Eğitim şart

 

 

Her işin dönüp dolaşıp eğitime çıkmasından en az sizin kadar ben de sıkıldım. Cem Yılmaz “eğitim şart” komiklikleri yaparken sizler gibi ben de gülüyorum. Ağlanacak halimize gülerken başkalarının da bize güldüğünü düşünüyorum…

 

Bu hafta dikkatinizi çeken haberler arasında yer aldı mı bilemem, Prof. Dr. Celal Şengör, “Kalitesiz öğrenciye hocalık yapmam” diyerek İTÜ’deki öğretim üyeliğinden ayrılmaya karar verdiğini açıklamış. Yerbilimci Celal Şengör dünya çapında tanınmış bir jeolog. İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Jeoloji Bölümü Öğretim Üyesi. Aynı zamanda ABD Ulusal Bilimler Akademisi’nin ilk Türk üyesi.

 

Şengör neden patlamış? Aslında beş master öğrencisinin sınavdan 0 alması bardağı taşıran son damla olmuş. Bir de üniversitede konuşma yapmak üzere ABD’den gelen bilim adamını dinlemeye koca İTÜ’den 6 kişi gelince, hocalık mesuliyetini istemediğine karar vermiş. Tesadüf bu ya aynı gün Hülya Avşar’ın paneli varmış. Salon dolmuş; 600 öğrenci. Şengör, kararının Avşar’la ilgisi olmadığının altını çiziyor. Ona göre üniversite öğrencisi bilime ilgisiz, üniversiteye öğrenmek gelmiyor, soru sormuyor, ödev okumuyor… Üniversiteden uzaklaştırılıyor ya da sınıfta kalıyor… Sonra aftan yararlanıyor. Eğitimde kalite çöküyor…

 

Geçtiğimiz hafta sonu 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in televizyondaki söyleşisini izleyenler bu haftanın, bir dizi polemikle geçeceğini tahmin etmişti. 9. Cumhurbaşkanı konuştu Başbakan köpürdü. Aralarında geçen atışma, eğitimle ilgiliymiş gibi görünmekle birlikte tamamen siyasi. İktidarın bir tek gayesi var o da birinci sırada türban, ikinci sırada laiklik… Tartışmayı da bu mecraya çekti: Kızlar Suudi Arabistan’da okusun mu okumasın mı…

 

Beyler bir dakika! Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden biri olan İTÜ’de bile öğretim görevlisini tutamıyorsak, onu yüreklendiremiyorsak, Türkiye’nin en iyi öğretim kurumlarında okuyan çocukların kalitesinden şikayet ediyorsak, yanmışız biz yanmış!…  Kasap et koyun can derdinde… Siz bırakın türbanı, atın kafalarınızın içini ve dışını saran örtüyü, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği karşılayabilmesi için eğitim sistemine el atın. Ama diyeceksiniz ki, kendi çocuğunu Türkiye’de okutmayan yöneticilerin eğitim kurumlarının kalitesi konusunda bir endişe taşımasını beklemek yanlış olur. Geçmişte Türkiye’deki eğitim kurumlarını beğenmedikleri için çocuklarını yurtdışına gönderen yöneticiler vardı. Bugün siyasi çıkarları yüzünden… Ne farkınız var birbirinizden.

 

Celal Şengör’le bundan kısa bir süre önce Yaşa dergisi için kapsamlı bir röportaj gerçekleştirdik. Şengör, “Türkiye bilimi savsaklamanın bedelini çok ağır ödeyecek. Türkiye boş işlerle vakit harcıyor” demişti. Bilimi ciddiye almayan ülkemizde insan kaynağını bozuk para gibi harcamak kolay.

 

Şengör’ün mutsuzluğunu paylaşmamak mümkün mü? En son ne zaman bir üniversiteye gittiniz, en son ne zaman öğrencilerle birlikte oldunuz. Ben sık sık gidiyorum. Konuşma yaparken, bir şeyler anlatmaya çabalarken kendimi motive etmek için elimden gelen azami çabayı gösteriyorum. “Benim bu işten çıkarım ne olacak?” anlayışının hakim olduğu, “mezun olunca düşünürüz, şimdi keyfime bakayım” diyerek hayatı ötelemesini öğrenen, mezun olduklarında bir iş bulamayacaklarını bile bile okudukları için büyük olasılıkla karamsar olan bu gençlerin karşısında çıkıp bir konuşma yapmayı denediniz mi hiç?… Ben denedim, deniyorum. Geçenlerde, neden böyle şeyler yapıyorsunuz diye soran bir gruba toplumsal sorumluluk dediğimde heyecan dalgası yaratmadığımı bir kez daha gördüm.

 

Gençlerin karşısına çıkacak olanlara birkaç püf noktası… Ciddi bir konu konuşacak olursanız, ‘neden karamsarsın’ diye sorarlar; kendilerini ilgilendirmeyen bir şey olduğunda esneyip salondan çıkabilirler, zora koşarsanız asla gelip karşınıza oturmazlar; hava kötüyse gidecek yer bulamayınca sevgiliyle birlikte olmak için gelmiş olabilirler, çalışmalarını gerektiren bir konuyla karşılarına çıkıp, “çalışın arkadaşlar” derseniz sizden daha kötüsü olmayabilir.

 

Madalyonun diğer tarafı; üniversiteden taze çıkmış genci alıp da bir işin sorumlusu yapamazsınız. Mutlaka eğitime tabi tutmanız gerekiyor. Yalnızca teknik beceriden söz ettiğimi sanmayın. İnisiyatif alan, sorumluluk üstlenen, takım çalışmasına yatkın, genel kültür, toplumsal tutum ve davranışlarıyla bekleneni veren kaç genç kapınızı çalıyor. Ben karşıma gelenlerin özgeçmişlerine baktıktan sonra klasik bir iş görüşmesi yapamıyorum. Karşımdaki gencin aile terbiyesi dediğimiz ama çoktan unuttuğumuz özelliklerini sınavdan geçiriyorum.

 

Sıkıcı son; Türkiye İş Kurumu verilerine göre 2005 yılında işgücünün yüzde 11’i yüksek öğrenim, 21’i lise ve dengi ve 61’i lise altı eğitime sahip. Türkiye işgücünün eğitim düzeyi açısından OECD ülkeleri arasında en altta yer alıyor. Genel ve meslek orta eğitim sisteminin kalitesi de, uluslararası karşılaştırmalarda geride. Her sene orta öğretimden mezun olan gençlerin beşte birinden azı üniversiteye giriyor. Geriye kalan beşte dörtlük kesim mesleği olmayan niteliksiz işgücünü oluşturuyor. 4,2 milyon vasıfsız işsizimiz var. Üniversite sınav sonuçlarında en başarılı olanlar Fen ve Anadolu Liseleri mezunları. Başarı grafiği en düşük olanlar ise siyasetin kurbanı İmam Hatip Lisesi mezunları.

 

Eğitim Şart!

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir