Denizde kum bizde insan

Emrah Akın, Sadık Begiç ve Hakan Yılmaz 11 Eylül 2007’de temizlemek için girdikleri İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi’ne (İSKİ) ait bir kolektörün içinde boğularak öldüler. İşçilerin isimlerini anımsayacağınızı sanmam ama olayı gazetelerden okuyup, “bu ne biçim iş” diye düşündüğünüzden kuşkum yok.

Genç ve başarılı bir kadının unutmadığınız trajik ölümüyle devam edeyim: İSKİ’nin Melen Projesi’nde mühendis olarak çalışan Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi eski çalışanlarından Gülseren Yurttaş, şantiyede üzerine düşen vincin taşıyıcı kolu altında kaldı.

Kanıksadığınız için hiçbirini anımsamadığınız kazalardan örnek vereyim; Türkiye Taşkömürü Kurumu’na bağlı kömür ocaklarında son 50 yılda 2 bin 568 işçi hayatını kaybetti. SSK istatistiklerine göre son 10 yılın ortalamasına baktığımızda her yıl 80 bine yakın çalışan iş kazası geçiriyor, bin civarında çalışan hayatını kaybediyor ve üç bin çalışan da malül kalıyor.

SSK verilerinin yalnızca kayıtlı sigortalıları kapsadığı, sigortalıların sayısının da yaklaşık 6-7 milyon kişi olduğu düşünülürse gerçekte iş kazaları ve buna bağlı ölümlerin, meslek hastalıklarının çok daha fazla olduğunu söylemeye gerek yok. Denizde kum bizde insan…

2006 yılında Balıkesir’de 17 kişinin öldüğü grizu patlamasından sonra Maden Mühendisleri Odası Başkanı şöyle demiş: “Geçen hafta Zonguldak’taydım. Madende aylık 700 milyon TL maaşla çalışılacak bin 24 iş için 42 bin müracaat oldu. Bu Ocak’ta 17 kişi öldü. Yarın 17 işçi alınacak deseler, 17 bin kişi başvurabilir.” Geçtiğimiz aylarda binamızın dış cephesini onarmak ve boyamak üzere bir firmayla anlaştık, sözleşmeye işçi sağlığı ve güvenliğini özel olarak monte ettik. Çok geçmeden binanın dışına iskele kuruldu.

Bıyıklı adamlar kalaslar üzerinde dans etmeye, ayaklarında lastik terliklerle çılgın figürler yapmaya başladı. Taşeron firmaya bale yapan arkadaşların her an düşeceğini söyledik, “bir şey olmaz” yanıtını aldık. Biraz daha üsteleyince, her türlü önlemi aldıklarını kask ve emniyet kemerlerini kanıt olsun diye de gösterdiler. İşçiler rahat çalışamadıkları için takmak istemiyormuş.

Camların storlarını sıkı sıkıya örttüm, gözüm kazara ilişirse hemen kafamı çevirdim. Dış cephe çalışması kazasız bitti. MESS yılbaşı hediyesi olarak iş kazaları ve işçi sağlığı dosyası gönderdi. Ben de hediyeyi sizinle paylaşıyorum. Türkiye’de en iyimser yaklaşımla iş kazaları ve meslek hastalıklarının toplam maliyetinin yılda 4 milyar YTL, bunun da GSMH’nin yüzde 3-4 oranında olduğu tahmin ediliyor.

Kaybedilen iş günü sayısı ise 1 milyon 895 bin 235. ILO hesaplamalarına göre bu rakam 20 milyon iş günü. İş kazaları en fazla metal ürünlerinin imalatı, ardından inşaat, üçüncü olarak kömür madenciliğinde yaşanıyor. Aslında iş kazaları ve hastalıkları dünya genelinde çalışma hayatının en ciddi sorunlarından biri. Dünyada her gün beş bin işçi, iş kazaları nedeniyle ölüyor.

Global gayri safi hasılanın yüzde 4’ü. Gördüğünüz gibi yalnızca Türkiye’nin sorunu değil. Ama biz “Medeniyetleri Buluştururken”, memleketimizdeki yaşanan ilkellik ayıp! İşkazalarının yoğunlukla olduğu iş yerlerine baktığınızda ortaya çıkan manzara taşerona havale edilmiş işler. Bilinçsiz ve bilgilendirilmemiş ucuz emek. Örtüyü biraz daha kaldırınca karşınıza hükümete yakın taşeron firmalar çıkıyor. Çok “medeni” bir durum! Avrupa Komisyonu iş sağlığı ve güvenliğinin geliştirilmesine yönelik yeni bir beş yıllık iş sağlığı ve güvenliği stratejisi sundu.

AB, 2002-2006 arasında iş kazalarını yüzde 17 düşürmüş. 2012 yılına kadar yüzde 25 daha azaltmayı hedefliyor. Türkiye’de, AB uyum süreci ve ulusal program çerçevesinde hazırlanan 4857 sayılı İş Kanunu kabul edilerek yürürlüğe girdi. Bu mevzuatın yürürlüğe girmesi tek başına yeterli değil. Toplam istihdamın yaklaşık yüzde 60’ını oluşturan işçiler kapsam dışında. Yasa zaten 50’den az işçi çalışan yere giremiyor. Asıl sorun da orada. Çoğu merdiven altı! Orada insanlar denizde kum kategorisinde.

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir