Pasifik Okyanusu’nu geçen ilk görme engelli denizci Hiro Iwamoto’ya bir röportajda en çok neye güvendiği soruluyor. Cevabı şaşırtıcı: “Gözlerime değil, rotama.” Üç kez kanseri yenmiş yazar Suleika Jaouad, sabahları yapılacaklar listesi hazırlamak yerine “Bugün nasıl hissetmek istiyorum?” sorusunu yazdığını anlatıyor. Sosyal psikolog Jonathan Haidt ise günün ilk ve son dakikalarının telefon ekranına teslim edilmesini, çağımızın en görünmez dikkat hırsızlığı olarak tanımlıyor. Budist rahip Shoukei Matsumoto, dikkatin dış dünyayı susturmakla değil, iç dünyayı duyabilmekle mümkün olduğunu söylüyor. Nia Tero’nun CEO’su Aulani Wilhelm liderlerin, kendilerinden sonraki kuşakları düşünerek karar vermeleri gerektiğini hatırlatıyor; buna “atalar gibi düşünmek” adını veriyor.
Meet The Leader
Dünya Ekonomik Forumu’nun Meet the Leader podcast serisinde dinledim, paylaşmak istedim. Kısa sayılacak bir haber dinletisi, çabuk tüketirsiniz; “Dikkatimizi önemli olana verebiliyor muyuz?” diye soruyor. Dinlerken anlatılanları yapabildiğim konusunda ciddi kuşkularım oldu. Her sabah kalktığım anda mayınların arasında yürüyormuşum gibi hissediyorum. Birini patlatmadan geceye ulaşırsam, ne ala…
Kişisel gelişim kitaplarından hiç hoşlanmadığımı da itiraf ediyorum. Ayrıca tartışırız… Herkes gibi zamanla sorunum var, çok çabuk akıyor… yaşım ilerledikçe yapmak istediklerim çoğalıyor. Yanı sıra bizi bu memleket ve havalar bozuyor. Durmuyor, durulmuyor. Küresel gelişmeler de yangına körükle gidiyor!
Hız ile Gürültü
Sorun şirketlerin yönetim kurullarından devlet politikalarına, yatırım kararlarından kariyer planlarına kadar her yerde bizimle. Belki de içinde yaşadığımız dönemi en iyi anlatan kelime “hız” değil, “gürültü.”
Sabah onlarca bildirimle uyanıyoruz. Yapay zekâ birkaç saniye içinde yüzlerce sayfalık rapor özetliyor. Bir gün ticaret savaşlarını, ertesi gün jeopolitik gerilimleri, sonra yapay zekâyı, enerji krizini, çip teknolojilerini ya da yeni sağlık trendlerini konuşuyoruz. Bilgi hiç olmadığı kadar hızlı üretiliyor; aynı hızla da anlamını kaybediyor. Zihnimiz, bu kadar çok sinyali aynı anda işlemek üzere evrilmemiş diyorlar…
Anlam üretmek
Podcast’e ilave olarak birkaç yayından söz edeceğim; Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) 2026 External Sector Report raporu, dünya ekonomisinde yeniden büyüyen dengesizlikleri anlatıyor. Reuters Institute’un Digital News Report 2026 çalışması, insanların habere ulaşma biçiminin nasıl değiştiğini ortaya koyuyor. Dünya Ekonomik Forumu ise liderlere, dikkatlerini nereye yöneltmeleri gerektiğini soruyor.
IMF’nin raporu dünyanın yeniden dengelendiğini söylüyor. Ticaret savaşlarının yalnızca gümrük tarifelerini değiştirmediğini; üretimin yerini, yatırım kararlarını ve küresel sermayenin yönünü de değiştirdiğini gösteriyor. Dünya artık eski ekonomik reflekslerle okunabilecek kadar basit değil. Dün doğru olan model, bugün yetersiz kalabiliyor.
Reuters Institute’un araştırması değişimin iletişim tarafını gösteriyor. İnsanlar haberi giderek daha az doğrudan haber kuruluşlarından alıyor; algoritmalar, video platformları ve içerik üreticileri bilgiye ulaşmanın yeni kapıları hâline geliyor. Habere güven azalırken bilgi miktarı artıyor. Paradoks burada. Bilgi çoğaldıkça karar vermek zorlaşıyor.
Sorun, hangi bilgi?
Gerçekten hangisi kararınızı değiştirmenize neden oluyor? Hiro Iwamoto’nun Pasifik Okyanusu’nda öğrendiği ders günün liderleri için geçerli. Denizde her dalgaya tepki vererek rota çizemezsiniz. Önce nereye gitmek istediğinizi bilmeniz gerekir.
Şirketler için her yeni teknoloji aynı öneme sahip değil. Liderlik, gürültünün içinden gerçek sinyali seçebilme becerisi hâline geliyor.
Dikkat
Belki de dönemi yanlış tanımlıyoruz. Sürekli yapay zekâyı konuşuyor, ticaret savaşlarını tartışıyor, yeni teknolojileri izliyor, jeopolitik riskleri hesaplıyoruz. Önemliler kuşkusuz. Başka bir kriz var: Dikkat.
Dünya Ekonomik Forumu’nun Meet the Leader serisinde konuşan isimlerin ortak özelliği, birbirlerinden tamamen farklı hayatlar yaşamış olmaları. Biri sosyal psikolog, biri Budist rahip, biri çevre lideri, biri yazar, biri okyanus aşmış bir denizci… Hepsi, “Liderlik, dikkati yönetebilmek” diyor.
Jonathan Haidt, dijital dünyanın muhakememizi parçaladığını söylüyor. Günün ilk dakikasında telefon ekranına, son dakikasında yine bildirimlere bakan bir zihin, gün içinde gerçekten önemli olanı seçmekte zorlanıyor. Dikkat, kas gibi kullanılan ve tükenen bir kaynak. Onu sürekli bölünmeye alıştırdığımızda yalnızca üretkenliğimiz değil, karar verme kalitemiz de düşüyor.
Uzun yıllar küresel ekonomiyi büyüme oranları, enflasyon, faiz ve döviz kurları üzerinden okuduk. Bakar mısınız küresel ekonomi bulmaya çalıştığı denge ekonomik değil, jeopolitik.
Değişimlerin içinde aynı anda her şeye odaklanmak mümkün değil. Şirketlerin de, bireylerin de öncelik belirlemeleri gerekiyor.
Reuters Institute’un Digital News Report 2026 araştırması bu tabloyu iletişim açısından tamamlıyor. Haber hiç olmadığı kadar erişilebilir hâle gelirken, güven hiç olmadığı kadar kırılgan. İnsanlar haberi artık çoğunlukla sosyal platformlarda görüyor; algoritmalar neyi göreceğimizi belirliyor. İçerik üreticileri ve video platformları, klasik haber kuruluşlarının önüne geçiyor. Bilgiye ulaşmanın maliyeti düşerken, doğru bilgiye ulaşmanın maliyeti artıyor.
Medya sektörünün probleminden söz etmiyorum; karar veren herkesin problemi. Dikkatimizi yöneten algoritmalar, zamanla düşünme biçimimizi de yönlendirmeye başlıyor.
Podcastte beni en çok düşündüren isimlerden biri olan Aulani Wilhelm’in “atalar gibi düşünmek” yaklaşımı…. Günlük gürültünün içinde kaybolmak yerine, bugünkü kararların yedi kuşak sonrasını nasıl etkileyeceğini düşünmek… Kurumların ihtiyaç duyduğu perspektif bu değil mi? Her çeyrek dönem sonuçlarına odaklanırken, beş yıl sonra hangi sektörde, hangi yetkinliklerle, hangi rekabet koşullarında faaliyet göstereceklerini ne kadar konuşuyorlar?
Suleika Jaouad’ın sabah hazırladığı “to-do list” yerine “to-feel list” yaklaşımı da anlamlı geldi. Yapılacak işler hiçbir zaman bitmeyecek. Günün sorusu; “Bütün bunlar hangi amaca hizmet ediyor?”
Liderlik burada mı başlıyor?
Aynı veriye bakan iki yönetici tamamen farklı sonuçlar çıkarabiliyor. Aynı haberi okuyan iki yatırımcı farklı kararlar alabiliyor. Çünkü belirleyici olan yalnızca veri değil; o veriye hangi soruyu sorduğunuz.
İndeks İletişim bülteninde, IMF’nin External Sector Reportunu şirketler açısından değerlendirdik. Konuşmacı Ajansı bültenimizde ise aynı rapordan hareketle farklı bir soru sorduk: CEO dünyayı nasıl okumalı?
Ben ise bu hafta bütün bu raporlardan geriye tek bir cümleyle ayrıldım. Kabul dönüşüyoruz, geleceği belirleyenler en fazla bilgiye sahip olanlar değilse; dikkatini gerçekten önemli olana verebilenler mi ayrışacak?