Fikir Buluşmaları’nın Konuğu Nur Batur

yaprak-ozer-nur-batur

Tarihi yaşayarak yazan bir gazeteciden yakın dönem değerlendirmesi, tahmin edersiniz ki, renkli-farklı oluyor. Nur Batur, başarılı bir gazetecilik hayatı yaşadı, Türkiye’de değil Batı’da bu mesleği icra ediyor olsaydı sanırım dünya onu daha fazla tanıyacaktı. Bugün profesyonel gazetecilik yapmıyor olsa da yeni nesillere tanıklık ettiği dönemi anlatarak mesleğe katkı sağlamaya devam ediyor.

 

YAPRAK ÖZER: Sevgili Nur Batur kaç yıllık gazetecilikten söz ediyoruz?

NUR BATUR: 40 yıl. Nasıl geçtiğini bilemiyorum. Çok hızlı geçti, çok yoğun bir tempoda dünyanın olağanüstü değişim içinde olduğu bir dönemde geçti. Ben Soğuk Savaş’ı yaşadım. Berlin Duvarı’nı ilk defa gördüğüm zaman çok hayret etmiş Avrupa’nın  kuzeyinden güneyine böyle bir duvar inşa etmiş olmaları beni çok etkilemişti. 89 yılında o duvar yıkıldı. Ardından da bütün dünya sanki bir depreme tutuldu.

 

KADIN GAZETECİ OLMAK

 

YAPRAK ÖZER: Medyada çok kadın var ama yönetici katında az kadın var. Ne söylemek istersiniz?

NUR BATUR: Biz Cumhuriyet’in ilk kuşağının çocuklarıyız. İdealist bir ailenin çocuğu. Biz ailede eşitlik duygularıyla yetiştik. Bize annem de babam da dediler ki, kadın erkek ayrımı yok yani her işi yapabilirsiniz, her şeyi bir erkek nasıl yapıyorsa bir kadın da yapabilir. Onun için ben gazeteciliğe başladığım zaman  hiçbir zaman kendimi kadın gazeteci olarak görmedim. Ben bir gazeteciydim, ben her şeyi yapabilirdim. Rekabet ettiğim arkadaşlarım vardı, bu kadın da olabilirdi, erkek de olabilirdi. Sonuçta yaptığım her işi gazeteci olarak yaptım. Bağdat’ta bir jeeple bin kilometre çöl yolunu giderken de gazeteciydim, Benazir Butto’yla hayatımda duymadığım bir yerde kampanyasını izlerken de gazeteciydim. İlerleyen yıllarda yöneticilik kademelerine geldiğim zaman kadın erkek arasındaki yöneticilik farkı görmeye başladım. Hissettirildi. Çünkü erkek yönetici nedense doğal olarak kabul edilebiliyor. Fakat kadın yönetici kabul edilemiyor. Ben medya dünyasında ilk kadın yöneticilerden biriyim. Hürriyet gibi bir gazetenin Atina temsilciliğini yaptım. Ankara temsilciliğini kurarak Kanal D televizyonunun kuruluşunda yöneticilik yaptım. Daha sonra da Hürriyet gazetesinin Ankara temsilcisi oldum. Hiçbir aşamada da aslında gazetecilikte hiç zorlanmadım. Gazetecilikte benim sorunum yok, ama yöneticilikte hala kadın yöneticiye ne yazık ki Türkiye iş dünyası da, medya dünyası da tam anlamıyla alışamadı.

 

YAPRAK ÖZER: Hem ciddi muhabirlik hem de ciddi yöneticilik yapmış birinin gözünden bakacak olursak dünden bugüne sizin için belirleyici şeyler nelerdi?

NUR BATUR: Şimdi tabii biz gazeteciliğe başladığımız zaman  olağanüstü bir heyecan içerisindeydik. Olayların içinde olmak, perde arkasını anlayabilmek, aslında bir gazeteci sadece onları izlemez, olayın perde arkasında ne oluyor, siyaset oyunu nasıl oynanıyor, dünyayı yöneten insanlar kimdir… benim en büyük merakım buydu. Onun içinde meslek hayatım boyunca hep dünyayı yöneten liderlerin peşinde olmaya çalıştım. Sadece onların siyaset anlayışıyla bunları anlamaya çalışmadım. Özel hayatları neydi? Çünkü insanların siyaset yaparken bir özel hayatı var ve bu siyasete de yansıyor, dünya görüşüne yansıyor. Onun için ben kimle görüştüysem bunu almaya çalıştım. Şimdi gazetecilikte ya da herhangi bir meslekte kadın-erkek farkı bence yok, olmaması da lazım. Yaptığımız iş önemli. Fakat daha sonraki yıllarda nedense böyle bir kadın gazeteci deyimi çıkarttılar. Kadın sorunlarıyla ilgilenen gazeteciler oluşmaya başladı. Ya da kadın bir mühendis var, kendi mesleğiyle ilgili konuşuyor, kadın mühendislerin nasıl yaşadığını anlatmıyor. Burada biz yanlışlıkları yaptık. Ama diğer taraftan ben ilk başladığımız yıllara bakıyorum, teknolojik açıdan çok zor koşullarda çalıştık. Teknolojik açıdan Türk medyasında olağanüstü bir gelişme oldu. 1999 yılında Helsinki’de Avrupa birliği zirvesini takip ediyoruz. Biz,  Türk medyası olarak 50 kişilik bir ekiple, canlı yayın arabalarıyla sabahlara kadar yayın yapıyoruz. Bütün yabancı basın, Avrupa basını bizi hayret ve dehşet içinde izliyordu, böyle bir heyecan. Şimdi bu heyecanı genç arkadaşlar da görmüyorum. Buna da üzülüyorum. Teknoloji onları masa başına bağladı.

 

BİZE KRİZ YÖNETİMİNİ ANLATIN

 

YAPRAK ÖZER: 40 yıl gazetecilik yaptıktan sonra Nur Batur şimdi ne yapıyor?
NUR BATUR: Tarihi hem yazmaya hem yaşamaya devam ediyorum diyeyim. Gazeteci her zaman gazeteci. Gazetecilik öyle bir ruh, öyle bir heyecan. O devam ederken bir taraftan da tabii ki olayları çok yakından izliyorum. Bu bir alışkanlık mı diyeceğim, hayat biçimi mi diyeceğim, herhalde hayat biçimi oluyor bir müddet sonra. Konferanslar vermeye devam ediyorum. Panellere katılıyorum. Bazen televizyon programlarına katılıyorum. Ama diğer taraftan da üniversitede öğrencilerimle beraberim. Hem Ankara’da Üniversitesi’nde siyasi gazetecilik dersleri verdim, hem de Bahçeşehir Üniversitesi’nde yüksek lisans dersleri veriyorum. Ama bana teklif ettikleri gazetecilik dersleri değildi, kriz yönetimi dersleriydi. Dediler ki, siz hayatınız boyunca hep kriz izlediniz, kriz yönettiniz, hayatınız hep krizlerle geçti, onun için bize kriz yönetimini anlatın dediler. Bende kriz yönetimini anlatıyorum.

 

YAPRAK ÖZER: Kriz yönetimi aynı zamanda konuşma konunuz. Ne söyleyebiliriz?

NUR BATUR: Konuşma benim için yeni bir kulvar. Aslında şimdiye kadar dünyanın her yerinde panellere katıldım, konuşmalar yaptım, konuşma yapmaya devam ediyorum farklı bir keyif ve mutluluk.

 

YAPRAK ÖZER: Orta Doğu depremlerin birbirini takip ettiği şanssız bir coğrafya. Aslında dünyanın en güzel coğrafyası ama bir türlü huzura kavuşamayan bir yer. Ne ad vereceğiz?

NUR BATUR: Bence yüzyıl sonra Ortadoğu’da harita değişiyor. Hiçbir harita bugünden yarına değişmez ve her savaşın sonunda dünyada dengeler ve haritalar değişiyor. Ortadoğu’da da bugün yaşanan depremin başlangıcı belki de aşama aşama gelen bir şey. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü ilk haritanın çizildiği dönem. Aşiret reislerine verilen yetkilerle kurulan küçük devletçiklerle 1940’lara kadar Ortadoğu’da bir düzenden söz etmek mümkün. Fakat 40’lardan sonra İsrail’in kurulmasıyla haritanın değişimi başlıyor. Aslında, İsrail’in kurulması Ortadoğu’da artçılarla devam edecek ve kanla yazılacak yeni bir haritanın başlangıcı. Tarihi bilmeden bugünü anlamamıza imkân yok. Bu ilk harita değişimi hala devam ediyor. Bugün Ortadoğu’da İsrail’in kurulmasından sonra üç büyük savaş yaşandı. Fakat hala tam bir Filistin devleti kurulamadı, İsrail’de yerine oturamadı.

 

ORTADOĞU’NUN KALBİ KUDÜS

 

YAPRAK ÖZER: Dünyanın bir başka bölgesinde haritası oturmayan coğrafya yok.

NUR BATUR: Şimdi tabi biz daha fazla Ortadoğu’ya konsantre olmuş durumdayız. Çünkü komşumuz. Mali açıdan bizi etkiliyor. Ortadoğu’da en önemli faktör petrol. Petrol dolayısıyla bu kadar ilgi topluyor ve bu kadar büyük güçlerin de bir anlamda bilek güreşinin yapıldığı bir coğrafya oluyor. Ama biz farkında değiliz, bugün Latin Amerika’da da çok önemli olaylar yaşanıyor. Venezuela’da ki petrolün yine çok önemli olduğu bir gerçek. Çok zengin bir ülke, fakat sefalet diz boyu, işsizlik bir tarafta, bir milyona yakın göçmen var ve Latin Amerika kaynıyor.

 

Birkaç defa İsrail’e gittim. Yaser Arafat ile görüşmek için hem Gazze’ye gittim, daha sonra Mahmut Abbas ile görüşmek için Batı Şeria’ya gittim. Şimon Perez ile görüştüm, Rabin ile görüştüm. İsrail’e  herhalde 4 defa filan gitmişimdir. Şunu söyleyebilirim, beni en fazla etkileyen Kudüs oldu. Bütün Ortadoğu’daki kavganın kalbi Kudüs’te atıyor. Kudüs öyle bir yer ki, bir taraftan çanlar çalıyor, bir taraftan ezan okunuyor ve önünüzde ağlama duvarı, Yahudilerin en kutsal yerlerinden bir tanesi, dua ediyorlar. Şimdi yüzyıllardır kan akıyor. Önemli nokta burası. Dinlerin doğduğu ve dinlerin hala kavga ettiği bir coğrafya, din adına insanların kavga ettiği ve sadece dinler arası kavgalar değil, dinlerin içindeki mezheplerin de kavga ettiği bir coğrafya. Bugüne gelirsek, Irak’ta, Suriye’de böyle bir tabloyla ile karşı karşıyayız. Ortadoğu’da İsrail’in kurulmasından sonra üç büyük savaş oldu. Filistin meselesi, davası dolayısıyla milyonlarca insan öldü, belki göçmen oldu. Acı bir türlü bitmedi orada ve bitecek gibi de görünmüyor. Mezhep çatışmaları inanılmaz boyutlarda. Etnik çatışmalar aynı şekilde. Osmanlı bu bölgeyi yaklaşık 500 yıl nasıl yönetmiş, gerçekten hayret edilecek bir şey. Çok fazla bilmiyoruz o günleri. Bugün öyle bir şey ki, öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, olan her olayı biz anında evimizde hissediyoruz, görüyoruz.

 

 

YAPRAK ÖZER: Kısa vadeli ve görülebilir gelecekte ne bekliyorsunuz?

NUR BATUR: Berlin Duvarın’dan bahsettim: 1989-90. Dünya değişmeye başladı. 1990’da önce kuzey yarım küre de Avrupa değişti, Sovyetler Birliği parçalandı, büyük Avrupa hayali gerçekleşti. Sovyetler Birliği  parçalandıktan sonra Rusya bir dönem dibe vurdu daha sonra dirildi ve çıkmaya başladı. Bütün arka bahçesini kontrol etmeye başladı ve 1990’dan itibaren Ortadoğu’da da bir deprem başladı. Bu depremin başlangıç noktası Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgali: 1990.   Biz 1990’da ki, ilk Körfez Savaşı öncesinde muhalefet partisi lideri rahmetli Erdal İnönü ile birlikte, küçük bir uçak ile Bağdat’a gittik. Bağdat’a gece indik.   Bağdat böyle ışıl ışıl bir yer. Her tarafta fıskiyeler, havuzlar filan ve sabaha karşı Erdal İnönü’yü alıp götürdüler. Biz, Hasan Cemal, ben, Güneri Cıvaoğlu, Erdal Bey ile beraber böyle bir gazeteci grubuyuz. Daha sonra bizi de gelip aldılar. Bir minibüsün içerisinde tamamen kapalı, nereye gittiğimizi bilmiyoruz. Sonunda Saddam’ın olduğu, yaşadığı bir saraya gittik. Bir kaç yerde yaşıyor her gece farklı yerde kalıyor, öldürülmekten korkuyor. Ve o gün Saddam Hüseyin ile konuştuk. Saddam Hüseyin dünyaya meydan okuyordu. Irak’ın, çok büyük bedeller ödemesine yol açtı. Akıllı davranmış olsaydı belki ülkesini kurtarabilecekti ama sonuç olarak kendisi de gitti, ülkesi de mahvoldu. Ondan sonraki değişim 2004. Yine ben Bağdat’a gittim. Bu sefer Tarık Aziz’le görüşmeye gittim. Bağdat tamamen bir ambargo altındaydı. Halk perişandı. Ondan sonraki dönem ise daha da kötü oldu. Sonra Kuzey Irak’a gittim, Talabani’yle,  Barzani’yle görüştüm. Hiç bir değişim bugünden yarına olmuyor. Bugün Irak’a baktığınız zaman, fiili olarak bölünmüş bir Irak’tan söz edilir. Suriye’de yine aynı şekilde fiili bir bölünme yaşanıyor. Ama değişim aslında Irak’ta başladı, Tunus’a atladı, Arap Baharı denilen olay;  sonra Mısır, sonra Libya. Hepsinin birinci yıl dönümünde Mısır’da, Tunus’ta, Libya’da, gittim yerinde gördüm…  Suriye’ye daha sonra üç defa gittim. Hikmet Çetin’le, Süleyman Demirel’le ve en son olarak da Beşar Esad ile görüşmeye gittiğimde Suriye bir kalkınma hamlesi içerisindeydi. Belki demokratikleşmeyi hızlandırabilseydi Beşar Esad, bugünkü noktaya gelmeyebilirdi. Ama değişim kaçınılmaz. 1990’da başlayan değişim bana sorarsınız belki 20 yıl devam edecek. Suudi Arabistan, Körfezde ne olacak bilmiyoruz.

 

AB-TÜRKİYE KOMADA

 

YAPRAK ÖZER: Diğer yandan Avrupa’dan mı kopuyoruz, Ne diyorsunuz?

NUR BATUR: Ben kopmamalıyız diyorum. Bugün belki Türkiye-Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler benim deyimimle komada. Komada, hala kurtarılma şansı var. Çünkü henüz bitkisel hayata girmedi. 2 tarafta ilişkilerin bu bitkisel hayata girmemesi için  en azından şimdilik bir çaba içerisinde. Diyalog devam ediyor. Belki şu anda sağırlar diyaloğu ama bunun nedenleri var. Dünya süratle değişiyor. Bugünkü Türkiye, belki bir 5 yıl sonra aynı durumda olmayacak, iyi veya kötü olacak, onu bilmiyoruz. Falcı değiliz, tahminde bulunamayız. Ama siyaset öyle bir şey ki bir anda taşlar yerinden oynayabilir ve farklı bir konjonktüre girebiliriz. Avrupa’da bugün Türkiye’yi kabul edebilecek nokta da değil ama Türkiye’den vazgeçecek noktada da değil. Çünkü Türkiye öyle bir yerde ve öyle bir konumda ki kesinlikle iki tarafında birbirine ihtiyacı var. Bizim Avrupa’ya, Avrupa’nın bize ihtiyacı var.

 

 

YAPRAK ÖZER: Galiba her iki tarafında  affedilmeyecek hataları var. Biz değişimi mi okuyamıyoruz? Gelip giden liderlerin yarattığı bir farktan mı söz ediyoruz?

NUR BATUR: Avrupa’da ki duruma bakarsak, 1940’ların sonunda, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yeni bir Avrupa kuruldu. Avrupa Birliği (AB) bunun bir ayağı idi. AB, savaşın yok, kalkınmanın var olacağı bir Avrupa hayali ile kuruldu ve buna bağlı olan kurumlar, Avrupa Konseyi’nden AB’ye kadar, OECD’den NATO’ya kadar bir Batı paktı oluştu. Şimdi Sovyetler Birliği’nin çökmesi Soğuk Savaşın bitimiyle de yeni Avrupa, büyük Avrupa hayallerinde büyük adım atıldı. Çok genişledi, çok kalabalık oldu, karar alamaz hale geldiler. Türkiye’nin hatası şu oldu, eğer 1970’ler de 1980’ler de  hedefi doğrultusunda önemli adımlar atmış olsaydı, demokratikleşme yolunda gerçekten büyük hamleleri yapabilseydi, o kesintilere uğramasaydı belki Türkiye bugün Avrupa Birliği içerisinde başka bir noktaydı. Geriye dönmek mümkün değil. Nehir akıyor. Türkiye’nin stratejik hedefi aslında Tanzimat’tan bu yana baktığımız zaman çağdaş dünyanın içinde modern olan bir  Avrupa’nın içinde yer almak bizim için önemli. Bu hedeften vazgeçmemek lazım. Bugünkü durum, bir koma hali, mutlaka aşacağız.

 

AB’DE LİDERLİK KALMADI

 

YAPRAK ÖZER: AB’den öte NATO ile ilişkiler de sorulara işaret ediyor.

NUR BATUR: Türkiye psikolojik olarak Batı ile ilişkilerinden uzaklaşıyor. Bugünkü kurumsal olarak Batı ile ilişkilerinde cidi bir kopukluk yok ama siyasi söylem ve Türkiye toplumunun Batıyla ilişkilerini sorguladığı bir dönemden geçiyoruz.   1950’lere baktığınız zaman,  İkinci Dünya savaşı sonrasında, Türkiye’nin Batıyla bütünleşmek için büyük hamleler yaptığını görüyoruz. Tanzimat’la başlıyor, Cumhuriyet ile devam ediyor. İkincisi Dünya Savaşından sonra, 1950’ler de Batı ittifakının içinde yer alıyoruz. Fakat Avrupa’nın, AB’nin, ABD’nin, bazı AB ülkelerinin büyük hataları var. Bu hatalar yüzünden ne bütün Avrupa Türkiye’yi istemiyor diye bir şey söyleyebiliriz, ne de bütün Türkiye Batıyla ilişkilerini kopartacak diyebiliriz. Bu sorunları aşmanın yöntemlerini bulmalıyız. AB ülkelerine baktığımız zaman 1940’ların,  1950’lerin  liderleri yok. Vizyoner liderler kalmadı. Bir İngiltere kendi problemleri ile boğuşuyor. Bir Theresa May aslında güçlü bir iktidar değil ya da Fransa cumhurbaşkanı Macron, çok zayıf bir liderden söz edebiliriz, Avrupa’da bütün dizginleri ele almış Angela Merkel var, çok dikkatli. ABD bütün dünyayı kontrol edelebilecek bir liderlik gösteremiyor. Trump her gün farklı bir açıklama yapıyor ve inandırıcı değil. Böyle bir dünyada yaşıyoruz. Böyle bir dünyada Türkiye bir transatlantik ise eğer Türkiye dümeni biraz kırsa bile tam anlamı ile döndürmek istemiyor, döndüremiyor da zaten.

 

 

YAPRAK ÖZER: Avrupa Türkiye’nin kendisiyle psikolojik derdini okuyabiliyor mu sizce?

NUR BATUR: Avrupa Birliği şu an çok ciddi sorunlarla karşı karşıya. Göçmen krizi mesela… Ama ondan önce ekonomik kriz ile boğuşuyor. Bir Euro bölgesi krizi var. Aşabilmiş değil. Yunanistan  ekonomisi hala iflas noktasında.   İtalya, İspanya, Portekiz hatta Fransa’nın ciddi problemleri var. İngiltere neden Brexit dedi? Bütün bunları iyi anlamamız lazım. Biz Türkiye olarak da Avrupa Birliği’ni anlamıyoruz. Avrupa’yı anlamıyoruz. Hep Müslümanlar-Hristiyanlar diye bakıyoruz. Hayır, öyle değil. Ekonomik nedenlere ve toplumsal değişimlere bakmamız lazım. Avrupa’da ekonomik sorunlar işsizliğin artması, göç sorunu, Avrupa’da yabancıya karşı bir mesafe, bazı ırkçılığın yeniden hortlaması.

 

YAPRAK ÖZER: Biz de onları iyi okuyamıyoruz anlaşılan.

NUR BATUR: Onlar bize düşman, bizi istemiyorlar diye bakıyoruz. Onlar bize düşman değil. Uluslararası ilişkilerde çıkarlar vardır. Kalıcı düşmanlıklar yoktur, kalıcı dostluklar yoktur. Bunu anlayabilmemiz lazım. Toplumumuzun her kesimince, sokaktaki vatandaşın da bunu anlaması lazım. Türkiye’nin çıkarının aslında Avrupa sistemi içinde olmak olduğunu ve çağdaş dünyanın hala Avrupa değerleriyle adlandırıldığını görmemiz lazım.

 

YAPRAK ÖZER: İfade ettiğiniz koşullar yeni liderler de erozyona sebep oldu mu?

NUR BATUR: Evrensel değerler, aslında bütün mesele bu evrensel değerler. Bugün dünyada o evrensel değerler de tartışılıyor. Bunu da iyi tahlil etmemiz gerekiyor. Bugün Amerika’da  müthiş bir tartışma var. Trump’ın yönetiminde Trump’ın dünyaya bakışı konusunda, yani inanılmaz eleştiri var.

 

TSUNAMİ YAŞIYORUZ

 

YAPRAK ÖZER: Önümüzde fırsat penceresi olarak adlandırabileceğiniz bir şey var mı?

NUR BATUR: Kesinlikle masadan kalkmamalıyız. Yani müzakereler bugün dursa bile, durmuş olsa bile iş dünyasıyla AB ilişkileri devam ediyor. Ben Türkiye’de özel sektörün çok güçlü olduğuna inanmıyorum. Her halükarda, bütün sorunlara rağmen ve koparmak istemediklerini düşünüyorum. Hem Avrupa’da bir deprem yaşanıyor aslında hem de Türkiye’de siyasetteki çalkantı hala durulmuş değil. Ortadoğu bu noktada. Dalgayı atlatmamız lazım. Tsunami diyorum ben buna. Bir tsunami ile karşı karşıyayız ama bu dalgayı atlatırsak yeniden dünya bir düze çıkacak ve bu düzlükte Türkiye’nin de yeri olacak mı?

 

BİZ BU LİDERLERLE NE YAPACAĞIZ?

 

YAPRAK ÖZER: Bugün ise popülist diyebileceğimiz bir grup farklı lider dünyanın her tarafında hâkim ve seçimle gelip gitmiyorlar. Bu liderle ile biz ne yapacağız?

NUR BATUR: Çok güzel bir soru. O kadar önemli bir soru ki biz bu liderlerle ne yapacağız. Sinirlerimizi bir defa sağlam tutacağız. Arada söyledikleri doğru şeyleri kabul edip  yanlışlarını reddedeceğiz. Başka çaremiz yok. Geçen gün Fransa cumhurbaşkanı Macron çok güzel bir şey söyledi. Her zaman güzel bir şey söylemiyor çünkü çok acemice açıklamalar yapıyor. Daha yerine, koltuğuna oturamamış bir lider. Hem de Fransa gibi bir ülkenin, Avrupa birliğinin temellerini oluşturmuş, Batı’nın kilometre taşlarından olan bir ülke. Macron, “Avrupa’da şu anda liberal demokrasiyle otoriter rejimler arasında büyük bir iç savaş yaşanıyor” dedi. Çok güzel bir tanım yaptı. Gerçekten bakıyoruz Macaristan’dan  seçimde adeta bir diktatörlük oluşuyor  ve AB Macaristan’la nasıl başa çıkacağını bilmiyor Çünkü Avrupa Birliğinin temellerini demokrasi oluşturuyor. Fakat sandıktan çıkan bir diktatör. Şimdi böyle bir tablo ile ne yapacaklar? Daha önce de böyle bir şeyle Avusturya’da karşılaşmışlardı. Irkçı bir lider sandıktan çıkmıştı ve AB biz seni kabul etmeyiz yoksa Avusturya’yı atarız demişti. Şimdi atamıyorlar da. Yani böyle bir ikilemle dünya karşı karşıya. Ve Angela Merkel. Şimdi  I Dünya Savaşı,  II Dünya Savaşı, Almanya kâbusu yaşandı. Herkes korkuyordu Almanya tekrar büyüyecek, Avrupa’nın başına dert açabilir, lider olabilir diye, Almanya lider oldu. Şimdi böyle şeyler yaşanıyor dünyada.

 

DAVA ADAMI DEĞİLLER

 

YAPRAK ÖZER: Geçmiş ve bugünkü liderliklerin farkı ne?

NUR BATUR: Bir defa daha vizyoner liderler vardı. Yani stratejik hedefleri olan, o doğrultuda çok çalışan, kitleleri etkileyebilen liderler vardı. Ortadoğu’ya bakıyorum. Bölgenin kaderini etkileyen liderlerin önde gelenleriyle konuştum bir Yaser Arafat, şu anda Beşar Esad işte Saddam Hüseyin, Tarık Aziz gibi isimler baktığımız zaman Yaser Arafat bir dava adamıydı.  Bir stratejik hedefi var. Bugün mesela  bir dava adamı görünmüyor.

 

YAPRAK ÖZER: Dava adamı olmak yerine bürokrat vari lider mi geliyor,  liderlik vasıfları  farklı bir noktaya mı gidiyor?

NUR BATUR: Çok haklı bir düşünce çünkü dünya değişiyor. Toplumların beklentileri değişiyor, toplumlar değişiyor, onun içinde liderler de değişiyor. Eskiden dava adamları, karizmatik liderler, tek liderler vardı. Şimdi Ortadoğu’ya baktığımız zaman bir dava uğruna işte bir bayrağı eline alıp, milliyetçilik rüzgârıyla kitleleri peşinden sürükleyen liderlerden söz edebiliriz. Yaser Arafat, Filistin davası. Arap dünyasında Nasır’dan, Hüsnü Mübarek’e ya da diğerlerine, Saddam Hüseyin’e Arap milliyetçiliğini savunuyorlardı.

 

LİDERLER TOPLUMU DEĞİŞTİRMİYOR

 

YAPRAK ÖZER: Gücü nereden alıyorlardı?  Arkalarındaki ordulardan mı yoksa bununla birlikte kişisel birikimleri, entelektüel kapasiteleri mi daha fazlaydı?

NUR BATUR: Teknoloji tabii çok daha fazla insanı, liderleri anlamamızı sağlıyor. Toplumların da değişimini takip etmemizisağlıyor ya da toplumlar değişimin içinde yer alıyor. Eskiden liderler toplumları değiştiriyordu, şimdi toplumlar liderleri değiştirmeye başladı, daha fazla. Eskiden bir televizyon kanalı vardı, oradan birtakım şeyler izlenirdi, şimdi herkes gazeteci oldu, herkes konuşuyor. Şimdi böyle bir dünyada yaşıyoruz. Tabii Soğuk Savaş’tan sonra değişen bir dünyanın  farklı kodları, farklı lider arayışları var. Avrupa’da tartışma konusu demokrasi, demokrasinin aksaklıkları, eksiklikleri tartışılıyor. Kapitalizm, bugünün tartışma konusu. Globalleşme bir diğeri… Yani dün başarılı olan sistemler bugün halklar tarafından tartışılmaya başlandı.

 

YAPRAK ÖZER: Benazir Butto’yu sona sakladım. Önemli röportajlar yaptınız…. Kadın lider karizması ve geleceği için ne dersiniz?

NUR BATUR: Şimdi çok güzel iki tane lider çıktı ortaya. Bir tanesi Benazir Butto diğeri Angela Merkel. Ben ikisiyle de görüştüm. Angela Merkel yeni Avrupa’nın lideri. Daha bilinçli toplum, demokratik ve daha uzlaşmacı bir toplum.   Kendisi stratejik hedefleri olan fakat uzlaşmaya hazır, zaman zaman katı olabilen bir lider. Kendi çıkarları, Almanya’nın çıkarları açısından ilkeleri olan bir lider.

Birincisi Angela Merkel 3 dönemdir çoğunluğu elde etti, sandıktan çıktı, başbakan oldu ama her seferinde bir koalisyon hükumeti kurdu. Almanya koalisyon hükumetini kurarken her seferinde 3 ay neredeyse pazarlık yaptı ve  maddeler üstünde anlaşma, bir koalisyon protokolü yaptılar,  uzlaştılar  ve ondan sonra  koalisyonu oluşturdular.  Avrupa’da böyle bir trend ortaya çıktı. Uzlaşan,  kararlı lider portreleri. Angela Merkel en önemli temsilcisi diye düşünüyorum.

 

Benazir Butto farklı bir kuşağın, farklı bir coğrafyanın lideri.  O da bir dava  kadını diyelim. Pakistan gibi bir ülkede. Pakistan’a 4 defa gittim. Ziya Ül Hak ile görüştük. Darbeci general suikastla öldürüldü. Ondan sonra gelen başbakanla görüşmeye gittim, askeri yönetim altındaydı sonra Benazir Butto  sandıktan çıktı. Benazir Butto bir toprak ağası olan Zülfikar Ali Butto’nun kızı, aynı zamanda darbeyle devrilip asılan bir başbakanın kızı. Yaralı. Şimdi onun getirdiği bir hırs vardı, onun getirdiği çok iyi eğitimli bir kadın  ama idealleri olan, Pakistan’a demokrasiyi getirmek isteyen bilgili bir kadın lider.  İlk konuştuğum zaman, onun bir seçim kampanyasını izledim. İlk kez seçildiği zaman, başbakan olduğu zaman askeri darbeyle devrilmişti. Kocası hapisteydi. Benazir Butto’yu 18 saat boyunca köy yollarında izledim kampanyasının sonunda sabaha karşı 2’de  bir meydanda binlerce kişiye hitap ederken duydum, çok karizmatikti. Çok cesur, karizmatik bir liderdi. Aradan yıllar geçti,  o idealleri uğrunda devrildi, sürgüne gitti, on sekiz yıl sonra bir kez daha Dubai’de buluştuk. Öldürülmeden kısa bir süre önceydi. Yine demokrasi idealleri vardı.

Şimdi ikisinin de demokrasi idealleri var, birisi çok karizmatik, cesur bir lider Benazir Butto, diğeri uzlaşmacı, kararlı ve hesaplı bir lider. Artık Angela Merkel gibi liderler dünyada ön plana çıkacak. Daha toplumcu, uzlaşmacı ama ilkelerinden vazgeçmeyen.

 

İndeks Konuşmacı Ajansı üyesi Nur Batur’un biyografisine buradan ulaşabilirsiniz.

 

Röportajın tamamı için: