Bu kelimeyi nelere yapıştırıyor ve yakıştırıyorsunuz? Ben artık herkese ve her şeye yapıştırıyor ve yakıştırıyorum… Çirkinlik. Fon vurgununda kriz yönetimi, yapay zekâda kabul etmemiz beklenen zararlar, liderlerin hoyrattan da öte dili ve güzelim Likya Yolu’nda çirkin demenin az kalacağı kaçak yapılaşma… Ortaya karışık gibi duruyor, değil. Hepsi çirkinliğe çıkıyor.
1-Fon Fiyaskosundan İletişim Dersi;
Medya ilişkileri eğitimi ve danışmanlığında, özellikle kriz konusunda yıllardır çalışıyorum; “Mesele Ekonomi” platformunda yayınlanan 1 saat 8 dakikalık Babacan söyleşisi “Fon Vurgunu Ekonomide Durgunluğa Neden Olabilir!” başlığıyla verildi. Bana göre pekala “Kriz Eğitimi” de olabilirmiş başlığı. Söyleşide ifade edilenler,“Yapay zekâya kaptırmamaya kararlı olduğum işimi bir siyasetçiye mi kaptırıyorum?” diye düşündürdü.
Dinlemiş ya da okumuş olsanız da bir de bu gözle bakmak isteyebilirsiniz. Podcast kaydı. Podcast on RSS.com Ben olsam ne eklerdim, çok da düşünmedim…

Bu kafayla benzer krizler daha çok gelir başımıza…
Bugün itibarıyla fon fiyaskosunda en başta uygulanabilecek kriz yönetimi süreçlerini kaçırılmış bir fırsat olarak kabul ediyorum. Gönül ister ki, krizle buluşmadan önce “risk yönetimi” felsefesiyle ahbaplık yapalım… yine de “Babacan Usulü” kriz adımlarını aşağıda paylaşmanın faydasına inanıyorum.
- Olayın adını doğru koy Önce kavramı düzelt: “Fon krizi” ifadesinin arkasına saklanma. Kendiliğinden oluşmuş bir piyasa sorunu yok. Bu düpedüz insanların dolandırıldığı bir olay.
- Hızlı Çevik Kararlı Ol Piyasa hareketleri bir saatlik gecikmeye bile tepki verir. Yalnızca bu işle uğraşacak, 5–7 kişilik “Görev Gücü” oluştur. Kalabalık bir kurulun haftalık toplantılarından bir şey çıkmaz.
- Elde ne var; envanter çıkar “Görev Gücü” elde, ya nakit ya da hemen nakde çevrilebilecek değerleri çalışsın. Varlığın bulunması, kullanılabilir paranın hazır olduğu anlamına gelmiyor. El konulan yat kat görüntüleri ile ödeme yapabilecek kaynağın oluşması birbirinden farklı şeyler.
- Küçükten başla Küçük birikim sahiplerinden başlayarak ödeme yap veya herkesin birikiminin ilk bir milyon liraya kadar olan bölümünü karşılamaya çalış. Korumanın hangi öncelik sırasıyla ve hangi veriye dayanarak yapılacağını açıkla. Şeffaf ol!
- Görevden al, zaman kaybetme Suçun kesinleşmesini bekleme, skandala karışmış kurumların üst yönetimlerini değiştir. Güveni yeniden kuracak kişiler, güven kaybı yaşanan yönetiminden gelmemeli.
- Önce yangını söndür Acil müdahaleyi mevzuat tartışmasıyla geciktirme. Önce yangını söndür. Şu soruları sor:
- Yangın sensörü neden çalışmadı?
- Söndürme sistemi neden devreye girmedi?
- Ayarlarla mı oynandı, biri fişi mi çekti?
- Yönetimi yargıya havale etme Yargı suçluyu suçsuzdan ayırır, ceza verir, ekonomik süreci yönetemez. Denetleyenin incelenen yapıyla ilişkisi nedeniyle güvenilirliğinin zedelenmemesi gerekir.
- Parayı geri vermek yaptırım sayılmaz Suçu caydır teşvik etme.Tahsilat ile hesap vermek birlikte yürüsün.
- Süreci kamuoyuna aç Bilginin saklanmasını zorlaştıracak bir denetim mekanizması tarif ediyor.
- Parayı profesyonelle takip et İlgili ülkelerin ve finansal yargı alanlarının mevzuatını bilen avukatlarla çalış.
- Yatırım zararını kamuya yükleme Ödeme için kaynak ararken çözümün maliyetinin kime yüklenebileceğine sınır koyma.
2- Dünyanın Dili mi Çirkinleşiyor Kendisi mi?
Çirkin bir bina, vitrin her neyse önünden geçip uzaklaşabiliyoruz. Çirkin bir cümleden kaçmak zor, peşimizden geliyor; tekrar ediliyor, başlığa çıkıyor, bir süre sonra söyleyenin değil, hakkında söylenenin üzerine yapışıyor. Bir insana, bir topluluğa, bir ülkeye bakışımızı değiştiriyor.

“Dünya çirkinleşiyor mu?” deyince aklım görüntülerden kelimelere kaydı. Gördüğümüz kadar duyduğumuzla yaşıyoruz. New York Times’ın yazarlarından Ezra Klein’ın 2 Ekim tarihli söyleşisinde tasarımcı Debbie Millman bu duyguyu tarif etmeye çalışması esin kaynağım oldu. Millman, dünyanın çirkinleştiği fikrine karşı “more vulgar” dedi. Daha kaba, daha ölçüsüz, gösterişi daha baskın.
Arsasını neredeyse bütünüyle kaplayan evlerden, çevresine hükmeder gibi duran otomobiller gözünüzün önüne gelebilir… Klein’ın, çirkin bulduğumuz bir tasarımın özgün ve ilginç olabileceğini hatırlatması beni hiç etkilemedi, çirkin kotam dolmuş olsa gerek…
Bu tartışmada, neyi güzel bulduğumuzdan çok, kendi tercihimizin başkasının hayatında ne kadar yer kapladığından etkilendim. Dile de buradan bakmak istiyorum. Kamusal çevremizi yalnızca binalar, yollar, reklamlar oluşturmuyor; yetki sahibi insanların kelimeleri de birlikte yaşadığımız dünyayı tarif ediyor.
Bir liderin cümlesinde insanlara ayrılan yer, o cümlenin nezaketinden daha fazlasını anlatıyor. Örneklerle açıklayayım;
Dönemin AB dış politika temsilcisi Josep Borrell, Ekim 2022’de Avrupa’yı “bahçe”, dünyanın büyük bölümünü “cangıl” olarak tanımlamıştı. Sonradan bu benzetmede ırksal, kültürel veya coğrafi bir anlam bulunmadığını, cangılla güçlünün hukukunu kastettiğini açıkladı. www.eeas.europa.eu Bahçe ile cangıl, dünyayı eşit konumda duran muhataplara ayırmıyor; bir tarafı düzenin, diğerini düzensizliğin temsilcisi yapıyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Kasım 2023’te siyasi karşıtları için “haşerat” sözcüğünü kullandı, yaklaşık bir ay sonra göçmenlerin ülkenin kanını zehirlediğini söyledi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Mart 2022’de Batı yanlısı olarak tanımladığı kesimleri “pislikler ve hainler” diye niteledi, toplumun kendini temizlemesinden söz etti. www.investing.com Dilde fikir ayrılığı, bünyenin kurtulması gereken bir unsura dönüşüyor. İnsan, temizlenecek şey olarak tarif ediliyor.
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun (2023) Knesset’te, 7 Ekim saldırısı bağlamında kullandığı “ışığın çocukları” ile “karanlığın çocukları” karşıtlığı, m.knesset.gov.il dünyaya mutlak iyilik ve kötülük üzerinden bakmamızı sağlamıyor mu? Savaşın taraflarını tanımlayan kelimeler, savaş hakkında sorulabilecek soruları da etkiliyor.
Dilin kaba olması keskin olması için şart değil. Xi Jinping’in 2026 yeni yıl mesajında Çin’in yeniden birleşmesini “durdurulamaz” olarak nitelemesi sakin bir ifade. english.www.gov.cn Tayvan’ın geleceğini tartışmadan çıkarmıyor mu? Muhatabın başka bir gelecek istemesine cümlede yer bırakmıyor.
Bu örneklerden bütün siyasi dilin geçmişten bugüne kötüleştiği sonucunu çıkaramam. Seçilmiş cümleler tarihsel eğilimi ölçmeye yetmez şüphesiz. Dünya çirkinleşiyor mu sorusuna tek bir yanıtım olmasa da bu cümleleri dinlerken şunu sormak istiyorum: Bu sözün içinde başkasına ne kadar yer var? Çirkinliği anlamak, güçlü olanın konuşması bittikten sonra diğerinin söz söyleyebileceği alan var mı diye bakmak olabilir mi?
- İyi Şeyler Olsun Diye, Kötü Şeyler Olmalı mı?
Nedir bu, bir pazarlık mı? Yaşarken iyi şeyler olsun diye kötü şeyler olmasını kabul edebilir misiniz?
OpenAI CEO’su Sam Altman, POLITICO söyleşisinde böyle söyledi ve yer yerinden oynamadı! Demek normalleştiriyoruz. “Dünyanın, bu teknolojinin (yapay zeka) faydaları karşılığında bazı kötü şeylerin yaşanmasını kabul etmesi gerektiğine inanıyoruz” cümlesinin anlamı ne?

Söyleşide Altman’a, rakibi Anthropic’in güvenlik ve düzenleme yaklaşımının nerede ayrıldığı sorusu yöneltildi. Altman, hafif düzenlemenin bazı zararlar doğurabileceğini kabul ettiğini, toplumun bunlara karşı dayanıklılık geliştireceğini düşündüğünü ifade etti.
Altman’ın kullandığı “bazı kötü şeyler” ifadesinde sözünü ettiği örnekler arasında büyük siber saldırılar, kötüye kullanım ve dolandırıcılık bulunuyor. Birinin hesabının boşaltılması, bir kurumun bilgisinin ele geçirilmesi, bir insanın kandırılması; uzaktan bakıldığında teknolojik gelişmenin yan etkileri olarak anlatılabiliyor.
Bir riskin sınırları kim tarafından, hangi bilgiyle belirleniyor? Risk yönetiminde kabul edilebilirlik yalnızca olayın gerçekleşme olasılığıyla hesaplanamaz; zararın büyüklüğü, kime dağıldığı ve geri alınabilir olup olmadığı da hesaba katılmalı.
Söyleşide Altman’ın kendisini ve şirketini pragmatik merkezde konumlandırması ise pek dikkat çekiciydi. Bir başka dikkat çekici ifade, güvenlik olaylarını şirket açısından bir prova olarak anlatması. Kamusal alanda yapılan bir provanın seyircileri biz değil miyiz?… Olayın mağdurları olmamız kaçınılmaz mı? Öğrenme sürecinin maliyeti başkasına çıktığında, deneme yapma hakkıyla hesap verme yükümlülüğünü birlikte konuşmak gerekmez mi?
Bu söyleşiden dinleyip okuduğum kadarıyla Altman’ın dünya görüşü normal insandan farklı. O dünya görüşünde biz var mıyız? Sanmam. Ama bizim de ona sormamız gerekmez mi; Hangi kötü şeyler?
- Kimin başına gelecek?
- Hangi sınır içinde olacak?
- Zarar oluştuğunda kim telafi edecek?
POLITICO tam video – Decoded podcast bölümü
- Dünyayı Daha Ne Kadar Çirkinleştirebiliriz?
Bir de fiziki örnek vereyim ve bizden olsun. Yaz mevsimini Likya Yolu’nu yürüyerek kapattım. Yürürken, doğanın ve tarihin güzelliği kadar insanın o güzelliğin içine ne yaptığını düşünmemek mümkün değil. Yol üzerinde çevreleriyle ilişkilerini anlamanın mümkün olmdığı kimi metruk, kimi içinde hayat süren evler var. Bazı yerlerde evlerin bahçelerinden geçtik. “Bunlara nasıl izin veriliyor?” diye mi sorsam “İnsan böyle bir yerde yaşarken yaptığı yapıya, içinde bulunduğu manzaradan bakmaz mı?” hatta “Doğadan utanmaz mı?” diye sorsam… şaşırdım!

Likya Yolu, binlerce yıldır aynı çizgide uzanan tek bir antik yol değil. Kate Clow’un eski yolları ve patikaları araştırıp birleştirerek 1999’da işaretlediği, Türkiye’nin ilk uzun mesafeli yürüyüş rotası. Fethiye’den Antalya’ya uzanan güzergâhta Roma yolları, eski yaya ve katır patikaları, köyler ve arkeolojik alanlar birbirine bağlanıyor. Turizm tanıtımında yaklaşık 540 kilometre olarak anlatılan rota, Kültür Rotaları Derneği’nin güncel tanımında bağlantılar ve uzantılarla 760 kilometreye ulaşıyor. Geçmişin yollarını bugünün insanına açan bir kültür rotası. Culture Routes Society
Yolun değeri de yalnızca uzunluğunda değil. Teke Yarımadası’nda dağlar kıyıdan hızla yükseliyor; denizle taşlık yamaçlar, çam ormanlarıyla makilikler birbirine yaklaşıyor. Daha yükseklerde ardıç ve sedirler görülüyor. Batı kesiminde Faralya ve Kabak çevresinin endemik bitkileri, vadileri ve denize açılan yamaçları bu coğrafyanın zenginliğini taşıyor. Tarih de manzaraya sonradan eklenmiş bir süs değil. Likya kentlerinin, Roma döneminin ve Bizans’ın izleri aynı coğrafyada bulunuyor. Xanthos–Letoon’un UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde (1988) yer alıyor. Bu statü bütün Likya Yolu’na değil, o arkeolojik alanlara ait. UNESCO World Heritage Centre
Evlerin arasından geçmemiz tek başına bir usulsüzlük kanıtı değil. Her yapıyı kaçak diye niteleyemem; bir yapının çirkin görünmesiyle hukuka aykırı olması ayrı meseleler. Buna karşılık, yapılaşmanın benim estetik rahatsızlığımdan ibaret olmadığını gösteren somut kayıtlar bulunuyor. Kısa bir internet araştırmasıyla karşınıza çıkacaklar, bu yazıda daha fazla sabrınızı zorlamak istemem.

Herkes dilediği yere bir ev kondurmaya bayılıyor. Bunlar birkaç örnek. Nasıl olmuşsa durdurulmuşlar, moloz hâlinde duruyorlar. “Neden kaldırılmıyorlar?” diye sormak gerek. Mutlu mesut oturanlar da var tabii; onlar nedense cezalandırılmamış. “Yol benim!” diyerek yolu kapatan oteller bile olmuş… Diyecek söz yok.
Bir manzaraya bakan evin sahibi olmak, o manzaranın yalnızca size ait olduğu anlamına gelir mi? Yapı kendi parselinizde yükselirken, başkalarının gördüğü ve birlikte yaşadığı çevreyi de değiştiriyor.
Daha çirkin bir dünyada; kaba, ölçüsüz, gösterişi baskın bir dille ve onun yarattığı zevkle yaşıyoruz. İnsan yaptığı şeye, onun içinde yaşayacak başkasının yerinden hiç mi bakmaz?