Deniz Küsünce Barışmıyor

Üç tarafı denizlerle çevrili şahane coğrafyada, denize küs, deniz bize küs yaşıyoruz. Denize yakın ama ona uzak yaşayan, yetmezmiş gibi saygı göstermeyen onu temiz tutma zahmetine katlanmayan ve beceremeyen bir ulusun evlatlarıyız. Abartılı bir giriş değil. Deniz dibi çöplük. Koltuk takımlarından eski bilgisayarlara, inşaat molozundan her tür mutfak eşyasına, tehlikeli atıktan organik atığa şuursuz ve sınırsız yükleniyoruz. Deniz ve mehtap artık bizi sormak şöyle dursun, görmek dahi istemiyorlar…

Mine Göknar Deniz Temiz Derneği – markalaşmış ismiyle TURMEPA Genel Müdür Yardımcısı. Aynı zamanda genç oluşum Çevre Eğitimi ve Atık Yönetimi Derneği TUÇEM yönetim kurulu üyesi. Göknar aslen iletişimci, kurumsal iletişim alanında uzun ve başarılı bir geçmişe sahip.

Deniz Temiz Derneği’nden yola çıktık, bireysel atık yöntem ve metotlarını konuştuk. Evde işte her yerde geçerli pratik, ucuz, önerileri var. Kulak vermenizi, yetmez yaymanızı dilerim. Örneğin ulusal düzeyde yayılması için elbirliğiyle çalışmamız gereken bir eski kavram var, depozito!… Gelin trend topic yapalım depozito sarsın çevremizi. Bir gelir modeline dönüşmesi halinde popüler olmaması için hiçbir neden görmüyorum.

 

YAPRAK ÖZER: Denizleri temizlemek ya da denizlerimizi temiz tutmak söylemiyle hareket ediyorsunuz, sebep sonuç ilişkisi içinde faaliyetinizi nasıl özetlersiniz?

Mine Göknar: TURMEPA, denizlerin temizlenmesi konusunda çalışma sürdürüyor. Tüm ekip çok önemli bir görevi üstlendiğimizi düşünüyorum. Denizler üstü örtülü bir kabuk gibi, hiçbir zaman kendi gördüğü zararı tam anlatamıyor, bu anlatıya biz vesile oluyor konuya dikkat çekiyoruz. Türkiye ve dünya için oksijenin kaynağı olan denizlerin temiz tutulması ve bu konuda da gerekli girişimlerin yapılması için çalışmalar yapıyoruz.

YAPRAK ÖZER: Çok güzel ve çok kibar ifade ediyorsunuz. Kanlı, canlı ve müptelası olduğumuz Türk dizileri tadında bir tarif isteyebilir miyim, denizlerin durumu sanırım bunu hak ediyor…  Denizlerin altından çıkanları söylerseniz  saklanacak yer arayacağız.

Mine Göknar: Denizlerimizin altında her çeşit – yani bir ev için alışveriş yaptığımız her üniteyi –  deniz çöplüğünde, denizin dibinde bulabiliyoruz.

YAPRAK ÖZER: Denize atıyoruz yani…

Mine Göknar: Denize elimizle atmasak da yapılan bilimsel araştırmalar kirliliğin yüzde 80 oranında denizlere karadan gittiğini söylüyor.

YAPRAK ÖZER: Engel olmuyoruz diyelim o zaman.

Mine Göknar: Biz yapıyoruz aslında… Sonuçta eğer çöpleri toplama sistemi veya çöpleri çöp olarak doğru kullanıma yönelmediğimiz zaman bunlar gidecek bir yer arıyor; fırtına, yağmur, sel, rüzgar çöpleri alıp bir yere taşıyor…

YAPRAK ÖZER: Bir de elimizle attıklarımız var!

Mine Göknar: Tabi onlar da var. İnşaat molozları, yataklar…

YAPRAK ÖZER: Yataklar, araba lastikleri, yazar kasa, bilgisayar, büyük küçük bütün mutfak eşyaları, koltuk takımları… İnsanın eli bunlara nasıl gider?  Hadi rüzgardan ufak tefek şeyler uçtu. Tsunami mi oluyor örneğin İstanbul Boğazı’nda?…

Mine Göknar: Evet, daha hassas ve daha dikkatli olmamız gerekiyor. Ben evde tam olarak bir toplama sistemi olmadığı için organik – yemek artıklarını örneğin soyduğum sebzeyi, meyveyi o tür organik olabilecek tüm atıkları ayrı bir kovada topluyorum.

YAPRAK ÖZER: TUÇEM’e geçtiniz. Çalışmalarınız iç içe geçmiş…

Mine Göknar: TUÇEM içinde yapıyoruz. İç içeyiz evet. TUÇEM’de yalnızca kadınlar grubuyuz. Hepsi kendi konusunda uzman; çevre mühendisi, kimya mühendisi, su ürünleri mühendisi.  Hepsi sektörlerinde söz sahibi kadınlar. Hepimiz gönüllüyüz.

YAPRAK ÖZER: Neler topluyorsunuz?

Mine Göknar: Atık yağ, atık pil, plastik, cam… Aramızda bir sanatçı da var. İleri dönüşüm atölyeleriyle, geri dönüşüm malzemelerinden eserler üretiyor. Ben denizlerle ilgili kendi alanımda görev yapıyorum, hepimiz farklı alanlardayız.

YAPRAK ÖZER: Atık konsorsiyumu kurmuşsunuz! Evde ne yapıyor, nasıl yaşıyorsunuz, merak ediyorum. Pratik bilgiler almak istiyorum. Aslında eminim hepimizin bildiği ama bir türlü elimizin  gitmediği çabalar örneğin yağları toplamak gibi…

Mine Göknar: Yağlar bir yerde toplanabilir. Herhangi bir plastik bidon olabilir, cam şişe olabilir yani daha sonra bunu geri götürüp verebileceğiniz bir noktaya taşıyabileceğiniz, ağırlıkta sizi yormayacak, üzmeyecek.  En yakın neresi teslim alıyorsa ki, örneğin Migros ve benzer kuruluşlar teslim alıyorlar.

YAPRAK ÖZER: Başka?

Mine Göknar: Sebze – meyve kabukları, örneğin şamfıstık yediniz kabukları organik olabilecek tüm yemek türevi artıklarını ben aynı kavanozda saklıyorum.

YAPRAK ÖZER: Ne yapıyorsunuz sonra onları?

Mine Göknar: Yemek artıklarının şöyle bir özelliği var, sıvı barındığı için içinde, su bir müddet sonra kuruyor, atık küçülüyor. Yani siz iki, üç gün tuttuğunuz zaman kapalı bir yerde evet biraz koku vs. oluyor ama eğer olanağınız varsa, balkonda tutabilirsiniz. Öbür tarafta da büyük bir torbanın içine eğer evde kullanılan şampuan, sıvıyağ kabı, deterjan, diş macunu yani elinize gelebilecek ambalaj atığı dediğimiz tüm atıkların hepsini de ayrı bir torbada topluyorum. Tam ayrıştırmıyorum aslında cam, plastik diye. İki tane ayırdığım zaman hiç olmazsa sokak toplayıcıları için de sağlıklı. Olduğu gibi alabilir, içinden ayıklamak zorunda kaldığında almıyor. Yemek artıklarını ayıracak, bu tarafta plastikleri ayıracak… Halbuki torbayı alıp gidebilir, dolayısıyla hem evde basit şekilde ayrıştırma sistemini kendi kendimize oluşturabiliriz, hem de giden çöp o kadar kötü kokmaz.

YAPRAK ÖZER: Dağlar kadar da çöp birikmez.

Mine Göknar: Evet, kompasta dönmekte fayda var.

YAPRAK ÖZER: Depozito konusunda çalışmanız var ve sizden özellikle bu konuyu açmanızı istiyorum. Depozito nedir, uygulanabilir mi, Türkiye’de uygulanması mümkün mü, önerilerinizi alalım…

Mine Göknar: Şu anda eğitim tarafındayız ve bu konudaki karar mekanizmalarıyla; görev aldığım biri gönüllü, biri profesyonel olarak çalıştığım kurumda çalışma ve çalıştaylara katılıp fikirlerimizi söylüyoruz. Bu konuda hızla ilerleme olacağını düşünüyorum, biz kendi adımıza bunu eğitimle yapabiliriz, yasalaşma süresinde ve bu uygulamaya başladıktan sonra poşetlerde olduğu gibi hepimize geri dönüş getirecek.

YAPRAK ÖZER: Depozito satın aldığımız su veya başka sıvıların kabı için ödediğimiz bir bedel. Onları geriye verirsek paramızı geri alıyoruz, işin esprili kısmı zaten bu. Naylon torbanın tersi.  Bu, kazanca dönüşebilme hoşluğu olan bir şey. Adım atmak için yerli üretim makineye ihtiyaç olduğunu okudum…

Mine Göknar: Şu anda evet bazı oluşumlar yerli depozito makineleri üretiyor. TUÇEM, İstanbul Teknik Üniversitesi’yle pilot uygulama yapıyor. İTÜ Maslak’ta, Esenler gibi kalabalık bölgelerde, günlük trafiğin yoğun olduğu yerlerde pilot uygulamalar yapıyorlar ve başarılı sonuçlar alıyorlar.

YAPRAK ÖZER: Başarıdan kasıt, uygulamaya katılanların sayısı mı?

Mine Göknar: Evet, uygulamaya katılanların sayısı fazla çünkü Akbil kazancı sağlıyor. Depozitonun Akbil getirisi var. Plastik ya da cam götür Akbil doldur. Böylelikle, onda da bir kazanım olmuş olacak sonuçta. 2021’de yasalaşacak, 2023’e kadar da tüm sürecin tamamlanması planlanıyor.

YAPRAK ÖZER: Standarda uyum zorunluluğu var mı?

Mine Göknar: Evet, tabii Avrupa Birliği’nin uyguladığı ve şu anda kendi normlarını belirledikleri ve bizim için de dünya için de büyük ihtimalle aynı şeyleri burada yapıyor olacağız. Tüm bu yapılan her şey emek belki baktığınızda bir ekonomik bir döngü sağlanıyor, içinde para var ama sonuçta yerli malı haftası işte karbon ayak izi, su ayak izi gibi israfı önleme tasarruf haftası gibi şeylerin hepsinin sonucu  insanoğluna sağlayacağı sağlık. Sağlıklı ortam çünkü daha rahat nefes alabileceğiz, daha az hava kirliliği olacak.

YAPRAK ÖZER: Genel halkın yalnızca cebini düşündüğü kanaatindeyim, ama döngü herkesin menfaatine. Sağlıklı bir yaşam daha ucuz bir yaşam anlamına geliyor.

Mine Göknar: Aynen, katılıyorum. Eskişehir gerçekten baştan yaratılmış gibi yemyeşil. Yerde bir tane çöp yok orada da biz yaşıyoruz, orada da aynı tüketimi yapıyoruz. Geri dönüşüme kazandırılmış sokak var. Her şehrin böyle bir sokağa ihtiyacı var. Sokakta kundura tamircisi, terzi toplanmış bir araya   hayatımızı kolaylaştırıyor. Sokak sokak terzi, çorap örücü, kumaşçı aramıyorsunuz.  Sokak üzerinde, çarşıda temel olarak olması gerekenler var.  Geri dönüştürmem – atmamam gereken şeyleri tekrar kazanmak için hayatı kolaylaştırıcıları o sokak kullanıyor.

YAPRAK ÖZER: Sanki yeniden öğreniyor gibiyiz, değil mi? “Tek kullanım” adeta modernizmin sembol kavramı oldu: kullan at. Bunun karşısındasınız değil mi?

Mine Göknar: Tabii ki karşısındayız.  Atıkların oluşmasındaki en önemli unsurlardan bir tanesi çünkü. Hijyen koşulları kolaylaştırıcı, bulaşık yıkamıyorsunuz, temizlik için kolaylaştırıcı örneğin çocuklarınıza parti yapıyorsanız; bir çöp poşetine bakıyor toplamak.  Hepsini bir yere koyup bırakıyorsunuz gidiyor. Pratik gibi geliyor ama sonuçta geri dönüşü yine size olacak, yine atık olarak size geri dönüyor ve o çöplerle de bizim çocuklarımız yaşıyor. Dolayısıyla hem pikniğe giderken, deniz kenarına giderken veya evde düzenleyeceğimiz bir organizasyonda var olan mevcut çatal, bıçak ve diğer ürünlerimizi kullanırsanız çöpünüz azalıyor. Eskiden çöp vergisi diye bir şey yoktu, şimdi çöp vergisi var hayatımızda.

YAPRAK ÖZER: Diyelim ki hakikaten iyi vatandaş olduk, bunları yaptık, atacak yerler nerelerde ne kadar?

Mine Göknar: Bunları da zaman içinde geliştirmeleri gerekecek! Yok, ama işte her kötünün bir başlangıcı var iyileştirmek için. Diyorlar ya her üretilen ürün aslında bir hammadde, çöp değil. Dolayısıyla o hammaddeleri biz eğer gerçekten hammadde olarak çöpe koyarsak, geri dönüşümcüler ekonomiye kazandırdığı zaman, o zaman çöp olmaktan kurtulacak.

YAPRAK ÖZER: Ayrıştırılmış çöpleri her yerde bulamıyoruz.

Mine Göknar: Bulamıyoruz çünkü o çok büyük bir sistem. Birçok yerde yavaş yavaş kutuları görmeye başlıyoruz. Jet hızıyla olabilecek bir şey değil zaman istiyor. Sağlığımız için bilgiyi tekrarlamamız lazım,  bu öğretiyi hayatımızın parçası haline getirmeliyiz.

YAPRAK ÖZER: Plastik atıkları konuşup duruyoruz, sanırım plastik diğerlerinden rol çalıyor.

Mine Göknar: Evet çok güzel söylediniz. Pillerle, elektronik çöpler tehlikeli atıklar. Daha da dikkatli olmamız lazım.Şirketler var, bağış alanlar var. Belediyeler topluyor. Sosyal medyada çok kaynak bilgi var.  

YAPRAK ÖZER: “İki nefes: biri deniz, biri orman” slogan gibi söyleminiz var açar mısınız?

Mine Göknar: Yeşil yetmiyor. Onun için de eğitimlerimizde, bilgilendirme mesajlarımızda diyoruz ki, aldığımız iki nefesten biri denizlerden geliyor, denizlere sahip çıkmalıyız. Çünkü ormana ekleyebiliyorsunuz  bozulan ormanı, yanan ormanı tekrar yerine ağaç dikip uzun zaman da alsa yerine koyabiliyorsunuz ama deniz öyle değil küstü mü bir daha barışamıyoruz. Kaybetmemek için hepimizin elinden geleni yapması gerekiyor.  Çocuklarımıza ve geleceğimize sahip çıkmalıyız.

https://www.turmepa.org.tr

http://tucem.org