Eski Köye Yeni Meslekler

Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi Öğrenme Programları Yöneticisi. Bir tarafıyla uzaydan gelmiş gibi gözüken bir meslek diğer taraftan sıradan… Eninde sonunda müzecilik diyebilirsiniz ki, doğrudur… Düşünün; pandemide müzelerin rolünü ve değişen çehresini! Bunun neresi eski bildik, tanıdık, sıradan müzecilik?… Bu meslek pandemide küllerinden doğarken, bizleri de sıkışan – kapanan – daralan çerçevemizden dışarı çıkmaya ikna etti, ruhlarımızı özgürleştirdi, her zaman sanatla buluşturmayı hedeflerken zaman zaman bilimle, teknolojiyle, yaratıcı sistemlerle buluşturdu. Şaşırttı, düşündürdü, fikir geliştirmemize zemin hazırladı… Hemen ilave edeyim, müzecilik örneği, pandemi nedeniyle mi değişti, hayır… zaman içinde değişti biz pandemide görebilmeyi becerdik.

Önemli müzelerin uzun zamandır içinde farklı meslekleri barındırdıklarının farkındayım. Konu uzun zamandır radarımdaydı ve doğru zamanı, doğru kişiyi bulmak isterken yolum Eda Göknar’la kesişti… Pandemi ortadan kalkmadı, uzun süre bizimle olacağını biliyorum ama farklı bir faza geçtik. O nedenle geriye dönüp artık bilanço çıkarmak, yorumlar yapmak zorundayız.

Pera Müzesi sanat dünyamızda çok önemli yeri olan bir sanat merkezi. Bu önem  yalnızca içinde barındırdığı sergilerin değeriyle ölçülemez, kurucularının oluşturduğu çaba, vizyon, çok çok önemli… Önemsediğim bu müze üzerinden sizleri yeni bir konseptle buluşturmak istiyorum. Gençlerimizin çoğu üniversitelerden umutla mezun oldukları gün hayatlarının umutsuzluğuyla tanışıyor; işsizlik! Üniversitelerimizn büyük bölümü meslek vermekten uzak… Bırakın mesleği günün bilgi birikimini aktarmaktan ve hayata hazırlamaktan uzak.

Ne yapacak bu gençler?… “Kutu dışında düşünün” deyip duruyoruz onlara ama kutu nedir, içi ve dışı neye benzer anlatmakta güçlük çekiyoruz. İşte bugün kadim bir mesleği nasıl dönüştürebileceğimizi anlatarak basit bir kutu dışında düşünme egzersizi yapmak istiyorum.

Küçük bir rakamsal değerlendirmeyle başlayalım; Pera Müzesi Öğrenme Programları, Ocak-Aralık 2019 katılımcı sayısı: 6779 (Fiziksel) Ocak-Aralık 2020 katılımcı sayısı: 8252 kişi (Nisan 2020 itibarıyla 7014 kişi çevrimiçi) Kendisini yeniden oluşturan bir hizmet bütünü.

Söyleşimiz Youtube‘da, dinlemek isteyenler için Spotify‘dayım…

 

Yaprak Özer: Sanat Yönetimi eğitimi almışsınız. 10 yıldır Pera Müzesi’nde çalışmaktasınız. Öğrenme Yöneticiliği yapıyorsunuz. Ne iş yapıyorsunuz?

Eda Göknar: Müzelerin öğrenme programları sanat ve toplum arasındaki bağı kurmak için en önemli alanlardan biri. Müzeler, sergileriyle ziyaretçilerin gereksinimleri ve ilgileri arasında atölyeler yoluyla ilişki kuruyor. Müzedeki öğrenme nesneler yoluyla öğrenme metodu. Duyuları temel alıyor ve yaşantıya dayanıyor. Ve sosyal hayatın bir parçası olmayı hedefliyor. Yani hafta içi ya da hafta sonu ailemizle sevdiklerimizle ya da kendimiz müzeye gidip vakit geçirebiliriz. Müzeler yaşam boyu öğrenme alanları.  Müze öğrenme programları formal eğitime destek verirken aynı zamanda bireylerin merak ettiklerini, kitaplarda okuduklarını görerek öğrenmelerini ve o müzenin misyonuna uygun eserleri tanıtmayı hedefliyor. Şöyle bir alanı da var müzelerin; sanatseverler sosyalleşiyor, o mekana geldiklerinde yeni kişilerle tanışma imkanı buluyor, yeni bilgiler öğreniyor, akran ediniyorlar kendilerine. Programlarımızda öncelikle sergi turlarıyla başlıyoruz; fiziksel de de çevrimiçi programlarımızda da… Katılımcılar sözel ifadeyle düşündüklerini ve duygularını paylaşmaya olanak buluyor. Ardından atölyede kelime kullanmadan, çoğunlukla yaratıcılıklarını kullanarak kendilerini ifade ediyor… burada daha çok duygularını anlamlandırma, yorumlama ve üzerine düşünme fırsatı veriliyor. O yüzden çok zengin bir alan. Bu atölyeler kapsamında zaman zaman alanında profesyoneller ve/ya da sanatçılarla buluşma imkanı buluyor sanatseverler. Böylelikle de aslında sanat eserine ya da sanatçıya ulaşılamamayı ortadan kaldırıp; daha yakın olabilmeyi deneyimleme fırsatı buluyorlar, öğrenme programlarına dahil olarak.

Yaprak Özer: “Akran buluşması”… “sanat ve sanatçının ulaşılabilir olması” dediniz. Altını çizmek isterim. Müzeler çevrimiçi o kadar çok kişiye kapılarını açtılar ki, neredeyse pandemnin güzel yanı  diyeceğiz, diyebilir miyiz?

Eda Göknar: Kaynaklar açıldı, halihazırda paylaşıyorduk dijital platformlarımızda çok ağırlık, önem veriyorduk. Ancak sanatseverler, ziyaretçiler bakımından farkındalık arttı. Dolayısıyla erişilebilirlik meselesi ortaya çıktı. Var olan içeriklerimiz daha fazla keşfedildi bu süreçte diyebiliriz.

Yaprak Özer: Pandemide birden sanat duygularımız ve duyularımız açıldı mı? Genel anlamda elinizde bir bilgi var mıdır yok mudur bilmiyorum ama hem dünyada hem Türkiye’de müze gezmek yaygınlaştı mı?

Eda Göknar: Pandemiyle birlikte kültür sanatın aslında iyileştirici gücü olduğu ortaya çıktı. Çünkü ilk etapta zaten çeşitli konserler, müziklerle bunlar ön plana çıkarken, yine burada duygular duyular ön planda oluyor. Herkes aslında sıkışık, eve kapanmış gibi hissederken, müzelerin de bu kapsamda duvarlarının dışında bir alan olduğu ortaya çıktı. Duvarların dışına taştık, daha çok ulaşılabilir olundu. Sanat bir ihtiyaç… Hepimiz için iyileştirici gücü olduğunu gördük… Okullar kapansa da açılsa da o aralıklı dönemlerde öğretmenler pes etmedi. Hala bizimle irtibat halindeler. Bazı öğrenciler okula gidebildi, bazıları evden devam etti.  Öğretmenler, hem sınıfta olan öğrencileriyle bize bağlandı yeri geldi evdekiler aynı anda o linkten bağlandı.

Yaprak Özer: Ne kadar öğretmene ne kadar öğrenciye ulaşabildiniz?

Eda Göknar: Aylık neredeyse 1900 kişiye ulaşabiliyoruz. Normalde aylık 900 kişi ağırlarken şimdi 1900’lere çıktı bu sayı.

Yaprak Özer: Hedef kitlenizde de böyle bir çeşitlenme oldu mu?

Eda Göknar: Öğrenme Programları olarak, çocuklar, gençler, engelliler, yaşlılar, huzurevlerini kapsıyoruz. Demans başlangıcı olan yaşlılarımız, okul grupları, öğretmenler gibi, farklı kırılımlarda olan katılımcılarımızın hepsini sürdürmeye devam ediyoruz.

Yaprak Özer: Çok değerli eserlerin kapılarını açmak, halka yaklaştırmak, onların değerlerinde bir soru işareti yaratıyor mu? Sanatçılar ne düşünüyor?

Eda Göknar: Şu anda tüm dünya müzeleri koleksiyonlarını, eserlerini çevrimiçi ortama taşıdığı için, herkese açtığı için, müzenin başlarda kapalı alan olmasıyla, şimdi tüm eserlerin topluma ithaf edilmesi aslında hepimizin eserleri olduğunu gösteriyor. Doğru bir yaklaşım olduğu için dünya müzeleri eserlerini paylaşıyor kamuyla çevrimiçi ortamda da…

Yaprak Özer: Müzede neler oluyor, duvarları indirip toplumla buluşurken aslında bir devrim yaşanıyor. Yani sanatı toplumun içerisinde ve güncel gelişmelere yaklaştırmak gibi. Örneğin “İmkansız Eve Dönüş” … “Zevk Meselesi” … temalarında sergileriniz var. “Kesişen Dünyalar” Osmanlı’da elçilerin ve ressamların ortaya çıkarttığı, kültür kesişmesi… “Kütahya Çini ve Seramikleri”. Osman Hamdi beyin eserleri önemli koleksiyonunuz… halka açılmanın paralelinde günceli yakalamanın da telaşında görünüyorlar.

Eda Göknar: Pera Müzesi’nde üç farklı koleksiyon yer alıyor. Bir tanesi Oryantalist Resim Koleksiyonu, diğeri Kütahya Çini ve Seramikleri ve Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri… Bu üç koleksiyon, kalıcı sergilerimizden olduğu için sanatseverler ve Öğrenme Programları içinde öğretmenlerimiz ile öğrenciler açısından ilgi görüyor. Ağırlık Ölçüleri sergisini gezerken, hem matematikten hem uygarlık tarihinden farklı branşları birleştirerek etkinlikler gerçekleştirilebiliyor, farklı konulara değinilebiliyor… Aynı şekilde Oryantalist Resim Koleksiyonu… Hem sanat tarihi bakımından hem de geçmişten günümüze nasıl geldiğimizi gösteriyor… Elçilerin ziyaretlerinin olduğu tabloların yer aldığı sergimiz oldukça ilgi çekiyor. Burada farklı yaş gruplarına göre yine orada birçok farklı konuya değinebiliyoruz. Oryantalizm, elçi… ne demek diye soruyoruz. Osman Hamdi Bey’in Kaplumbağa Terbiyecisi… en kıymetli sanatçılardan bir tanesi olduğu için, Türk sanat tarihindeki yerine değiniyoruz. Kahve Molası Kütahya Çini ve Seramikleri Sergisi’ni gezerken, geleneklerimiz göreneklerimiz, kahve kültürünün nasıl ortaya çıktığını anlatıyoruz.

Yaprak Özer: Bir de sürekli değişen sergiler var. “Balkanlardan Gelen Soğuk Hava”… “Rüzgarın Başrolde Olduğu Resimler”… Neye göre seçiyorsunuz? Biz müze modası var mıdır?

Eda Göknar: Müze olarak elbette ki gündemi çok sıkı şekilde takip ediyoruz. Dolayısıyla bahsettiğiniz gibi, örneğin 2020 yılında açtığımız ve Mart ayında kapattığımız “Kristal Berraklığı” sergimiz vardı. Süreli sergilerimizden bir tanesiydi. Sürdürülebilir küratoryel pratikler ve ekoloji üzerine düşünmenin ötesinde sergi sürecinde karbon ayak izini azaltmaya yönelik ilkeleri harekete geçiren metot ve araçlar kullanıldı. Yapıtlar daha çok yerel ve iş birliğine dayalı üretime, yaratıcı geri dönüşüm stratejileri ve tüm katılımcıların da son derece az seyahat etmesi gibi konulara değinilerek gerçekleşti. Diğer tüm süreli sergilerimizde farklı yaş gruplarına hitap eden öğrenme programlarımızı bu sergiler kapsamında geliştiriyoruz. O serginin kavramsal çerçevesine, temasına, sanatçısına uygun olarak, tekniklerinden yola çıkıp içerikler gerçekleştiriyoruz. Bu kapsamda öğretmen rehber kitapçıklarına değinebilirim. Bunlar web sitemizde, açık kaynak. Müfredatla uyumlu olarak, müfredatın içerisinde yer alan kazanımlara göre hazırlıyoruz. Öğretmenlerimiz içerisinde anaokulu, ilkokul, ortaokul seviyesindeki öğrenciler için sözcük ve kavramlardan neler öğretebileceklerini de orada görebiliyorlar. Aynı zamanda eserler hakkında bilgiler ve eserlere yönelik soru ve cevaplar bulunuyor. Eserler özelinde ne tür etkinlikler yapabileceklerine dair öneriler yer alıyor.

Yaprak Özer: Kaç çeşit eğitim var? Örneğin demans ve alzheimerdan muzdarip olan bir gruba nasıl sesleniyorsunuz, onlar bu sanat eserlerine nasıl dokunuyor?

Eda Göknar: Farklı konularda uzmanlaşmış eğitmenlerle de çalışıyoruz. Katılımcılar müzeyi, örneğin müzik terapisi, dans terapisi, felsefe gibi branşlarla da gezebiliyorlar. Edebiyat, fotoğrafçılık gibi farklı disiplinlerle de deneyimleyebilme fırsatları oluyor. Huzurevleri kapsamında… ilgili yöneticiler, hemşireler, refakatçilerle birlikte birkaç eser seçerek ilerliyoruz. Bütün sergiyi çok kapsamlı olarak anlatmak, konsantrasyon açısından mümkün olmuyor; keza çocuklarda da öyle, belli eserleri seçiyoruz konusuna uygun olarak. Basit malzemelerle kağıt, kalem, boya kalemi gibi malzemelerle kolaj teknikleri ya da kil gibi Kahve Molası’na yönelik kil atölyesi de gerçekleştiriyoruz. Müzeye geldiklerinde, farklı bir ortama geçmek farklı bir kazanımdı. Ekran başında onlarla etkileşimde olmak da onları motive ediyor, sohbet ediyoruz…

Yaprak Özer: Bu mesleği yapmak isteyenler nasıl bir formasyona sahip olmalılar?

Eda Göknar: Ben Sanat Yönetimi mezunuyum. Dünya müzelerinde öğrenme programlarında çalışan kişiler aynı zamanda Sanat Tarihi de okumuş olabiliyorlar. Formasyon eğitimleri olabiliyor. Bu arada kavramlar değişiyor, olabildiğince disiplinler arası olmak önem kazanıyor. Yavaş yavaş değişen bir süreç.

Yaprak Özer: Geçmişte hiçbir zaman değişmeyecekmiş gibi duran müzecilik, şimdi en değişken alanlardan biri. Keza kütüphanecilik… neticede çok zevkli bir mesleğiniz olduğunu düşünüyorum.

Eda Göknar: Milli Eğitim Müdürlükleri, okullar, öğretmenler, huzurevleri, rehabilitasyon merkezleri, özel öğrenim gören öğrenciler, veliler, yetişkinler, sanatçılar, alanında uzman profesyonellerle iş birliği yapmak, bu alanın disiplinler arası olması gereken, iş birliğine dayalı, takım çalışması gerektiren bir bölüm olduğunu ortaya koyuyor.

Yaprak Özer: İnterdisipliner olmayı açabilmek için çalışmalarınızdan birkaç örnek daha; “Mutluluk Formülleri -Hayırlı Evlat ile Yazı Atölyesi”… “Çocuk ve Robot Etkileşimi”… “Hukuk, Etik ve Tasarım Ekseninde Bir Zihin Tutuşturma Denemesi”…

Eda Göknar: Mutluluk Formülleri Atölyemiz sanatçı grubu Hayırlı Evlat ile Yazı Atölyesi, Zevk Meselesi Sergisi’ne paralel olarak düzenlediğimiz bir sanatçı atölyesiydi; gençlere yönelik hazırlamıştık. “Mutluluk bir seçim mi, hedef mi, amaç mı yoksa sonuç mu?”, “Mutluluk ölçülebilir mi, karşılaştırılabilir mi?” Bunlar üzerinden giderek, önce bireysel hikayelerimizi oluşturduk. Ardından kolektif hikayeler ürettik gruplara ayrılıp. Sergide yer alan bir sanatçı grubuyla çalışıp; bu hikayeleri üretmek, enteresan oldu. Çocuk ve Robot Etkileşimi’ni de bağımsız bir etkinlik olarak gerçekleştirdik dijital öğrenme şekline geçişimizin adımlarıydı. Yapay zekayla ilgilenen hukuk branşında bir uzman, insan-robot etkileşimine değiniyor, hukuki sınırları ne olabilir ne olamaz gibi…

Yaprak Özer: Bilim ve Teknoloji haftasında mesela atölye düzenlemişsiniz. Kalıcı sergilerinizden Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri’ni bu işin içerisine katarak çalışmışsınız. “Çocuklara Yaratıcı Dramayla Piksel Piksel Eğlence”…

Eda Göknar: Normalde fiziksel olarak çocukların drama etkinliklerini olabildiğince çok çocuğa yaymayı ve onlarla etkileşim yaratmayı dilerken, şimdi artık dijitale de taşıyabildik. Çünkü yaratıcı drama, yaparak öğrenme olduğu için bunu dijitalde nasıl yapabileceğimizi düşündük. Aslında orada piksel piksel eğlence biraz da tanıtım amaçlı, dijitalde yaratıcı drama anlamına geldi. Süreli sergilerimizden ilhamla içeriklerimizi oluşturduk; “Zevk Meselesi” ve “Etel Adnan- İmkansız Eve Dönüş” sergilerinden. 7-12 yaş gruplarına yönelik yaratıcı drama yöntemlerini öğrendiler.

Yaprak Özer: Nasıl yetişiyorsunuz zamanın ruhuna? Neyle beslenirsiniz; sürekli öğrenmelisiniz ki, bildiklerinizi de dönüştürün.

Eda Göknar: Aslında öncelikle müzemiz bakımından şanslıyız. Çünkü zaten müzenin sergileri ufuk açıcı ve sanatçılar, kavramsal çerçeve, her şey… Bize en büyük yol gösterici, sergilerimiz. Ardından dünyada neler olup bittiğini takip etmek ve hedef kitlemiz, çocuklar, gençler, yetişkinler… Şu an güncel olanı takip etmek gerekiyor. Hedef kitlenizin nelerden hoşlandığını anlayıp öğrendikten sonra, o ihtiyaçlara uygun içerikler hazırlayıp sunmak pratik oluyor.

Yaprak Özer: Hedef kitlelerin şu anda nelere ilgi duyduğu o kadar değişken ki, onunla birlikte daha uzun dönemli değişenler var. Burada önemli ve öncelikli olanı seçmek lazım; tabii kendi ana fikriniz çerçevesinde…

Eda Göknar: Artık Zoom bitkinliği var, yorgunluk var. Sonuçta oradaki saatleri de bu kapsamda değiştirmek zorunda kaldık. Eskiden 1.5 saat süren örneğin ya da 1 saat 15 dakika süren atölyeler 30 dakika olarak değişti, kendi içimizdeki müfredatı revize ettik. Atölye sayıları arttı.

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir