. Kendime zaman ayırmak bile bazen zor geliyor. Uykuya hasret kaldığım günler de olmakta.

Kurumsallaşmak gibi konsept ifade eden kelimeleri çokça kullanıyoruz. Ancak kullandığımız kadar yaygın değiller. Ben kurumsallaşmanın Türkiye’de faaliyet gösteren çok az firmada var olduğunu düşünüyorum. Olanlarda da zaman zaman çalışma koşullarında bir değişiklik görebileceğinize inanmıyorum.

  • Altı yıldır çalışma hayatındayım, mahvoldum. 4 iş değiştirdim ve artık gerçekten yoruldum. Hem kalıcı iş bulabilme hususunda hem de kalıcı olmak için işe ilk girişimden çıkışıma kadar fark edilirim çabası ile çok çalışmaktan yoruldum. 6 yıldır her gün çalışıyorum. Bazen pazarlarım tatil oluyor. Neden Türkiye’de yaşıyoruz diye mi? Bu arada ben üniversite mezunu biriyim, ama keşke o kadar okumasaydım dedim.

Altı yılda bu kadar yorulmanıza üzüldüm. Onaltı yıl, yirmi altı yıl sonra ne olacak dersiniz. Ben düşünmek bile istemem.

  • Aslında bu sorudan önce bence şu soru sorulmalı, “Yaşamak için mi çalışıyoruz, yoksa çalışmak için mi yaşıyoruz?” Türkiye’de kanunlarda bile çalışma saatleri diğer ülkelere göre fazla olmasına rağmen, yine de sevgili patronlarımıza yetmediğinden, özel hayat diye bir şey zaten kalmıyor. Hayatımız iş oluyor. Durum bundan ibaretken, insanın insan bile olduğunu anlayamazken, bu durumdan şikayet etmemek herhalde suda boğulurken yardım istememek gibi bir şey oluyor.

Ben de size yazının başında belirttiğim gibi tavuk mu yumurtadan yumurtamı tavuktan sorusunu yönelteyim. İkimizin de yanıt bulamayacağı ortada. Yaşamak için çalışma koşullarını sağlayacak ortamın ne olabileceğini düşündünüz mü, o ortamı yaratacak kriterlere ulaşmak için bir planınız var mı?

  • Muhasebe departmanında çalışıyorum. Kendimi işime fazlasıyla veriyorum. Adıyorum kendimi. Eşim kendini ikinci planda hissettiğini söylüyor. Sorun kendisine vakit ayırmam değilmiş, mesai saatlerinde yanıma geldiğinde beni daha enerjik ve hareketli buluyormuş. Ne yapayım ben? İşime kendimi vermemeli miyim?

Özel hayata girmek doğru değil ama eşinizle konuşmayı denediniz mi. Belki ona bir şeyler anlatırken, kendinize de anlatır, aynı konsantrasyonu devam ettirmenin mümkün olabileceğini görürsünüz.  Eşiniz ve işiniz arasında enerji ve konsantrasyon olarak bir ayırım yapmanızı yadırgadım.

  • Maalesef Türkiye’de boş zamanı tembellik olarak gören genel bir kanı var. Bunu boş zamanla özel hayat arasında pozitif bir ilişki olduğu için belirtmek istedim. Bence iş ve özel hayat arasındaki oran: yüzde 65iş-yüzde 35özel hayat şeklinde olmalıdır (Bir gün içinde geçen zaman). Ben “hedonist” bir insanım…

Bu boş zamanın nasıl geçtiği konusunda fikir birliğine varmamız gerek. Bir de boş zaman kavramını aynı anlamda kullanıp kullanmadığımıza bakmalıyız. Tembellik boş zamanlarınızda özgürce ve kimseye danışmadan yapabileceğiniz bir eylem türü. Sizin o saatlerinizi herhangi bir kuruma kiralamadığınız kendinize ayırdığınız zamanlar olduğunu varsayıyorum. Neden rahatsız olduğunuzu anlayamadım.

  • İnsanların 23 yaşından itibaren haftanın 5 gününü 8:30-18:00 arasında gün ışığından mahrum, telefon ve bilgisayar ağıyla donatılmış olarak geçirmesi doğal mı? Değilse alternatiflerimiz neler olabilir? Mesai saatleri içinde çalıştığınızı hatırlatmak istedim. Sizin alternatifiniz açık havada yapılabilecek işler olabilir mi acaba diye düşündüm kendi kendime…
  • Merhaba, özel hayatımdaki sorunlar ister istemez işime yansıyor. Yani boşlukta hissetme şekli ve çabuk sıkılma. Bu ayrımı kimi zamana koruyabildiğimi düşünüyorum. Fakat aksine koruyamadığım da oluyor. Bu dengeyi nasıl sağlayabilirim?
  • İş yaşantısındaki olumsuzlukları özel yaşantıya yansıtmamak için nasıl bir tutum sergilenebilir? Bu tutumun doğuracağı sonuçlar neler olabilir? Kişi özel hayatını iş hayatına yansıtmamak için neler yapabilir? Depresyondayken işe devam etmemeniz ne kadar doğru olur?

Yukarıdaki üç sorunun ortak yanıtı şu, hayatınızı kompartımanlara ayırın. Özel hayatınızı iş hayatınıza yansıtmak bir tercih. Ne kadar çaba sarf ettiğinizi bilmiyorum. Ben çalışma hayatım boyunca özel hayatlarını iş hayatlarına yansıtan çok sayıda kişiyle karşılaştım. Nedense kendilerinde başkalarını taciz etmeye hak görürler. Kimsenin onların özel hayatlarındaki sorunlarını dinlemek, bunlardan etkilenmek gibi zorunluluğu yok. Hele de özel sorunlar yüzünden iş yükünüzü başkaları omuzlamak zorunda kalıyorsa. Siz aynı konumda olmak ister misiniz? Hiç sanmam, o zaman yapmayın.  Eve iş hayatınızı taşımayın. Kapıdan içeri girerken “Sn. ya da Bayan” gibi titremelerinizi paspasa bırakın derin bir nefes alın ve boğuşacağınız sorunları yarın sabaha öteleyin.

  • Sizce Türkiye’de multinasyonal firmalar dışında, gerek kurumsal, gerek kurumsal olduğunu iddia eden, gerekse diğer firmalarda çalışanlar arasında iş-özel hayat dengesini sağlayabilen kimseler var mıdır? Varsa bunu nasıl başarıyorlar çok merak ediyorum.

Ben hiç bir çokuluslu firmanın yerel firmalardan daha az çalıştırdığını görmedim ve duymadım. Aranızda bilen varsa aman söylesin, sanırım bazılarımız başvurmak istiyor.

  • Eşler arasındaki statü, iş özel hayat dengesindeki en önemli faktör olmalı diye düşünüyorum. Son yıllardaki istatistiklere göz gezdirerek eşler ve aradaki statü hakkındaki düşünceleriniz neler? Sevgi ve saygılarımla.

Sanırım üzerinde kafa yorulması gereken önemli konulardan biri.  Statü farkı kadının leyhine ise ben sınır ve milliyet tanımadan aile dengesinde negatif bir unsur olduğunu düşünüyorum. İstisnaların olduğunu biliyorum. Ancak dünyanın hemen her yerinde erkeğin daha üst mevkilere çıkacakmış gibi büyütüldüğünü, yasalarla aksi konumlandırılsa da evin reisinin kültür olarak erkeğe verilen bir statü olduğunu biliyoruz. Statüsü yüksek kadınların IQ’larının da yüksek olduğunu düşünüyor ve bu dengeyi bir şekilde çözebileceklerini umut ediyorum. Gördüğüm örnekler fedakarlığın kadın tarafından yapıldığını ortaya koyuyor. Keşke erkekler egolarını biraz tırpanlayıp, kendilerini ve çevrelerini rahatlatabilseler.

  • Eğer bir çalışan işini düzgün takip ediyor ve yönetici konumda olup da gerekli olan bütün tüm sorumluluklarını yerine getiriyorsa, işveren ”Yok arkadaş, senin özel hayatın iyi değil, seninle çalışamayız” deme hakkına ne kadar sahiptir? Ben bunu gerçekten çok merak ediyorum. Özel hayatı herkesin kendini bağladığı düşüncesindeyim.

Sanırım olaya kendi tarafınızdan bakıyorsunuz. Özel hayatınızı işe yansıtmadığınızı düşünüyorsunuz. Acaba başkaları da sizin gibi mi düşünüyor? Sorun eminim söyleyecek bir kaç şeyleri vardır.

 

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir