Dünyanın Tüm Renkleri ile Gücün 50 Tonu

Bir zamanlar dünyanın bütün renklerini aynı reklamda buluşturan Benetton sloganını anımsar mısınız? Farklı tenler, yüzler, hayatlar, aynı çatı altında görünür olabilir fikrini temsil ediyordu; “United Colors of Benetton”. Slogan, renkli kazak satarken, birlikte yaşama fikrini  dolaşıma sokmuştu. Reklam felsefesinin bel kemiği Oliviero Toscani’nin fotoğraflarıydı. Toscani, iletişimi yapılan fikirle toplumsal tartışma arasındaki sınırı o kadar zorladı ki, marka sattığı üründen çok gösterdiği dünya nedeniyle konuşuldu.

Makale içeriği

Başlıktaki ikinci göndermeyi de anımsayacaksınız: “Grinin Elli Tonu.” Grinin elli tonu, hayatın siyah-beyaz olmadığını; asıl hikâyenin aradaki tonlarda saklandığını anlatmıştı. Romanın ve filmin merkezinde erotizmin yanısıra güç ile teslimiyet, kontrol ile kırılganlık, özgür irade ile bağımlılık, arzu ile sınır arasında gerilim vardı.

United Colors rengin çoğulluğundan, Grinin Elli Tonu tek bir rengin içindeki belirsizlikten söz etti. İkisi de dünyayı iki kutuba sıkıştırmayı reddetti.

Bugün dünya, ne kadar renkli ve nüanslı mı?

Bu felsefelerin üzerinden çok geçmedi. Siyaset ve algoritma konuştuğumuz tek konu oldu. İkisi de geriyor, sıkıştırdıkça sıkıştırıyor. Biz rengimizi ve tonumuz kaybediyoruz. Zenginlik ve kontrol ilişkilerde nasıl bu kadar iç içe geçiyor?…

Çoğalarak karışan renkleri takip etmekte zorlanıyoruz.  Birbirinden ayrı sandıklarımız bir bakmışız buluşuyor, aynı tonda gördüklerimiz başka yerde karşı karşıya geliyor. Kimin parasına, silahına, bilgisine, onayına bakmalıyız?

Mutlu pazarlar; renklerin arasında dolaşırken, sözü duyulan ile sözü geçen arasındaki mesafeye bakacağım. Aynı yöne giden kopuk örnekler derlemeye çalıştım;

Bazıları Çok Etkili Bir Etkisiz

Makale içeriği

Bernie Sanders deneyimli bağımsız bir senatör. ABD’nin etkili sol-popülist siyasetçilerinden biri. Bu hafta The Atlantic dergisinde yayımlanan yazısı, o yazdığı için dikkatimi çekti. İnsanın geleceğini belirleme hakkının kimde olduğunu soruyor. Bir avuç milyarderin, zekâ tasarlama hedefinin, insanlığın ortak tercihiymiş gibi sunulmasına itiraz ediyor.

Bilim kurgu meraklılarının hayalleri olarak kalabilecek düşünceler, trilyonlarca dolarlık yatırım kapasitesiyle birleştiğinde herkesin hayatını etkileyen bir programa dönüşüyor. Konu servetin, insanlık adına karar verme yetkisine dönüşmesi.

“Yasaklayalım. – Durduralım” diyen bir yasa teklifi sundu. Herkes onu konuşuyor. Siz kabul görme şansı görüyor musunuz? Sanders 2016 ve 2020’de Demokratların başkan adaylığı yarışına katıldı. Olmadı. Oysa servet yoğunlaşmasını, sağlık hizmetlerine erişimi ve çalışanların payını siyasi tartışmanın merkezine taşımıştı. Halkı ilgilendiren konular bunlar… İtirazını, ülkenin yönetimini belirleyecek çoğunluğa dönüştüremedi. Bildiği tüm tuşlara basıyor; sesi mi duyulmuyor, sorun ne? Bu kadar renk nasıl kayboluyor? Duyulmakla karar üzerinde belirleyici olmak arasında ne kadar mesafe var?

Apple Kurucusu  Steve Jobs da Oligark sayılır mıydı?

Sanders yazısının The Atlantic dergisinde yayınlanması başlı başına ilginç. Derginin arkasında Laurene Powell Jobs var. Apple’ın kurucusu Steve Jobs’ın eşi. Jobs 2011’de öldü. Apple ve Disney hisselerinden gelen servetin önemli bölümünü eşi devraldı. Hatırı sayılır zengin. Eğitim, göç, iklim, gazetecilik ve hikâye anlatıcılığına yayılan dev bir yapı oluşturdu: Emerson Collective adlı vakıf.  Vakıf yatırım ile bağışı birlikte kullanabilen bir şirket yapısına sahip. Yatırımlarından biri de 1,6 milyon ücretli abonesi olan, kârlılığıyla dikkat çeken, araştırma haberciliğin kalesi sayılan, uzun makaleleri, fikir yazılarını destekleyen, kritik tartışmaları gündeme getiren The Atlantic dergisi.

Aynı zamanda Concordia Studio’nun ve  Anonymous Content’in yatırımcısı ve yönetim kurul üyesi. Bu yapılar, belgeselden sinemaya ve televizyona uzanan medya. Anonymous Content’in “Spotlight” yapımını dayanamayıp kısaca anımsatmak istiyorum. Medyanın 5nci erk olmasının önemini bağırıyor film. 2015 yapımı Spotlight, The Boston Globe’un Katolik Kilisesi içindeki çocuk istismarı vakalarını ve yıllarca süren örtbas mekanizmasını ortaya çıkarmasını anlatıyor. Powell Jobs’ın medya ilişkileri bununla sınırlı değil. Columbia Journalism Review, ProPublica, The Marshall Project, The 19th, Pushkin Industries gibi yatırımlarını, Gazetecileri Koruma Komitesi ve American Journalism Project gibi mesleğin ayakta kalmasına dönük destekleri var. Diğer teknoloji milyarderlerinden ayrıldığı yer, finanse ettiği işlerin niteliği.

Ve fakat aynı zamanda çok yeni bir gelişmeyle Başkan Trump’a yakın Ellison ailesinin kontrolüne geçen, tekel medya yapısı Skydance yönetim kuruluna da girdi.

Paylaş