Greta Thunberg – Björk – Xi ve Biz

Dünyayı okuma fikrine tutulduğumu söyleyebilirim. Neden derseniz, gelecek endişelerimden derim. Toplumlar birkaç parçaya ayrılıyor, biri dünyayı okumasını bilenlerden oluşuyor. Bu gruptakiler temkinli oluyor, risk analizi yapıyor, bağırıp çağırmıyor, star kimliğinden uzak duruyor, insan olabilmeyi, yaşamı ön planda tutmayı tercih konusu yapıyorlar. Diğer grupta ise kendisinden başkası üzerinde okuma yapmayanlar var, “benci” oluyor, geri kalana da teferruat gözüyle bakıyorlar. Liderliği kendileriyle özdeşleştiriyor popülist özellikleriyle önde duruyorlar. Karizmatik kimlikleriyle yığınları etkileyebiliyor, durum tersine döndüğünde sertleşiyorlar. Sonuncu grup hayli kalabalık, çoğu lidere oynuyor onu okumaya çalışıyor. Kısa erimli de olsa kazanıyorlar, onları görenler gruba meylediyor. Bunların dışında kalanlar maalesef eziliyor…

HANGİ TARAFTAN OKUYORSUNUZ?

İklim aktivisti Greta Thunberg ile şarkıcı söz yazarı ve aktivist Björk Guðmundsdóttir dünyanın başka halleri de olabilir diye kafa tutanlardan. Çok ilginç bir söyleşide bir araya geldiler. The New Statesman’in platformlarından ulaşabileceğiniz söyleşi dünyayı okuma üzerine.

İki ünlü, Björk’ün 2019 Cornucopia turunda iş birliği yapmışlar ama daha önce hiç fiziki ortamda bir araya gelmemişler. Bu sohbet, Thunberg’in rehber ve antoloji niteliğindeki İklim Kitabı (The Climate Book) için olduğu kadar Björk’ün son albümü Fossora ovule üzerinden ilerliyor.

Pek çok konu geçiyor sohbet süresince, protesto eylemleri, sanat ve politikacıların neden başarısız olduğu analizi, kuşaklar arası farklılıklar, Kuzey Kutbu’nda buzulların erimesi, şöhret ve getirdikleri, Green Washing “yeşil yıkama” aldatmacası, hayal kırıklığı yaratan politikacılar, tabii ki müzik. Birbirinden büyük konuları tatlı tatlı çiğniyorlar.

BİZ NEYİN DERDİNDEYİZ ONLAR NEYİN

Böyle diyeceksiniz belki de… dünyayı okumaya niyetiniz varsa tam da dert etmemiz gereken konular.

Björk dünyanın en yaratıcı söz yazarı ve müzisyenlerinden biri olarak gösteriliyor. Biri Millennial diğer Z jenerasyonundan iki çocuk annesi. İklim değişikliği ve yarattığı felaketi önemsemesi yalnızca kendi iç dünyasından değil, anne olmasından. Thunberg’i neredeyse çocukluğundan, günlerce süren oturma eylemiyle tanıyoruz. İklim krizini en sert hisseden coğrafyalardan birinde dünyaya gelmiş olması, eğitim seviyesi yüksek toplum ve çocuk naifliği…  Elimizde büyüdü gibi bir şey, biraz da gülmeyi denese ya… bayılıyorum cesaretine. Hayatlarına dair verdiğim bilgiler magazin olsun torba dolsun diye değil, okuma hallerini etkileyen unsurlara ipucu…

Dönelim bize; iklim krizini kutup ayılarının nesli tükeniyor, onlar da zaten bizden uzakta diyerek görmezden geliyoruz. Yazdan yaza “yangın savaşlarında” mücadele ediyoruz, şimdilik aralıklarla yaşadığımız sel ve kuraklığı bir hatırlayıp bir unutuyoruz.

UMUT EMEK İSTER

Şimdi soruyorum; hangi siyasinin hangi yöneticinin bu konularda anlamlı bir cümlesini okudunuz, kararını alkışladınız, izlediği yoldan dolayı kendinizi güvende hissettiniz? Halk demez mi “biz neyin derdindeyiz onlar neyin” diye… Az bile söylüyorlar!

Bu söyleşiden özellikle etkilendiğim nokta “umut” başlığı.  Umut, “emek ister, kendiliğinden oluşmaz” diye özetleyebilirim tartışmanın eksenini. Kaderci toplumların… geleceğini inanç sistemlerine havale ederek miskin miskin yaşayanların, umutla ilgili bir derdi olmadığı kesin. Bizim umutla dolu gençlere ihtiyacımız var, umutların emek istediğini deneyimleriyle aktaran büyüklere de…

UMUDUN ASKIYA ALINDIĞI YERLER

Dünyayı okumak listesinde haftanın konusu Çin. The Economist’in Çin muhabiri Alice Su’nun hazırlayıp sunduğu 8 bölümlük THE PRINCE adlı podcast serisini dinlemenizi hararetle öneriyorum.

Çin’de 3’üncü Xi Dönemi resmi olarak her an açıklanabilir. Bir lideri anlamak ve onu tanıyabilmek için bugünkü eylemleri kadar geçmişte yaşadıklarını bilmek gerek. Aristokrat olarak dünyaya gelen Xi Jinping’i, Komünist Parti’nin üst seviyelerindeyken gözden düşen babası yüzünden sefillik içinde geçen gençliği şekillendirmiş. Yıllarca kaçmış, saklanmış, açlıkla mücadele etmiş…  İsyan etmiş ezmişler, dersini alınca bugün olduğu kişiye dönüşmüş.

Az konuşan, gereksiz yere öne çıkmayan, dinleyen çok gözlem yapan biri. Genç bir partiliyken inceleme yapmak üzere ziyaret ettiği ABD Iowa’da ilk kez patlamış mısırın tadına bakıp çok beğenmiş. O güne dair belgelenen anı, söyleşi, makale aklınıza ne gelirse bugünkü Çin’de yasak. Seriyi hazırlayan gazetecinin de sansür ülkesi Çin’e girişi yasak.

Dünyayı neresinden okuduğumuz sorusunu kendimize soracak olursak eğer, istibdat, sansür, bireysel özgürlükleri kısıtlamak ise çıkış noktamız, dünyayı ıskaladığımız söylenemez.

ÖMÜR BOYU Xİ

Xi Jinping’nin ömür boyu iktidarda kalması bekleniyor. Bundan sonra Çin ve dünyayı ne bekliyor?  Xi Jinping, iktidarı ele geçirdiğinde kontrolünü pekiştirmek ve Çin Komünist Partisi’ni seferber etmek için bir dizi acımasız tasfiye ve beklenmedik ideolojik eylem serisi başlatmış, orduyu modernizasyona zorlamış, siyasi rakiplerini tasfiye etmişti. Bunlarla birlikte ifade özgürlüğüne darbe vurmuş, dini ve etnik azınlıklara göz açtırmamış çatışmacı bir ton benimsemişti. Misliyle devam edeceği tahmin ediliyor.

Xi Jinping, açılış konuşmasında ipuçlarını verdi; sıfır COVID rejimini terk etmeyeceğini, Tayvan’ı bırakmayacağını, ülkesindeki kontrolleri artıracağını, daha büyük bir askeri güç hayal ettiğini ifade etti. Bakalım onun dünya okuması hırs ve hayallerinin nereye kadar gitmesine izin verecek.

Aşırı kaldıraçlı Çin emlak sektörünün yaşadığı sorunlar, genç işsizliği, doğum oranlarının hızlı düşmesi, nüfusun yaşlanarak iş gücü dışında kalması sorunlardan bazıları. Çin’in yakın gelecekte bir resesyona girmesi pek olası gözükmüyor ancak Sıfır Covid siyasetiyle 1990’dan bu yana en yavaş büyümesini kaydediyor. Dünya Bankası yavaşlamanın devam edeceğini öngörüyor…

Xi Jinping konuşmasında düşman yabancı ülkelerden, iç tehdit etnik ve dini azınlıklardan, halk savaşına hazırlık yapmaktan söz etti. Türkiye’nin Uygur Türkleri eylem ve söylemlerinde zik zak devam edecek mi, duruşumuz ne?

ZORUNLU LİDER OKUMASI

Bir süredir liderler üzerinden ilerleyen bir düzeni okumaya gayret ediyoruz. Bir gün kızan bir gün gülen liderin takibi zor. Eski düşman yeni müttefikimiz Rusya, resmi müttefiklerimizin düşmanı.

Biz Batı’nın gözbebeği Ukrayna’ya insansız hava araçları sağlıyoruz, Ukrayna’da yeni doğan bebeklere dronlarımızın adı veriliyor… yasaklı İran yasaklı Rusya’ya insansız uçak – kamikaze dron sağlıyor. Ne anlama geliyor?

İran müthiş bir kadın hareketi yaşıyor. Örtünme karşıtı protestolar her kesimde etnik mücadeleye dönüştü, bu yangın nereleri sarar göreceğiz… Ülkeyi çok yaşlı bir avuç din adamı yönetiyor, sokaklar çok genç ve çok kalabalık. Birilerinin okuması hesapsız, belli.

III. DÜNYA SAVAŞI

Brookings Enstitüsü analistlerinden Rusya uzmanı Fiona Hill, Batı’nın Rusya ile Ukrayna üzerinden karşı karşıya gelmesinin III. Dünya Savaşı’nı tetiklediğini ifade ediyor. Belki şimdilik bir top yekün savaşta değiliz ama nükleer silahlarla, büyük bir güç savaşının ortaya çıkacak olması bizi nereye konuşlandırıyor?

Batı, toplu olarak Rusya’ya küresel ölçekte ekonomik savaş yürütüyor. Sonuçları muhtemelen onlarca yıl bizimle olacak. Bu yeni Soğuk Savaş, 1989’dan beri uluslararası sistemi şekillendiren küreselleşme ve entegrasyon çağının sonuna işaret ediyor. Rusya’nın ekonomik göstergelerine baktığınızda, beklenenden daha iyi durumda. IMF, Rusya ekonomisinin bu yıl yaklaşık yüzde 8,5 küçüleceğini tahmin etmişti, yüzde 3,4’e revize etti.

Rusya’nın ekonomik direncinin nedenleri çeşitli. Biri Türkiye kapısı olsa, diğeri Rusya’nın küresel bir ekonomi olmaması. Bu ülke üretim değil kaynak ekonomisine sahip, zenginliği petrol, gaz, nikel, alüminyum ve diğer emtia ihracatına bağlı. Batı da bu girdilere bağlı. Yaptırımlar yarım hamilelik dozunda olduğundan toprak altı kaynaklar Rusya’ya nefes aldırıyor.

Kimi analistlere göre durumdan vazife çıkaran Türkiye dünyayı okuyor. Ama öyle büyük hamleler yapıyor ki, örneğin ekonomimiz çıkmaza girmişken ansızın Rusya’nın gaz üssü olacağımız ifade ediliyor. Karşılığında ne veriyoruz… Sonumuzu kestirmek kolay değil!… Akıl tutulması güneş tutulmasını geçti.

Güncel konuları örnek seçmeye gayret ettim yoksa verecek örnek çok.  Dünyayı iklim – siyaset – savaş – ekonomi ama en çok insan olmak, huzurlu onurlu yaşamak üzerinden okumalı. Demişken; bu hafta Michelin Yıldızları Türk aşçı ve restoranlar arasında heyecan yarattı. Yıldızlar paylaşıldı, yeme içme sektörü aydınlandı. Peki bir tabağın 300-500 TL bir kişinin yaklaşık 3,000 TL hesapla kalktığı bu restoranlarda kimler yiyebilecek? Bir avuç Türk, birkaç yabancı… Konuyu uzatmaya gerek yok, hesap kitap gerek. Çin’deki gibi her konuya dokunmak yok, eliniz yanar. Yanmaktan söz etmişken bizden biraz uzağa taşıyayım sizi, iyi okunmayan dünya, Avrupa’da da sokakta patlıyor. Enerji krizi nedeniyle Fransa’da ortalık yine karıştı. Bu kış soğuk olduğu kadar ateşli ve zor geçecek.

Dünya hallerini okumak liderler kadar bize de düşüyor. Kiminle yola devam edeceğimiz okuma ve çıkardığımız yorumla mümkün. Kendi ömrümüz kadar okuduğumuzda 3-5 yıl cepte diyelim, ya çocuklar ve torunlar… onlara ne olacak? Sonra bir tek bizim çocuklar mı var dünyada? Bartın’da maden altında kalan gençlerin, babaların, evde bekleyen çocukların ne günahı var? Onlarınkisi hayat değil mi? Bugün aldığımız kararlar herkesin kaderini, etkileyecek. Yaradılışımızda adalet olmalı.