Gelecek 20 Yılın Kodu; Somutluk

Cengiz Ultav, Türkiye’nin sahip olduğu önemli teknoloji şahsiyetlerinden biri. Teknoloji Guru’su… Teknolojinin ucundaki dalgaya sörf etme fırsatına sahip olduğunu söyleyerek, teknoloji ve gelecek bilimiyle ilişkisini açıklıyor: “Ana bilgisayarlardan mini bilgisayarlara, mini bilgisayarlardan mikro bilgisayarlara, mikro bilgisayarlardan network’lere geçişte bütün bu büyük trend değişimlerinde neredeyse birer tane üniversite bitirmek mecburiyetinde kaldım.”

“Siz kendinize fütürist diyebilir misiniz?” diye sordum:

Hem diyebilirim, hem diyemem.” diye yanıt verdi. Önümüzdeki yılları 20’yle sınırladı ve şöyle tarif etti “somutluklar yirmi yılı”.

Yaprak Özer: Dönüşümü, değişimi ne tetikliyor?

Cengiz Ultav: Evet. Ama şu son 20 yıla baktığımız zaman, bu son 20 yılı şekillendiren alanlardan bir tanesi bilişim, diğeri de finans.

Yaprak Özer: Akademik bir kimliğiniz olabilirdi, iş dünyasını seçtiniz. İş dünyasının içerisinde de sanki bir akademisyen gibi çalıştınız. Sizi diğerlerinden ayıran özelliği anlatı mısınız?

Cengiz Ultav: Bunun bir kısmı şans. Çünkü mesela; mezun olduktan sonra rahmetli Turgut Özal Sabancı’nın koordinatörüyken, Amerika’da ayda yürüyen ilk aracın tasarımında bulunmuş, Pasifik’ten bir denizaltıyı çıkarmış olan Dr. Yılmaz Şahinkaya’yı getirmişti. O da beni ilk eleman olarak şirkete aldı. Biz üç yıl çalıştık. Sabancı’dan Bimsa’ya aldı. Sicil numaram 3’tü Sabancı’da. Üç yıl yine o güne nazaran teknolojinin sınırında bir takım şeyler yaptık ama benim hayatımda iki tane önemli neticesi doğdu. Bunların bir tanesi üçüncü yılda Sabancı’dan ayrılmama rağmen sonraki yirmi yılda KordSA’nın danışmanı olarak kaldım oraya verdiğim hizmetlerden dolayı. Bir ikinci nokta, 20 yıl sonra benim son patronum Ahmet Zorlu’ya beni tavsiye eden ilk patronum Dr. Yılmaz Şahinkaya, yani Turgut Özal’ın Türkiye’ye getirdiği, üç yıl burada kalan ve hakikaten teknolojik sınırları zorlarken yanında olma şansına sahip olduğum insanın benim hayatımda yarattığı farklardan bir tanesidir. Ben bunun sayesinde hep teknolojinin ucundaki dalgaya sörf etme fırsatına sahip oldum. Ana bilgisayarlardan mini bilgisayarlara, mini bilgisyarlardan mikro bilgisayarlara, mikro bilgisayarlardan network’lere geçişte bütün bu büyük trend değişimlerinde neredeyse birer tane üniversite bitirmek mecburiyetinde kaldım.

 

Yaprak Özer: Ahmet Zorlu çok düşünmüş mü acaba sizi işe davet ederken, nasıl oldu?

Cengiz Ultav: Yok zannederim… Çünkü Hollanda’da kayyumlardan şirketi satın aldığı akşam bana bir telefon geldi. Beraber çalışmayı önerdi, ben de ondan önceki dönemde NCR’da genel müdür yardımcılığı yapmıştım. daha sonra Unix’ten Microsoft’a geçiş yaptım. Microsoft çözüm üreten ortaklarından bir tanesiydim ama Windows satmıyordum. Microsoft’un çözüm geliştirme disiplini konusunda Avrupa’da beş danışmandan bir tanesiydim, iki yıl üst üste en iyi çözüm üretici ortak ödülü aldım. Onu ben Vestel’e getirmek üzere geldim, üç ay sonra da Ahmet Bey bana full time ar-ge tarafında icra takımında bir görev verdi.

 

Yaprak Özer: İşi kabul ettiğiniz dönemde siz bu geleceği görmüş müydünüz? Neye bakarak “Bu şirketten bir şey olur” dediniz, nasıl bu kararı verdiniz?

Cengiz Ultav: Şimdi birincisi Ahmet Bey ve Ahmet Bey’in takımının cesaretinden, heyecanından ve güç verme kabiliyetinden yani takıma güç verme kabiliyetinden. Bunları sözlerinden de anlamak, hayallerini de anlattığında onları konuştuğumuzda anlamak mümkündü ve ben iyi bir takımın içerisine geldim. Bu takımın içerisinde Ahmet Bey dediğim gibi yani en büyük riskleri alan, cesaret merkezi. Organizasyon takımının içerisine girmek için herkesin can atacağını düşünüyorum. Ben şanslı biriyim.

 

Yaprak Özer: Ben bunu bir hesap kitap diye yorumlamak istiyorum.

Cengiz Ultav: Tabii takım bir araya gelince bize mesela diyorlardı ki, “… Aman işte Türkî Cumhuriyetlere gidin, Orta Doğu’ya gidin buralara televizyon satın…”  50 bin tane televizyon satıyorduk o dönemde, 50 milyon dolarlık bir firmaydık. O zaman oturduk ve en büyük pazarın Avrupa olduğunu, en büyük başarının gerçek pazar payı, yani en son tüketenlerin size verdiği madalya olan gerçek pazar payı, olduğunu gördük ve bunun için ne yapmamız gerektiğini analiz ettiğimizde iki önemli nokta ortaya çıktı. Biz dedik ki, bu iki noktanın sonuçları olarak birincisi en yakın Çinli rakibimizin on misli sayıda model yapmamız lazım, çeşitlendirme stratejileri. Avrupa çok ince segmentli bir pazar, Avrupa’da çok yoğun tüketici faaliyetleri var. Spor müsabakaları için, Olimpiyatlar için, yılbaşı için televizyonlarını değiştiren insanlar çok sayıda. Çeşitlendirme çok önemli ve biz burada bu çeşitlendirme stratejilerini çok doğru bir adreslemeyle üç yıl içerisinde, en yakın rakibimiz üç bin üç yüz model yapıyordu yılda biz üç yıl sonra üç bin model yapıyorduk.

 

Yaprak Özer: Anlattıklarınızın hepsi iş geliştiştirme ve bir miktar gelecek bilimi yani fütürizm. Siz kendinize fütürist diyebilir misiniz?

Cengiz Ultav: Hem diyebilirim, hem diyemem.

 

Yaprak Özer: İş geliştirmeci diyebilirsiniz.

Cengiz Ultav: Onu rahatlıkla söyleyebilirim. Teknolojiyi yönetmeye çalışan biri olduğumu her zaman söyleyebilirim ama bunların altındaki taşıyıcı mekanizmaların sağlam olması lazım. Yani bir takım kabiliyetlerinizin mesela çeşitlendirme kabiliyetiniz, ikincisi Çinlilerin on bin adet sipariş aldıkları yerde biz dedik ki yüz adet siparişe bile yüz bin adet sipariş değerinde en kısa sürede en iyi şekilde teslim edeceğiz. Yani bunlar bir araya geldi, bunun üzerine ar-ge kuruldu. Bunun üzerine yeni teknolojilere daha adapte etme gayreti ve bunun sonuçları ortaya çıkmaya başladı. Şimdi burada eğer gençler için bir mesaj vermek gerekiyorsa Vestel’in birincisi kendi ana işi ile ilgili bütün prosesleri yani üretim, ihracat, satış, pazarlama vs. bütün bunları en doğru şekilde yöneten bir firma olmanın yanında teknolojiyi ve trendleri çok iyi yöneten bir firma olduğunu söylemek istiyorum.

 

Yaprak Özer: Geleceği okuyanlar 50 yıldan, 75-80 yıldan söz ederken siz özellikle gelecek 20 yılı anlatmaya çok önem veriyorsunuz. Gelecek 20 yıl diğer yıllardan daha mı değişik olacak, daha mı önemli olacak?

Cengiz Ultav: Bizim için önümüzdeki yirmi yılın çok farklı vs. olacağı iddiasında değilim ama herkes için eğer geleceği değiştirmek istiyorsanız, geleceğin sahibi olmak istiyorsanız, bu hayallerin bir miktar da realite ile birleştirileceği ve kendinizi sınayabileceğiniz, ölçebileceğiniz bir dönem içinde değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum. Yani 20 yılda bir takım şeyleri değiştireceksiniz, üçüncü yılında, beşinci yılında, onuncu yılında gelmeniz gereken kilometre taşları var, bunları söyleyebilirsiniz ama 50 yıldan bahsettiğiniz zaman o kilometre taşları biraz daha silikleşiyor. Halbuki 20 yıla daha somutluklara konsantre olmak mümkün. Ama bir şans var; önümüzdeki 20 yıl somutluklar 20 yılı. Burada müsaade ederseniz biraz açmak istiyorum konuyu.

 

Yaprak Özer: Somutluklar 20 yılını anlatır mısınız?

Cengiz Ultav: Şimdi son 20 yıla baktığımızda bütün bu somut işler, inovasyon, yenilikçilik vs. iki tane dar alana sıkışmış vaziyette. Bütün dünyanın yenilikçi gücü, son 20 yılda çeşitli ekonomik politikalar, siyasi konjonktür vs. baktığımız zaman iki alana konsantre oldu: finans ve bilişim. Şimdi finansa baktığınız zaman hepimiz biliyoruz yani son çıkan, son derece mükemmel akıllı, hiç kimsenin çok kolay anlayamayacağı hatta üretenlerin bile kolay anlayamayacağı bir sürü finansal enstrüman ortaya çıktı. İzlanda’ya satıldı, İzlanda Singapur’a sattı, Singapur Çin’e gezdirdi, Amerika’da bunun orijinasyonunu yapan kişilerin önüne geldiği zaman onlar bile tanımakta güçlük çektiler… Yani bu kadar yaratıcı içerikleri içinde bulunduran bir takım finansal enstrümanlar. Ama niçin çalıştı, tamamen finans için çalıştı. Bilişime bakıyoruz, bilişimde de aynı şekilde yani versiyon 1, versiyon 2, versiyon 10 işletim sistemleri; 1 mhz, 2 mhz, 10 mhz… Şöyle bir mobil telefon, böyle bir mobil telefon yirmi defa aynı ürünü başka gömleklerle biraz daha hızlı, biraz daha inkremental hızlar şeklinde ve hep kendi içine çalışan mekanizmalar şeklinde.

 

Yaprak Özer: Bencil. Bencilce mi mi demek istiyorsunuz yani?

Cengiz Ultav: Biraz öyle. Şimdi argüman olarak diyebilirsiniz ki işte gıdalar çok çeşitlendi, sağlıkta emar cihazları ortaya çıktı, eğitimde üniversiteler her şeyi yapıyor ama burada şunu da gözden kaçırmamak lazım gıdalar gelişti ama her bir ağzımıza giren lokma, hala dünya 600 km petrol yakarak yol katediyor.

 

Yaprak Özer: Finans tamam bencildi, bencilliği yüzünden mi bu kadar zaman krizlere bizi soktu ve hala pek çok konuda küresel krizin önemli şeyi olarak da finansı görüyoruz?

Cengiz Ultav: Çok cazip geldi insanlara hem finans dünyası, hem bilişim dünyası. Akıllı insanların çılgınlıkları için en cazip noktalardan bir tanesi. Ama akıllı olanların haricindeki korkular çok fazla adreslenmedi. Yani emar cihazları çok büyük bir gelişme gösterdi ama bugün bakıyorsunuz sağlık sigortası primleri üç misline çıkıyor. Bunun anlamı şu: dünyadaki en verimsiz çalışan sektörlerden bir tanesi. Çünkü önleyici sağlık konusunda son yirmi yılda yapılmış hemen hemen hiçbir şey yok. Gıdada da biraz önce söylediğim gibi, büyük şehirler ortaya çıkıyor. Siz hala bu büyük şehirlere her bir lokmayı 600 km ortalama yol kat ettiriyorsunuz. Yani bir takım öngörüler diyelim. Burada söylenmek istenen şu, eğer finansa odaklanan yenilikçi güç, bilişime odaklanan yenilikçi güç büyük şehirlerin etrafındaki gıda üretimi konusuna odaklanmış olsa bugün Singapur’da yapılmaya başlanan gibi şehrin etrafında on katlı tarlalarda, ponza taşları üzerinde…

 

Yaprak Özer: Ama onların toprağı yok.

Cengiz Ultav: Yok ama 600 km’lik petrolü harcamamak da önemli bir unsur. Şimdi bunu geliştirmeye çalışıyorlar… Yani bu tip yaklaşımlar var ama önemli olan şu, eğer yenilikçi, entelektüel güç konsantrasyonunu bu tip verimlilikleri hayatın içine gömme, eğitimin içerisine gömme, önleyici sağlığın içerisine gömme, gıda ulaşım gibi konuların içerisine getirmiş olsa bugün bu alanlar taş devrinde değil çok daha ileri aşamalarda olabilecek.

 

Yaprak Özer: Ama bu herhalde bir zorunluluğun neticesiydi.

Cengiz Ultav: Peki bu söylem dikkat çekmek için biraz abartı, taş devrinde olduğunu söylemek, ama belirli alanlarda taş devrinde belirli alanlarda da ilerlemiş vaziyette. Bunun bir hayatın parçası haline getirilmesi, kolaylaştırıcı ve hayatı daha verimli hale sokacak şekilde sistemin içerisine oturtulması henüz başlayan şeyler bunlar.

 

Yaprak Özer: Yirmi yıl içerisinde olacak mı bu?

Cengiz Ultav: Şimdi bütün gelecekle ilgili daha realist bir takım öngörü yapanlar diyorlar ki, burada artık bir ihtiyaç oluşmaya başladı. Deniz bitti. Talep daha çok buralarda oluşmaya başlıyor ve dolayısıyla bütün bu finansal yeniliklerin, bilişimdeki yeniliklerin daha somut bir şekilde bu sistemin diğer taraflara gömülmesi ve tamamen verimliliği, yeni kolaylıkların insan yaşamının çok daha mükemmel haline getirilmesi doğrultusunda bir takım somut faaliyetlerin içerisine gireceğini söyledim.

 

Yaprak Özer: O zaman örneğin bu kişiselleştirilmiş tıp ya da şehirlerdeki altyapı, ulaşım, herhalde bütün bunlarda göreceğiz değil mi… daha sağlıklı yiyeceklere ulaşabilmek adına yanıbaşımızda bir şeyler üreteceğiz, daha sık üreteceğiz, daha çok üreteceğiz ama daha sağlıklı üreteceğiz… Tarımda, eğitimde her sektörde bunları göreceğiz diye anlıyorum.

Cengiz Ultav: Şimdi burada bu konuyu, önümüzdeki yirmi yılı bu çerçevede tarif edenler burada bir takım ana trendlerden bahsediyorlar. Bu ana trendlerden bir tanesi dünyanın artık çok daha birbirine bağlı, birbirine bağımlı, birbiriyle etkileşimli, çok daha komplike ortamlardan meydana geldiği iyice anlaşılır hale geldi. Yani bugün siz bir yerlerde sınırlarınızda bir politika uygulamaya çalışıyorsunuz ama hemen keşfediyorsunuz ki arkasından çok daha komplike, bütün dünyaya yayılan, birbirine bağımlı, birbirine bağlı ve etkileşimli yapılar. Ama bu hayatın her parçasında mevcut. Yani İstanbul trafiğindeki komplikasyonun bağlantı noktalarını ticari hayata, iş hayatına, eğitime, gıdaya her tarafa çekmeniz mümkün. Dolayısıyla komplike sistemlerin bu kadar birbirine etkileşimli bir şekilde bağlı olan sistemlerin yönetimi ve bunun artık eskisi gibi yapılamayacağı, yani eskiden bir yapı kompleksse redüksiyon dediğimiz basite indirgemeyle onu anlamaya çalışırdık her zaman için. Bu artık geçerliliğini yitiriyor, daha fazla deneme yanılma yapmak mecburiyetindesiniz, daha büyük riskler almak mecburiyetindesiniz.

 

Yaprak Özer: Finanstan girdik bilişimden çıktık… Gelecek yirmi yıl dedik.  Bunları anlatırken ulusal strateji olmalı. Türkiye’nin böyle bir teknoloji, bilişim stratejisi var mı?

Cengiz Ultav: Şimdi bence strateji tam olarak yok fakat artık tetiklenmeye başladı. Arzusu var ve strateji de bunu mutlaka takip edecek diye düşünüyorum. Çünkü eğer ülkede daha fazla katma değer yaratarak bu orta gelir çıkmazından kurtulma şeklinde bir hedef ortaya konuyorsa o zaman bunun arkası mutlaka bu trendleri doğru anlayarak ve bu trendlerle birlikte yeni ortaya çıkmakta olan teknolojileri birlikte ve doğru yönetmekten geçiyor.

 

Yaprak Özer: Yani TTGV gibi derneklerin, vakıfların, sivil toplum örgütlerinin daha fazla, daha aktif olabilecekleri ulusal bir politika olması gerekiyor diye düşünüyorum.

Cengiz Ultav: Burada çok fazla paydaş var. Bir kere üniversiteler, akademi burada en büyük oyunculardan bir tanesi; bunlar iş dünyasının büyük oyuncuları arasında. Sosyal görevi yeniden şekillenen, eskisi gibi sadece sosyal sorumluluk değil, sosyal somutlukla görevli olan kuruluşlar, politika yapan siyasi çevreler, bunların hepsinin bir araya gelerek dünyanın bu yeni sayısal sınırlarının nereye doğru genişlemekte olduğu… Yani bugün bir internet içerisindeyiz, sosyal medyadan bahsediyoruz, Türkiye’de networkten yapılan alışverişler şu kadar milyon dolarlara doğru yaklaşıyor ama bunlar yeterli göstergeler değil. Bunun ötesinde kaynamakta olan bir takım tencereler var. Batı dünyasının ölüm haberleri çok abartılı. Amerika ve Avrupa’nın entelektüel gücü, üniversiteleri, burada yapılan çalışmalar, şirketlerinde yapılan çalışmalar ve şirketlerinde gördüğümüz yeniden yapılanmalar çok yakında bir sürü şapkadan yeni tavşanların çıkarılacağı bir döneme giriyoruz. Rekabet çevresi iyice artıyor. Çin, Hindistan ama Batı dünyasını böyle gözardı ederek, sadece tek bir noktaya bakarak bu dijital dünyanın, sayısal dünyanın ne yönde patlamalar yapacağı konusunda bir takım öngörülerde bulunmak yani 360 derece bakmadan öngörülerde bulunmak çok yanlış olur.

 

Yaprak Özer: Bu şapkadan çıkacak tavşanlar ne tür şeyler olacaklar?

Cengiz Ultav: Şimdi burada iki tane olay var. Bunlardan bir tanesi pek tabii ki bu trend ve teknolojilerdeki ön plana çıkan alanları yakalamak ve oralarda uzun vadeli planlar içerisinde yirmi yılda ne yapacağınızı kilometre taşlarıyla gayet iyi belirlediğiniz, bugün görmediğiniz alanlardan neleri seçip alacaksınız, kimleri bu konuda odaklayacaksınız, hangi iş dünyasını bu konuda daha büyük katma değer noktasına çekeceksiniz, nasıl işbirlikleri oluşturacaksınız. Bakın Türkiye’deki en zor konulardan bir tanesi; nasıl insanlar kol kola girip uçurumun kenarına kadar birlikte yürüyecekler ve bileceksiniz ki el ele olursak düşmeyiz, uçarız. Kendimizi yenilememiz gereken, iyi görmemiz gereken alanlar var. Şimdi buralarda da bir takım yapılması gereken şeyler var. Mesela bu dijital sınırların genişlediği noktalardaki filizlenen şeyleri çok iyi görüp koruma altına almak lazım. Bir örnek vermek istiyorum: 9 Eylül 2012 Washington Post’daki yazı, 3 boyutlu bio printing’den söz ediyor. İşin esası şu; insanın kendi vücut hücreleriyle bugünkü printer’ların mekanizmalarıyla üç boyutlu uzuv yapabilme veya organ yapabilme konusunda dünyada bir takım gelişmeler var şu anda. Böbreğinizde bir yer bozulmuşsa, sizin vücudunuzdan alınan hücrelerle oranın tekrar tamir edilmesi. Bu bir devrim ama bu devrimin yedi sekiz sene öncesindeki en güzel filizlerden bir tanesi Sabancı Üniversitesi’nde nano elektro-spinning konusunda Prof. Dr. Yusuf Menceloğlu Hoca’nın yaptığı işlerdi. Yusuf Menceloğlu’nun on bir tane doktora öğrencisi o zaman bu nano elektrospining yoluyla mesela yanık tedavisinde çalışabilecek olan bu nano sprey konusunda bir sürü şeyler geliştirdiler, dünya çapında bir sürü makaleler oldu vs. ama biz ne özel sektör, ne hükümet yani devlet politikacıları bu filizi sulamadılar. Belki biraz önce bahsettiğim devrimi o yapacaktı.

Benzer bir şekilde bakın şimdi en önemli konulardan bir tanesi bulut bilişim. Bulut bilişim nedir? Dünyanın bir birikimi var, bu birikim artık erişilebilir halde, ama deniyor ki, yirmi yıl sonra insan beyniyle bu bulut arasında evcilleştirilmiş hayvanınız gibi olan yani sizin seksen-yüz komutunuzu anlayan, sizin duygularınızı anlayan cihazlar, bunlara Pet Like Devices diyorlar (DLP); evcil hayvan gibi cihazlar demek… Bizi tanıyan cihazlar, çok akıllı olmayabilir ama komutlarınızı anlayan cihazlar.

Beynin üzerinde 140 noktada, sevindiğiniz zaman, üzüldüğünüz zaman, anladığınız anlamadığınız zaman sinyal veren noktalar. Bunların yerleri neredeyse böyle noktasal bir şekilde belirli. Bugün bunu kullanabilmek için büyük başlıklar geçiriyorsunuz başınıza. Şimdi bulut bilişim dediğimiz şey insan beyniyle bu birikimin arasına dikişsiz bir şekilde girebilecek binlerce çeşit ve çok daha eğitilebilir bir takım cihazlar serisinden bahsediyoruz. Ama bakın bu yakın ve ben size bir örnek vermek istiyorum. Şimdi bu dünyada en önemli şeylerden bir tanesi sensörler yani sizin üzüldüğünüzü, beğendiğinizi vs. anlayabilecek, sizin bir hareketinizden hemen bir karar alıp bunu size sunup tamam mı devam mı yani bu şekilde bir takım işlerinizi yapan, her an karşınıza çıkabilen yolda, arabanızda, cebinizde vs. karşınıza çıkabilen cihazlar.

OTDÜ’ye gidiyosunuz, OTDÜ’de çok eskiden taksimetre yapmak için bir yarı iletken fabrikasını bugün Prof. Tayfun Akın aldı ve MEMS dediğimiz, Mikro Elektro Mekanik Sensörler, NEMS dediğimiz Nano Elektro Mekanik Sensörler konusunda dünya çapında işler yapıyor.

Özel sektör bunun farkında mı, pek değil. Ben şuraya gelmek istiyorum, bakın bugün artık önümüzde Türkiye’nin dünya için daha fazla katma değer yaratırsa yirmibeş bin dolarlara çıkabileceği menfaati gayet iyi tanımlanmış olan bir hedef var. Şimdi bu hedefin arkasını doldurmak istediğimiz zaman geriye gideceğiz orada sadece Yusuf Menceloğlu’nu, Candan Tamerler’i, -Candan Tamerler de bütün deniz böceklerinin yapısının oluşmasıyla motor cidarlarındaki sürtünme nasıl azaltır, diş mineleri nasıl tekrar yapılır bunu yapıyor-. Tayfun Akın bu dünyadaki en kritik sensörlerden onlarcasını neredeyse yüzlerce çeşidini üretmeye başlamış. Bakın bir şey daha söyleyeceğim, “gamification” diye bir şey var, ters terim onun için ingilizcesini kullanıyorum, oyun yoluyla yeni dünyanın tarifi bu. Bir bakıyorsunuz Türkiye’de Cemil Türün ve kurduğu Yoğurt, bir başka arkadaşlar yine bu oyun ve fiziksel dünyayı, dünyada en iyi birleştirebilen insanlar ve bunlar çok güzel filizler.

 

Yaprak Özer: Peki hemen şuna gelmek istiyorum siz TTGV’nin yani Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı’nın başına geçtiniz. Var mı bir planınız? Belli ki ülke olarak stratejimiz yok, nasıl bir yol izleyeceğiz ve yirmi yılı yakalayacağız?

Cengiz Ultav: TTGV’nin son yirmi yılda verdiğinden çok daha fazla imkanlara bugün TÜBİTAK sahip, Ekonomi Bakanlığı sahip yani bütün bakanlıklar sahip ve bunu dağıtmak için de hazırlar. TTGV’ye ben şu rolü daha doğru buluyorum, TTGV çok daha bağımsız bir şekilde bu katma değerin yaratılması için trendler ve teknolojiler nasıl bir araya getirilmelidir, nasıl bu yeşil filizler korunmalıdır, sulanmalıdır, büyütülmelidir, saksıya dikilmelidir ve ondan sonra da tarlalara ekilmelidir. Yani buralardaki mekanizmaları harekete geçirmek, buralardaki farkındalığı arttırmak, buradaki bir takım bilimsel denetimi akademisyenler vs. yoluyla daha iyi yapabilme yeteneği, buralarda biz daha çok odaklanmak istiyoruz. Çünkü devletin verdiği teşvikler vs. eğer hakikaten katma değer arttırılacaksa bu bölgesel teşvikleri de siz pek öyle kaldırımdaki beton vs. gibi konulara değil, betonun en az enerji harcayanının yapılması, yol sistemlerinin yeniden düşünülmesi, ulaşımın yeniden düşünülmesi, hatta ulaşmamanın nasıl yapılacağının düşünülmesi gibi konuları zorlayacak olan alanlarda bu tip yaratıcı insanların desteklenmesi meselesi var. Artık şirketlerin sadece özel bir konuya odaklanmaları, sadece bir firmayı alıp dünyada buna sermaye bulup belirli bir alanda bir yere getirmeleri. Yani hiçbir firma artık Kodak’ın durumuna düşmek istemiyor. Kodak zamanında en iyi şeyleri, en büyük aşamaları yapmış olan bir firma ama trendi ve gelişmekte olan teknolojileri yönetememenin sonucunda bugün iflas durumunda olan bir firma. Bizim bundan sonra yapacağımız firmaların çoklu domainlerde, çoklu alanlarda iş birlikleri şeklinde devletin de taban kaldırıcı desteğiyle, eğitim konusunda vs…

 

Yaprak Özer: Hemen bir örnek vermek istiyorum, Vestel beyaz ve kahverengi eşya üreten bir teknoloji firmasıyken hidrojen enerjisi, insansız uçak ya da deniz suyundan su üretebilmek gibi işlere girdi, bunu mu söylemek istiyorsunuz?

Cengiz Ultav: Ben Vestel’de on beş yıl çalıştım, bunun ilk altı yılı tamamen doğrudan doğruya ar-ge konularında yani bizim klasik geleneksel ürünlerimizin gelişmesi konusunda bir takım faaliyetlerin içerisinde geçti. Ondan sonra Türkiye’nin çok büyük kriz dönemlerinden 2000’li yılların civarındaki krizlerde biz Vestel’i iki kere Londra ve New York borsalarında halka açtık ve onlara nasıl iş yaptığımızı, teknolojiyi nasıl yönetmeye çalıştığımızı, nasıl pazar payına somuta indirgediğimizi, Türkiye’nin esneklik gücünün yaratıcı gücünün konsantre olduğunu göstererek 400-500 milyon dolarlar civarında şirketin yüzde 7 gibi bir bölümü için paralar toplayabildik. Ondan sonraki dönemde de yeni teknoloji alanlarına da bir bakış açımız oluşmaya başladı. Biraz önce söylediğim gibi komplike bir dünyayı yönetmeye çalışıyorduk ve onun içerisinde hatalar da yapmış olabiliriz. Mesela hidrojen enerjisiyle ilgili bir takım konuları araştırdık, ellerimizi kirlettik ama hidrojen bugün sivil dünyada yer bulmadı, askeri dünyada yer buluyor. Yine mesela bu ileri bilişim konularıyla gözlem yapabilme, ülkeyi tehditlerden koruma konusu bizi insansız uçaklara götürdü ama bunun sürdürülebilir olması lazım, sürekli olması lazım. Bazı şeyleri eksik veya hatalı yaptığınız zaman sabredecek gücünüzün olması lazım. Burada devletin devreye gireceği yer bu sizin büyük risk aldığınız noktalarda sizin en azından kalbinizi güçlendirici bir iki şok olabilir. Bu tip şeyler olursa Türkiye çok güzel yerlere gelir.

 

Cengiz Ultav kimdir

Vestel Yönetim Kurulu Üyesi ve TTGB Başkanı. Ankara Fen Lisesi, OTDÜ… İz bırakan eğitim kurumları… Şöyle anlatıyor kendisini: “Elektronik okudum ama kariyerimde benim için önemli olan birkaç şeyi vurgulamak istiyorum. Ankara Fen Lisesi bilimselliğin ağırlıklı olduğu bir okul, ben bu okuldan birincilikle mezun oldum. Onun için de Hacettepe Tıp’a gitmeye hakkım vardı fakat o sırada düşündüm yani çok yeni çıkmakta olan bu bilişim konusu beni cezp etti. Şunu söylemem lazım 60’lı yıllarda Türkiye’de tek haneli sayıda bilgisayar vardı yani maksimum 9 adet olabilir; 3-5 tane bilgisayar vardı ve bunlardan bir tanesi karayollarındaydı. Onun için babama ‘Oğlunuz karayollarında mı çalışacak?’ diye soruyorlardı, o da cevap vermekte güçlük çekiyordu böyle bir seçimi yaptığım için. Ama bunlar önemli karar noktalarıdır. Bugün için belki de çok sınırda olan bir konuda seçim yapabilmek hayatta önemli kararlardan bir tanesi…”