Devlet halkı, koca kadını, Türkler herkesi ezer geçer

 

 

Eğitim ve öğretim yılı birkaç haftaya kadar sonlanmış olacak. Binlerce çocuk karne alarak bir üst sınıfa geçecek ya da mezun olacak ve iş dünyasına atılacak. Çocukları neden okula yolluyoruz; konunun uzmanları tarafından eğitilsinler, doğru bilgilerle donatılsınlar diye değil mi? Çocukları konunun uzmanlarının yetiştirdiğinden, doğru bilgileri aldıklarından emin misiniz peki?

 

Bazılarınız olan bitenden çok rahatsız, günlük olaylardan tedirgin. Ülkenin ciddi bir seviyesizlik içinde olduğunu düşünüyor. Ben de aynen sizin gibi düşünüyorum. İnsan kaynaklarımızdan çok şikayetçiyim. Kalitenin her yıl düştüğünü görüyorum. Türkiye’nin bu eğitim sistemi ve bu çarktan çıkan gençlerle çok yol alamayacağına inanıyorum. Ülkenin başbakanı halkın huzurunda büyükelçisini azarlıyor, bakanlar birden fazla kadınla evlilik üzerine şaka yapıyor, vekiller karılarını dövüyor, herkes tarihi kendisine göre çarpıtıyor, kırk yıllık Cumhuriyet Halk Partisi kuruluş anafikrine sahip çıkamıyor. Türkiye’de komik ama acıtan şeyler oluyor. Nedeni eğitimsizlik, bununla birlikte gelen seviyesizlik.

 

Bugünkü dersimizin konusu, “İnsan kaynağı nasıl bozulur”: 2001-2002 akademik yılında çok sayıda öğretim üyesi ve uzmanın bir araya gelerek oluşturduğu kriterler ışığında 287 gönüllü, her branştan toplam 190 ilk ve ortaöğretim ders kitabını tarayarak insan hakları açısından sorunlu öğeleri saptadılar. İnceleme sonucunda din, ırk ve cinsiyet ayrımcılığı yapan 4 bin unsur tespit edildi. Çalışmaların bir bölümü geçtiğimiz yıl kitaplaştırıldı. Kitapların değiştirilmesinin 2009’u bulacağı söyleniyor. Bu bilgilerle büyüyen çocukları ne yapacağız? Zahmet etmeyin, düşünüp yorulmayın… Onlar ileride yönetici oluyor.

 

Liselerde okutulan sosyoloji kitaplarından biri özgürlüğe bakış açısını şu satırlarla anlatıyor: “Kişi özgürlükleri düşünülürken tüm ulusun ortak çıkarlarının ve devlet varlığının göz önünde bulundurulması gerekir… Kişi özgürlüğünü sınırlandırmak devletin temel görevidir.”

 

Lise insan ilişkileri ders kitabından: “Kitle iletişim araçları, başka toplumlar hakkında bilgi vererek bunların kültürlerinin, değerlerinin, tutumlarının… tanınmasını sağlar… Fakat bu farklı kültürlerin tanınması bazen de zararlı olmaktadır. Bunlar ulusal kültürü olumsuz yönde etkileyebilmektedir.”

 

Tarih bir başka yaralı alan… Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları’nın “Lise Tarih 1” ders kitabında “Amaç, yenilginin öcünü almak; Rum, Ermeni ve Gürcülerden oluşan Bizans kuvvetlerini dağıtmaktı”, “İlhanlı hükümdarı, Elbistan yenilgisinin öcünü almak için Anadolu’da yüzlerce Türkmen’i öldürttü ve ülkeyi yağmalattı” gibi düşmanca ifadeler kullanılıyor.

 

“Dünyanın tek bir elden yönetilebileceği ve bunun Türk iradesi altında olacağı fikri, başlangıçtan beri vardı. Buna bazı tarih araştırmacıları ‘Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkuresi’ (düşüncesi) demişlerdir.”

 

“Türkiye’de yaşayanların hemen hepsi Türk’tür. Yakın zamana kadar Türk’ten başka Rum ve Ermeniler de vardı. Bunların bir kısmı fırsat bulunca memlekete zarar vermeye kalkıştı.” (Cumhuriyet Çocuklarına Yeni Coğrafya Dersleri)

 

Kadın erkek eşitsizliği ders kitaplarındaki en zengin konu başlığı. İş Eğitimi ve Ev Ekonomisi kitabında “Çalışan Kadının Günlük Çalışma Planı Örneği” başlığı altında kadının gün boyu yaptığı işler sabah saat 06.00’da sabah temizliği ile başlıyor. Kahvaltının hazırlanması ve sofranın toplanmasından sonra oda temizleniyor. İşe giden kadın, akşam yine sofra hazırlıyor, bulaşıkları yıkıyor, ertesi günün akşam yemeğini yapıyor, odaları topluyor ve 21.30’da dinlenme saati başlıyor. İlköğretim 6, 7 ve 8. sınıflar bunu okuyor.

 

Marmara Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Firdevs Gümüşoğlu 1928’den günümüze kadar okutulan 1125 ders kitabını incelemiş. 1920 ve 30’lu yıllardaki kitapların bugünkülere kıyasla daha ileri düzeyde olduğu sonucuna varmış.

 

Örneğin, 1935 Okuma kitabında: “Biz esnaf takımı severiz işi / Çalışır, yaşarız erkek ve dişi / Aramızda yoktur tembel kişi / Ulusun özüyüz biz, şanımız var.” Aynı metin 1952’de: “Biz esnaf takımı severiz işi / Çalışkan, gayretli birer er kişi”.

 

Şu annem, görüyorum ve anlıyorum ki hiçbir işte babamı yalnız bırakmıyor, her şeyde ona yardım ediyor. Demek babamla annem arasında sıkı bir tesanüt (dayanışma) var… Babamla annem birleşmişler hem kendilerinin hem çocuklarının saadetini temin etmek için uğraşıyorlar. (1928, ilkokul 4 Yurt Bilgisi kitabı)

 

Baba para kazanır. Anne temizlik, yemek, dikiş işlerine bakar, evde düzen ve temizliği sağlar. (1953 Yurttaşlık Bilgisi 5. sınıf)

 

1937 alfabesinde çocuk “Ana at al/Ana ata nal al”
“Annen sana ne aldı? Altın saat aldı” diyor.

1981 alfabe: “Anne bana hırka ör/Baba bana yün al”
Çocuk, evde annesinin sırtından sopa karnından sıpanın eksik tutulmadığını görüp bunu ders kitaplarında pekiştirebiliyor. Sonra ortaya bugünkü yöneticiler çıkıyor. Yanlarına garnitür olarak aldıkları kadın yöneticiler ise koltuklarını kaybetmemek için dümeni hiç kırmadan yollarına devam ediyor. Çünkü onların sırtı pek karınları tok.

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir