“Diğer” Tuşu

Teknoloji sevdalısı yeni dünya insanlarının arasında dünyadaki değişime tanıklık etmeye çalışıyorum. Gözlemim şu ki, kim güçlüyse tarihi o yazıyor. Aslında işin eskisi yenisi ya da yaşlısı genci bahane… Kafamızda bitiyor olay. Kodlamanın çok önemli bir şey olduğunu son zamanlarda kafamı çarpa çarpa öğreniyorum. Sosyal bilimciler ve sosyal bilim okumuş benim gibiler için en büyük eksiklik. Mühendislerin de bizimle kıyaslandığında neler kaçırdıklarını anlatmaya kalksam… İyisi mi konuma döneyim. Kodlama yalnızca makineleri kodlamak için değil düşünce ve analiz yeteneklerimizi değiştirmek ve geliştirmek için önemli. Aslında demeliyim ki, olayımız kafamızdaki kodlama.

Web Summit gençlerin çoğunlukta olduğu bir mekân. Ama gelin görün ki, ara ara yürümekte dahi zorlanacak yaştakiler de sahne alabiliyor. Bir kerameti var elbette. Ve bu sahne bilin bakalım Twitter lisanından başka dil bilmeyen bir grup için kimi ağırladı. Hudson Institute’tan Başkan Donald Trump’ın Çin-Amerikan ilişkileri danışmanı Michael Pillsbury. Amerikan film repliklerinde “yaşlı kurt” derler ya, birebir o. Karşısında WikiLeaks’ten Juan Branco oturdu.  Çok genç, çok trendy çok…  Tartışma konuları “Ticaret Savaşları Yeni Dünya Düzeninin Adı mı?”

Başlığın arkasındaki ana fikir, serbest ticaret insanlığa, refah, barış ve ekonomik büyüme getirecek derken birden savaşların arasında kaldık, vergilerin içinde boğuluyoruz. Bu bir değişim mi yoksa Merkantilist ekonomik düzenin ta kendisi mi?

Salon irili ufaklı mucit kaynıyor. Değiştirecekler ya dünyayı. Ama onları parmağında oynatan adam sahnede. Kimse adını sanını bilmiyor. Ve çok da rahatça ve anlaşılır basitlikte bundan sonra budur, biz mutluyuz diyor.

Belli ki, Trump’la aynı yaşlardalar. Trump daha zinde. Konuşmaya başlayınca, gözümü bir an kapadım acaba konuşan Trump’ın kendisi mi diye şüpheye düştüm. ABD Başkanı’nın genellikle kullandığı basitlikte devam etmeyince karşımda bizi bir gün oraya bir gün buraya savuran beyin takımının bir üyesi çıktı. Bu arada anladım ki, Beyaz Saray insan kaynakları sorununu çözmüş. Başlarda yaşanan “kovdum seni, aldım seni, güle güle sana…” personel yerleştirme yerini Başkan tüm adamlarıyla noktalamış.

Pillsbury, “Şimdi ben ticaret savaşlarının ne olduğunu size Çince öğreterek başlayacağım” diyerek ilk adımını attı. Ve bir tek kelime yeter Çinceyi ve Çin’i öğrenmeye, benimle birlikte hep birlikte söyleyin bakayım; “bah”. Salon birkaç kez tekrarladı: bah… bah… bah… (yazılışı yanlış olabilir, söyleme şekli böyle) Meğer “bah” Çincede hegemon demekmiş. Çinliler için “bah” ABD’imiş. Bah aynı zamanda erdemi ifade edermiş. Bah’ın anlamını bozan ABD’den geri almak istiyorlarmış. Çinliler ABD’yle özdeşleştikleri bu kelimeyi Çin’le özdeşleştirmeye karar vermişler ve “NO MORE BAH NO MORE USA” icat olmuş.

Ticaret savaşlarının özü bu. Kim “Bah” olacak. Pillsbury açıkça “dünya iki kutuplu Çin-ABD arasında dönüyor.  Başkan Trump 20 yıl önce yazdığı kitapta Çin’in büyük bir tehlike olduğunu ifade etmişti”, diyor. Trump’ın kaleme aldığı kitapları kaçırmışız.

Wikileaks’den Branco ne söylüyor bu sırada diye merak edenleriniz olmuştur. Tabii ki konuştu, ama ne konuştu, niye konuştu… Anlamak ne yazık ki zor oldu. Gençlik. Hedefi şaşırdı. WikiLeaks kahramanı Julian Assange’i serbest bırakın sloganı attı. Macron’u uzun uzun şikayet etti. Fransızlar neden Çin’e domuz satıyor diye anlattı ama ben konuya girip dertlenemedim. Unutmadan bir tek sözlerine başlarken çarpıcı bir giriş yaptı; “Ben savaş suçlusu insanlarla aynı salonda olmaya alışık değilim!” dedi. Ticaret savaşlarını kastettiğine hükmetsek de Pillsbury üzerine alınmadı. Son kapanış cümlesi de fena sayılmazdı; “Yaşadıklarımız, ticaret savaşları değil, yeni nesil faşizm dönemi yaşıyoruz.”

Dönelim Çin-ABD ticaret savaşının mimarına;

Yeni normalin ticaret savaşları olduğunu anladım. Ama önemli detaylara işaret etti Pillsbury, “ticaret savaşlarının bilmediğiniz bir yönü var” dedi. “Çinliler fikir hırsızı” diye devam etti. Bu arada aslında Çin ve ABD anlaşmış anlattığına göre. Her iki taraf sessiz sedasız diğer ülkede çalışma ofisleri açmış. Son anda Çin’de derin devler işi bozmuş. Pillsbury’nin final yorumunu özetliyorum: dünyanın en az eşitlikçi ülkesi olarak ilan ettiği Çin’in önlenemez büyümesi yüzünden çıkan savaşın temel nedeni fikri mülkiyet hırsızlığıdır. Kopyala yapıştır yapıyorlar. Ticaret savaşının ürün ve hizmetle alakası yok, iş hırsızlık. Buna engel olacağız.

İnsan Robotlar

Web Summit’te robot-insan etkileşimi ve insanımsı robot konuları işlendi. İnsan robotlara ne kadar süre olduğunu söylemeseler de yakın! Bana çok çok ürkütücü geliyor. Ama insanların ellerine güç geçtiğinde ne yapabileceklerini görünce, iki ölümden birini mi seçmek zorundayım yok mu “diğer tuşu” demek istiyorum. Bah’lar kapışırken bizim geleceğimize ne olacak?