En Zayıf Halka

Bugün 20 ile 40 yaş arasındakiler dünya nüfusunun 3’te 1’ini, Türkiye’nin de yüzde 35’ini oluşturuyor. Dünya’da iki buçuk milyar Y kuşağı var. Bu grup şu sıralar iş hayatına giriyor, karar verici, iş insanı, eğitimci, politikacı olarak dünyaya yön vermek üzere. Biz onları tanımıyor ve anlayamıyoruz.  Pek çok işveren ve yönetici iç müşteri olarak çalışanlarını nasıl motive edeceğini bilememekten, dış müşterinin ihtiyaçlarını anlayamamaktan dert yanıyor.

Kim bunlar? Yedikleri içtikleri, eğitimleriyle anlaşılabilirler mi? Korkarım mümkün değil. Başarı tanımları farklı. Parayla ilişkileri farklı. Konfor kavramları değişik. Mutlulukta bizden ölçüsüzce ayrılıyorlar. Kariyer beklentilerinde, lüks sahipliğinde ters köşe yapıyorlar.

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina, Pazarlama – İş Yönetimi Profesörü. Üniversite öğrencisi Y kuşağı ve çalışan Y kuşağıyla nitel ve nicel araştırmalarla ilginç bilgilere ışık tutuyor. Prof. Farina’nın uzmanlık alanlarına giren konular adeta buz pateni pistine dönen iş hayatının dinamiklerini anlamaya yardımcı olabilir. Bilgiye sahip yorumlayabilen bir profesyonelseniz hayat bir yere kadar size konfor sunabilir, aksiyse düşünmek istemeyeceğiniz durumlara gebe. Abarttığımı düşünmeyin… Şöyle bir çevrenize bakmanız yeter. Birbiri ardına gelen iflas-konkordato-devir operasyonlarının tek sorumlusu ekonomik kriz olamaz. Üstünde hareket ettiğimiz zemin öylesine kaygan ki, ayakta durmak meziyet. Nedenler çeşitli. Bir tanesi siz, biz, çocuklarımız ve onlardan sonra gelenler. Uzun lafın kısası birbirinden farklı ve   Birbirini  anlamakta zorlanan  kuşaklar. Bunun iş yapma şeklinde kendisini nasıl gösterdiğini Prof. Farina’dan yorumlamasını istedim. Çünkü isyankar evlatlar, söz dinlemeyen gençler değil mevzu. Satın alma trendleri, iş yapma şekilleri, değişen alışkanlıklar, farklılaşan beklentiler, hayattan beklentilerde duyulmamış talepler. “Üretimde çok iyi bir damar yakaladık, biz yurt çapına yayılan satış ağımızla nakit akışımızı çözdük” gibi cümleleri kurmak zorlaştı… Hedef kitle alışkanlıkları ezber bozdukça buzda patinaj yapan şirket sayısı arttı.

En Zayıf Halka bilgi yarışması programının son versiyonunu TV ekranında sunma cesaretini gösteren Prof. Farina eminim sizlerin de dikkatini çekti. Cesaret demem şundan bir akademisyenin klişenin dışına taşan formatta, provakatif, bilgiye ters köşe yapan yeni nesil formatta, karşısına gelen farklı yaş, cinsiyet, eğitim ve geçmişe sahip yarışmacıya “en zayıf halka” sensin demek ilginç değil de ne… Beni de cesaretlendiren ve gelecek kuşaklarla var olanlar ve geçmişten kalanlar arasında sektör-ürün-hizmet  bağımsız iş yapma şekillerinde “en zayıf halka” arayışındaki sorularıma adres Prof. Farina oldu. Bu halkayı başka yerde ararken o zayıf nokta biz olmayalım… Bakalım sizin kafanızdaki soruları da yanıtlamaya yeterli olabilecek mi bu soru cevap sohbetimiz:

Yaprak Özer: Büyük bir soruyla başlayayım, birbirimizi anlamadığımız ya da birbirimizden gerçekten farklı olduğumuz kuşaklar mı  olduk, yoksa başarısızlıklarımıza kılıf hazırlamak derdinde miyiz?

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina: Öncelikle gerçekten bu kuşak kavramı ile ilgili ciddi endişeleri veya eleştirileri olanlar var. Fakat bizi ilgilendiren şu; her zaman eski kuşak, yeni kuşakla ilgili birtakım endişeler taşımış, birtakım eleştirilerde bulunmuş, bunlar kaçınılmaz.  Ama biz  yaşadığımız toplumdaki bireyleri, gençleri anlamaktan bahsediyorsak, o döneme ve getirdiklerine de bakmak zorundayız. Esasında kuşak kavramı biraz ondan doğuyor, yani her bireyin içinde yaşadığı toplum ve döneme göre kendisine, dünyaya, topluma bakışı, hayattan beklentileri değişiyor. Çünkü ister istemez bizler hem birey olarak varız, ama bir toplum içinde yaşadığımız döneme göre  şartlara uyum sağlamak zorundayız. Ben bu kuşaklara baktığımda, farklı olduklarını  düşünüp eleştirmektense,  farklı dönemleri ortaya koyup, o dönemlerde doğmuş, yaşamış kişilerin ortak özelliklerini anlamanın hem pazarlamacı olarak, ürün ve hizmetlerini sunmak istediğin hedef kitleyi anlamak, hem de yeni bir işletme açısından iç müşteri dediğimiz, çok kıymetli ve başarımızın kilidini oluşturan, çalışanlarımızı anlayıp, doğru seçebilmek, motive edebilmek, onları uzun süre tutup daha fazla değer yaratabilmek için her yönden anlamaya mecburuz diye düşünüyorum. Dolayısıyla pazarlamayı sadece dış müşteriye herhangi bir ürünü veya hizmeti pazarlamak olarak değil, aynı zamanda bir işletmenin başarısı için, işletmeyi doğru kişilere pazarlayarak, doğru şekilde anlatarak, kalıcılığını, sürdürebilirliğini sağlamak olarak görüyorum.

YAPRAK ÖZER: Geçmişte hiçbir dönemde bu kadar kısa zamanda bu kadar çok değişim yaşamadık. Son 10-20 yılda teknoloji marifetiyle  farklılaştığımızı düşünmek doğru mu?

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina: Kuşaklar kavramına baktığımızda özellikle büyük değişimlerin getirdiği farklılıkların, insanların algılarını, kendileri, toplum dünya ve beklentilerini, bunun sonucunda da tercihlerini ve tutumlarını etkilediğini görüyoruz. Mesela, bizim “baby boomers” dediğimiz, bebek patlaması kuşağı, 46-64 İkinci Dünya Savaşı sonrası doğmuş bir grup, gerçekten o günkü dünyanın ekonomik, sosyal ve insanların psikolojik olarak bulunduğu durumu düşünürsek farklı bir dünya. Derken, X kuşağı geliyor, 65-80 diyelim. 15-16 yıllık aralıklardan bahsediyoruz. Bir sonraki jenerasyon, şu anda Y kuşağı diye tanımladığımız, teknolojiyle büyümüş. Teknolojinin bu kadar hızlı ilerlemesi ve insanlar arasındaki iletişimi bu denli artırması, kuşak nosyonunun da çok daha kısa aralıklarda olmasını gerektirecek. Giderek kısalacak daha sonra zaten hiç konuşamıyor olacağız. Birtakım şeyler, daha da çabuk değişiyor olacak. Bugün Y kuşağı ya da başka kuşak farklılığı değil olayımız. Bizim anlamaya çalıştığımız, 1980 ile 2000 ki, bu ülkelere göre değişiyor… kiminde 3 yıl önce ya da sonra olur önemli değil. Bugün 20 ile 40 yaş arasındakiler dünya nüfusunun 3’te 1’ini, Türkiye’nin de yüzde 35’ini oluşturuyor.

YAPRAK ÖZER: Çok büyük.

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina: Dünya’da iki buçuk milyar Y kuşağı var. Bu grup şu sıralar iş hayatına girecek, karar verici, iş insanı, eğitimci, politikacı olup dünyaya yön verecek kişiler. Bizim bu bireyleri anlamamız gerekiyor. Bu ihtiyaç. “…Hadi biz onları anlayalım”dan çok daha büyük bir gereklilikten ortaya çıkıyor. Çünkü bugün ben hangi işveren veya kurumda yönetici olarak çalışan arkadaşımla görüşsem hepsinin sıkıntısı aynı; “…biz nasıl motive edeceğiz, edemiyoruz, başaramıyoruz…”

YAPRAK ÖZER: Ne yapmak gerek?

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina: Bir çaba içindeyiz, ama esas mesele gerçekten bu kuşağın beklentilerinin ve hayata bakışlarının daha farklı olması. Her kuşak bir öncekinden şikâyetçi. Aristo gençleri saygısızlıkla suçlamış bayağı da ağır kelimelerle bunu ifade etmiş. Şu an bizim bulunduğumuz durum biraz daha farklı, çünkü iş yapış şekilleri yeni kuşakla yürümüyor, dönüşmesi gerekiyor, nasıl dönüşecek?

YAPRAK ÖZER: Neyi anlamıyoruz, neleri farklı.

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina: Dünya çapında yapılan birçok araştırma var.  Türkiye’de acaba durum nasıl diye bakmak, bize daha yakın bir ışık tutacak diye düşünüyorum. Özellikle değerler konusu benim ilgimi çekiyor, çünkü değerler bir insanın hayatta tercihlerini, kararlarını, davranış biçimlerini etkileyen, ilkeler bütünü. Bunları öncelikle ailemizden öğreniyoruz. İçinde bulunduğumuz ilk kurum aile. Ondan sonra okul ve yaşadığımız toplum, arkadaş çevresi ve toplumda rol model olarak tanıtılan kişilerden bu davranış şekillerini öğrenip değer geliştiriyoruz. Ben üniversite öğrencisi Y kuşağı ve çalışan Y kuşağıyla çeşitli nitel ve nicel araştırmalar yaptım. Değerler çok geniş bir kavram. Dünyada bu konuda çalışan akademisyenler, onların geliştirdiği birtakım ölçekler var. Amacımız önce gençlerimiz ne anlıyor veya  Türkiye’ de öne çıkan farklı kavram ve değerler var mı diye  anlamaktı.  Şunu özellikle gördük, Türkiye’de diğer ülkelere göre farklı olan, her ülkede çok ilginç bence bu saptama. Hangi sosyoekonomik sınıftan gelirse gelsin, bu kuşağın gençlerinin birincil isteği bağımsızlık.

YAPRAK ÖZER: Bağımsız olmak derken özgür olmak mı?

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina: Özgür olmak.

YAPRAK ÖZER: Neden özgür olmak?

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina: Ekonomik olarak da özgür olmak. Hiç kimseye örneğin patronuna karşı, müdürüne karşı hiç kimseye müdanası olmaması diye tercüme edilebilir daha geniş kapsamda. Fakat Türk gençleri özellikle adalet ve güven konusunda…

YAPRAK ÖZER: Diğerlerinden farklı mıyız?

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina: Özellikle çok büyük ihtiyaçları olduğunu bu araştırmalar bize gösterdi. Bunu tabi daha büyük çaplı da devam edip, derinleştirmek lazım.

YAPRAK ÖZER: Birbirlerine de çok benziyorlar değil mi  teknoloji ve sosyal medya olanaklarıyla?

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina: Kesinlikle.

YAPRAK ÖZER: Dünyanın çok değişik yerlerinde farklı coğrafyalarında öbek öbek başkaldırılar var özgürlük adına. Aradaki renkleri de anlamaya gayret ederek soruyorum.

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina: Nicel yani kapalı uçlu sorular soruyoruz, özgürlük dediğinde bu kırılımı göremiyorsun. Yüz yüze yaptığımız mülakatlarda ve yine yaptığım odak grup çalışmalarında ki, hem devlet hem vakıf üniversitelerinden öğrencilerle yine 40’ı aşkın çalışan Y kuşağı mensubu kişiyle görüştüm. Hayata bakışlarının farkını şöyle görüyorsun, örneğin, X kuşağında çok çalışmak ve bu çalışmanın sonunda bir statü, bir şeyleri elde etmekti.

YAPRAK ÖZER: Doğru.

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina: Bu kuşak, başarıyı muhakkak mutlulukla birlikte götürmek istiyor, dolayısıyla iş hayatıyla, özel hayat dengesi olmazsa olmaz bir faktör onlar için.

YAPRAK ÖZER: Yani başarının kriterlerinden bir tanesi mutlu olmak.

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina: Tabii, mutlu olmak. Yani özel hayatımdan fedakârlık yapmam diyor. Benim özel tercihim benim için çok çok önemli diyor. Eski iş yapma modelinde belli bir seviye gelsen dahi, sorumluluk duygusu ve iş her zaman ön plandadır.

YAPRAK ÖZER: Tabii.

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina: Bu kuşak diyor ki, “…hayır, iş benim için önemli ama özel hayatıma saygı duyulması gerekir…” Şimdi bu öne çıkan değerlere baktığımızda, adalet var, güven var, özel hayata saygı var ve bu bütün Y kuşağı için çok önemli. Türkiye’de bu çıktı. Dünyada da öne çıkan faktörlerden biri.

İkinci olarak başarı mı, güç mü diye anlamaya çalışıyoruz. İkisi farklı şeyler. Üniversite öğrencilerinin daha idealist olduğunu söyleyebilirim, hayatın belki gerçeklerini deneyimlemedikleri için. Gücü, bir şeyi değiştirebilmek, daha iyi bir yere götürmek için bir fırsat, başarıyı ise çalışmak, üretmek, yaratıcı olmakla eşdeğer görüyorlar.

YAPRAK ÖZER: Eşdeğer görüyorlar. Peki, içlerinde çok para kazanacağım –  zengin olmak istiyorum diyen yok mu? Y kuşağı gücü zenginlikle, paranın gücüyle eşleştiriyor mu?

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina: Bunu daha kapsamlı araştırmaların sonuçlarında görebiliriz. Deneyimim olsa da araştırmalarda görülse de her topluma, her şekilde veya herkese atfetmek mümkün değil. Ama şunu çok net görüyoruz, para onlar için önemli, ama sadece hayatı iyi yaşamak için önemli. Yani hedef çok para kazanmak değil.  Hedonistik yani hayattan zevk alma gibi bir güdüleri var, bu belki bizlerin çocukları olmalarından kaynaklanıyor olabilir.Birtakım şeyleri bulmaları…

YAPRAK ÖZER: Ona çok katılıyorum aslında.

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina: Sosyoekonomik statü olarak ekonomik şartları kısıtlı ailelerden gelenlerde bile bu özelliğin olması gerçekten şaşırtıcı.

YAPRAK ÖZER: Bu alkışlanacak bir özellikle aslında.

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina: Bizim yapamadığımız bir şey.

YAPRAK ÖZER: Babaları ya da dedeleri diyelim hadi şimdi böyle birazcık, maskülen oldu ama onlar o kadar çok çalıştılar, çok para kazanmak için ama yaşayamadan keyfini süremeden göçüp  gittiler ya da emekli olup bir kenarda oturdular. Aradaki farklardan bir tanesi de bu; kazanacaksam mutluluğum için  harcayacağım diyor galiba.

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina: İş dünyasına baktığımızda eski modellerde  belli bir seviyeye gelmek örneğin iyi marka araba, yüksek maaş demekti. Bu seviyeleri atlamaya sabırları yok, 5 – 10 yıl beklemek istemiyorlar. İkincisi de mesela bir araba onlar için motive edici değil. Yani 5 yıl sonra arabam olacak hiç heyecanlandırmıyor onları. Bir kere araba sahibi olmak değil, istediğinde arabasını değiştirebilmek istiyor. Bu da bizim yine hem pazarlamacılar hem ekonomistler açısından önemli bir gösterge. Artık sahip olmaktan çok, kullanıp değiştirmek veya kiralamak arzusundalar. Yani sahip olmayı değil, belli bir süre kullanıp değiştirebilmeyi tercih ediyor bu kuşak.

YAPRAK ÖZER: Peki, güven konusunu da ayrıca sormak istiyorum, güven iletişimde çok önemli. İşletmenin karlılığını çok yakından etkilediğini düşünüyorum.

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina: Kesinlikle. Özellikle Türkiye’de, bu güven faktörü ortaya çıkıyor. Yani, diğer şeylerde bu kadar büyük görmüyorsun, çünkü yine Dünya Değerler Araştırması’nda görüldüğü üzere Türkiye olarak genelde insanların birbirine güvenmediği bir toplumuz. Şimdi gençler için bunun getirdiği bir güvensizlik, endişe, kaygı ortamı var. İkincisi de işyerinde de o güveni duymak istiyorlar, kendilerine güvenilmesini istiyorlar. Yine buradan başka bir yere bağlayacağım güven dediğin şey, sadece söylediğin bir şeyi yapmak değil, özellikle iletişimde çok açık ve net olunmasını, kendi yöneticilerinin de çok şeffaf bir şekilde devamlı onlara geri bildirimde bulunmalarını bekliyorlar. Ve güvenin başka önemli bir göstergesi onlar için, esnek çalışma.

YAPRAK ÖZER: Nasıl bağlayacağız şimdi bunu?

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina: Bir yerde full time çalışabilirsin. Diyor ki bir gün ben evimden, hem yer olarak farklı bir yerde, zaman olarak 09.00 – 18.00 değil, yani zaman ve yerden bağımsız. Artı kontrat bazlı çalışabilirim, full time devamlı çalışanın olmayabilirim. Artı bana verdiğin bir iş tanımı içinde, onun arasından kendi istediğim bölümü yapmakla da sorumlu olabilirim. İşletmelerde bu sağlandığında yöneticisinin, kendisine daha çok güvenmesinin getirdiği verimlilikte bir artış olduğu görülüyor.

YAPRAK ÖZER: Ama yöneticiyi çok ciddi bir problem bekliyor değil mi? Ben bu işi yapmak istiyorum deyince, bütünü de  yapmak zorunda olan insanlar var değil mi? Onlar da sorumlu olanlar. Bu durum nasıl yönetilebilir?

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina: Ekip çalışması çok önem kazanacak. Eğitim de değişecek, 4 yıl bir alanda değil, bir portföy oluşturur gibi daha kısa eğitimlerle 3-4 farklı alanda eğitim alıp niş, küçük odaklı çalışmalar yapılacak. Öngörüler o ki, önümüzdeki 10 yılda şu an mevcut işlerin yüzde 47’si olmayacak. Zaten, yeni yeni pozisyonlar açılmaya başladı şirketlerde.

YAPRAK ÖZER: Altındaki felsefeye gelecek olursak, nasıl bir söylemi olacak…

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina: Bu esnek çalışma sistemi esasında bambaşka bir bakış açısını getiriyor. Gençler, takım çalışması istiyorlar. Hayat boyu öğrenme gibi bir şey var çünkü aynı şeyi yapmaktan da sıkılıyorlar. Dolayısıyla hep yeni beceriler kazanmaları gerekiyor, ilgilerini çekecek yeni alanlar bulup kendilerini tatmin etmeleri gerekiyor. İş dünyasının da yapısı değişmek zorunda. Artık 40 yaş orta ve hatta üst düzey yönetici olma durumunda. Onlar şirketin beklentilerini bilerek bunu nasıl yönetecekler zaten esas değişim orada olacak. Çünkü X kuşağı kariyerinin son 10 yılında diyelim veya hani devam ederse bile altında kendisinden çok daha büyük bir grup olarak bu yeni kuşakla birlikte çalışıyor olacak. Bu esneklik güveni de onlar açısından getiren bir kavram. İnsanlara güvenmek verdiğin sözün tutulması.

YAPRAK ÖZER: Evet nasıl motive edeceğiz?

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina: Mana arıyorlar. Çok ilginç bir şey.

YAPRAK ÖZER:  Yönetim ekibimi nasıl motive edeceğim diye konuşmacı istiyor. Fakat nasıl motive edeceğini bilmediği açık. Onları tanımadan bir girdap içerisinde.

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina: Şimdi bunun tek bir cevabı yok. Yani bulsak zaten hepsine hap gibi veririz ama şunlar önemli. Birincisi farklı bir beklenti olduğunu görmek lazım, bu mana aramak yani yaptıkları işte gerçekten bir anlam olsun istiyorlar. Paradan bahsettik, yurt dışında yapılan çalışmalar buna ışık tutuyor. Gençler işletmeleri sadece para peşinde koşmak, yeterince etik ve toplumsal sorunlara duyarlı olmamakla suçluyor. Kendi içlerinde oldukları işletmelerin de hem bu konuda daha duyarlı olmalarını, hem de gerektiğinde kendilerinin bu gibi projelerde yer almak istediklerini ifade ediyorlar. Şimdi tabii sektörden sektöre çok fark var, bunu daha büyük çerçevede yapabilecek olanlar var, alanı bunun için kısıtlı olanlar olabilir. Ama ne olursa olsun şirketin misyonu, varlık hedefi, yani sadece yeni alacağı kişileri motive etmek veya tutmak için değil, esasında şirketin kendi felsefesini baştan, gözden geçirmesi gerekiyor. Çünkü  “mış” gibi yaparak da bir yere kadar olur.

YAPRAK ÖZER: Yani anlıyorum ki, hala bir öğrenme süreci içerisindeyiz. Dış müşteri için durum ne?

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina: Yine anlamaya ve öğrenmeye çalışarak gitmeye çalışıyoruz. Burada bir kere gördüğümüz şey şu ki, bu kuşak eskisi kadar geleneksel mecraları takip etmiyor. Onların takip ettiği bazı mecralar var. Bu kaynaklara ulaşarak mesajlarımızı vermemiz gerekiyor.

YAPRAK ÖZER: Kaynaklar derken..

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina: İşte sosyal medya burada hangi kişiler, bloggerlar mı? Kendi takip ettikleri birtakım uzmanlar mı?  Bunları görmek gerekiyor.

YAPRAK ÖZER: Zorlu bir çalışma süreci bekliyor herkesi, bu bir matematik çünkü.

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina: Şimdi esasında şöyle  zorlu gözüküyor aynen senin gibi düşünüyorum. Fakat şimdi ben Y kuşağının çok iyi firmalarda yönetici olmuş, genç yöneticilerle görüştüğüm zaman bakıyorum onlara hiç zor gelmiyor, çünkü onların da zaten içinde bulundukları bir şey bu ve onları anlamakta veya erişmekte bizden çok daha hızlılar. Zaten yine araştırmalar şunu gösteriyor, bu kuşağın sektöre girmesi ile birçok işletmenin verimliliği, teknoloji kullanımı sebebiyle artmış durumda. İletişimde de özellikle artık sonuçları ölçülebilir mecraların kullanılması, birtakım televizyon kanalları yerine başka kanallarla müşteriye ulaşabiliyor olmamız büyük bir avantaj getiriyor. Ama buradaki  zorluk o kadar çok farklı nokta var ki müşteriye erişebileceğin kanalı doğru tespit etmek zor hale geldi. Yüzlerce, binlerce farklı nokta var. Kesinlikle kitle mesajlarını sevmiyorlar, yani kendilerine özel dizayn edilmiş, kişiselleştirilmiş mesaj ve  bilgileri istiyorlar, onlar için çok önemli. Hedonistik, zevk almaya, keyfe önem veren yapılarına pararlel mesajların da veriliş tarzında espri, eğlence olursa ilgi çekici oluyor.

YAPRAK ÖZER: Markalara bağlılıkları var mı?

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina: Marka bağlılığı bizim için çok önemli bir şeydir, marka sadakati. Bunu bu kuşakla sağlamak çok kolay değil ama hiç de haksız değiller bence. O kadar çok alternatifleri var ki her biri de onların ilgisini, parasını, sadakatini ve başkalarına anlatma gücünü kullanmak istiyor. Ben buna “nedensel bir sadakat” diyorum. Çünkü daha iyi yapan biri olduğunda hemen oraya geçebiliyorlar. İşletmeler, pazarlamanın bir satış – bir reklam değil, uzun vadeli ilişkiler kurabilmek için, bir değer yaratmak olduğunu anladıklarında bu değeri de kalıcı, manalı o hedef kitle gözünde önemli hale getirdiklerinde başarılı olabiliyor.

YAPRAK ÖZER: Zorlu diyeceğim tekrar, bu çünkü yalnızca adaptasyon değil, aslında kaygan bir zemin üzerinde sabit şeyler yaratıyor olmak üzere çalışmak. Türkiye’yi ayıran başka özellikler var mı? Bizi biz yapan ya da.

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina: Bu öngörüleri yapmak kolay değil, çünkü o kadar çok faktör var ki… Bize göre birçok şey kriz, çünkü biz kendi dönemimizde de yani ben özel sektörde çalıştığımda çok yoğun olduğumu düşünüyordum, gerçekten çok çalışıyorduk. Sekiz ürünü birden yönetiyordum, ama çok daha az dokunma noktası vardı, fiyatlandırmasına da bakabiliyordum, ambalajına da bakabiliyordum, bütün iletişim karmasına da bakıyordum. Halkla ilişkilerle reklam vardı. Doğrudan pazarlama vs. bunlar çok daha kısıtlıydı. Bu kuşağın en çok eleştirildiği noktalardan biri “duyarsız” diyorlar, yani birçok şeye karşı daha yüzeyseller. Bilgileri çağının getirdiği şekilde internetten çok hızlıca geçip derine inmeden alıyorlar. Benim kızım da bir Y kuşağı, birtakım şeyleri öyle fark etmeye başladım. Gerçekten çok değişken ve bize göre krizlerle dolu bir dünya. Her gün, her saniye ekonomik, sosyal değişim oluyor. Eğer bizim gibi olsalar, böyle bir dünyada yaşamak kolay değil, çünkü biz her dakika krizi görüp, krizi çözmeye çalışıyoruz. Bazı şeyler belki de gerçekten kriz olarak algılanmayabilir, her şey bir algı. Onların da kendilerini koruma mekanizması ve dönemin belki de gerekliliği diye düşünüyorum. Çünkü bazı konularda bizden çok daha duyarlı olup, hiç ummadık yerde tepki gösterebiliyorlar. Dönüşüm kaçınılmaz, iyisini, kötüsünü tartışmayı bırakıp biz bundan nasıl iyiyi yaratabiliriz diye bakmak lazım.

YAPRAK ÖZER: Çok tartışıyoruz değişemiyoruz…

Prof. Dr. İpek Altınbaşak Farina: Şimdi bu değişiyor. Ben çok iyiyim oldum, ben pazar lideriyim veya benimki en doğrusu ben değişmem en kolayı bu çünkü hepimizin bir konfor zone’muz var, bildiğimizden çıkmamaya çalışıyoruz. Bu dönüşüm daha da hızlanacak ve eminim Y kuşağı kendilerinden sonra gelen jenerasyon adını ister  “Z “ diyelim, ister  “A” diyelim, isterseniz hiçbir şey demeyelim. Ama şu anda öyle bir kuşak doğdu ki, 2000’den sonra normal telefon çevirmeyi bilmiyor, onlar da inan ki  ‘Y’den farklı olacaklar. Bizim tek yapmamız gereken bence toplumda evet her işletme kar amaçlı düşünmeli, ama her bireyin, işletmenin, grubun muhakkak ve muhakkak toplum içinde nasıl değer yarattığına bakması lazım. Mevcut ekonomik kapitalist sistemi dönüştürmeden, bu kolay mı, değil. Ekonomistler de bugün alternatif bir ekonomik sistem getiremediklerinde çatırdıyor; gelir dağılımındaki farklılıklar, göç dalgaları… her biri büyük ekonomik, politik ve sosyal sorunlar getiriyor dünyamıza ve her ülke bundan etkileniyor.

Bir kere şunu unutmamak lazım. İnsanı anlamak hiçbir zaman kolay olmamış. Kuşak kavramına karşı çıkanlara özellikle söylüyorum, gerçekten içinde yasadığımız dönem toplumsal, ekonomik, sosyal koşullar hepimizin hayata bakışını değiştiriyor, bizler bile daha önceki bazı düşünme yapılarımızı sorgulayabiliyoruz belli yaşta. Hiçbir yerde katı sınırlar çizmemek lazım. Mühim olan bir şeyleri anlamaya çalışmak ve bunun da arkasında daha iyiye götürmek olduğu sürece, bütün çalışmalara destek olmak, takdir etmek lazım.