Biricik Olmak; İyi mi Kötü mü Geçerli mi?

Pandemi diye başlayan yazılardan nefret ediyorum. Ama doğrusu şu ki gönlümüze ruhumuza bir oturdu, kalkası yok! O gönlümüz ve ruhumuz ki, karnımız gibi doymaz. Renk verirsiniz, müzik verirsiniz, armoni, stil, ışıltı pırıltı verirsiniz anca kendine gelir. Ve ondandır ki, pandemiden söz etmeden olmaz çünkü enerjimizi aldı. Herkes gibi sanatçılar da etkilendi hatta belki de toplumun olumsuz etkilenen kesimlerinin başında geldiler. Sözüm tabii çok ünlü ve olanakları geniş olanları kapsamıyor.

 

Gerçi herkes için her zaman bir çıkış her zaman bir umut var. Bu yazı da öyle bir şey. Sanattan, dönüşüm-girişim-teknoloji- iş ve pandemi bağlantısı kuracağım. Ben de olsam pes derdim, serbestsiniz!

 

Seçil Erel, Londra’da yaşayan bir Türk Ressam. Kadın-anne (moda tabiriyle single mother) – göç etmiş birey- ressam-girişimci-sosyal aktivist hikayeme hoş geldiniz.

 

Erel, İstanbul’da doğmuş büyümüş, Mimar Sinan Güzel Sanatlar’dan lisans ve yüksek lisans dereceli bir sanatçısı. Türkiye’de çalışmalarını geliştirmiş, koleksiyonerlerinin sayısını artırmış, dar gelince farklı ülkelerde sergiler ya da kısa dönemli projeler için geliştirdiği yurt dışı açılımını gerçekleştirmiş… Bundan 3 buçuk yıl önce de Londra’ya taşınmaya karar vererek daha kalıcı bir hale getirmiş uluslararası olma halini. Tabii kim bilebilirdi şu bizim Covid19’un  bu açılımı katıksız izolasyona çevireceğini… “Oysa Londra’da yaşıyor olsam da Türkiye arka bahçemdi, sıklıkla gidip geliyordum. Kapanınca ilk kez uzakta kaldım ve ilk kez yaşadığım yer neresi sorusuyla yüzleştim.” diyor.

 

Ankara Anlaşmasıyla onca Türk bu ülkeye yerleşmiş, iş kurmuşken nedir ilginç yanı bir Türk ressamın Londra’da yaşamasının diye sorabilirsiniz. Hemen giriyorum konuya; şöyle bir ilginç yanı var, özel çalışmalarını sürdürmeye devam ederken bir sanat galerisi kurmuş. Bu şekliyle yine ilginizi çekmeyi başaramayacak olursam, bomba şu ki, Getty Images’ın eski Başkan Yardımcısı Anthony Harris’le ortak hayata geçirdiği Harris and Erel Art Galery, “limited edition” satışları yapıyor ve gelecekte daha önemli olacak lisanslama hizmeti veriyor.

 

Şimdi ben, gazetecilik ve yayıncılık hayatım boyunca stok görsel işiyle öyle ya da böyle yolu kesişmiş ve iş yapmış birisi olarak, bu sistemin resim sanatına girmesini, ortalığı biraz sallayacak diye yorumluyorum. Eski köye yeni adet, dikkat! Erel, sanatın biricik olma haliyle  oynadıklarını ifade ederek konuyu anlatıyor.

Söyleşimizin özetini bu sayfadan okuyabilir ya da youtube kanalımdan izleyebilirsiniz.

 

Biricik olmak hali; bir adet olmaktan başka bir şey değil. Unique! Tek! Bir ressamın, tabloyu  bir zaman diliminde, bir kere yapabilmesi onu tek yapıyorsa, o tabloya bir kişinin sahip olabilmesi demek de tek kişinin sahipliğine giriyor olması anlamına geliyor. Pek çoğumuza göre sanat eserinin de kıymetli olması biricik olma durumundan kaynaklanmıyor mu?

 

O tabloya ulaşmak isteyen başkaları olsa, olmaz mı? Tablonun değeri mi düşer? Kime göre neye göre? Bir tablonun değeri düşerken diğer yandan sanatçının buluştuğu mekanlar ve kişiler çoğaldıkça kazanımı ne olur? Algı hangisini tepeye koyar. Kimin algısını önemsemeli? Bir tabloda bir kerede elde edilecek geliri 10 kişiye böldüğünüzde ne olur? Bir kişinin çıkıp almaya talip olmasını ne kadar zaman beklemelisiniz…

 

Aslına bakarsanız, içinden geçtiğimiz eş zamanlı değişimler (pandemi, teknoloji, sosyal medya, iletişim devrimi) üzerinde çok da düşünmeye fırsat bulamadığımız ya da bilmediğimiz için düşünmediğimiz toplumsal alanlar var. Sanatın, sanatçının evlerimize daha kolay daha çok sayıda, daha pratik, daha ekonomik koşullarda girmesi hangi yöntemle ve nasıl olacak diye düşünmedim değil. Seçil Erel’in projesini duyunca da kulak kesildim.

 

“Bugünün dünyasına kendimizi nasıl konumlandırırız ve entegre edebiliriz konusunda çalışıyoruz. Edisyon dediğimiz uygulama zaten dünyada var. Biz bunu 2020’nin teknoloji, yaşam tarzı ve beklentilerine uyarlayarak güncelledik” diye Harris and Erel Art Galery’nin tarifini yapan Erel sözlerini şöyle sürdürdü; “Sanatçıların orijinal işlerini de satıyoruz. Evvelki sene açtığım sergide birden fazla kişi aynı tabloma talip oldu. Bir kişiye satabiliyorsunuz… bir eve, bir ofise bir mekana girebiliyorsunuz… Limited Edition’da hangi eseri alacağınıza karar verdikten ve alımı onayladıktan sonra sizin için özel baskı tekniğiyle üretilmiş olan eser,  sanatçı künyesinin, kaçıncı edisyon olduğunu gösteren numara ve sanatçının dijital imzasıyla fiziki kopyanıza kavuşuyorsunuz.” Anlıyorum ki, fazla sanat severle buluşma iştahı var. Neden olmasın!

 

Limited Edition havuzundaki sanatçı sayısının her zaman sınırlı olacağını ifade diyor Erel, bu söyleşiyi yaptığımda 7’si Türk 17 sanatçı vardı. Hepsini tek tek tanıdığını özellikle vurguluyor. 40 sanatçıya kadar çıkacağını öngörüyor ve sanatçı seçkisini özellikle gelişmekte olan toplum sanatçılarından tercih ettiğinin altını çiziyor. Nedenini tahmin etmeniz kolay, şu anda kendisinin bulunduğu İngiltere-Londra gibi bir yerde olanakların, toplumsal dayanışmanın, sanata ilginin ve nüfusta sanat sever payının ve ekonomik gücü olan alıcının bol olduğu yerler ile tersine olanakları sınırlı coğrafyalarda bulunan sanatçıların gelecekten beklentilerini kıyaslamanın mümkün olmadığını söylüyor. İşi, ortağı Anthony Harris olmasa zor başarırdım demeyi ihmal etmiyor.

 

Bir anlamda yaygınlaştırma ve demokratikleşme süreci. Küçük bir azınlığın güzelliklere sahip olduğu günlerden kalabalıkların aynı güzelliklere erişebilmesi. Sizce de güzel değil mi? Biliyorum sanatı özel kılmak isteyen gruplar buna karşı çıkacaklar ama şöyle düşünün bu teknoloji ve bu iletişim seviyesinde kısıtlı kalmak sizce mümkün mü? Değilse de bükmediğin bileği öpeceksin demek istiyorum, bana katılır mısınız bilmem. Şunu da anımsatmak isterim, gerçekten kurallar değişiyor. Nobel ödüllü Bob Dylan gelmiş geçmiş ürettiği tüm eserlerini blok olarak sattı. İlginç bir gelişmeyi birlikte yaşamadık mı;  müzeler pandemi süresince kapılarını ücretsiz açtı, tiyatrolar ücretsiz oynandı, konserler ücretsiz dinletildi. Pandeminin üzerinden neredeyse bir yıl geçti döne döne izlendiler, değerlerini yitirdiklerini düşünüyor musunuz? Seyahat özgürlüğümüze yeniden kavuştuğumuzda gitmeyecek miyiz, görmeyecek miyiz… İmkanı olan koşarak gidecek. Bakın bazılarımızın ıskaladığı nokta, anı yaşamak! Sanatçının size o anda yaşattıklarını-hissettiklerini kim tekrarlayabilir, yalnızca siz!

 

“Neden acı çekmek üzerine odaklanayım, elimdekinin en iyisine konsantre olmak isterim” diyerek enerjisinin sırrını açıklayan Erel’le ilgili anlatmak istediklerim bu kadar değil. Pandemi başladıktan sonra İngiltere’de yeşeren Artist Support Pledge – Sanatçı Dayanışması Örgütlenmesi ne yazık ki, bizim gibi sanat duyarlılığı düşük toplumlarda geç ve güç filiz veriyor. Bu dayanışmanın İngiltere’de anlamı özetle, kapanan ve karın tokluğunu bile çıkarmakta zorluk çeken sanatçılara destek. Mekanizma şöyle kurulmuş; her sanatçının 200 Pound’un üzerinde olmamak kaydıyla #artistpledge platformuna yükleyeceği eserlerinin geliri 1000 poundu bulunca o da bir başka sanatçının eserini alıyor. Erel’e bu sosyal dayanışmayı Türkiye’de yaşadık mı ben mi duymadım diye sordum, anlattı;

“Kimse Londra’da 1000 poundla yaşayamaz. Ama bu bir motivasyon olduğu gibi, çok çok kazanan sanatçılar da oldu. Oturduğu yerden eskiz defterlerini ve veya ellerindeki eserlerini satışa koyanlar dayanışma rüzgarı yarattılar. Bunu Türkiye’de anlatmaya çalıştım, videolar çektim olmadı. Baktım olmuyor, Türkiye’de kardeş örgütlenme yarattım ve Türkçe diline çevirdim. İlk işi de ben koydum. Koyduğum an satıldı. Koleksiyonerlerim destek olacaklarını söylediler, ikinci üçüncü işlerim anında gitti. Yaptıklarımın videosunu paylaştım çok ses getirdi, çok katılım oldu. Pandemi kısıtlamaları Türkiye’de rahatlamaya başlayınca ne yazık ki kampanyada çözülmeler başladı. Ama dünyada Artist Pledge tüm hızıyla devam ediyor.”

 

Seçil Erel’in hikayesi böyle işte. Atom çekirdeğini parçalamıyor, ama içimizdeki sanata bir çentik atıyor. Hepimiz bir yerlerde biraz iz bıraksak dünya ne kadar farklı bir yer olurdu değil mi… Bizden çıkmaz diyenlere inat Türklerin yaratıcı fikirlerini sizlerle paylaşmaktan duyduğum mutluluğu anlatamam.