Bu metin Prof. Dr. İpek İlkkaracan – Yaprak Özer, Ekonominin Dilemması: Beton mu, Bakım mı? Gelir mi, Zaman mı? başlıklı YouTube yayının tam transkriptidir.
Canlı yayını buradan izleyebilirsiniz
YAPRAK ÖZER [00:00:00 – 00:01:24]
Efendim, merhaba. Hoş geldiniz diyorum. Ben Yaprak Özer. “Fikir Buluşmaları”ndayız ve konuya da kendisine de hayranlık duyduğum bir konuğum var: Profesör Doktor İpek İlkkaracan. Şimdi, İpek Hanım, kendi uzmanlık çevresinde tanıtılmaya hiç ihtiyacı yok ama ben, şu şekilde bir girizgâh yapayım, lütfen kendisi de bana, izin versin. İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Fakültesi öğretim üyesi. kendisini, benim hem hâle farkındalığımın çok düşük olduğu bir alandaki uzmanlığı gerçekten de, çarptı diyeyim. Bakım ekonomisi, mor ekonomi, efendim, işte, tabii ki toplumsal cinsiyet, iklim vesaire… bütün bunlar, bir de “zaman ekonomisi” deyince sohbetimizin içerisinde, ben, böyle, bir taştan öbür taşa kendimi, zıp, zıp, zıp, zıp, zıplarken buldum. Dedim ki “Mutlaka bir sohbete ihtiyacım var.” Hem kendi merakımı ve susuzluğumu gidermek için hem de bu konunun çok önemli olduğunu düşünüyorum, İpek Hanım. hoş geldiniz diyeyim. –
PROF. DR. İPEK İLKKARACAN [00:01:24 – 00:01:24]
Hoş bulduk.
YAPRAK ÖZER [00:01:24 – 00:04:21]
siz bizi o da duyuyorsunuz, biliyorum ama aralarda böyle gireceğim. izin verirseniz şu dikkatimi çekti: Belki, konumuzun konu dışı vesaire bulabilirsiniz ama TÜİK de 2025’te bir zaman, kullanım araştırması yapmıştı. Şimdi, böyle, dinleyenler, izleyenler bunu mutlaka çok çarpıcı bulacaklar. Onun için ben hemen vermek istiyorum: 4 saat 3 dakika aile bakımına günde ayrılan kadın saatleri bu. kadınlar bu kadar ortalama. birisi 3 buçuk yapar da öbürü 5 buçuk yapar. Ama yapılan araştırma şu ki: 4 saat 3 dakika. Gün 24 saat. 4 saat büyük şey. Peki, erkekler ne? Yani, biri tukaka demiyorum ama 58 dakika. Yani, burada, eşitlik nerede diye baktığında, öyle, eşitliği biz klasik yerlerde ararken burada da eşitlik yok maalesef. Şimdi, şunu da hemen söylemek istiyorum: Ben bu programın başlığını “Ekonominin Dileması” dedim. sebebi de şu: biz gerçekten büyük bir dilemma yaşıyoruz. Büyüyemiyoruz. Efendim, işte, gelirlerimizi artıramıyoruz. ve umuyorum bu konuşma belki bize farklı kanalların hem büyümede hem geliri artırmada önemli bir kaldıraç vazifesi görür. Çünkü zaman ekonomisini anladığımızda bu, gelirimizi artırmak konusunda çok önemli bir şey. Popülist olmak istemiyorum ama ekonominin kaldıracı olan inşaat, kaldıracı varsayılan… Düzeltiyorum kendimi. Kaldıracı varsayılan inşaat sektörü yeri ne? İpek Hanım’ın, meşakkatli bir kariyer sonunda, Uluslararası Çalışma Örgütü, işte, Birleşmiş Milletler, Brookings vesaire gibi, platformlarda da yaygın olarak ifade edilen bakım ekonomisi, yani yaşlı bakımı, çocuk bakımı gibi alanlarda inşaattan daha fazla katma değeri olduğu, daha fazla istihdam yarattığı kanıtlanmış. Şimdi ben bunları kendisine sormak istiyorum. İki kaldıraç sorum olacak başlangıçta. “Türkiye’nin yeni, aslında, ekonomik kaldıracı beton yerine bakım o-olabilir mi?” demek istiyorum. Ondan sonra da aslında bizim görmediğimiz ve hovardaca harcadığımız büyük bir kaynak yine ekonomide zaman olabilir mi? Çok büyük sorularla başladığımın farkındayım ama size söylediğim gibi ben küçük küçük sizi, böyle, aralarda “İmdat, ben bunu anlamadım.” diye bölebilirim. Buyurun efendim.
PROF. DR. İPEK İLKKARACAN [00:04:21 – 00:07:39]
Evet, her şeyden önce yayına, davet ettiğiniz için çok teşekkür ediyorum. İki tane büyük soru gerçekten. Birincisiyle başlayayım ben. Benim, bir süredir üzerine çalıştığım konulardan bir tanesi bakım ekonomisi olarak adlandırdığımız, ekonominin alt alanına, çok da fazla görünür olmayan o alt alanına yapılacak yatırımların makroekonomik sonuçları. “Ekonominin kaldıracı olabilir mi?” dediniz ya, bu makroekonomik bir mesele. Büyüme, inşaat çekişimi olacak, başka bir sektör çekişimi olacak, ihracat çekişimi olacak, iç tüketim çekişimi olacak vesaire. Bunlar makroekonomik konular. benim de bakım ekonomisi alanında yaptığım, çalışmalar, sadece Türkiye’de değil, pek çok başka, ülke verileriyle de yaptığım çalışmalar, aslında bakım hizmetleri sektörlerine yapılacak olan yatırımların, ekonomik büyümede, kapsayıcı ve sürdürülebilir büyümede çok ciddi bir, yatırım sektörü ve strateji oluşturabileceğini, gösteriyor. bakım ekonomisi dediğimiz… Yaprak Hanım, siz şey dediniz: “Çocuk bakımı, yaşlı bakımı çok önemli alt alanları bakım ekonomisinin.” Ama bir de olay bir tek çocuk ve yaşlı bakımıyla, kısıtlı değil bakım ekonomisi dediğimiz alan. Hasta bakımı, kronik hastalıkları olan kişilerin bakımı, uzun dönemli bakım hizmetleri, engelli, bakımı, aslında çocuk bakımının ötesinde, okul öncesi ve okul dönemindeki çocukların eğitimi ve geliştirilmesi, yetişkin bireylere dönüştürülmesi, bütün bu ev içerisinde yetişkin bireylerin, sağlıklı olarak kendilerini, her gün yeniden üretip, toplumun, piyasanın- …katkı veren, verimli bireyleri olarak çalışmalarını sağlayacak diğer ev içi hizmetler, hepimizi, sağlıklı yetişkinlerin de bakımı… Bütün bunlar bizim “bakım ekonomisi” dediğimiz alan ve çok emek yoğun sektörler. emek yoğun olmanın ötesinde, günümüz için çok, aslında önem atfeden başka bir özellikleri var. O da şu: Otomaza– otimizasyon, mekanizasyon, yapay zekâ tarafından ikame edilmeye karşı dirençli üretim sektörleri bunlar. Yani, örneğin, bir çocuğu doğurdunuz, yapay zekâya vereyim, yapay zekâ, bir robota vereyim, robot anne büyütsün. ya da bir, yaşlınız var, yavaş yavaş daha fazla, destek isteyen bir kronik hasta var hane içerisinde. Bunun bakımını tamamıyla, dijital teknolojiye, robotlara devredeyim gibi bir şey söz konusu değil. Ha, belki söz konusu olabilir teknolojik olarak ama bizim arzu ettiğimiz toplum, ve ekonomik yapı açısından, insanlar arası ilişkilerin, ve bu bakım işlerinin tamamıyla mekanize olduğu, robotlaştığı bir, toplum yapısı arzu ettiğimiz bir toplum yapısı da değil. Çünkü kalite-
YAPRAK ÖZER [00:07:40 – 00:08:24]
Diyorsunuz ki “Hey Siri, anneme bakar mısın, onunla ilgilenir misin?” gibi bir şey değil bu. Çok haklısınız. Bu hep magazinel konulara takılıp kalıyoruz. Belki bir de burada yine sizin çok net bildiğiniz rakamlarla, demografik bir değişime biz sahne oluyoruz ülke olarak. Küresel anlamda zaten öyle de ama ülke olarak da bu söylediklerimizin fantastik, böyle, kalmaması, “Aaa, iki kadın da karşı karşıya konuşuyorlar. Ne de tatlı bir sohbet bu.” denmemesi adına lütfen orada da görüşlerinizi ve hatta, belki de resmimizi bir ortaya koyar mısınız?
PROF. DR. İPEK İLKKARACAN [00:08:24 – 00:10:25]
Tabii, yani, Türkiye de dünyada pek çok ülkenin olduğu gibi şu anda yaşlanan toplum trendine, demografik o dönüşüme girmiş durumda. Zaten hepimizin, yani, belirli bir yaş grubunda, orada orta yaşta, olduğumuzda bir yandan çocuk ve gençlerin desteklenmesi ve bakımı, öte yandan bir de, ailede yaşlanan bireylerin ve yaşam beklentisi de uzayan, giderek uzayan 80’lere, 90’lara… Ki ne kadar güzel bir şey bu. Uzayan, aile bireylerimizin desteklenmesi ve bakılması giderek bir konu hâline, gelmiş durumda. Hele bir de bunun içerisine demans, Alzheimer, Parkinson gibi, bakımı daha da emek yoğun olan hastalıklar girdiğinde bu iş giderek güçleşiyor. Ve benim gözlemlediğim kadarıyla herkes kendi küçük, mikrokozmosunda, kendi ailesindeki bu bakım meselesine, yaşlı desteği ve bakımına bir, çözüm bulmaya çalışıyor. Satın alma gücüne göre, bir çözüm bulmaya çalışıyor. İşte, yüksek satın alma gücün varsa bu daha çok, göçmen bakım çalışanları, üzerinden çözümlenmeye çalışıyor ki o da hiçbir zaman için mükemmel bir çözüm değil. Gene de aile üyelerinin ciddi bir şekilde, işin içinde olması gerekiyor. Satın alma gücün düşükse zaten bunu, yapamıyorsun. hane içerisinde çözmeye çalışıyorsun. ve kamunun, kamu politikalarının bu alanda hâlâ Türkiye’de ortaya koyduğu kapsamlı bir sistem… yani, örneğin, bu ülkede bir Alzheimer ve demans, teşhisi konmuş aile bireyinin bakımı ve desteği nasıl yapılır? Aile bireylerinin rolü nedir? Devletin profesyonel, hizmetleri destekleme üzerinden burada katkısı ne olabilir? Nasıl bir makro sistem oluşturulur ki herkes kendi küçük mikrokozmos içerisinde tekerleği yeniden icat etmek zorunda kalmasın?
YAPRAK ÖZER [00:10:25 – 00:10:29]
Yani, erişilebilir hizmet almaktan söz ediyorsunuz.
PROF. DR. İPEK İLKKARACAN [00:10:29 – 00:10:32]
Erişilebilir ve kaliteli.
YAPRAK ÖZER [00:10:32 – 00:12:22]
Tamam. Erişilebilir, kaliteli, profesyonel. Yani, herhangi bir göçmene ya da işte, köyden getirdin birisini ya da mahallemizdeki bilmem ne ablama, annemi, babamı, dedemi, vesaireyi emanet etmek, en değerlini… Çok değerli insanlar olabilirler. Ancak bir demans, bir Alzheimer, bir yatalak hasta ve/veya işte, kanserli, aklınıza ne gelecekse… Ki demografik yapı, yaşlanmak demek bütün bunlarla karşılaşmak anlamına kalıyor. Kaldı ki çocuklarımız için de aynı şey var. Ve belki, şunu ifade etmek lazım: iyi ki yaşamıyoruz şu anda ama örneğin, Avrupa’nın göbeğinde, Ukrayna gibi bir yerde halkın çok önemli bir bölümü sakatlandı. Yani, unutmamak lazım bütün bunları. Savaşlar bizim doğal ortamlarımızın içerisine bir bomba gibi düştüler ve bunlar bizi kırıp geçiriyorlar. E, baktığınızda… Kaldı ki yangınlar, şunlar, bunlar… ben sizin çok uzun yıllardır bu konuda gerçekten, azimle ve sürdürülebilir şekilde çalıştığınızı biliyorum. Yıllar içerisinde siz mukayeseler yaptınız. Ben de bunu beton ve inşaatla, buluşturdum ki akılda kalsın diye. Bir, nasıl kıyaslayabilirsiniz ki kafamızda kalsın bu? Yani, inşaata yapılan bir yatırım… Böyle denebilir mi bilmiyorum. Lütfen, affedin ama bir, adet yatırımın öbür tarafta kaç adet, yani, yatırımla elde edilen, atıyorum, 10 istihdamın burada bir adet yatırımla kaç istihdama denk geldiğini ifade edebilmek mümkün mü acaba?
PROF. DR. İPEK İLKKARACAN [00:12:22 – 00:14:38]
Evet, buna biz iktisatta, – “Employment multiplier”, “istihdam çarpanı” diyoruz. Yani, belirli bir sektöre yapılan her, bir milyon liralık, bir milyar liralık kamu yatırımının kaç tane yeni istihdam yaratma kapasitesi var? Hem doğrudan sektörün kendisinde hem de dolaylı yollarda. Çünkü belirli bir sektörün faaliyetlerini artırdığınızda, bizim geri bağlantılar dediğimiz o sektör gidip başka sektörlerden girdiler satın alıyor. O girdileri satın alması üzerinden bir de dolaylı istihdam yaratıyor. Bu yaratılan doğrudan ve dolaylı istihdamı toplayınca biz buna “istihdam çarpanı” diyoruz. Bakım hizmetleri sektörleri biraz önce açıkladığım nedenlerle çok emek yoğun sektörler olduğu için, hatta tüm sektörler içerisine baktığımızda en emek yoğun sektörlerin başında geldiği için yatırılan her bir liranın yarattığı yeni iş sayısı diğer, sektörlere yapılan, özellikle mesela inşaat, sizin “beton” dediğiniz inşaat sektörü… Niye inşaat sektörüyle karşılaştırma yaptık? Yani, bakım hizmetleri sektörlerine yapılan kamu yatırımlarıyla inşaat sektörüne yapılacak kamu yatırımlarını bir simülasyona soktuk Türkiye verileriyle, ve belirli miktardaki kamu yatırımı hangisinde ne kadar istihdam yaratır, yoksulluk üzerindeki etkileri ne olur, bu yeni işler kimlere, kadınlar mı işe alınır, erkekler mi, gençler mi, yaşlılar mı, düşük eğitimliler mi, yüksek eğitimliler mi gibi bu karşılaştırmaları yaptık. Çünkü inşaat, fiziksel altyapı yatırımlarının da yoğunlaştığı sektör. Ve özellikle 2000’li yıllarda Türkiye ekonomisi biliyoruz ki inşaat çekişli bir büyüme dönemine girdi. kamu harcamaları içerisinde inşaat sektörüne yapılan yatırımlar ve teşvikler çok ciddi bir, yer kapsıyordu. biz de o yüzden bu sektörü bir karşılaştırma, bir referans noktası olarak aldık ve sonuçlarımız bize şunu söylüyor: Bakım hizmetlerine yapılan harcamalar, kamu yatırımları, inşaat sektörüne göre aynı miktardaki harcama, kamu kaynağı takriben 3 katı daha fazla istihdam yaratma kapasitesine sahip.
YAPRAK ÖZER [00:14:38 – 00:14:40]
Üç katı.
PROF. DR. İPEK İLKKARACAN [00:14:40 – 00:17:22]
Üç katı. Bu öyle, yani, az, buz bir fark değil. Ciddi, 2 buçuk, 3 katı buluyoruz. daha fazla, 2 buçuk, 3 katı aynı miktarda kamudan aldığınız vergilerden aynı miktardaki bir kaynağı bakım hizmetleri sektörüne yatırdığınızda, inşaata yatırmak yerine böyle bir tercih kullandığınızda, bütçe tercihi, 3 katı daha fazla istihdam yaratıyorsanız bu aynı zamanda yeni istihdam yaratmak, yeni, kazanç, emek geliri yaratmak demek. Bu daha fazla istihdam, daha fazla emek gelirine, daha fazla emek geliri de bizim yaptığımız simülasyonlarda hanehalkı yoksulluğunda çok daha güçlü bir düşüşe denk geliyor. Yani, hem istihdam yaratma, gelir yaratma hem de yoksulluğu azaltma etkisinin bakım hizmetleri sektörüne yapılan kamu yatırımlarının inşaata göre çok daha güçlü olduğunu vurguladık. Bir de ben toplumsal cinsiyet iktisadında çalışan bir iktisatçı olarak tabii ki bunun, kadınlar ve erkeklerin istihdamı ve geliri açısından nasıl bir fark yaratıyor diye baktık. Şöyle ilginç bir şey var: Bakım hizmetleri sektörleri, eğitim, sağlık, okul öncesi, çocuk bakımı ve eğitimi, uzun dönemli bakım, yaşlı ve hasta bakımı, bildiğimiz üzere nispeten daha kadın ağırlıklı istihdam, ın olduğu sektörler. İnşaat ise tam tersi. hâliyle, bakım hizmetleri sektörlerine yapılan yatırımlar hem sadece kadın erkek, herkes için daha fazla istihdam yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda kadın erkek arasında bizim ülkemizde çok yüksek olan bir istihdam ve gelir uçurumu var. Bu uçurumu azaltmaya yönelik de bir eşitlikçi, yani, toplumsal cinsiyet eşitlikçi bir etkiyi de beraberinde getiriyor. yani, bir şimdi bunlar makroekonomik etkiler. daha fazla istihdam ve gelir yaratma, kapsayıcı büyümeyi tetikleme, bakım hizmetleri sektörü çekişli bir büyüme modeli, inşaat çekişli olmak yerine. Bir yandan eşitlikçi, toplumsal cinsiyet eşitlikçi ve yoksulluğu azaltma üzerinden sosyoekonomik olarak eşitliği teşvik eden bir yatırım, karşılaştırması söz konusu. bir yandan da bu işin yanına ben makro iktisatçı olduğum için çok bakmıyorum ama interdisipliner bir alan olduğu için benim mesela sunum yaptığım, seminerlerimde vesaire dinleyicilerin önemli bir kısmı da konuya çocuk açısından ya da yaşlı açısından ya da hasta açısından yaklaşan çalışmacılar.
YAPRAK ÖZER [00:17:22 – 00:17:26]
Çünkü hepimize çok, çok dokunan bir alan çünkü. Yani-
PROF. DR. İPEK İLKKARACAN [00:17:26 – 00:17:26]
Evet.
YAPRAK ÖZER [00:17:26 – 00:18:38]
hangi evde yoktur bir çocuk, bir yaşlı? Şimdi çocuktan çok yaşlı var. ve şunu da belki vurgulamakta fayda var: İnşaatta yaptığınız yatırımla inşaat işçisi üretiyorsunuz, niteliksiz. Ve tahmin ediyorum siz bunu da çalışmışsınızdır. Bir inşaat işçisinin inşaatta çalışabilme yaşı ne kadar olabilir? Çünkü yaralanması, berelenmesi ve/veya birtakım şeylerinin olması ve hatta üzülerek söylüyorum, ölümle sonuçlanan kazaların olması çok daha olası. Oysa bakım hizmetleri dediğiniz şeyde tahmin ediyorum, gene interdisipliner gidelim ki aslında sizin disiplininiz. Biz neden söz ediyoruz? Hasta bakıcı, hemşire, teknik eleman, ondan sonra, belki işte, refakatçisi, osu busu… Yani, aklıma şu anda gelmeyen pek çok ama hepsi bir meslek. İnşaat işçiliği bir meslek değil ve bizim mesleğe ihtiyacımız var. Böyle çok, aldım elime bayrağı gidiyor gibiyim heyecanla ama bu konu ikimizin çok önemsemesi gereken bir konu.
PROF. DR. İPEK İLKKARACAN [00:18:38 – 00:21:24]
Yani, şimdi Yaprak Hanım o kadar, … Önemli bir konuya dikkat çektiniz ki bakım hizmetleri sektörleri aynı zamanda, kariyer ilerlemesi olan, profesyonel, ciddi, gençler için yeni alanlar açabilecek meslek alanları. özellikle şu dönemde, yani 2026 itibariyle herkesin en büyük sorularından bir tanesi yapay zekâ ve dijitalleşme ile, işlerin geleceği, ekonominin geleceği ne olacak? Şimdi, yapay zekâ ve dijitalleşmenin getirdiği çok ciddi bir verimlilik artışı var. Biliyorum, siz diğer, podcast, röportajlarınızda da diğer, meslektaşlarımla bu konuya baktınız. çok ciddi bir verimlilik artışını beraberinde getirme potansiyeli var. Bunu görüyoruz da zaten. Ama bir yandan da olumsuz tarafları da var. Olumsuz taraflarının en başında gelen, ekonomik anlamda, işlerin ortadan kalkması. Yani, yeni istihdam olanakları… “Gençler nerede istihdam edilecekler?” diye soruyor, “İşlerin geleceği ne olacak?” diye soruyor pek çok, iktisatçı ve politika yapıcı. Biz de bu alanda bakım ekonomisi çalışan, mor ekonomi çalışan iktisatçılar olarak diyoruz ki karşımızda duran ciddi bir seri sektör var: Okul öncesi çocuk bakımı, eğitimi, eğitim sektörü, okul çağındaki çocukların bakımı, özel gereksinimleri olan çocuklar, ADHD’si olan çocuklar vesaire. Bu çocuklarla ilgili hizmetler. biraz önce bahsettiğimiz kronik hastalıkları olan değişik yaşlılar var, değil mi? İşte, biraz önce bahsettiğimiz üzere. Yani, hiçbir hastalığı, 90-95 yaşına kadar hiçbir, olumsuz, hastalığı olmadan o yaşlara gelmiş kişilerin bile artık desteğe ihtiyacı oluyor. Çok basit bir şey söyleyeyim: Artık banka hizmetleri, maaşınızı, emekli maaşınızı almak, o emekli maaşınızla ne yapacağınızı bilmek, bir ödeme yapmak tamamıyla dijital teknoloji üzerinden. Ya, pek çok 90’lı yaşlarına erişmiş pek çok insanın eğitimli de olsa bu dijital teknolojileri nasıl kullanacaklarıyla ilgili bilgisi az ya da bir alışveriş yapacak, bunu Trendyol üzerinden, işte, bir platform üzerinden yapacaksa o alışverişi nasıl yapacak vesaire. Yani, mesela, yaşlıların dijital becerilerinin desteklenmesi ve bu konuda eğitim alması, hatta bir koçluk hizmetiyle onların bir süre bu hizmet dijital teknolojileri kullanmaya alıştırılması bile bir aslında bir iş alanı.
YAPRAK ÖZER [00:21:24 – 00:23:53]
Ve bunlar ömür boyu süren, yani emeklilikten sonra dahi insanların devam edebildiği bir alan. Çok üzülerek söylüyorum, evet, “banka” dediniz. Banka zaten şubeleri birer birer kapanıyor. Ne gerek var? Herkes oradaki istihdamı… Biz hatırlasanıza, sizin benim, zamanımda işletme, ekonomi mezunları, aa, sapır sapır hemen şeylere giderlerdi, banka şubelerinde memur olurlardı. Bunun, hem çok büyük bir, — hep yazık diye düşünmüşümdür çünkü gerçekten biteviye bir iş yapmaktalar ve ondan sonra, bir süre sonra da emekli olup ayrılıyorlar. Ama sözünü ettiğiniz, yani, ben bir anne baba, şu anda çocuğum üniversiteye girme aşamasında olsa ben sağlık hizmetlerinde belki 2 yıllık, belki 4 yıllık bir çalışmayla bu bakım ekonomisine girmesini isterdim ki bir gün çocuğum inşaatlarda yara bere içinde kalmasın diye. Şuna geçmek istiyorum: TÜİK’in bir başka yeni araştırması var. Ben bunu şöyle not almışım: 18-74 yaş nüfusun %43, 1’inin bakım sorumluluğu var. Üstelik bakım sorumluluğu olan kadınların işgücüne katılımı %37 gibi bir şey. belki 38’e yakın bir oran bu. Bakım sorumluluğu olmayan kadınlarda %41, 7. Şimdi, eğer gözüm seçerse daha sonra, önümdeki notlardan, kadın istihdamının ne kadar düşük olduğunu zaten biliyoruz. Yani, çalışabilen kadınlarla çalışamayan, kadınlar ve evde oturan kadınlar. Yani, neticede tekrardan bunlar böyle kazanılabilir mi bilemiyorum ama en azından yeni gelecek nesiller için çok ciddi ve yapay zekânın elinden alamayacağı mesleklerden söz ediyorsunuz. Buradan siz böyle, uygun gördüğünüz bir akışla zamanı da bu işin içerisine alabilir misiniz? Zaman ekonomisi, çok değerli bir başka konuda, ilintili bir konuda çalışıyorsunuz ve benim hatta daha sonra sizin zamanınızı iklimle ilgili bu COP, 31 de önümüzde iken oraya, yönlendirmek istiyorum. Buyurun, siz serbestsiniz. Nasıl geçmek bağlantıyı kurmak isterseniz oradan, –
PROF. DR. İPEK İLKKARACAN [00:23:53 – 00:24:57]
Evet, biraz zaman konusuna da gelelim. Birbiriyle bağlantılı ama ayrı bir konu da. İlk başta zaten sorduğunuz o iki büyük sorudan bir tanesiydi. şimdi, ekonomide biz “kaynak” dediğimizde genelde kaynak, işte, sermaye, işgücü, doğal kaynaklar… Bu şekilde değerlendiriyoruz. parayı, bir kaynak olarak, adlandırıyoruz. fakat özellikle feminist iktisadın iktisat alanına önemli katkılarından bir tanesidir zamanı da bir kaynak olarak değerlendirmek. Yani, aslında, işgücü dediğimiz şey, kişinin, bir iş yapabilme, üretime katılabilmede kullandığı zaman, değil mi? Ve baktığımızda en kısıtlı kaynak da zaman. Yani, bir günün 24 saati, haftanın yedi günü, işte, bir senenin 52 haftası var. Bir ortalama yaşam, süresi herhâlde şimdi ne kadar? 75 mi, 75 sene arası mı?
YAPRAK ÖZER [00:24:57 – 00:24:59]
78 arasında bir yerlere oturuyor galiba.
PROF. DR. İPEK İLKKARACAN [00:24:59 – 00:28:57]
Evet, yani, longevity, sağlıklı ve uzun yaşam çalışmalarıyla o sınırı itmeye çalışıyoruz. Ama 100 yıl diyelim. Yani, bütün bunları çarptığımızda, şey, zamanımız o şey, üst sınıra tabi. Bu zamanın ne kadarını ne tip işlere ayırma şansımız oluyorsa onunla birlikte bir yığın ekonomik ve sosyal sonuç da beraberinde geliyor. Buradan yani, örneğin şunu diyeyim: “Çalışan, çalışamayan kadınlar.” dediniz biraz önce. Ben onu şöyle farklı ifade ediyorum: piyasada ücret karşılığı, gelir karşılığı çalışan ve çalışamayan kadınlar. Çünkü ücret karşılığı çalışamayan, piyasada bir işte çalışamayan kadınların zaten temel, nedeni bununla ilgili bir becerilerinin olmaması, işgücü piyasasında çalışma isteklerinin olup olmaması değil, hane içerisinde ücretsiz çalışma saatleri çok yoğun olduğu için işgücü piyasasına yönelik bu zamanı, kaynağı ayıramamalarıyla bağlantılı. Yani, biraz önce, ilk başta bir de, 2025 TÜİK Zaman Kullanımı Anketi verilerini söylediniz. Dediniz ki “Türkiye’de ortalama bir kadın…” Ortalama kadından kasıt şu: 18 yaş ve üstü tüm kadınların ortalamasını alıyoruz Türkiye’de. Yaşlı olsun, genç olsun, öğrenci olsun, 2 çocuk annesi olsun, tüm kadınların, ortalamasını aldığımızda ortalama 4 saat 3 dakika hane içi ücretsiz çalışmaya ayırıyorlar dediniz. Bu, TÜİK’in resmi verisi. Bunu 7 saatle– bu günde ortalama, 7 saatle çarptığımızda 28 buçuk saat gibi bir şeye denk geliyor. Yani, takriben, 8 saat mesai üzerinden, haftada 3 buçuk çalışma gününü kadınlar, mesai gününü kadınlar hane içerisinde ortalama ücretsiz çalışmaya veriyor. Şimdi, bu verilere ortalamanın biraz ötesine gidin. 2 tane küçük çocuğu olan anneye bakın. 30’lu 40’lı yaşlarında 2 küçük çocuklu anne. onun saatleri 4 saatte kalmıyor tabii. Çok çok daha, günde 4 saat değil, 7, 8 saat gibi, rakamlara ulaşıyor. Bu da bizi “zaman yoksulluğu” dediğimiz bir kavrama doğru getiriyor. Zaman yoksulluğunun herhâlde ilk ortaya çıkışı 70’li yıllar. literatürde, yani, ilk ortaya çıkışı, kavramsallaştırılması ve ölçülmeye başlanması. Zaman yoksulluğu, kişinin zorunlu faaliyetlerini yerine getirdikten sonra, dinlenme, işte, sosyal faaliyetlere katılma, kişisel bakım vesaire için kalan boş zamanının olmaması, durumu. “zorunlu faaliyetler” dediğimiz de günlük yaşamımızı sürdürmek için yapmakla zorunlu olduğumuz şeyler. Yani, örneğin bir insanın, hayatta kalabilmesi için günde en az kaç saat uyuması… İşte, 5-6 saat minimum diyelim. İşte, tavsiye edilen 7-8 saat en az. işte, bir de bir temel kişisel bakım faaliyetleri falan, vesaire. karnını doyurma, hijyenini yapma… Bunları bir araya getirdiğimizde diyelim günde, takriben çalışmalar 8’le 10 saat, arası, diyorlar. Bunu yapmak, ondan sonra gelir kazanmak için bir işe gidiyorsanız piyasa, ekonomisinde, o işte harcamakla zorunlu olduğunuz işyerinin sizden talep ettiği çalışma saatleri, ücretli çalışma saatleri… Bunları topladık. Bir de bu işe gidip gelme için commuting, işe gidip gelme, ulaşım-
YAPRAK ÖZER [00:28:57 – 00:28:59]
Geçirdiğiniz zaman.
PROF. DR. İPEK İLKKARACAN [00:28:59 – 00:29:56]
Aynen. Bütün bunları 24’ten çıkardığımızda şöyle bir şey… Yani, 24 günün 24 saatiyle karşılaştırdığımızda şöyle bir şey görüyoruz: kadınlar ekside olabiliyor genelde. Yani, eğer veriye göre, belirli varsayımlara göre, bir insanın en az şu kadar saati, işte, uyku, kişisel bakım ve hijyene harcaması gerekiyor. En az şu kadar… Bu kadının çalıştığı işte en az şu kadar saati işyerinde harcaması gerekiyor. bu kadar… Bu kadının bu hanede bakıyoruz, 2 küçük çocuk, bir tane de yaşlı var. E, veriler de bize gösteriyor ki 2 küçük çocuk ve bir yaşlının bu hane dışarıdan, bakım çalışanını istihdam etse bile minimum ailenin ayırması gereken zaman takriben şu kadar. Bunları toplayıp, 24 saatle karşılaştırdığımızda kadınların çok derin bir zaman yoksulluğu içerisinde olduğunu görüyoruz. Özellikle istihdamdaki kadınların.
YAPRAK ÖZER [00:29:56 – 00:29:56]
Evet.
PROF. DR. İPEK İLKKARACAN [00:29:56 – 00:31:17]
yani, Türkiye verileriyle yaptığımız, araştırmalar, şunu gösteriyor: Tam zamanlı istihdamda olan kadınlarda zaman yoksulluğu oranı %65-70 arası. Yani, tam zamanlı çalışan her 10 kadından 6 ya da 7’si gelir kazanıyor, bir işte çalışıyor, bir mesleği var belki ama zaman yoksulluğundan müzdarip. Erkeklerde ise %10’un altında bu zaman yoksulluğu, oranı. Tam zamanlı çalışma saatleri bazı mesleklerde, sektörlerde çok yüksek olabiliyor. Biz Türkiye’de, OECD ülkeleri içerisinde işgücü piyasası çalışma saatleri, mesai saatleri en yüksek ülkelerden, ortalamada en yükseklerden bir tanesi. Daha yük-yukarı, mesai saatlerine baktığımızda erkeklerde de zaman yoksulluğu, şeysi, olgusu başlıyor ama onların ücretli çalışma saatleri çok yüksek oluyor. Kadınlarda mesele- ücretli bir istihdamda olsa bile bir yandan da hane içi ücretsiz işlerin de ezici çoğunluğunu kadınlar yaptığı için bu ikisi bir araya gelince kadınlarda bir çalışma mesaisi patlıyor, ve şey, zaman yoksulluğu olgusu ortaya çıkıyor. Evet.
YAPRAK ÖZER [00:31:17 – 00:32:33]
Şimdi çok halktan bir soru sormak istiyorum. siz de ben de herkes şu, şu, yaklaşımı çok net biliyoruz: “İşte, ben çalışıyorum, kadın evde çocuklara bakıyor, eşim evde çocuklara bakıyor. Bu şekilde aslında kreşe vereceğimiz, efendim, işte, oraya buraya vereceğimiz parayı biz, cebimizde tutuyor oluyoruz. Yani, aslında ekonomimiz sizin anlattığınız gibi değil. Biz bir yandan çocuk yetiştiriyoruz, bir yandan da eş çalışmadığı için o parayı, tasarruf ediyoruz.” gibi. Şimdi bana lütfen söyleyin, bu yaklaşım ne yani, mutlaka çalışıyorsunuz, Türkiye’de olmasa başka ülkelerde. Bir kadının evde oturup çocuk bakması ile o kadının çalışıp ama bakım hizmetlerinde bunu, karşılıyor olabilmesi arasında… Türkiye’de abuk sabuk fiyatlar var. Özel okulun fiyatı da çok yüksek, kreşinki de öyle. Ama burada, açıklı– sizin açıklamanızı isterim. Yani, bu bir olgu. güzel güzel anlatın siz. böyle, “Boşa havaları ısıtıyorsunuz.” gibi bir yaklaşımı-
PROF. DR. İPEK İLKKARACAN [00:32:33 – 00:32:33]
Tabii, tabii.
YAPRAK ÖZER [00:32:33 – 00:32:34]
kullanmıyorum. Bu-
PROF. DR. İPEK İLKKARACAN [00:32:34 – 00:32:35]
Yani-
YAPRAK ÖZER [00:32:35 – 00:32:45]
bu ne? Yani, bu, bu, buna nasıl, karşılık verirsiniz? Böyle bir kocaya, böyle bir kayınpeder, kayınvalideye, “Evinde otur, çocuğuna bak.” diyene. –
PROF. DR. İPEK İLKKARACAN [00:32:45 – 00:35:43]
Bu arada, bunu diyen bir tek koca ya da kayınpeder değil. Kadınlar arasında da şey, “Mümkünse ben, ev işleriyle, aile bakımıyla, uğraşayım, eşim de ev dışında çalışan ve gerekli geliri getiren kişi olsun.” Kadınlarda da böyle bir yaklaşım var. Şimdi, şöyle diyeyim: Mevcut koşullarda aslında ben bunu rasyonel buluyorum. Yani, şöyle ki: ortaokul mezunu, lise mezunu bir çift düşünelim, orta eğitim mezunu. hem adamın hem kadının ev dışında bir işte çalıştığı, bir aile yapısı düşünelim ki genelde aslında, evlilik öncesi düşük eğitimli kadınlar, Türkiye verilerine baktığımızda, ilkokul, mezunu da olsa ortaokul mezunu da olsa bekâr kadınlarda işgücüne katılım oranları oldukça yüksek bizde. Yani, Avrupa Birliği, OECD ortalamalarına falan yakın. Bizde evlilik evlilikle neredeyse eş zamanlı olarak bir iki yıl içerisinde hamilelik ve doğum, ilk çocuğun doğumu gerçekleştirdiği– gerçekleştiği için o dönemde üniversite eğitimli kadınlarda işgücü piyasasından kopuş ve tam ben şey diyorum, tam zamanlı, ev işleriyle uğraşmaya, o tam zamanlı ev işleri, mesleğine geçiş, oluyor. Çünkü niye rasyonel bir seçim olmak zorunda kalıyor maalesef diyorum. Çünkü işgücü piyasasında dediğim gibi mesai saatleri uzun. özellikle büyükşehirlerde, işe gidiş-geliş saatleriyle bu çok ciddi, bir, şey, zaman kullanımına, neden oluyor. Kreş yok, kamu kreşleri diye bir şey yok. 3 yaş altı için neredeyse yok denecek kadar, az. olanlar, sadece, belirli kamu görevlerinde çalışanlara, açık kreş hizmetleri, ya da özel kreşi satın alma gücü. O da üniversite eğitimli çiftler. Mesela, gelirleri daha yüksek olduğu için çocuğu özel kreşe gönderdikleri için üniversite eğitimli kadın, istihdamda, devam edebiliyor. Şimdi, bu ortamda, kazanılan ücretler nispeten, düşük. Yani, enflasyon karşısında da giderek eriyen bir satın alma gücü zaten söz konusu. E, kamu bakım hizmetlerinin, ortada olmaması, eksikliği, işgücü piyasasında çok yüksek mesai saatleri, ücretlerin satın alma gücünün düşük olması… Bütün bunları bir araya getirdiğinizde aslında bir kişi evde kalsın, ev ve çocuklarla uğraşsın, bir kişi de dışarıda çalışsın, parayı getirsin, bir rasyonel çözüme dönüşmek zorunda kalıyor. şimdi, bu kısmi ama sonunda ne oluyor?
YAPRAK ÖZER [00:35:43 – 00:36:14]
Yani, kötünün en iyisi çözümü bu. Yani, bu-bu aslında bir tür mahkûmiyet. Ama şunu da söylemek istiyorum: Biz sabah akşam, haberlerde, podcast’lerde, efendim, işte, YouTube ve/veya televizyon programlarında sabah akşam oturup kalktığımız “Ekonomi ne kadar kötü. Vah vah vah! Hürmüz gene kapalı. Enerji fiyatları…” vesaire. Çözüm hep ekonomi. Sanki yalnızca merkez bankaları ve onların etrafındaki bir-
PROF. DR. İPEK İLKKARACAN [00:36:14 – 00:36:15]
Finans piyasaları.
YAPRAK ÖZER [00:36:15 – 00:36:54]
Finans piyasaları, işte, o, banka, kredisi vesair. İşte, yani, emlak piyasası… Duyulan yalnızca bu. Ve bunlar böyle konuşuldukça coşuluyor. Coşuldukça daha fazla aynı veriler üzerinden… Kamu… Siz herhâlde çalışıyorsunuz kamuyla birlikte. Bu aktarımlarınızı dinleyen yok mu? Yani, siz yalnızca üniversitenin o güzel, odalarında güzel çocuklarımızla mı… biraz provoke ettiğimin farkındayım. –
PROF. DR. İPEK İLKKARACAN [00:36:54 – 00:36:54]
Tabii.
YAPRAK ÖZER [00:36:54 – 00:37:02]
evdeki erkekler ve kayınpeder, kayınvalidelerle, birlikte ama başka türlü bu, – Farkındalık.
PROF. DR. İPEK İLKKARACAN [00:37:02 – 00:38:37]
Evet. Yani, şimdi, tabii ki politika yapıcılarla da çalışıyoruz. Yani, benim çalıştığım alan daha çok, ekonomik ve sosyal politika, alanı ve veri temelli, politika simülasyonları yapıyoruz. buradan da yola çıkarak benim önerdiğim “mor ekonomi”, modeli diye bir model, var. Yeşil ekonomiyle tamamlayıcı mor ekonomi. Ama ben ona geçmeden önce sadece bu sohbet sırasında kaybolmasın diye şunu söylemek istiyorum: Biraz önce dedim ki bir kişinin evde kalıp bir kişinin aile bakımından ve ev içi, üretimden sorumlu olduğu, bir kişinin de piyasa üretiminden para kazanıp eve getirdiği bir iş bölümü neredeyse zorunlu, rasyonel bir çözümmüş gibi, karşımızda, tek çözümmüş gibi ortaya çıkıyor mevcut, politika, eksikliği ortamında. bunun da şöyle bir sonucu oluyor: hamile olan, hamilelik izni ve annelik iznine, erişimi olan kadınlar… Bizde babalık izni sadece beş gün, 5’le 10 gün arası, kamu, özel sektör çalışanına göre sembolik. Hâliyle bunun bir uzantısı olarak o evde kalıp ev işlerinden sorumlu olan daha çok kadınlar, ezici çoğunluğu kadınlar, dışarıdaki, istihdamda olanlar erkeklerin olduğu bir toplum yapısına doğru dönüşmeye başlıyor. Yani, bu mikro kozum, mikro hane içerisindeki çözümsüzlük bizi aslında Türkiye’de makro düzeyde bir toplumsal yapıyı da beraberinde getiriyor.
YAPRAK ÖZER [00:38:37 – 00:38:41]
Çarpan etki, işte, burada da karşımıza çarpan etki-
PROF. DR. İPEK İLKKARACAN [00:38:42 – 00:41:28]
Evet, yani, evet, ya, kadının istihdam– şimdi, bunun da iki tane bizim açısından– açımızdan, bence Türkiye’de hiç kimsenin arzu etmeyeceği, edeceğini rahatlıkla söyleyemeyeceği iki tane olumsuz sonucu var. Bir tanesi, örneğin, hane içi şiddetin, aile içi şiddetin, kadına karşı şiddetin aslında en bütün araştırmalar bunu gösteriyor, en önemli, üstünde, yeşerdiği, temellerden bir tanesi kadının ekonomik güçsüzlüğü. Yani, güç ilişkilerinde kadının dışarıdan para getiren erkeğe bağımlı, olması. Öyle bir ortamda kadın boşanma davası açıp ya da şiddete karşı, işte, bir koruma emri alıp, şey, o ilişkiden gerekiyorsa, erkek uyarıları dinlemiyorsa, o ilişkiden çıkmayı başarması, çocuklarını da o şiddet ortamından çıkarmayı başarması ekonomik bir güç gerektiriyor. kadın istihdamının bu kadar düşük olması ve bizim hane modelimizin bu kadar tek erkek kazananlı hane modeline, dayalı olarak bu kadar 2026’ya gelmişiz, hâlâ hanelerin çoğunun tek erkek kazananlı hane yapısında olması aslında kadına karşı şiddeti, şey, besleyen çok önemli faktörlerden bir tanesi. İkincisi, daha ileri yaşlarda çok şeyi görüyoruz: Erkek ölüyor ya da kadını terk ediyor, başka birisiyle daha, farklı bir kadınla evleniyor, vesaire. İleriki yaşlarda kadın yoksulluğunun da en önemli tetikleyenlerinden bir tanesi, erken dönemde kadınların bu bakım sorumlulukları ve kamusal desteklerin eksikliği nedeniyle istihdama girememesi, emeklilik hakkının, olmaması, kadın yoksulluğunun, çocuk yoksulluğunun, tetikleyenlerinden bir tanesi. son olarak bir de kamusal alana baktığımızda işgücü piyasası… siyaset de bir meslek, değil mi? Yani, siyaset de aslında bir, meslek alanı. Siyasette kadınların az temsili, işgücü piyasasında düşük temsili, karar verme mekanizmalarında düşük temsili, şey, Türkiye’nin erkekler tarafından, sadece erkekler tarafından yönetilen, ağırlıklı olarak erkekler tarafından yönetilen bir ekonomi, ve kamusal yapıya sahip olmasını, beraberinde getiriyor. e, bu da perspektif kayması oluyor o zaman. şey, sadece belirli bir bakış açısının getirdiği değer. O zaman, işte, betona yatırımlar öncelikli oluyor. Kimsenin aklına bakım hizmetleri sektörüne de, kamu yapısına yatırım-
YAPRAK ÖZER [00:41:28 – 00:43:05]
İş gücünün çıkması. Erkek Türkiye’nin dilemması aslında. Bu erkek Türkiye’nin, yine erkeklerin ağırlıklı olduğu ama orada Cumhurbaşkanı’nın eşinin, isminin geçtiği bir COP31’e doğru gidiyoruz kasım ayında. bu vesileyle ben, süreyi, toparlayabilmek için… Çünkü konuların hepsi birbiriyle ilişkili, hiçbirisi birbiriyle kopuk değil. Sizin bir de bir iddianız var. Umuyorum ki siz bu iklim konferansında, siz ve sizin çalışmalarınızda, alanınızda olanlar orada bir kadın ve kadının sorunlarını temsil edeceksiniz. Ama bunu geçelim. Sizin iddianız şu: Aslında diyorsunuz, mor ekonomi yeşil ekonomiyle, yani iklim ekonomisiyle de çok ilişkilidir. Zaman, bakım, mor ve yeşil. Bu kilit kelimeleri unutmayalım. İklim-iklimin de karbon salımının azaltılması konusunda büyük büyük konuşurken biz hepimiz, ne olduğunu dahi anlamazken karbon ne salıyoruz, ne yapıyoruz diye, sizin bir iddianız var. Diyorsunuz ki “Biz bunlara çare üreten bir iktisat, bilimi üzerinde gördük. Sonuçları da şudur, budur ya da gidersek şöyle olacaktır.” Lütfen iklimle ilişkisini de bu hem zamanın hem bakımın hem kadın istihdamının nasıl kurduğunuzu bize anlatır mısınız? Öyle de noktalayalım zaten.
PROF. DR. İPEK İLKKARACAN [00:43:05 – 00:43:19]
Tamam, tabii ki. şimdi, çok önemli bir konu iklim krizi. şey, özellikle bu, şu anda geçirdiğimiz yaz, Avrupa’da, biliyorsunuz, çok ciddi şey, … sıcak hava dalgası-
YAPRAK ÖZER [00:43:19 – 00:43:21]
Bitkiler.
PROF. DR. İPEK İLKKARACAN [00:43:21 – 00:51:16]
ekstrem, dereceler görüldü. binlerce, 10 binlerce insanın, öldüğü, bu özellikle kronik hastalıkları olan, yaşlı olan, ve küçük, hastalığı olan küçük çocuklarda, bunlar çok kırılgan gruplar, iklim değişikliğine karşı. Şimdi, biz iklim, bakım, toplumsal cinsiyet, mor ekonomi, yeşil… Bu-bu, bütün bu, kavramlar arasındaki ilişkileri birkaç mekanizma üzerinden kurguluyoruz. bir tanesi bence, en optimist olanıyla, başlayayım. bir tanesi şu: Bakım hizmetleri sektörlerindeki meslekler, işler, bir, mahalledeki sağlık ocağındaki bir, aile doktoru ya da hasta bakıcı ya da hemşirenin yaptığı iş, bir mahalle kreşinde, çocuk bakımı uzmanı, ya da kreş öğretmeninin yaptığı iş, bir, şey, yaşlılar için bir, gündüzlü faaliyet aktif yaşam merkezinde oradaki sosyal hizmet uzmanlarının yaptığı iş ya da hane içerisinde uzun dönemli bakım çalışanlarının yaptığı işler… Bunlar nasıl işler? Hepsinin ortak noktası: Yerel işler, yani local, yani uzun, yolculuklar ve transport gerektirmeyen işler. Emek yoğun işler. kullanılan girdi, bir üretim yapılıyor, bir hizmet üretiliyor. O hizmetin üretilmesi için temel girdi insan emeği. Haliyle emisyonları düşük, aynı zamanda atığı da düşük. Yani, ben bu bakım hizmetleri sektöründeki işlere “mor işler” diyorum. bizim sloganımız şu şekilde şekillendi: “Mor işler aynı zamanda yeşil işler.” bu yüzden de bakım hizmetleri sektörüne yapılacak kamu yatırımları bir yandan çocuklar, yaşlılar, hastalar, bakıma ihtiyacı olan gençler, yetişkinler, herkesin bakım ihtiyacını karşılarken, bir yandan yeni meslekler, yeni istihdam alanı, inşaata göre 3 kat daha fazla istihdam alanı, gelir ve yoksullukta azaltma yaratırken, bir yandan da yeşil ekonomiyi ve sürdürülebilir ekonomiyi destekleyen bir yatırım alanı, bir strateji. o anlamda mor ve yeşil yatırımlar birbirini tamamlıyor. Mor işler ve yeşil işler birbirini tamamlıyor. Nitekim Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bizim bu çalışmalarımızdan da feyz alarak, 2021’de “Our Common Agenda: Ortak Gündemimiz” diye bir metin yayınlamıştı o Covid döneminde, ki Covid ekonomi– Covid dönemi bakım ekonomisine olan ilginin patladığı bir, dönemdir. şunu diyor: “işlerin geleceği ve sürdürülebilir ve kapsayıcı büyüme için tüm Birleşmiş Milletler üyeli hükümetlerden bu 3 sektöre yatırım, kamu yatırımlarını yönlendirmelerini istiyoruz.” yeşil sektörler, bakım hizmetleri, sektörleri, mor sektörler ve dijital sektörler. Yani, bu artık Birleşmiş Milletler, makroekonomik çerçevesi içerisinde de işlerin geleceği için, sürdürülebilir– sadece onun için değil, bir de sürdürülebilirlik için bu 3 sektör birbirini tamamlayıcı. Şimdi, diğer bir şey, bu Brookings Institute’la yaptığımız, yakın zamanda da bir working paper olarak yayınlandı, bir çalışma var. orada da şuna dikkati çekiyoruz: Diğer bir, bu ilişkinin mekanizması, iklime adapte olmak için ülkelerin yaptığı planlara, bu climate adaptation plans, iklim iklim adaptasyon planları ve climate adaptation finance, iklim adaptasyonu için finansman planları var bütün ülkelerin. Bu COP31’e yönelik bunu yapmak zorundalar. bu planlara baktığımızda, 200, civarı ülkenin yıllık olarak uzun bir süredir bir süreden beri yaptığı, her yıl yenilediği planlar. Bu planlara baktığımızda sektörel planlama görüyoruz. İşte, “Enerji sektörü için şunlar yapılmalı, ulaşım sektörü için bunlar, su, alanında, sektöründe, tarım alanında.” vesaire. Bunlar tabii ki iklim adaptasyonu için çok önemli sektörler. Fakat burada eksik olan şu: eğitim, sağlık, küçük çocuk bakımı, yaşlı bakımı, uzun dönemli bakım gibi bakım hizmetleri sektörleri bu planlarda neredeyse sektörel bir bakış açısıyla ele alınmıyor. Planların bir kısmı diyor ki “Evet, bunlar kırılgan gruplardır. Bu kırılgan gruplar olduğu için onlara, dikkat edilmesi gerekir.” ama ne yapılması gerektiğini de tam söylemeden. Bazı ülkeler şeye dikkati çekiyor: Eğer bunlara yönelik bir, çalışma olmazsa kadınların üzerindeki, bakım yükü artıyor. Örneğin, çok aşırı sıcaklarda kronik hastalığı olan yaşlınızın destek ihtiyacı daha fazla artıyor ya da bir küçük çocuğun, ajitasyonu daha fazla artıyor, vesaire. ve bu haliyle hane içerisindeki ücretsiz emek yükünü artırıyor ve bu da bunun genelde de faturası kadınlara kesiliyor. Bunu, söyleyen, ülke planları var buna dikkat çeken. Fakat ne yapılması gerektiğini söylemiyorlar. Biz Brookings Institute’la yaptığımız, ortak çalışmada dedik ki “Bakım hizmetleri sektörlerine yapılacak kamu yatırımlarının ve kamu planlamalarının iklim değişikliği perspektifinden yapılması gerekiyor.” Örneğin, Türkiye “Her mahalleye bir kreş.” gibi bir planla ortaya çıkacaksa bu kreşlerin en başından iklim değişikliğinin- Türkiye’nin değişik bölgeleri üzerindeki etkileri vesaire dikkate alınarak, fiziksel altyapının o şekilde yapılması gerekiyor. buradaki, şeyin, personelin, bu iklim olayları sırasındaki… Bizde mesela iklim olaylarının ötesinde deprem gibi bir doğal, afet, şeysi de var, riskimiz de var. bu tip ekstrem doğa olaylarının o hizmet sektörü içerisi– üzerinde, yaratacağı olumsuz etkileri başından göze alarak istihdamın ona göre planlanması, orada istihdam edilen personelin buna göre eğitim, verilmesi, ailelerle birlikte ortak, örneğin, acil durum protokollerinin yapılması için bir sistemin oluşturulması vesaire… Yani, bakım hizmetleri sektörünün aslında bir adaptasyon alanı. İklim krizi gerçekleştiğinde bir ekstrem hava olayı, iklim olayı, doğa olayı, meydana geldiğinde buna karşılık bütün sistemin yaşlı bakımında, çocuk bakımında, hasta bakımında, sağlık sisteminde buna hazırlıklı bir şekilde yapılandırılması, bunun için gerekli paranın harcanması, istihdamın yapılması gerekiyor ve ailelerle koordinasyonun, ve protokollerin, prosedürlerin oluşturulması gerekiyor diyoruz bu paper’da. ve nedenlerini açıklıyoruz. Bir de bunun ne kadara mal olacağını hesapladık. Onu da Bangladeş verileriyle, bu sefer Türkiye değil, Bangladeş verileriyle yaptık. Çünkü Bangladeş, National Adaptation Plan’ında, şey, bakım hizmetleri meselesini dile getiren, az sayıdaki ülkelerden bir tanesi.
YAPRAK ÖZER [00:51:16 – 00:51:27]
Ne mutlu onlara. Umarım biz de bunu dile getirir ve bize de ne kadar bir yatırım yapacağımız konusunda fikir veren çalışmalarınız olur. Nedir Ban-
PROF. DR. İPEK İLKKARACAN [00:51:27 – 00:51:28]
Evet, inşallah.
YAPRAK ÖZER [00:51:28 – 00:51:36]
Bangladeş, bu konudaki yatırım, … Ne-ne hesap ettiniz, yani, oraya kamu yatırımının ne olması gerekiyor?
PROF. DR. İPEK İLKKARACAN [00:51:36 – 00:52:07]
Bangladeş’in, Bangladeş’in gayrisafi yurt içi hasılasının takriben %1, 5-2’si ile üç’üne yaklaşan bir miktar. O da değişik simülasyon senaryolarımız var. Yani, iklim değişikliği Bangladeş’te bir ülke planında öngörülen bir resmî senaryo var. Ama tabii, etkiler o resmî senaryonun daha da kötüsü olabilir. Örneğin, o zaman flooding, sel baskınları, ve aşırı sıcaklıklar-
YAPRAK ÖZER [00:52:07 – 00:52:09]
Doğru.
PROF. DR. İPEK İLKKARACAN [00:52:09 – 00:52:31]
öngörülenin üzerine giderse ne olur diye baktık. Onun biraz daha altında kalırsa ne olur diye baktık. bir de bakım sektörlerindeki kriterleri de, minimum bakım, en iyi kaliteli bakım arasında 3 senaryo yaptık. İşte, %2 ile %3 arasında GSYH’nın. Az değil. Yani, az bir miktardan bahsetmiyoruz.
YAPRAK ÖZER [00:52:31 – 00:54:30]
Ama kritik bir rakamdan, yani, gayrisafi yurt içi hasılasının %1, 5, 2 hatta 3’e denk gelen bir bölümü… O zaman ne demek oluyor? Pek çok meslek saydınız siz şu ana kadar. Biz 50 dakikadır yayındayız ve pek çok meslek saydınız. Pek çok alana girdik çıktık. Ve benim bütün bunlardan gördüğüm şey: Siz yaşanabilir bir hayatın ekonomisini anlattınız. Kâğıt üstündeki bir ekonomi değildi bu. Bunun için çok önemsiyorum. Yani, günlük hayatımız, insanların, çalışanlar başta olmak üzere, özlük haklarını… Ben geçmişte gazetecilik zamanımda tesadüf eseri insan kaynakları konularına çok eğildim, yönetim konularına çok eğildim. Buralarda öncü çalışmalar yaptım ve gördüm ki çalışanlar özlük haklarını hiçbir zaman bilmezler. Onlar için ellerine şey alırlar, giderler bayraklarla ama aslında neyi protesto ettikleri, neyi etmediklerini pek bilmezler. Bu da bana aynen o hissiyatı veriyor. Hepimiz, ben de aralarında olmak üzere, günlük hayatımızla ilgili cehalet içerisindeyiz ve bunu enflasyon, faiz, efendim, işte, büyük büyük makroekonomik farkla, elimizde olmayan uluslararası ilişkilerle, siyasetle ilgili konulara hapsediyoruz. Ama siz burnumuzun dibinde bir şeyden söz ettiniz. ben, size çok teşekkür ediyorum ama bu kapanışı son cümle olarak biliyorum, böyle, kapatmak üzere, şey yaptım. Bizi izleyenleri de kaçırmayalım. Hatta bunun belki ikinci, 3’üncü versiyonları da olabilir ümidi taşıyorum. siz lütfen, hangi noktayla, eğer varsa eksik bıraktığım bir şey, onunla tamamlamayı tercih eder misiniz?
PROF. DR. İPEK İLKKARACAN [00:54:31 – 00:54:50]
Tabii, olur. Yani, her şeyden önce bana bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim. şey, ben bu tip, röportajları üniversitede derslerde öğrencilerime eğitim materyali olarak da veriyorum. Bence çok güzel röportaj oldu. İTÜ’deki, seçmeli derslerimde özellikle kullanabileceğim bir röportaj oldu. Sağ olun.
YAPRAK ÖZER [00:54:50 – 00:54:50]
Rica ederim.
PROF. DR. İPEK İLKKARACAN [00:54:50 – 00:56:10]
Son olarak ben şunu söylemek istiyorum: bakım ekonomisi, mor ekonomi, toplumsal cinsiyet ekonomisi, aslında, genel algılı-algılandığı, nın ötesinde, kadın erkek meselesi olmanın, çok ötesinde bir mesele. dediğim gibi, dijitalleşme ve yapay zekâ çağında artan bir işsizliğin, genç işsizliğinin çok temel sorunlardan olarak– biri olarak karşımıza çıktığı bir dönemde, işlerin geleceği, ekonomilerin geleceği için, yeşil ekonomiyle ve yeşil işlerle tamamlayıcı önemli bir yatırım alanından, önemli bir ekonomik sektörden bahsediyoruz. bu aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliğini de beraberinde getirecek. Ama buradaki temel hedef, benim, hedefim en azından, toplumsal cinsiyet eşitliğinden giderek, “Geleceğin makro ekonomisi nasıl bir makro ekonomi, olmalı?” sorusuna yöneldi. ama mor ve yeşil, ekonomiyi tamamlayıcı olarak kullandığımızda, herkes için daha kapsayıcı, toplumsal cinsiyet açısından da daha kapsayıcı bir ekonomik yapı, ulaşmamız mümkün olacak.
YAPRAK ÖZER [00:56:10 – 00:57:23]
Evet, ön yargıları, özellikle bu, mor ve feminist, şeye, ekosisteme ön yargıları bir kenara bırakıp siz geleceğin makro ekonomisinden, yani iktisadından söz ettiniz. Aslında onun taşlarını ifade ettiniz. Hemen her disiplin nasıl değişiyorsa iktisat disiplini de davranışsal bir disiplin aslında. Aslında değil de öyle, yani. Bizim biz var oldukça iktisat var. biz olmayınca yok zaten hiçbir şey. varlık sebebimizle ilgili bir tartışmaydı. Size çok teşekkür ediyorum. çok daha fazlası var bütün bunların ama Profesör Doktor İpek İlkkaracan’nın zaten, o kadar çok yayını ve farklı noktalarda açıklamaları var ki ilgili olanlar zaten bunlara doğru, onları yönlendirmek isterim. Umuyorum gerçekten söylediğim gibi, Türkiye çok önemli bir, konferansa ev sahipliği yapıyor. Bununla gurur duyuyorum. Ama umarım siz ve sizin, içeriğiniz de orada temsil edilir çünkü siz bizi temsil edeceksiniz. Tekrar teşekkür ediyorum. –
PROF. DR. İPEK İLKKARACAN [00:57:23 – 00:57:25]
Ben teşekkür ederim. Sağ olun, güzel günler.
YAPRAK ÖZER [00:57:25 – 00:57:34]
Ben etmeye devam edeceğim. Hakikaten belki burada tekrar bir buluşma yapıp sonuçlarıyla ilgili sizden geri bildirim alırım.
PROF. DR. İPEK İLKKARACAN [00:57:34 – 00:57:36]
Tabii, memnuniyetle.
YAPRAK ÖZER [00:57:36 – 00:57:38]
Çok teşekkürler. Hoşça kalın, güzel kalın.