En Çok Merak Edilen Dış Politika Sorusu: T.C. Avrupa Gücü mü, Orta Doğu Aktörü mü?

Yakın geçmişte bilirdik ki, yerimiz Batı’da Avrupa’da. Bugün “Neredeyiz?” diye sorma ihtiyacı duyuyor musunuz siz de? Kişisel ve psikolojik tandanslı bir arayış sorusu değil. Güçlü bir dış politika sorusu. Her şeyin değiştiği gibi sorularımızın tonu, maksadı, hedefi de kaydı.

Biz; kendimizi Avrupa’nın ayrılmaz güvenlik parçası, NATO’nun vazgeçilmez üyesi, Orta Doğu’nun ateşini söndürmeye çalışan bölgesel aktör, Kafkasya ve Karadeniz hattında ağırlığı olan “orta güç” olarak tanımlayabiliriz. Dış politika ise başkalarının sizi nasıl okuduğuyla sonuç üretiyor.

  • Türkiye’nin stratejik marka konumlanması bulanık. Avrupa için fazla Orta Doğulu, Orta Doğu için fazla NATO’cu, NATO için fazla bağımsız, bağımsızlık iddiası için fazla Batı’ya bağımlı.

Diplomasi geleneğinden gelen gazeteci – dış politika yorumcusu Barçın Yinanç’la gerçekleştirdiğim söyleşinin bende bıraktığı iz; “…dünyanın kavşağında, yer kürenin en güzel coğrafyasında…” gibi THY anonsu reklamsı cümleler iz bırakmadan teğet geçiyor. Anlamı şu:“coğrafya stratejiye tek başına dönüşemiyor.”

  • Türkiye ne yalnızca Avrupa gücüdür ne de yalnızca Orta Doğu aktörüdür. Türkiye’nin dış politika sorunu, bu çok katmanlı kimliği güvenilir, tutarlı ve sonuç üreten bir stratejik anlatıya dönüştürüp dönüştüremediğidir.

 

 

 

Alkış geçti, hafıza kaldı; coşkunun faturası ağır oldu

Türkiye’nin (tek tek son kez sayasacağım); Avrupa, Orta Doğu, Kafkasya, Karadeniz ve Akdeniz arasındaki konumu her zaman benzersizdi, hep de öyle olacak. Coğrafyayı dış politika ağırlığına çevirmek için güven gerekiyor. Sonra hukuk gerekiyor. Yanında ekonomik öngörülebilirlik gerekiyor. Bir de diplomatik dil şart. En önemlisi de süreklilik. Tıkandığımız en kritik nokta, buyrun yine iletişim!

Sert çıkışları, masaya yumruk vurmayı, öngörülemezliği, oyunu bozan tavrı, dış politikanın manevra alanı gibi gördük. Miting meydanlarında, Meclis’te, TV ekranlarında alkışlandı. “Helal olsun” dedirtti.

Dış politika konuşulan salonlarda alkışın ömrü kısa, hafızanın ömrü uzun. O sözler, o çıkışlar, o kriz anları, yıllar sonra başka masalarda önümüze dosya olarak geldi.

Stratejik otonomi mi, yanlış mesaj mı?

Bugün Türk dış politikasında kritik meselelerden biri “stratejik otonomi” arayışı. Türkiye gibi orta büyüklükte, jeopolitik konumu güçlü, askeri kapasitesi yüksek, savunma sanayisini geliştirmiş bir ülkenin tek bir eksene sıkışmak istememesi anlaşılır. Türkiye elbette Avrupa ile ilişkisini sürdürürken BRICS’i, Şanghay İşbirliği Örgütü’nü, Körfez sermayesini, Afrika pazarlarını, Orta Koridor’u izleyecek. Bunların hiçbirinde şaşılacak bir yan yok.

Çok yönlü olmak başka, yönsüz olmak aynı şey değil

Hükümet, “Avrupa’nın güvenliği Türkiye olmadan düşünülemez” dediğinde anlıyoruz ki, kendisini Avrupa güvenliğinin parçası olarak tarif ediyor. Yinanç’ın ifadesiyle “Ben sizin jandarmanız olurum demiyor; ben o güvenlik mimarisinin içindeyim” diyor. Ama aynı anda Avrupa’ya dönük sert, mesafeli, küçümseyici söylemler ve yeni kimlik vurguları öne çıktığında Avrupa’da başka bir okuma devreye giriyor: “Türkiye zaten Avrupalı değil ki.”

  • Stratejik otonomi, doğru anlatıldığında “değer”; yanlış anlatıldığında eksen kayması delili haline geliyor. Çok yönlü dış politika doğal. Çok yönlülük ile yönsüzlük arasındaki çizgi, diplomatik dilin kalitesiyle belirleniyor.

Alkışın faturası: Elektrik-su hesabı gibi geliyor

Yinanç sert çıkışların bir gün “elektrik-su faturası” gibi geri döndüğünü söyledi. Bunu özellikle Avrupa ile ilişkiler bağlamında şöyle anlattı;  “…Liderlerin uluslararası platformlarda sert sözler söylemesi, iç kamuoyunda coşku yaratabilir. Hele Türkiye gibi dış politikanın iç politikayla fazlasıyla iç içe geçtiği ülkelerde bu tür çıkışlar, bir tür moral üstünlük duygusu yaratır…”

Dış politika moral üstünlükle yürümüyor. Güvenle ve hafızayla yürüyor. Yinanç şöyle sürdürdü sözlerini; “…Siz, bir kriz anında “Mültecileri otobüslere bindirir gönderirim” dediğinizde, bu söz o günün sıcaklığında içeriye dönük güçlü bir mesaj olabilir. Fakat on yıl sonra enerji güvenliği, tedarik zinciri, savunma iş birliği, vize serbestisi, Gümrük Birliği, kamu ihaleleri ya da Avrupa savunması konuşulurken o hatıra kopup geliyor.

Türkiye’nin önünde fırsatlar var mı?

Var! Rusya-Ukrayna savaşı Avrupa güvenlik mimarisini sarstı. Orta Doğu yangın yeri. ABD, Trump döneminde Avrupa’ya “Sizi eskisi kadar korumayabilirim” mesajı verdi. “Avrupa kendi savunmasını düşünmek zorunda. Türkiye burada çok önemli bir aktör. Geçmişte kullanılan sert dil, Avrupa başkentlerinde güven kırılması yarattı; bu nedenle fırsatlar tam kapasiteyle değerlendirilemiyor. Dış politikada coşku geçiyor, sonuç kalıyor. Alkış geçiyor, hafıza kalıyor” diye yorumladı Yinanç.

Ana mahalle Avrupa

Türkiye’nin kimlik tartışmasını fazla romantize etmeden konuşmak gerekir. Türkiye Balkan ülkesidir, Kafkas ülkesidir, Karadeniz ülkesidir, Akdeniz ülkesidir, Avrasya gücüdür, Orta Doğu’ya komşu bölge ülkesidir. Bunların hepsi aynı anda olabilir ama Yinanç’ın ifadesiyle Türkiye’nin “ana mahallesi” Avrupa’dır.

Yinanç’ın sözlerinden derleyecek olursam; Avrupa, yalnız değerler ve kimlik üzerinden değil, ekonomi ve kurumsal bağlar üzerinden de okumayı gerektiriyor. Türkiye’nin ihracatı, üretim zincirleri, otomotiv sektörü, sanayi entegrasyonu, finansal ilişkileri ve NATO üzerinden güvenlik mimarisi Batı’ya bağlı. Türkiye, Avrupa’ya kızabilir. Avrupa’nın Türkiye konusunda stratejik miyopluğu olabilir. Hiçbiri Türkiye’nin Avrupa ile kurduğu derin bağı ortadan kaldırmıyor.

Avrupa’nın taşından ekmek

Türkiye’nin sorunu Avrupa’ya ihtiyaç duyduğu anlarda Avrupalı olduğunu hatırlaması; işler iyi giderken Avrupa’yı küçümseyen bir söyleme yaslanması. Bu bir tutarsızlık.

  • “Avrupa bitti, dünya Asya’ya kayıyor” cümlesini sık duyar olduk. Asya’nın ağırlığı artıyor, doğrudur. Körfez sermayesi de önemli. Çin ise tartışmasız küresel ekonominin ana aktörlerinden biri. Ama Türkiye’nin ekmeğinin önemli bir bölümünü Avrupa’nın taşı pişiriyor: stratejik gerçekçilik.

Orta Doğu ateşinden siyaset

Orta Doğu’ya komşu olmak başka, içine yerleşmek başka… “Türkiye Orta Doğu’ya sırtını dönemez” diye söze başladı Yinanç ve şöyle devam etti; “Suriye, Irak, İran, Filistin meselesi, İsrail, Körfez, enerji hatları, göç, güvenlik, mezhep ve kimlik fay hatları Türkiye’nin dış politikasının doğal parçası. Türkiye bu bölgede konuşmak, temas kurmak, arabuluculuk yapmak, krizleri yönetmek zorunda…” Yinanç’a Türkiye’nin ihtiyacı, Orta Doğu’da etkili ama ateş çemberinin içinde görünmeyen bir pozisyon. Yangını söndürmeye çalışan ama yangının parçası gibi algılanmayan bir diplomatik dil.

Körfez’de kriz fırsat olabilir, fırsat, hazırlığı olan ülkeye gelir.

Orta Doğu’daki son krizler, Körfez’in “güvenli yaşam ve yatırım merkezi” imajını tartışmaya açtı. Savaş, enerji yolları, liman güvenliği, sigorta maliyetleri, şirketlerin risk hesapları, expat çalışanların çoluk çocuk aile kararları, turizm ve sermaye hareketleri üzerinde etkili. Körfez’den çıkan sermaye, uzman iş gücü, şirket merkezi ya da expat Türkiye’ye gelir mi?

İstanbul’da yaşam kalitesi, hizmet sektörü, coğrafi konum, Avrupa’ya erişim, üretim kapasitesi, turizm altyapısı, insan kaynağı, kültürel çeşitlilik cazip… Güvenli liman olmak için savaşın dışında kalmak yetmiyor. Yabancı şirket yöneticisi Türkiye’ye bakarken haritaya şöyle bakıyor; mevzuat ve döviz istikrarına, internet altyapısına, çocuğunu göndereceği okula, dijital özgürlüğe bakıyor.

Orta güç olmak; Ya Benimsin Ya Toprağın

“Orta Güç” sık kullanılan “seksi” kavramlarından. Türkiye; ne küçük ülke ne süper güç. Bölgesel kapasitesi yüksek, askeri gücü ciddi, diplomatik ağı geniş, birçok kriz başlığında konuşulması gereken bir aktör. Orta Güç mü?

Orta Güç olmanın zor ikilemini hatırlayalım; ittifakların parçası olmak istersiniz, gerektiğinde bağımsız hareket etmek istersiniz. İttifaklar çoğu zaman “Ya benimlesin ya değilsin” refleksini devreye sokuyor.

Türkiye’nin kurumsal çıpası NATO. Türkiye’nin Batı ile en güçlü kurumsal bağı NATO üyeliği. Rusya ile konuşabilmek, İran’la temas kurabilmek, Körfez’le ilişki geliştirmek, Orta Asya’ya açılmak, Afrika’da görünür olmak NATO kimliğini belirsizleştirdiğinde işe yaramayabiliyor.

Zirveler tutarlılık testi

Önümüzde NATO zirvesi ve COP gibi büyük organizasyonlar var. “Ben herkesle konuşabilen ülkeyim” mesajı verebilir mi? Zirveye ev sahipliği yapmak yeterse tamam, zirvenin temsil ettiği değerlerle uyumlu olduğunuz sorulursa yanıt vermek zor. Vitrin ülkeyi gösteriyor; tutarlılık ülkeyi taşıyor.

ABD çöktü, Avrupa bitti, Türkiye yalnız kaldı demek eksik; Türkiye vazgeçilmez olduğu için her şeyi yapabilir demek de yanıltıcı. ABD öngörülemez olsa da vazgeçilmez. Avrupa Türkiye’ye ihtiyaç duyuyor ama güvenmiyor.

  • Avrupa gücü olmak, Orta Doğu’ya sırtını dönmeyi, Orta Doğu’da etkili olmak, Avrupa kimliğini zayıflatmayı, stratejik otonomi aramak NATO çıpasını belirsizleştirmeyi gerektirmiyor. Türkiye’nin potansiyelinden kuşku yok. Potansiyel tek başına politika değil.

AKLINIZA TAKILABİLECEK SORULAR: 

Türkiye Avrupa gücü mü, Orta Doğu aktörü mü?

Türkiye hem Avrupa güvenlik ve ekonomi mimarisine bağlı bir aktör hem de Orta Doğu’ya komşu etkili bir bölgesel güçtür. Asıl mesele bu iki kimliğin nasıl dengelendiğidir.

Türkiye’nin ana mahallesi neden Avrupa?

Çünkü Türkiye’nin ihracatı, üretim zincirleri, sanayi entegrasyonu, finansal ilişkileri ve NATO üzerinden güvenlik mimarisi büyük ölçüde Avrupa ve Batı ekseniyle bağlantılıdır.

Stratejik otonomi Türkiye için ne anlama geliyor?

Stratejik otonomi, Türkiye’nin tek bir eksene sıkışmadan farklı bölgelerle ilişki kurabilmesidir. Ancak bu çizgi doğru anlatılmazsa yönsüzlük ya da eksen kayması olarak algılanabilir.

Türkiye Orta Doğu’da nasıl konumlanmalı?

Türkiye Orta Doğu’da aktif olmalı; ancak kendisini ateş çemberinin içinde değil, krizleri yönetebilen, temas kurabilen ve yangını söndürmeye çalışan bir aktör olarak konumlandırmalıdır.

Türkiye’nin dış politikada en büyük sorunu nedir?

Potansiyel eksikliği değil; potansiyeli taşıyacak güven, hukuk, öngörülebilirlik, süreklilik ve diplomatik anlatı zemininin zayıflığıdır.

Yayını izlemek isterseniz: https://www.youtube.com/watch?v=0aQg4AGFEeQ

Paylaş