Gerçekle gerçeküstünün karıştığı bir “İK” öyküsü

Çocuğunuzu götürmediyseniz götüreceksiniz, siz görmediyseniz mutlaka göreceksiniz, vizyondakini kaçırırsanız, televizyonda izleyeceksiniz; Star Wars. Garip gelmesin, bu hafta  konumuz hayal, kahramanımız George Lucas. Lucas,  bu düşün patentli sahibi. Milyon dolarlık filmler yaratan, dini- dili- ırkı rengi farklı olmasına karşın aynı filmden hoşlanan milyonlar oluşturan bir adam… İnsan kaynakları yönüyle incelemek mümkün mü sizce. Buyrun okuyun;

StarWars, 24 yıla yayılmış bir konsept, bir macera, bir hayal, bir kurumsal kimlik. Bir uzaylı insanlar geçidi. Çocuklara oyuncakları uzay gemisi gibi görmeyi öğreten film. Yoksa uzay gemilerini oyuncak gibi mi göstermiş. Bir şey farkeder mi… Hala bir sürü insan UFO gördüğünü düşünüyor. Uzayda canlı yaşıyor mu diye dolarları saçıp, kafa patlatmıyor muyuz?

Altı bölümlük serinin ilk üç filmi 1971-1980, sonraki üç filmi ise 1999-2005 arasında gösterime girdi. Aradan19 yıl geçti ama dünyanın dört bir yanına yayılan on binlerce fanatik, filmin heyecanını ve ismini canlı tuttu. Bir ismin bu kadar uzun süre akıllarda kalması bile bir başarı öyküsü.

Genç George Lucas, film akademisinden mezun olup bir kaç deneysel filmden sonra hiç tutmayacağı düşünülen Star Wars serisinin çekimine başlıyor. Film konusunda çalışmalarını temsil edecek Lucasfilm adlı şirketi 1971 yılında kuruyor. Lucas’ın hayali güçlü, ancak o hayali üzerine bina edeceği şartlar öyle değil. Her şeyden önce filmi çekmek için kaynakları kısıtlı. Senaryonun beyaz perdeye aktarılabilmesi için bazı teknik sorunların da üstesinden gelinmesi gerekiyor. Ama engeller aşılmak için öyle değil mi? O da kolları sıvıyor. Ama ne sıvamak…

Lucas filmdeki garip karakterleri kameraya alabilmek için değişik pek çok meslekten insanla çalışıyor. Kilometrelerce uzunlukta savaş gemilerinden, ışın kılıcı savaşlarına her sahnenin sanki gerçekte varmış gibi, ekranda inandırıcılığı azalmadan çekilmesi gerekiyor. Dev kuklalar yaptırıyor, maket gemiler inşaa ettiriyor, yeni dizaynlar ortaya çıkarıyor. Bunları filmde gerçek gibi gösterecek  teknik adamları işe alıyor. Bakın size bir örnek daha vereyim; filmlerdeki uzaylıların uzaylılar gibi ses çıkarması gerekiyor. Lucas, ses mühendislerinden birinin kızı ağlarken bebeğin  sesini kaydediyor, seslerin frekanslarıyla hafifçe oynuyor. Küçük kızın ağlaması filmdeki garip hayvanlardan birinin homurdanmasına dönüşüyor. Elektrikli traş makinesinin metale sürtünmesiyle çıkan sesle oynanıp filmdeki tankların sesi hazırlanıyor.

Bu sırada en yakın arkadaşı Francis Ford Coppola’yla çok zaman geçiriyor. Birlikte deneysel çalışmalar yapıyorlar. Lucas denerken beş farklı kategoride Oskar’a aday gösteriliyor. Coppola bu sırada anımsayacağınızı düşündüğüm “Apocalypse Now”ı çekiyor.

Lucas’a  yalnızca sanatçı gözüyle bakmak haksızlık olur. O bir işadamı. Bir girişimci. Lucas,  öğrendikçe, yeni teknikler ortaya çıkardıkça, hayal gücünü genişlettikçe kendiliğinden yeni mesleklere de imza atıyor. İmza çoğaldıkça Lucas’a ait firmaların sayısı da çoğalıyor. 1975 yılında Industrial Light and Magic (ILM) adlı şirketi kuruyor. ILM’de biraraya gelen insan kaynakları, bazıları bu şirketin çatısı altında çoğu bu şirketten ayrıldıktan sonra bakın neler yapıyor: Alien (1979), Jurassic Park (1993), Harry Potter (2002). Bu ve pek çok benzer filmin dijital efektleri… Filmlerde izlediğiniz doğa üstü olayların, günlük hayatımız kadar doğal gözükmesini sağlayan bu sihirbazlar, Amerikan dijital efekt endüstrisinin de belkemiğini oluşturuyor.

Lucas ne rahat ne de boş duruyor. 1977’de Skywalker Sound şirketini kuruyorlar. Bir diğer girişimi kısa süre sonra öncekilerden daha önemsiz gözüken LucasArts. Bu firma şu anda kült sayılan bilgisayar oyunları hazırlıyor. İyi senaryolandırılmış, karakterlerin esprili şekilde birbirleriyle atıştığı macera oyunları bunlar. Maniac Mansion ve takip eden Day of the Tentacle belki de hiç bilmediğimiz ama kendi alanlarını yaratmış oyunlar. Adına “grafik macera” ya da “resimli macera” deniyor. Bilgisayar oyunlarının peynir ekmek gibi satıldığını söylemeye gerek yok herhalde…

Lucas, makineli tüfek gibi şirket kurmadığı zamanlar işbirlikleri içinde. Steven Spielberg’le değişik projelerde biraraya gelmeye başlıyorlar. Size dedikodu vereyim… Yeni bir Indiana Jones filmi çekmeyi düşünüyorlar(mış). Bilgisayarda film hazırlayan Pixar stüdyoları (Toy Story’nin yapımcıları) bu ilişkiler gelişen firmalardan. Pixar’ın ortaklarından biri Apple bilgisayarlarının kurucusu ve başkanı Steve Jobs.

Bir film yaratmak başlı başına bir hayal olsa da, onun yarattığı gerçek dünya da en az film kadar hayal gücümüzü zorluyor. Bu çalışma ağının içinden sadece arkadaşlıklar, sınırlı ve özel işbirlikleri çıkmıyor. Sektörün en önemli bilgisayar destekli çizimcilerini, animatörlerini, ses mühendislerini, set dekorcularını, senaristlerini, yönetmen ve prodüktörlerini istihdam ediyor.

Star Wars’un film olarak görünen tarafı, birkaç saatliğine bile olsa gerçek üstü bir dünyada yaşamımızı sağlıyor. Peki bu gerçek üstü dünyayı düşleriyle kuranlar. Sizce onlar da, bir tür gerçek üstü dünyada yaşamıyorlar mı?…

Başarı böyle bir şey. Hayal etmek, peşirden koşmak, kendini ve başkalarını inandırmak gerek. Sabırlı ve sebatkar, özverili ve çalışkan olmak gerek. İşte bunların hiçbiri gerçek üstü değil. Bazılarımız için gerçek üstü saylacak bir hayatı yaratabilmek için zaman zaman acıtan, ağlatan “gerçekci” bir hayat yaşamak gerekiyor. Başarılar başka türlü çıkmıyor.

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir