Biz başarmalıyız, onlar değil…

1

Bu Başarı Hikayesi farklı. Başarısızlığın başarısı üzerine kurulu. Doğuştan bir şanssızlık… Olabilir ya… Hepimiz farklıyız, hayat hepimize aynı fırsatla “hoş geldin” demiyor.

 

Farklı bir konuya yelken açtık. Başarısızlığa mahkum olan bireylerin aramızda olduğunu anımsadığımız, onların mücadelelerinin başarının ta kendisi olduğunu anlamamıza yarayan bir program kurguladık. Herkesin başarılı olmasına gerek var mı? Başarı ne? Ayakta kalmaksa evet başarıya ihtiyaç var, hepimiz başarılı olmalıyız. Olamayacak gibi duranların da ellerinden tutmalıyız.  Biz bir toplumuz, içimizde bizden farkı olanlar var, onlarla yaşamayı öğrenmeliyiz, biz bunu başarmalıyız.

 

Başarı Hikayeleri Programı topluma örnek olan kişileri, öncelikle bu platforma davet eden bir program ama başarı yalnızca en fazla ciroyu yapan, en fazla ihracatı ya da ithalatı yapan iş adamları ya da toplumda dağları delmiş, en uzağa gitmiş, en yükseğe tırmanmış kişilere açık bir platform değil.

 

Bu programın konuklarından biri Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin, çocuk hastalıkları ve nöroloji uzmanı. Diğeri Birsen Başar, 20’li yaşlarının başında Hollanda’da Otizm teşhisi konmuş bir genç kadın.

 

Program bir bilim kadını ile bir sosyalleşememe vak’asını buluşturdu. Her ikisi de birbirini ilk kez gördü. Birsen Başar’a konan teşhis ve tanıyı Sabiha Paktuna Keskin bilmiyordu ve görmemişti… Programın başında Otizmle mücadele edenlerin ve diğer vak’aların yanlış algılamaması için eksenimizi “sosyalleşememe” sorunu içinde tutmamızı rica etti. Kabul ettim. Bu arada ben sosyalleşememe diye yaygın bir sorun olduğunu öğrendim.  Sosyalleşme kavramını çok değişik şekillerde günlük hayatımızda kullanıyoruz. Tıbbın kullandığı bizimkinden farklı.

 

 

 

Yaprak Özer: Sabiha Hanım, sizinle bugün buluşmak istedim çünkü toplumda başka başarıya aç olan kesimler de var ve siz her gün bir aradasınız. Bunların önemli bir bölümü sosyalleşemeyen, ruhu örselenmiş olan çocuklar, gençler ve yarının büyükleri. Onlar aramızda ve onların da hayata katılması gerekiyor.  Size başvuranların yaşı 0-18. Toplumda ne gözlüyorsunuz, teknoloji sayesinde sosyalleşme en önemli meziyetimizken,  anlaşılan önemli bir sorunumuz, nereye gidiyoruz? 

Sabiha Paktuna Keskin: Sosyalleşmekle ilgili söylenecek çok şey var ve bunun netleşmesinde de ben yarar görüyorum; çocukları anlayabilmek için ve yetişkinleri anlayabilmek için. Nasıl sosyalleştiğimizin farkına varılmasının, bu çocukları anlamakta çok önemli bir yeri var. İnsan var olduğundan beri sosyalleşmek beyindeki bir gelişme aşaması ya da aşamalarının topyekün hali. Yani sizin bir sosyalleşme potansiyeliniz var ve çevrede yaşadıklarınızla birlikte sizin sosyalleşebilme ağınız örülmekte. Bunun sosyalleşebilmenin bir network olarak algılanmasını istiyorum. Beyinde koca bir ağ, baştan sona giden, yukarıdan aşağıya inen bir network bu. Sosyalleşememek bir hastalık olacak çünkü sosyalleşemeyeceksiniz. İsterseniz üniversite bitirin… Sosyalleşebilmek esasında bilişsel gelişmenin olmazsa olmaz parçalarından bir tanesi. Ben bunu şöyle anlatmak istiyorum size, bu bir kere zihin algısı; objeyi görüyoruz fakat biz gördüğümüz gibi kaydetmiyoruz, analiz ediyor beynimiz ve rengini, şeklini, dokusunu, ilgili alanlara gönderiyor. Her detayıyla beyin parçalara bölüp ilgili alanlara gönderiyor. İşittiklerimiz de böyle. Mimikleriniz var, harfler var, şekiller var, sesler var; bunun İngilizce olanları var, Türkçe olanları var, hayvan sesleri var vs. Bunların her birini beyin ayrı ayrı analiz edip kendilerine özgü alanlarda yerleştiriyor ki daha sonra record edip bunları sentez edip bir yanıt veriyor. Şimdi, sizin ya da a’nın mimikleri kodlayan alanında bir sıkıntı varsa siz sosyalleşemezsiniz. Mimikleri kodlayamıyorsunuz. Çocuk kendi farkındalığını 3. yaşta kazanabiliyor daha sonra diğerlerinin farkındalığını kazanmaya başlıyor. Bakın sosyalleşmek için kendini anlamak, yanılabileceğini fark etmek, diğerlerinin de istek ve bilgilerinin, inançların olabileceğini fark etmek; onların da yanılabileceklerini fark etmekle başlıyor iş. Ama bunlar bir network. Bazı beyin ayrıştıramıyor. Çünkü o bilmek sınırında. Yapamayan beyinler otistik, sosyalleşemeyenler, diğerlerini anlayamayanlar, uyum içinde yaşayamayanlar grubuna giriyorlar.

 

Yaprak Özer: Sanki anlattıklarınız bireyin algı problemiyle alakalı. Bu algı probleminden dolayı da birey başkalarıyla ilişki kurmakta güçlük çekiyor.

Sabiha Paktuna Keskin: Aynen böyle.

 

Yaprak Özer: Türkiye’de ya da dünyada yapılan araştırmalarda tıbbın sosyalleşme dediği bu konuda nüfusa oranı nedir bu insanların?

Sabiha Paktuna Keskin: Şimdi bunun kocaman bir network olduğunu söyledim. Bu alt benden tutun kortekse kadar. Korteksin çok çeşitli alanlarında sizin bunlardan herhangi alandaki bir sıkıntınız sizi ya asperger yapabiliyor ya otistik yapabiliyor ya da asosyal yapabiliyor.

 

Yaprak Özer: Asperger nedir?

Sabiha Paktuna Keskin: Asperger, gerçi artık yeni bakış açısıyla bunlar hepsi bir şemsiye altına toplanmaya başlandı çünkü artık insan bunun bir network olduğunun fakında. Sadece klinik olarak çerçevesini çizmesinin peşinde değil, bunun bir network olduğu çok şükür elektron mikroskoplarıyla fonksiyonel tetkikleriyle anlaşılabiliyor; bu bir network. Bu networkün şu bölümünde bir sıkıntı varsa siz böyle bir asosyal oluyorsunuz, bu bölümünde bir sıkıntı varsa siz öbür türlü bir asosyal oluyorsunuz. Bu networkün şimdi siz hem limbik sistem yani alt beyninizde bir sorun var hem aynı zamanda kortekse giden deşarjlarınızda çok ağır bir asosyal oluyorsunuz.

 

Yaprak Özer: Asperger, Otizm ve Otistik Spektrum Bozukluğu olan OSB… Otizm küçük yaşlarda teşhisi konan bir hastalık mı?

Sabiha Paktuna Keskin: Hastalık demeyelim. Bu bir hastalık spektrumu yani ateş diyelim.

 

Yaprak Özer: Ne zaman teşhis koyabiliyorsunuz?

Sabiha Paktuna Keskin: Otizm’de kesinlikle 3 yaşın altında belirtilerin olması lazım. 3 yaştan sonra başlayan bir şey otizm olamaz. Bu noktasını söylemek istiyorum. Şimdi gördüğümüz her şeyi kaydediyoruz diye başlamıştık, bu kayıtlar 0-3 yaşta saniyede 30 milyon şeklinde oluyor. 1 saniyede beyin 30 milyon kayıt yapabiliyor. Fakat bu kayıtları birebir yapmıyor, kayıtlar birebir tutulmuyor, birden fazla tutuluyor. 0-3 yaşın problemi olduğu için bu dönemde ortaya çıkması lazım otistik belirtilerin.

 

Yaprak Özer: Bu çıkmamışsa, birisi bunun tanısını koymamışsa kişi başıboş ya da ilerleyen bir rahatsızlığa mı sahip oluyor? Bu çocuklar büyüyor sonuçta.

Sabiha Paktuna Keskin: Ama asosyal yaşantısına devam ediyor. Yani birinin teşhisinin geç konmuş olması onun belirtilenin çıkmamış olduğunu göstermez. Ben belirtilerin çıkmış olmasından bahsediyorum.

 

Yaprak Özer: Otizmde bin kişiye bir iki vaka düşüyormuş, doğru mudur?

Sabiha Paktuna Keskin: Bu otizmi anlamanıza bağlı olarak değişebilir.

 

Yaprak Özer: Otizm anladığım kadarıyla 3 yaşına kadar tanısı konacak ondan sonra konmaz ise o çocuk farklı bir belki de ne diyelim ona…

Sabiha Paktuna Keskin: Yani tanısı konmadı diye bir şey değişmez.

 

Yaprak Özer: Tedavisi yok mu?

Sabiha Paktuna Keskin: Tedavisi vardır diyemeyeceğim. Bugünün tedavisi vardır diyemeyeceğim. Şimdi siz otizmi tarif ettiğiniz zaman bu asosyallikten başka sosyal komünikasyon yani otistik bir çocuk konuşabilir ama tekst dışı konuşur. Karşılıklı komünikasyon olmaz çünkü karşılıklı komünikasyon için sizin, benle seni algılayabiliyor olmanız lazım. Ama otistik bir çocukta aynı zamanda stereotipik hareketler de olabilir. Otistik çocukta zamanla motor bozukluklar da olabilir. Bu biraz önce benim tarif etmeye çalıştığım şeye gelir. Bu networkte artı bazı tutulumlar da varsa sizin otistik spektrumunuz tam oturmuş olur. Yani asosyalsinizdir buna bağlı olarak lisan gelişmeniz tekst dışı olmaktadır, stereotipik hareketleriniz olmaktadır ve motor sorunlarınız olmaktadır ama bununla beraber bilişsel fonksiyonlarınız, öğrenme yeteneğiniz falan da bozuktur. Asperger’de bunun bir ucu vardır. Temel olarak genetiktir.

 

Yaprak Özer: Ama bunu şu an için tedavisi var denilemez dediniz.

Sabiha Paktuna Keskin: Var dememek lazım. Otistik bir bireyle yaşamanın yolları desek daha doğru olur.

 

Yaprak Özer: Bizim onlarla yaşamayı öğrenmemiz. Bu bireylerin çalışma hayatına entegre olması da ne yazık ki çok olası gözükmüyor diyorsunuz değil mi?

Sabiha Paktuna Keskin: Konumuz sosyalleşmekse, sosyalleşemeyen gruptan bir tanesi otistiklerdir ama öbür taraftan kişilik bozuklukları olan insanlar da sizinle kendilerini doğru dürüst tanıyamayacakları için onlar da daha sosyal belirtiler olabilir.

 

Yaprak Özer: Peki, artış gözlendiğini okudum doğru mu? Yalnızca Türkiye’de değil, Amerika’da özellikle artış kaydedildiği ifade ediliyor.

Sabiha Paktuna Keskin: Bu artış her zaman bir tartışma konusu olmaktadır yani şöyle ki farkındalığı mı artmaktadır çünkü temel olarak genetiktir dememiz lazım ama buna sosyalleşmeyi de katabilirsiniz. Sosyalleşmekte ama kimlik ve kişilik oluşumunda çevrenin rolü çok büyük olduğu için yani siz çevresel koşullarla da o kişiliği ve sosyalleşmeyi bozabilirsiniz. Mesela bunlardan bir tanesi Reaktif Bağlanma Bozukluğudur ki, bu konuya çok önem veriyorum. Reaktif Bağlanma Bozukluğunda sizin annenizle o 0-3 yaşta ilişkiniz bozuk olursa sizin kişiliğiniz, o kimlik benim içimdeki Sabiha’nın gelişmesi kesinlikle bozulur. Ve siz de böyle otistik belirtiler dahi gösterebilirsiniz. Bu dönem kimlik kişilik oluşmasında çok önemlidir. Belki de teknolojik gelişmelerle, annelerin çalışma hayatına atılmasıyla, anne-çocuk ilişkisinin kopmasıyla reaktif bağlanma bozuklukları artıyor gibi geliyor bana.

 

Yaprak Özer: Annelerin çalışması sakıncalı desek bu sefer anneler evde oturacak.

Sabiha Paktuna Keskin: Ben böyle demiyorum çalışan anne olarak. “Bu bağı koparmadan nasıl çalışabiliriz?” soru budur.

 

Yaprak Özer: Son zamanlarda özellikle televizyon ve bilgisayar oyunlarıyla ilişki kuran çocukların sanıyorum bir takım bozuklukları oluyor.

Sabiha Paktuna Keskin: Bunun katkısına ben yüzde yüz katılıyorum çünkü ilk 2,5 yaşta çocuk beyni bu algıladığı algıları doğru analiz etme yeteneğine sahip değildir, iki boyutluyu üç boyutluya çevirme yeteneğine sahip değildir. Siz televizyondan ne almaktasınız iki boyutlu görüntüler ve çok süratli. Ben 2,5 yaşına kadar televizyonu kapatınız çocuklara diyorum. Hele 0-18 ayda kesin kapatınız. Ben başka bir şey daha söylüyorum, iki boyutlu algıyı üçe çeviremediği için ben kitaplardan da uzak tutunuz diyorum. Yani üç boyutlu veriniz, çocuk üç boyutlu ve beş duyusuyla kaydetmeli yoksa bu kayıtların nereye gittiğini bilemezsiniz. Korkuyla mı kaydediyor, neyle kaydediyor böyle reaktif bağlanmaların ve bu şekildeki sosyal algıların problemleri artıyor ise ben bu iki çevresel koşula bağlayabilirim.

 

Yaprak Özer: Biz otizm dedik bir örnek verdik ama sosyalleşememenin altında adı konmuş başka neler var?

Sabiha Paktuna Keskin: Ben nörolog olduğum için şöyle bakıyorum yani karşıdaki sahneyle ilgili değilim, sosyalleşme problemi varsa limbik sistem burada, korteks burada. Bununla acaba karşımdaki bireyin beyninde hangi alanı bozuktur diye yani nörolojik açıdan baktığımda çok net olarak anlaşıldı. Çünkü siz dediniz ki bizim sosyalleşme tanımımız buna uymuyor ama anlatabildim değil mi? Bunu yapabilmeniz için işte bu saydığım aşamaları kazanmış olmanız lazım. Bu aşamaları farkında olmadan kazandığımız için kaybeden gördüğümüzde nasıl kaybettiklerini anlamakta zorlanıyoruz. Onun için bugünkü konumumuz çok önemli.

 

Yaprak Özer: Toplumun belli bir bölümünü, küçük yaşta standart başarı yolculuğunda kaybediyoruz. Bunları anlamamız gerek… Nerede; ailede, işyerinde. Anne neye bakacak da anlayacak?

Sabiha Paktuna Keskin: Şimdi burada çocuğun bence anahtar cümle huzurlu olmasına bakacak, huzur. Huzur verecek şekilde davranılacak çocuğa. Eğer çocukta bir huzursuzluk varsa bu uyku, beslenirken sıkıntılar, uykuda sıkıntılar, anneden ayrılırken sıkıntılar, başka mekanda gösterdiği sıkıntılar varsa bu anahtar cümledir. Çocuğun huzuru 0-3 yaşta çok önemlidir. Ama ben bir şey daha söylemek istiyorum: Bakın 3-4 yaşlarında bir çocuğun yabancılara karşı çekingenlik göstermesi lazım çünkü o dönemde bizim bir alan algımız var bu yarım metre benimdir, önce beni anladıktan sonra o yarım metre de onundur kavramını anlarım ve oraya yaklaşmam, kendiminkine de yaklaştırmam. Ama o dönemde herkese giden, herkese çok yaklaşan, tanıdık tanımadık herkese yaklaşana sosyal diyoruz. Halbuki o çocukta bir sorun vardır. Çünkü bu alan algısını fark edemeyen, “ben”i fark edemeyen diğerini de fark edememektedir.

 

Yaprak Özer: Programımızın ikinci yarısında problemi olan ve bu problemini de kabul eden genç bir arkadaşımızla buluşacağız. Onu dinleyeceğiz, onun nasıl ayakta kaldığını ya da hayatına devam etme çabasını algılamaya çalışacağız: Birsen Başar. Birsen 26 yaşında Hollanda’da yaşayan genç bir arkadaşımız. Öğretmen bir baba, ev hanımı bir annenin kızı. 21 yaşında kendisine otizm teşhisi konmuş ve sosyalleşememek gibi bir problemle aslında karşı karşıya.

Birsen Başar: Sosyalleşmeden daha kötü bir şeyler de var.

 

Yaprak Özer: Birsen bir kere ben cesur buluyorum senin bu konuda konuşuyor olmanı önce onu söylemek istiyorum.

Birsen Başar: Ben de sana teşekkür ederim beni buraya çağırdığın için.

 

Yaprak Özer: Şimdi, herhalde bu sıkıntın hep vardı değil mi?

Birsen Başar: Evet.

 

Yaprak Özer: 21 yaşında neden, biraz geç diyor okuduğum yayınlar, konuştuğum akademisyenler. Neden 21 yaşında? Ailen fark edemedi mi ya da senin sıkıntını mı anlayamadılar?

Birsen Başar: Ben de diyorum geç diye. Küçüklükten itibaren zaten sorunlar vardı. Ama annem ve babam otizm hakkında hiçbir şey duymamışlardı. Sonra büyüyünce liseye gidince sorunlar artmaya başladı.

 

Yaprak Özer: Ne tür sorunlardı bunlar?

Birsen Başar: Yalnızlık, okulda sosyalleşme, iletişim problemleri, eve geldiğimde yemek problemleri, yani değişikliklere dayanabilme problemleri. Annem bir şey değiştirsin hemen çok kızardım ve büyüyünce akrabalara gidince sorunlar yaratıyordum, yemek yemiyordum veya benimle hep onları öpmemi istiyorlardı gelirken giderken.

 

Yaprak Özer: Peki, otizm aslında biraz daha ileri bir durum. Baş etmesi daha zor… Sabiha Hanım bana yardımcı olur musunuz Birsen’in eğitimi de iyi.

Birsen Başar: İyi gözüküyor ama sen bilsen ne kadar çok zor bitirdim onu. Yani her gün ağlayarak… Okuldayken hep annemi babamı aramak istiyordum yapamıyorum artık diye. İmtihanlarımı da hep ikinci üçüncü kez kazanırdım çünkü dersi hemen kavrayamıyorum, ezberliyorum ama öğretmenler soruyu değiştirince yapamıyorum.

 

Yaprak Özer: Sabiha Hanım karşımda genç ve çok güzel bir kadın oturuyor… Onun hayata katılıyor olması çok hoş bir şey. Bize biraz araya girerek söyleyebileceğiniz neler var? Otizmle yaşayan çocukların çoğunun böyle bir şansı olmayabilir. Okuduklarını biraz geç de anlasa anlayabilmiş… Şu anda da çalışıyor ne diyebilirsiniz?

Sabiha Paktuna Keskin: Ama biz hani ilk bölümde konuşmamızda sosyalleşmekle sınırlamıştık. Burada da anlaşıldığı kadarıyla biz teşhisimizi otizmle sınırlarsak bu karşıya yanlış bir algı olarak geçmiş olabilir. Örneğin bir Asperger de okuyabilir. Yani o da otistik spektrum içinde ama sosyalleşme illa otizmle de sınırlanamaz. Tekrar ben networkü hatırlamak isterim. Bu network anksiyete bozukluklarında da bozulabilir, bu network başka psikiyatrik hastalıklarda da kimlik kişilik bozukluklarında da bozulabilir. Bunlar benim konum değil ama kimlik, kişilik hastalıkları borderline da bozulabilir, şizofren de bozulabilir. Yani bu sosyalleşme algınız, beyindeki networkü düşündüğünüz zaman, biz isterseniz burada otistik bir çocuk okumuş bunları başarmış şeklinde gitmeyelim de sosyalleşme örneğiyle… Birsen’in en önemli sıkıntısı ama başka sıkıntıları da olabilir, ben Birsen’i tanımıyorum.

 

Yaprak Özer: Birsen nerede çalışıyorsun?

Birsen Başar: Belediyede. Sübvansiyon bürosunda kurumlara para veriyoruz aktiviteler yapmaları için. Ben memurların yazdıkları mektupları düzenliyorum, gönderiyorum yani insanlarla fazla karşılaşmıyorum.

 

Yaprak Özer: Bu işe girmen kolay olmadı anladığım kadarıyla.

Birsen Başar: Yok. Ben okulu bitirdim, okulu bitirdikten 10 hafta önce otizm teşhisimi aldım.

 

Yaprak Özer: Nereden aldın bu teşhisi?

Birsen Başar: Psikiyatrik kurumdan. İş bulamadım, hep işverenler otizmli olduğumu söyledim onlar beni hep geri çevirdi. Sonra belediyedeki bir görevli, belediyede staj görebiliyorsun diye anlattı. Ben 8 ay evde duruyordum boş boş, hem de çok güzel bir diplomamla. Orada staj yaptım 7 ay boyunca.

 

Yaprak Özer: Diplomanı da söyler misin hangi okuldan mezun oldun?

Birsen Başar: İşletme diyelim.

 

Yaprak Özer: Şu anda yaptığın işi seviyor musun?

Birsen Başar: Seviyorum da artık kolay geliyor. Daha yüksek bir şey yapmak istiyorum. Ama üst seviyeye geçmenin de zorlukları var, üst seviyeye geçince de o zorluklarla karşılaşıyorum o zaman korkuyorum.

 

Yaprak Özer: Bulunduğun yerde sosyalleşmek senin için hala bir problem mi?

Birsen Başar: Zorlaşıyor çünkü hep yani bir tuvalete gideyim belediyede ya da bir yere gideyim, hep birileri çıkıyor karşıma. Bir merhaba diyorlar, bir demiyorlar ya da konuşuyorlar ne diyeceğimi bilmiyorum.

 

Yaprak Özer: Peki bu noktada şunu mu anlamalıyım; konuşurken karşındakiyle aslında bazı konularda algı problemi mi yaşıyorsun? Yani sana bir şey söyleniyor sen farklı bir şey mi anlıyorsun?

Birsen Başar: Yani ben hep ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Bir de insanlarla iletişim kurmaya kalktığımda da onlar benim iletişim kurmamdan korkuyorlar. Çünkü kadınlar içeri geliyor, kaç yaşındasın diyorum onlar da bakıyorlar neden soruyorsun diyorlar.

 

Yaprak Özer: Peki, madem sen farkında olan birisisin ve teşhisini de kendi kendine çok rahatlıkla koyuyorsun. Korkutmamaya gayret etsen olmuyor mu mesela?

Birsen Başar: Kolay olmuyor çünkü her zaman içimde bir korku oluyor. Yani bir şey yaptığımda içimde bir şey beni durduruyor. Bir de bir şey yaptıktan sonra farkına varıyorum. Ben neden bu konuları iyi konuşabiliyorum çünkü 15 yaşımdan itibaren psikiyatrik kuruma gidiyorum. Hep böyle şeyler konuşuyoruz. Evde de annemle babamla da konuşuyoruz.

 

Yaprak Özer: Rahatladığını söyleyebilir miyiz, “Sende şöyle bir durum var” dendiğinde?

Birsen Başar: Evet, çünkü kendimi daha iyi anlıyorum. Nereden geldiğini biliyorum artık bu problemlerin ama bazen de kızıyorum çünkü hep böyle olacağımı biliyorum. Başka normal insanlar gibi hiç olamayacağı. Ben iyi sayılabilirim başka insanların gözünde ama kendi yaşıtlarımı gördüğümde sosyalleşmeleri, arkadaşlık kurmaları, evlenmeleri filan ben onlar gibi hiç olamayacağım.

 

Yaprak Özer: Böyle bir yargıya varmak tabii ki birey olarak aslında mutsuz ama senin kat ettiğin yola bakılacak olursa sosyalleşememe problemi olan birisi için ben yine de çok başarılı görüyorum. İletişim konusunda da sana bir şey söyleyeceğim hiç de başarısız sayılmazsın. Bana kaç defa mail attın.

Birsen Başar: Bilgisayar arkasında otistikler daha rahat. Neden, çünkü bilgisayarın arkasında güvenli bir yerde odalarında yazıyorlar, gönderiyorlar. Zamanları var, böyle “face to face” olduğunda hemen ani uyarılar her şey var yani daha çok enerji isteyen bir şey bu.

 

Yaprak Özer: Sana konan teşhis aileni rahatlattı mı? Aranızdaki ilişki ne oldu?

Birsen Başar: Evet, rahatlattı. Yani annem ve babam beni daha iyi anlıyorlar artık. Üstüme gelmiyorlar, babam bana eskiden çok kızardı ama şimdi artık kızmıyor. Artık biliyor neden böyle olduğumu.

 

Yaprak Özer: Peki bu konuda sana yardımcı oluyorlar mı artık?

Birsen Başar: Yardımcı derken yani zaten hep yardımcı oluyorlardı. Ama şimdi daha anlayışlı. Ailem, Birsen böyledir onun için böyle davranır ona göre davranın diyorlar.

 

Yaprak Özer: Burada bize düşen, yani aileye düşen ne, topluma düşen ne… Ne tavsiye edeceksiniz?

Sabiha Paktuna Keskin: Bunu Birsen söyledi. Bu teşhisi başkaları koymuş bilmiyorum, Birsen’i tanımıyorum. Sosyalleşemediği açık. Sosyalleşememekle alakalı ya da herhangi bir davranış sorunu olan bireyi anlamak, anlamaya çalışmak yapılması gereken en doğru şeydir. Ama bunun da bir sınırı var. Yani özellikle toplumdan beklentilerimizde, yani toplum kendine zararı hissettiği anda anlayışı çok aza indirir. Şu masada otururken şuraya buraya vuran, kırıp döken, agresif bir birey oturtsak, şunu kırsa, siz o bireyi bir daha buraya çağırabilir misiniz? Toplumsal bir zarar noktasına geldiği zaman toplum da kendisini ürkerek kapatır yani bu karşılıklı bir iletişim olduğu için. Burada bizim bireyi anlarken bireyin yakınlarının da toplumun ters tepen davranışlarını anlamaya çalışması gerekir. Bu karşılıklı bir anlayışla, daha kolay yaşanır bir şeydir.

 

Yaprak Özer: Keşke Birsen’de de tanı daha önceden konulmuş olsa belki eğitimcisi, belki aile daha önceden daha farklı şekilde de yaklaşabilirdi. Tedavisi konusunda umut vermediniz ama yine de eğitimle belirli bir noktaya götürmek söz konusu olabiliyor galiba değil mi?

Sabiha Paktuna Keskin: Anlayışla diyelim. Çünkü yani Birsen okuyabilmiş ama bir otistik çocuk çok çalıştı çabaladı da okuyabildi şeklinde bir şey anlaşılmasın istediğim için söylüyorum bunu. Belki de onun durumu farklı. Onu farklı değerlendiriyorum. Biz genel anlamıyla sosyalleşmede sınırlı kalırsak bizim sosyalleşemeyen insanı anlamamız, onun ailesini anlamamız ama onların da toplumsal tepkileri anlayabiliyor olması lazım. Siz sosyalleşmekte sıkıntı yaşayan a’yı anlayabilirsiniz ama birebir yaşama kattığınız zaman ve o sizin birinci derecede yakınınız değilse hayır diyebilirsiniz, buna hakkınız var. Yani karşılıklı anlayış burada çok önemli; tedaviden daha önemli… Burada güzel bir nokta söylüyor “ben belki hayat boyu böyle sosyalleşemeyeceğim, 26 yaşındayım. Bunun da farkındayım” diyor. Biraz önceki söylediğim yapılar daha çocuklukta kurgulanıyorlar. Bir, genetik potansiyelinizle, iki çevresel koşullarla. Ben oradaki doktor arkadaşların farkına varmadığını zannetmiyorum. Bazı kimlik, kişilik sorunlarında insanlar 18 yaşının sonuna erteleyebilirler teşhis koymayı. Bu konu da benim konum olmadığı için… ama bunu yapmış olabilirler. O nedenle burada 21 yaşında gecikmiş bir teşhis olarak da algılamıyorum anlatılanları.

 

Yaprak Özer: Arkadaşın var mı?

Birsen Başar: Birkaç tane var. Bir tane iyi bir otizmli arkadaşım var. Beni iyi anlıyor. Bir şeyi anlattığımda başka insanlar gibi bir şey olmaz demiyor. Ama o ben bir şey anlattığımda beni anlıyor ve bana öyle davranan kişiye kızıyor çünkü o biliyor benim neden öyle zorluk çektiğimi. Kendisi de bana anlatıyor.

 

Yaprak Özer: Peki başka arkadaşın yok mu?

Birsen Başar: Öyle sık sık konuştuğum yok. Internetten çok konuştuğum var ama en iyi arkadaşlarım benim annem ve babam.

 

Yaprak Özer: Arkadaşlıktan ne anlıyoruz?

Birsen Başar: Annem ve babam gibi istediğim zaman arayabileceğim, beni anlayan kişi, öyle biri. Ama öyle zor.

 

Yaprak Özer: Şöyle bir şey söyledin, hiçbir zaman ben normal yaşıtlarım gibi olmayacağım. Ama olabilirsin belki?

Birsen Başar: Bilmiyorum anlayışlı insan lazım.

 

Yaprak Özer: Şunu sormak istiyorum sana, senin de hayallerin var hepimiz gibi, ne olmak istiyorsun?

Birsen Başar: Belediyede büyümek istiyorum işimde. Otizm konusunda da işlerimde insanlardan daha çok destek bekliyorum. Her şeyi yalnız yapıyorum ben.

 

Yaprak Özer: Bence bütün sosyalleşememe problemi olanlara karşı toplumun daha duyarlı olması için aslında bir pencere araladın bize. Ben sana bu anlamda çok teşekkür ediyorum. Yaşadığın zorluklar kim bilir neler, bunları bilmemiz mümkün değil. Senin gibi pek çok kişi olduğunu fark etmemizi sağladığın için kendi adıma teşekkür ediyorum.

Birsen Başar: Ben de sana teşekkür ediyorum beni çıkardığın için.