Ekonomik Haller ve Obezite

Geçtiğimiz hafta İstanbul’da gerçekleşen Forum İstanbul adlı toplantı, Türkiye ile dünya ilişkilerine ışık tuttu. Tabii bu ilişkinin en önemli boyutu, Türkiye’nin kendi kendisiyle olanıydı. Fotoğraf yenilir yutulur gibi değil. Ama kamu çoktan yutmuş da yutmuş. Obez olmuş.

Sevgili okurlar merhaba, geçtiğimiz hafta İstanbul’da gerçekleşen Forum İstanbul adlı toplantı, Türkiye ile dünya ilişkilerine ışık tuttu. Tabii bu ilişkinin en önemli boyutu, Türkiye’nin kendi kendisiyle olanıydı. Aşağıda, bu toplantıda sunulan tebliğlerden derlenmiş bir ekonomik görüntü fotoğrafı bulacaksınız. Umarım, değişik vesilelerle bu özetten yararlanma olanağı bulursunuz. Ve ne ilginçtir ki, yine bu toplantıda, bugüne kadar devlet ve ekonomi ve insan kaynakları boyutunda en önemli konuşmalardan biri yapıldı. Konuşmayı yapan kişi, varlığıyla büyük tartışmalar yaratan Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer’di. Dinçer kamu yönetimine verdi veriştirdi ve gözlerimizin önüne resmi bir fotoğraf sundu. Fotoğraf yenilir yutulur gibi değil. Ama kamu çoktan yutmuş da yutmuş. Obez olmuş.

Biz obez olmuşuz

Müsteşar Dinçer, devleti 400 kiloluk Maraşlı dondurmacı Recep Usta’ya benzetti. Ben Recep Usta’nın yerinde olsam bu şekilde gündeme gelmek istemezdim. Ama Recep Usta ilk kez ekonomi sayfalarında boy gösterdiği için mutlu olmuş olabilir tabii.

Müsteşar Dinçer’e göre obez devletin tanımı şu; “Tek başına herhangi bir fonksiyon icra edemiyor, birkaç kişinin yardımıyla ayağa kalkabiliyor. Canlı olduğu için de sürekli tüketmek zorunda.”

Kamuda çalışan işçi hariç 2 milyon 200 bin civarında memur bulunuyormuş. Bunların yüzde 70’i vasıfsızmış ve bu vasıfsız insanlar hizmetli ya da genel idari hizmetli olarak çalışıyormuş. Devlet, memurlarına 1434 çeşit maaş ödüyormuş. Dinçer’in verdiği örneklerden biri Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü. Buraya 1 katrilyon 400 trilyon lira kaynak ayrılıyormuş. Kurumun 52 bin işçisi bulunuyormuş. Bunlara ödenen ücretlerin, yukarıdaki tutarın yüzde 85’iymiş. Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Dinçer’in söz ettiğine göre, il bazında yılda 4 kilometre yol yaparmış.

Kamudaki sorunlar bu kadar değil tabii. En yetkili ağızlardan birinin ifadesine göre, kamu yönetiminde yeni görev ve fonksiyonlara ihtiyaç var. Pek çok kurum 1940-1960 yıllardaki ihtiyaçlara göre örgütlü.

Türk Ekonomisi

Şimdi gelelim diğer fotoğrafa. Ekonomi;

1923-2001 yılları arasında Türkiye yıllık ortalama yüzde 4.8 oranında bir ekonomik büyüme gösterdi. 1971-1980 yılları arasında Türkiye yıllık ortalama yüzde 4.1, 1981-1990 arasında ise yıllık ortalama yüzde 5.2 büyüdü. 1991-2000 yılları arasında ise, büyüme yıllık ortalama yüzde 3.5 gerçekleşti. 1981-2002 arasında büyüme hızı ise yıllık ortalama yüzde 3.72 oldu.

Türkiye, yavaşlayan nüfus artışına karşı özellikle istihdam ihtiyacı yaratan hızla genişleyen bir aktif nüfus ve 90.2 milyona ulaşması beklenen bir toplam nüfusla 2025 yılına ulaşılmış olacak.
Türkiye 80 yıl sonunda ulaştığı 237 milyar dolar milli gelir büyüklüğüyle dünyanın en büyük 17. ülkesi. Türkiye nüfusunun, dünya nüfusu içindeki payı 2003 yılı itibariyle binde 71.

Fırsat senaryosu;

2025 yılına kadar Türkiye ekonomisinin yıllık ortalama 6.5 büyümesi ve 2025 yılında milli gelirin bugünkü fiyatlarda 985 milyar dolara ve kişi başına milli gelirin 10.920 dolara ulaşması öngörülüyor.
Fırsat senaryosunda 2006-2010 döneminde yüzde 7, 2016-2020 döneminde yüzde 6.5 ve 2021-2025 döneminde yüzde 6 büyüme öngörülüyor.

Vasat senaryo;

2025 yılına kadar Türkiye’nin yıllık ortalama yüzde 4.2 büyümesi ve 2025 yılında milli gelirin bugünkü fiyatlarda 596 milyar dolara ve kişi başına milli gelirin 6.600 dolara ulaşması bekleniyor. 2025 yılında ulaşılması öngörülen 6.600 dolar kişi başına milli gelirle Türkiye üst orta gelir grubu statüsü içinde kalacak.

Toplam işgücüne katılım

1990 yılında yüzde 58, 2000 yılında yüzde 56 olarak gerçekleşti. 2003 yılında yüzde 48.4 düştü. 2005 yılı için yüzde 53.5 katılım oranı öngörülüyor. Katılım oranı 2010 yılında yüzde 56.5’e ulaşacak, sonra gerilemeye başlayacak ve 2025 yılında yüzde 53.9 olacak.

İş gücü arzı

2002 yılında 23.8 milyon, 2003 yılında ise 23.6 milyon olan işgücü arzı 2025 yılında 37.5 milyona çıkmaktadır. 2002-2025 yılları arasında toplam çalışma çağı nüfus 21.6 milyon ve yüzde 49.9 artarken, işgücü arzı 13.68 milyon ve yüzde 57.5 olacak. 2002 yılında işgücüne katılım oranı yüzde 49.6 oldu. 2005 yılında işgücüne katılım oranı 53.5 olarak öngörüldüğü için, işgücü arzı yüzde 27.7 milyon olarak bekleniyor.

İşgücü arzı 2002-2025 yılları arasında 13.68 milyon artacak. 2000 yılında yüzde 78 olarak öngörülen erkeklerde işgücüne katılım oranı 2025 yılında yüzde 71.7’ye kadar düşecek.
2003 itibari ile istihdamın sektörler arası dağılımına göre; tarım yüzde 34.2, sanayi yüzde 18.1 ve hizmetler 47.6.

2025 yılında kırsal alanda yaşayanların toplam nüfus içindeki payının yüzde 15’e gerileyecek, tarımın ekonomideki katma değerinin 2025 yılında yüzde 5’e inmesi bekleniyor.

Yatırımların sektörler itibarı ile istihdam yaratma kapasitesi ve miktarı

2006-2010 yılları arasında öngörülen 386.2 milyar dolar tutarındaki serbest sermaye yatırımlarının 278 milyar doları hizmetler, 96.6 milyar doları sanayi ve 11.6 milyar doları tarım sektöründe yapılmaktadır.
Tarım dışı kesiminde 2002-2025 yılı arasında toplam 18.4 milyon yeni istihdam yaratılmaktadır. Bunun 5.73 milyonu sanayide, 12.6 milyonu hizmetler sektöründe yaratılmaktadır.

İşsizlik oranları

2002 yılında işsizlik oranı yüzde 10.3 olarak gözükmektedir. Ekonomik kriz sonrası yüzde 58’lerden yüzde 48’lere gerilemiştir.

Türkiye ortalama yıllık yüzde 6.5 büyüme ve diğer yatırım ve istihdam yaratma varsayımlarıyla ancak, 2015 yılından itibaren işsizlik oranını sürekli olarak aşağı çekmekte ve 2025 yılında yüzde 4’e kadar inmektedir.

İstihdamın sektörler arası dağılımı

Türkiye 2050 yılında bugünkü fiyatlarla 985 milyar dolar GSMH ve 10.920 dolar kişi başına gelire sahip, gelişmiş ülke statüsünde bir ülke olmaktadır. Buna göre;
Tarım kesiminde istihdam sürekli gerilemekte ve 2025 yılında yüzde 10.6’ya inmektedir.
Sanayi sektörü 2025 yılında yüzde 26.9 pay almaktadır.
Hizmetler sektörü 2025 yılında yüzde 62.5’e ulaşacaktır.

Dünya

1961-1970 döneminde yüzde 4.1 büyüyen dünya ekonomisi, 1971-80 döneminde yüzde 3.7, 1981-90 döneminde yüzde 3 ve 1991-2000 döneminde yüzde 2.6 büyüme gösterdi.

Yavaş büyüme senaryosunda; dünya ekonomisinin bugünkü trendlerinin aynen sürdüreceği ve dünya ekonomisinin 1995-2010 arasında yüzde 3.3, 2010-2020 yılları arasında ise yüzde 2.65 büyüyeceği öngörülüyor.

Hızlı büyüme senaryosunda; dünya ekonomisinin 1995-2010 arasında yüzde 4.8, 2010-2020 yılları arasında ise yüzde 5.1 büyümeyi yakalaması bekleniyor.

Dünya ekonomisinin 2003-2015  yılları arasında yüzde 3, 2016-2025 yılları arasında yüzde 3.1 büyüyeceği öngörülüyor.

Gelişmiş ülkeler her iki dönemde de yüzde 2.6 büyüyecek, gelişen ülkelerde ise, büyüme sırasıyla yüzde 4.6 ve 4.8 olacak.

Japonya, giderek yaşlanan nüfusu ve teknoloji-verimlilik artışının yavaşlamasıyla ancak, yüzde 1.6 ve 1.5 büyüme oranlarını sürdürebilecek.

AB,  yine yaşlanan nüfus ve yapısal kısıtlar nedeniyle yüzde 2.2 ve yüzde 2.0 büyüyebilecek.
Asya Bölgesi, yüzde 6 ile 25 yıl boyunca dünyanın en hızlı büyüyen bölgesi olacak.

Dünyanın toplam milli geliri bugünkü dolar fiyatlarıyla 2015 yılında 46.743 milyar dolara, 2025 yılında ise 63.806 milyar dolara yükselecek.

 

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir