Bir Yudum Kitap, Özgürlük Ve Demokratikleşme

“Bir Yudum Kitap”… Duydunuz mu bilmem, eğer duymadıysanız, şimdi tam da zamanı. Şahane bir sosyal girişim… E-posta kutularına roman ve hikâye pasajları gönderen bir elektronik bülten, bir sosyal girişim… Detaylarını oluşumun kuruculardan Alparslan Demir anlattı, ben de size aktaracağım. Bir de “Bir Kutu Kitap” var. Onu da yaşamak için kurmuşlar, inovatif bir start-up örneği. Bu söyleşide kutu dışı iş fikirleri ile Türk okurunun farklı yönleriyle hali pür melali ile buluşturacağım sizi.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre ülkemizde kitap okumaya ayrılan süre, günde 59 saniye… Bir Yudum Kitap, basit bir üyelik marifetiyle her gün posta adresinize 5 dakikalık okuma gönderiyor. Okuma oranımızı beşle çarpabiliriz… Madalyonun diğer yüzünde ise kitaba ulaşabilme, yayıncıların ayakta kalabilmesi, gençlerin bu sektörde kendisine yer bulması, geleneksel koruma duvarları ile oyunları…

Yayın dünyasını sorgulamanın zamanı değil mi diyeceğim ama kulağıma o kadar klişe geliyor ki, hemen vazgeçiyorum çoktan yapılmış olması gereken bu işi teknoloji ve yeni girişimciler yapıyor.

Bakın okumayı özgür bırakıp yayın dünyasını demokratikleştirdiğimizde ne oluyor size söyleyeyim;

Her gün düzenli olarak kurmaca kitap – edebiyat, hikaye, roman okuyan insanların, daha iyi iletişim kurduğu, daha iyi kelimeler kullandığı, daha pozitif olduğu, hatta ömrü uzattığı Yale Üniversitesi araştırmasında tespit edilmiş. Orası Amerika demeyin. Araştırmanın demosu Türkiye’de Bir Yudum Kitap tarafından yapılmış; sonuç aynı! Uzun süre kitap okuyan birey, daha nazik konuşuyor; daha farklı kelimeler kullanmaya başlıyor; imlaya, noktalamaya dikkat ediyor ve iletişimi kuvvetleniyor. Tespitler değişimin kadınlarda daha yüksek olduğunu gösteriyor. Onun dışında ilginç bir istatistik de illerde olabilir. “Bir Yudum Kitap” verilerine göre, nüfusa bağlı olarak, en çok okuyan iller, Erzincan, Bayburt, Erzurum, Konya!… İstanbul, İzmir, Ankara, çok geride kalıyor nüfusa oranladığınız zaman. Düşündürücü değil mi…

Daha da güzel bir şey söyleyeceğim, güzellemeye devam edeceğim! “Bir Yudum Kitap” abonelerinin izniyle enteresan bir araştırma yapmış.  İzinlerini aldıkları okurlarının abone olmadan önceki tweet’leri ile abone olduktan 1 yıl sonra başlamak üzere tweet’lerini almış.  Kullandıkları kelimeler, davranış tarzı, atılan negatif tweet’lerde ciddi azalma tespit edilmiş. Okumakla güzel medeni davranış arasında şahane bir ilişki var.

Kitap okuyan birisinin iyi yazı yazabilmeye başladığını, kendisini daha iyi ifade edebildiğini mesleğimde bizzat deneyimledim. “Daha nazik olduğunu” ise yaşayarak gördüm. Yıllarca gazetecilik, editörlük yaparken, yetiştirdiğim arkadaşlarımda, okuyanla okumayan arasındaki farktan, kariyerlerinde başarılı olanlarla olmayanları izledim. Bugün İndeks Konuşmacı Ajansı yöneticisi olarak okuyanın daha iyi konuştuğunu, giriş, gelişmeyi daha iyi yapabildiğini, fikirlerini daha iyi savunabildiğini, daha renkli örnekler ve farklı betimlemelerle kendisini dile getirebildiğini görüyorum.

Bu söyleşiden seçtiğim çok önemli diğer bir başlık: ülkemizde 18-24 yaş daha fazla okuyor. İkinci sırada 24-35 var. 35-60… Yaş arttıkça, enteresan bir şekilde  okuma abone sayısı azalıyor.

Oysa normalde okuma eğilimi, okumaya ayrılan süre, yaş artıkça artar. Gençlikte iş telaşı, çoluk çocuk, kariyer vs. diye giden telaşta okuyamama özürü anlaşılır bir derece. Ama Türkiye’de durum tam tersi… Gençler, daha çok okurken halkımız yaşlandıkça okumayı bırakıyor.

Tam da bu günlerde evde oturan yaş almış halkımızı yeniden okumakla buluşturmalıyız!

Genç yayıncı Alparslan Demir okumayı tarif ederken öyle güzel bir cümleyle bitirdi ki, söyleşiyi çaresiz tekrarlayacağım: “Ben tadına baktım; herkese tavsiye ederim”. Siz de bakabilirsiniz, hepimiz bakabiliriz. Kitap okumaktan obez olunmuyor.

 

 

Yaprak Özer: “Bir Yudum Kitap” nedir?

Alparslan Demir: “Bir Yudum Kitap”, 2015 Aralık ayında kurulmuş bir sosyal girişim. Türkiye’deki okuma alışkanlıklarını dönüştürmeyi amaçlıyor; çünkü maalesef,  Türkiye İstatistik Kurumu rakamlarına göre, Türkiye’de kitap okumaya ayrılan süre, günde 59 saniye…

Yaprak Özer: 59 saniye?… 1 dakikanın altında…

Alparslan Demir: Doğru… 1 dakikanın altında…

Yaprak Özer: Acıklı, acıklı, acıklı yani… Ne denir ki buna?

Alparslan Demir: Bu, çok çarpıcı bir rakamdı. Ben bunu ilk gördüğümde, bununla ilgili bir şeyler yapma fikri aklıma geldi. Ben iyi bir edebiyat okuru değildim ama iyi bir kitap okuruydum; özellikle tarihte… Edebiyat okumanın aslında çok daha faydalı olduğu ile ilgili araştırmalar gördüm. Özellikle Yale Üniversitesi’nde bir araştırma var. Kurmaca, yani, kurgu olan öykü, hikâye, şiir, roman gibi içeriklerin ömrü uzattığı ile ilgili bir araştırma bu…

Yaprak Özer: Ben de bilmiyordum bunu ve ben de iyi bir roman okuru değilim. Daha çok otobiyografi, tarih, vs…

Alparslan Demir: Aynı şekilde… Bunun üzerine aklımıza şöyle bir fikir geldi: Yani, kendi arkadaş çevremizle otururken, gerçekten spontane bir şekilde, insanlara kitabı nasıl sevdirebiliriz, kitapları nasıl tanıyoruz? İncelemelerden, edebiyat dergilerinden yahut kitabın arka kapağında yazan bir yazıdan… E tabii, bunlar da genel itibarıyla, sektörleşmiş bir yayıncılık olduğu için kitabı övmeye yönelik içerikler oluyor. Bulabiliyorsanız, iyi kritik ve eleştirmenlerin yazıları var. Onun yerine, “Kitabı aslında en iyi kendisi anlatır” fikriyle yola çıkıp; kitabın içinden, bizce en iyi olan bölümleri seçip; e-posta ile gönderme fikri ortaya çıktı.

Yaprak Özer: “Sizce”, derken?

Alparslan Demir: Kendi ekibimiz, bizim için okuduğumuz, sevdiğimiz… Ekip, 2015 başında ben ve liseden bir arkadaşımdı. İki kişiydik. Kendimiz oturduk ve 1 ay boyunca kitaplar okuduk; altlarını çizdik, notlar aldık. Bunları göndermeye başladık. Ancak o kadar hızlı büyüdü ki, biz 1 Aralık 2015’te 10 bin kişi olduk. 10 bin kişiye e-posta gönderilmeye başlandı. Bu sefer, bir ilan çıktık Twitter’da, dedik ki: “Biz, yetişemiyoruz. Bize gönüllü editör, gönüllü hakem gerekiyor.” Kitap hakemi, yani okuyup değerlendirip “Bu kitap güzel ve en güzel yeri burası…” diyecek. Bine yakın başvuru aldık; Türkiye’nin dört bir yanından ve yurt dışından… Bunlardan 16 kişi ekibimize katıldı, 15’i hala devam ediyor.

Yaprak Özer: Sürdürülebilir olmuş.

Alparslan Demir: Aynen öyle. Erzurum’da var, Konya’da var, Artvin’de var. Sürekli dünyayı dolaşan bir arkadaşımız var. Bir WhatsApp grubumuzda hakemler, sürekli olarak kitap önerisi yapıyor. Ve bunlar oylanıyor. Oy birliğiyle seçilen kitabın pasajı hazırlanıp; bir sonraki gün gönderiliyor. Tabii daha da geliştirdik sistemi, daha önden gidiyoruz. Eskiden günlük gidebiliyorduk; yetişemiyorduk çünkü… “Bir Yudum Kitap”ın kısaca hikayesi bu şekilde… E-posta kutularına roman ve hikâye pasajları gönderen bir e-posta bülteni, bir sosyal girişim…

Yaprak Özer: Kitabın içinden alınan pasaj kaç dakika?

Alparslan Demir: 5 dakika…

Yaprak Özer: Eleştiriler gelmiyor mu? “Bu yaklaşım kitap alışkanlığını bastırmıyor mu?” diye, sormak istiyorum. Kolaylaştırıcı unsurlar kitap okuma dürtüsü veriyor mu? İçinden bir pasaj alıyor, dinliyor. Dinliyor mu, okuyor mu?

Alparslan Demir: Okuyor. Şu anda dinleme de var; ama o dönem sadece okuyordu.

Yaprak Özer: Sonra da yolculuğa nasıl devam edeceğine kendisi karar veriyor…

Alparslan Demir:  Aynen öyle. Türkiye’de okumaya ayrılan süre, günde 59 saniye dedik. 1 dakika olarak düşünürsek, sadece “Bir Yudum Kitap”ın 5 dakikalık pasajlarını okuyan biri, aslında Türkiye’deki ortalama bir insanın 5 katı kitap okumuş oluyor. Bu çarpıcılığı yakalamak için, biz 5 dakikayı kullanıyoruz. Yani siz sadece gelen e-postaları okursanız, ortalama bir Türk vatandaşının 5 katı kitap okumuş oluyorsunuz. Çok acı bir şey bu… Buna dikkat çekmek için yapılmış. İkincisi, biz pasajları genelde öyle bir yerde bırakırız ki, sizde kitabı alma isteği uyandırır, merak ettirir. O yüzden, en iyi bölümlerinden pasaj seçmeye çalışıyoruz.

Yaprak Özer: Anladım.

Alparslan Demir: O gün de kitap satışlarını takip ediyoruz. Yayıncılara soruyoruz, yayıncısına telefon ediyoruz. Gerçekten hareketlenme oluyor. Yani “Bir Yudum Kitap”ın seçtiği kitapların, okura ulaştığını da görüyoruz ve bu bizi çok mutlu ediyor.

Yaprak Özer:  Okuma tutkusunu biraz deşebilir miyim; mesleğin ne? Alışkanlık ailede öğrenilmiş bir dürtü mü?

Alparslan Demir: Ben iktisat mezunuyum; ama mesleğim asıl, reklamcılık… Doğru, erken yaşta okumayı öğrendim. Annem öğretmen benim; edebiyat öğretmeni, Türkoloji mezunu. Sonra pedagojik formasyon alıp; öğretmen olmuş. Yani asıl dalı, Türk dili… Dolayısıyla ben küçüklüğümden beri hep kelimeler, Osmanlı Türkçesi, Farsça vs. annemin hazırlandığı dönemde bunlarla haşır neşir olmuş biriyim. Babam da subay olduğu için çok izole bir ortamda büyüdüm. Benim öğretmenlerim subay eşiydi; arkadaşlarım, subay çocuğuydu. Bu izole ortamın getirdiği bir kötülük var, dış ortamla bağlantı kurması çok zor oluyor. O geçiş benim için travma oldu. İyi tarafı da şu, kendinizi yetiştirebilecek çok büyük alanlar ve imkanlar bulabiliyorsunuz. Dolayısıyla kitap okumak, benim ve arkadaşlarım için zorunlu olan bir şeydi. Türkiye’de okuma dersleri vs. var. Bunlar, 90’lı yıllarda zaten lojmanın içinde olan etkinlikler vs. idi. Kitapla büyüdük diyebiliriz. Kitaba ulaşmanın zor olduğu zaman da hatta suya, ekmeğe, tuza ulaşmanın zor olduğu zamanda, askeri kapalı yerde her şeye ulaşabiliyordunuz. Dolayısıyla böyle bir avantaj oldu. Bu da beni kitapla buluşturdu.

Yaprak Özer: Dezavantajı avantaja çevirmenin uygun bir yöntemi. Harikulade bir sosyal girişim. Konumuz kitap ve okumak olmakla birlikte girişime dönecek olursak; ne kadarlık bir yatırımdan söz ediyoruz? Açıklayabiliyor musun?

Alparslan Demir: Yo, açıklayabiliriz.

Yaprak Özer: Ve nereye gidiyor? İşin, “iş” kısmını da tarifleyebilirsek…

Alparslan Demir: Tabii ki… Şimdi ilk başta çıktığında, bunun hiçbir yatırımı yok. Yani tamamen kendimiz, kurucular olarak… Ben ilk kurucuyum. İkinci ve şu anda üç kurucu arkadaşız, ortak arkadaşımız… Tamamen kendimiz finanse ettik. İlk başta çok dişe dokunur şeyler değildi. Mail gönderiyorsunuz… Bugün 350 bin kişiye mail gönderdiğinizde, ayda yaklaşık 9 milyon e-posta yapıyor. Sadece sunucu masrafı, aylık 900 dolar. Bunu tamamen kendimiz finanse ettik. Bugüne kadar aşağı yukarı yarım milyonluk liralık tamamen şahsi finansmanımız olan yatırım…

Yaprak Özer: Nasıl kaynak yaratıyorsunuz?

Alparslan Demir: Çeşitli start-up yarışmalarından elde ettiğimiz hibeler dışında tamamen kendi finansmanımız… Ancak 2017’de, “Bir Kutu Kitap”ı hayata geçirdik. Sürdürülebilir olmak için… Orada da kitap satmaya karar verdik; fakat farklı bir yolla… “Bir Kutu Kitap”, bir abonelik modeli… “Bir Yudum Kitap” üyelerine diyoruz ki, “Size her ay 30 kitap öneriyoruz bunların üçünü bir kutuya koyduk satıyoruz. Abone olursanız, her ay sizin için 3 kitap belirleyip; kargoyla evinize göndereceğiz”. Çok güzel tepkiler aldık; çok güzel satışlar yaptık. Aslında “Bir Kutu Kitap”, “Bir Yudum Kitap”ın masraflarını ödemeye başladı. 2017’den itibaren, finansmanımızı, “Bir Kutu Kitap” üzerinden sağlamaya başladık.

Yaprak Özer: Çok akıllı bir oluşum, iyi gittiğini düşünüyorum.

Alparslan Demir: Şu anda iyi durumda.

Yaprak Özer: Tamam. Orada kaç kişi var?

Alparslan Demir: Orada abone sayısı değişken… Şöyle: Çünkü kart saklama yöntemiyle çalışıyorsunuz. Her ay herkesten parasını zamanında çekemiyorsunuz. Ama şunu söyleyebilirim: Ayda ortalama 1.200-1.300 kutu abonelerimize gönderiyoruz. Abone sayımız 4 – 5 bin arasında değişiyor, bunun 1.200’ü aktif devam ediyor.

Yaprak Özer: Ortalamamız 59 saniye okuma alışkanlığı, bir tarafta çok üzücü bir rakam, öbür tarafta sevindirici işler oluyor…

Alparslan Demir: 350 bin üye 84 milyon nüfuslu bir ülkede, 54 milyon akıllı telefon kullanıcısı, internet kullanıcısının olduğu bir yerde yüksek bir rakam değil.

Yaprak Özer: Hiç değil…

Alparslan Demir: Hiç değil… Dolayısıyla, aslında hiç iç açıcı değil. Yani bir e-posta servisi… Üyelik, hiçbir şey yok, e-posta adresinizi bırakarak, ücretsiz katılabiliyorsunuz. Ve e-posta adresinizi satmıyoruz, pazarlama için kullanmıyoruz; bunu da taahhüt ve beyan ediyoruz. Yani o kadar kolay ki… Biz bunu ABD’de yapsaydık, çok hızlı bir şekilde birkaç milyon aboneye erişebilirdik. Tabii, oranın da nüfusu yüksek, küçük bir Avrupa ülkesinde hızla 350 bine ulaşabilirdik. Yani Türkiye nüfusuna oranla üye sayısının iyi durumda olduğunu söyleyemem.

Yaprak Özer: Seçkilerinizi yapan hakemler var o seçkileri yaparken, gündem, trendler, mevsimsellik söz konusu mu?

Alparslan Demir: Tabii ki gündemi takip etmek gerekiyor. Çünkü Türkiye hassas bir toplum. Gündemde infial yaratacak bir şey vardır, o kitap onunla zıt bir konumdadır vs… Bunlara dikkat ediyoruz tabii ki… Onun dışında günlere ve mevsimlere göre de kitaplar değişiyor. Mesela kışın daha ağır, yazın daha hafif kitaplar gönderebiliyoruz. Daha hızlı okunan kitaplar…

Yaprak Özer: Ağır kitaptan kasıt ne mesela?

Alparslan Demir: Ağır kitap… Mesela eski bir Türk klasiğini biz yaz aylarında göndermeyiz. Çünkü gerçekten onun dili, üslubu ağır gelebilir… Bu da ölçümlediğimiz bir şey… Ya da pazar günleri mesela daha keyifli, daha neşeli içerikler yolluyoruz. Üzücü bir içerik varsa, bunu hafta sonu göndermeyi tercih etmiyoruz. Kurgu da olsa insanların moralinin bozulduğunu ve abonelikten ayrıldığını tespit ettik. Denedik… Dolayısıyla, biz genelde ağır metinleri hafta içi ve kışın gönderirken, hafif ve daha akıcı metinleri yazın ve hafta sonları gönderiyoruz. Pazar günleri de dergi içeriklerine başladık. Cumartesi şiir içeriklerine başladık.

Yaprak Özer: Kaç kişi çalışıyor?

Alparslan Demir: Profesyonel çalışan olarak 7… Ama bunların içinde kurucular da var. “Bir Kutu Kitap” ve “Bir Yudum Kitap” iç içe çalışıyoruz. Aslında bunlar iki ayrı yapı… Bir Kutu Kitap, Bir Yudum Kitap’tan hizmet alıyor. İki işi de yürütmek için 7 kişi çalışıyoruz. 17 de gönüllümüz var.

Yaprak Özer: Dergi, her gün gönderilen mailler, okumalar, vs… İşin okuma kısmını, tamam, başkaları yapıyor olsa da organizasyon, karar alma ve yönetim kısmı, ciddi iş yükü. Demek ki, akıllı yönetiyorsunuz… Hedef ne?

Alparslan Demir: Bizim hedefimiz, Türkiye’de kitap okumayı demokratikleştirmek; sektörel olarak da kitap okuyan insan olarak da…

Yaprak Özer: Ne demek bu?

Alparslan Demir: Bu, şu demek: kitaba erişim, iyi durumda değil, yani dağıtım tekelleri var, kitabevi tekelleri var. İnternet siteleri bunu kırıyor biraz. Yani herhangi bir insanın, Türkiye’nin herhangi bir yerindeki kitaba erişim şansı eşit değil; bu birincisi…

Bulamıyor ve satın alamıyor ya da bir yayıncı, iyi bir kitap bassa da kendine yer bulamıyor. Siz bugün bir yayınevi açtığınız zaman, çeşitli bağlantılarınız yoksa, satış kanallarına ulaşamıyorsanız, kitabınızı satamazsınız. Dünyanın en iyi kitabını çevirseniz, Nobel ödüllü bir edebiyatçının haklarını alsanız, satamazsınız. Ajanslarla aranızın iyi olması gerekiyor.

Yaprak Özer: Nasıl bir mantık nasıl bir iş bu?

Alparslan Demir: Türkiye’de yayıncılık, 200 küsur senesi olan Cağaloğlu merkezli bir iş… Hala da orada ciddi yayıncılar vardır. Böyle gelmiş, böyle gider gibi bir mantık var.

Yaprak Özer: Belki de siz bunu kıracaksınız.

Alparslan Demir: Biz bunu kırmak istiyoruz. “Bir Kutu Kitap”ın asıl misyonu aslında, okuru kitapla buluşturmanın yanında, yayınevlerine destek olmak… Şöyle söyleyeyim size, bir yayıncı-bütün firmalar için söylemiyorum-ama genel itibarıyla çekle alır. En az 4 ay sonra alır ve satışından düşülerek alır. Kitap satıldıktan sonra 4. ayda o kitabın parasını alıyor. Yüzde 50- 60’a varan iskontolar uygulamak zorunda kalıyor mağazalara, dağıtımlara girebilmek için. Dolayısıyla, yaşamak için ilk 6 ay hiç para kazanamıyor. Bu bazen 12 aylara çıkıyor. Biz ise, kitapları peşin, vadesiz satacağımıza inanarak, alıyoruz. Çekle vs. değil, nakit olarak yayıncıya ödüyoruz. Bu da sektöre bir hareket getiriyor. Biz bugüne kadar yayıncılara 1 milyon TL’ye yakın para ödemesi yaptık. Ekseriyetle de küçük yayıncılarla çalışmak istiyoruz.

Çünkü şimdi bir yayıncımız var, çalıştığımız… Norveç edebiyatından çeviri yapıyor. Sadece öykü çeviriyor. Avustralya’dan öykü çeviriyor. Bu yayıncıyı desteklemek için iki yöntem var. Bir, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kütüphane destekleri var; kütüphaneye satın alma yapıyor. O da azaldı. Eskiden sürekli yapılırdı. Yanlış hatırlamıyorsam, iki yıl önce, yılda iki defa yapılırken, bir defa yaptılar. Orada da bir ahbap-çavuş ilişkisi var gibi gözüküyor. Dolayısıyla bu yayıncı ne yapacak? Ya dışarıdan yayıncılık yapacak ya da yapmayacak.

Ama o kadar güzel insanlar var ki, başka bir işte çalışırken, yayıncılık yapıyor yan tarafta. Ya da kira ödememek için, evinde deposunu… Benim arkadaşım var, yayıncı, bir odasında kitaplar var. Para kazanmıyor ama “Ben bu kitapları basmazsam, başkası basmaz” diyor.

Dolayısıyla kitap okumanın ve kitap sektörünün demokratikleşmesi, biraz da bu… Hem okur hem üretici tarafında, onların haklarını da koruyabilecek daha adil bir düzen oluşturmak burada.

Yaprak Özer: Bu alana giren dijitale doğmuş iki genç nesil üyesi olarak, farklı kafalarla da çalıştığınız için başından itibaren enteresan istatistik ve deneyim biriktirmiş olmalısınız. Örneğin; cinsiyet dağılımı nedir üyeliklerinizde? Kim Türkiye’de daha fazla kitap okuyor; kadın mı erkek mi?

Alparslan Demir: Kadınlar daha çok kitap okuyor. Bizde de öyle, genel olarak Türkiye İstatistik Kurumu’nun verileri de öyle… Şu anda bizim abonelerimiz, yüzde 70’in üzerinde kadın.

Yaprak Özer: Keşke çalışabilen kendi ayaklarının üzerinde durabilen kadınlar olsa, daha da fazla olacak. Yaşa göre belirgin bir şey var mı? Kim okuyor, kim okumuyor?

Alparslan Demir: 18-24, en çok okuyan kitle. Yine bu “Bir Yudum Kitap” verileri için söylüyorum. Bizim üyelerimizin yüzde 50’sine yakını, 18-24 yaş arasında…

Yaprak Özer: Çok genç…

Alparslan Demir: Çok genç… Şöyle güzel bir istatistik de var. Bize ilk üye olduğunda 20 yaşında olan kişi, şu an 25 yaşında oldu. Şunu da görüyoruz: Bizimle kitap okumaya başlayıp; yani “Bir Yudum Kitap”a abonelik yapıp; hep devam etmiş kişilerin üzerinde bir çalışma, bir anket yaptık ve bu anketle birlikte, onların sosyal medya hesaplarını inceledik. Bu şöyle bir şey: Katılımcılarımız, “Bir Yudum Kitap”a abone oluyor; izinleriyle onların abone olmadan önceki tweetleri ile abone olduktan 1 yıl sonra başlamak üzere tweetlerini alıyoruz. İnanın, kullandıkları kelimeler, davranış tarzı, attıkları negatif tweetlerde ciddi azalma, okuma ile ciddi korelasyon gösteren durumlar tespit ettik.

Yaprak Özer: Ciddi bir sosyal çalışma bu.

Alparslan Demir: Aslında bu, başta söylediğim Yale Üniversitesi’ndeki çalışmanın bir demosu.  Onu doğrulamış olduk. Her gün düzenli olarak kurmaca kitap okuyan insanların, daha iyi iletişim kurduğu, daha iyi kelimeler kullandığı, daha pozitif olduğu, bu üniversitenin araştırmasında var, hatta ömrü uzattığını söylüyor. Bizim araştırmamızda da şunu gördük: “Bir Yudum Kitap”a uzun süre üye olan insan, daha nazik konuşuyor; daha farklı kelimeler kullanmaya başlıyor; imlaya, noktalamaya daha fazla dikkat ediyor ve iletişimi kuvvetleniyor. Bizim tespit ettiğimiz kadarıyla bu, özellikle kadınlarda daha yüksek. Onun dışında ilginç bir istatistik, illerde olabilir. “Bir Yudum Kitap” verilerine göre, nüfusa bağlı olarak, en çok okuyan iller, Erzincan, Bayburt, Erzurum, Konya… İstanbul, İzmir, Ankara, çok geride kalıyor; nüfusa oranladığınız zaman… Tabii sayı olarak yine, İstanbul, Ankara, İzmir…

Yaprak Özer: Şahane bunları duymak. 18-24 yaş daha fazla okuyor. Peki geri kalan?

Alparslan Demir: İkinci sırada 24-35 var; 35-60… Yani yaş arttıkça, enteresan bir şekilde, abone sayısı azalıyor.

Yaprak Özer: Oysa, daha fazla zamanları, daha yüksek bilinçleri, daha iyi seçebilme özellikleri olmalı.

Alparslan Demir: Normalde okuma eğilimi, okumaya ayrılan süre, yaş artıkça artar. Çünkü, evet, gençlik zamanında iş telaşı, çoluk çocuk vs. diye giden bir hayat var. Çoluk çocuk olmasa, bir iş hayatı, kariyer vs. diye bir hayat var. Ama Türkiye’de tam tersi… Gençler, daha çok okurken, yaşlandıkça okumayı bırakıyorlar.

Yaprak Özer: Gençlerdeki artan bir trend mi? Yoksa düz bir veri mi bu?

Alparslan Demir: Gençlerde artan bir trend… Düz bir veri değil.

Yaprak Özer: Şahane bir şey yani…

Alparslan Demir: Evet. Bu gençler geldiği zaman, umarız ki, bir önceki nesli tekrar edip; onlar da kitap okumayı bırakmaz. Yani, şu anki gençlerin yaşlılığı itibarıyla, işte o olması gereken gibi yukarı çıkacak.

Yaprak Özer: Benim umudum var. Peki Allah aşkına, yaşlandıkça hiç mi bir şey okumuyor bu insanlar? Biliyor muyuz ne okuduklarını? Utanç verici bir şey… benim yaş grubumdan söz ediyoruz burada… Okumamak ne demek? Ben ne diyeyim bilmiyorum… Yer yarılsa, yerin dibine geçsem yani… 18-24 yaşı örnek alalım diyorum, başka hiçbir şey diyemiyorum.

Alparslan Demir: Üzücü olan şu, rakamda şöyle bir problem var. Türkiye’de kitap okuma üzerine çok yoğun araştırma yapılmıyor. Çok ilgilenilen bir alan değil. Şimdi yeni yeni platformlar var. “OKUYAY” diye yeni bir platformu takip ediyorum okumayı yaymayla ilgili…

Avrupa Birliği ve Kültür ve Turizm Bakanlığı ile birlikte araştırmalar yapıyor raporlar yayımlıyorlar. Onlara bakılabilir; ama yeni oldukları için ne kadar sağlıklı olduğunu değerlendirmek gerekir. Yurt dışında çok detaylı okuma araştırmaları var; ama Türkiye’de ciddiye alıp kimse yapmıyor. Bizim tek bildiğimiz şey bu: Hangi yaş grupları kitap okuyor? Günde ortalama kaç dakika kitap okunuyor? Burada da iki farklı çatışan veri var. TÜİK diyor ki: 59 saniye… Avrupa Birliği’nde yapılmış bir araştırmada 7 dakika gibi çıkıyor. Şahsi araştırmalarıma göre, şöyle bir sonuç olduğunu düşünüyorum, araştırma şirketi sahibi arkadaşlarıma da danıştığımda şu sonuç çıkıyor; “Türkiye’de anket katılımcıları, gelen kişi yabancıysa, ‘Aman memleket okumuyor demesinler’ diye, yanlış veri vermiş olabilir”. Çünkü uçurum bir fark var… Avrupa verisi 7 ya da 8 dakika olması lazım. Ama Türkiye İstatistik Kurumu 59 saniye diyor.

Yaprak Özer: Hiç şaşırmıyorum… Çünkü vaktiyle de bu ülke, Avrupa Birliği standartlarına girsin diye, sırf “a b c”yi söyleyebilenleri okur-yazar olarak ilan edip; istatistiklerine koymadı mı? Kim kimi niye kandırıyor, anlayamıyorum…

Alparslan Demir: Burada tam tersi olmuş… Ben TÜİK’in rakamının doğru olduğunu düşünüyorum. 59 saniye makul… Çünkü hiç okumayanlarla böldüğünüz zaman, bu 1 dakika çok çarpıcı bir rakam; ama okumayanlar da var içinde. Dolayısıyla aslında çok çok kötü değil.

Yaprak Özer: Hiç okumayanların oranının ne kadar yüksek olduğu da ortada…

Alparslan Demir: Aynen öyle.

Yaprak Özer: Ne okuyorlar?

Alparslan Demir: Türkiye’de en çok bu veriyi de yine, internet sitelerinin yıllık yayımladığı infografiklerden görüyoruz. Türkiye’de en çok edebiyat, tarih ve anne-çocuk ile din kitapları okunuyor. Ama tabii, edebiyat, tarih, kurgu dışı ebeveyn, anne-baba-çocuk kitapları çekiyor.

Yaprak Özer: Türk edebiyatı, yabancı edebiyat… yerli-yabancı karşılaştırması…

Alparslan Demir: Yerli-yabancı diye ayırdığımızda, satışlardan ziyade üretimden görebiliyoruz. Üretimde çeviri ile Türk edebiyatı yarı yarıya durumda… Bu da Yayıncı Meslek Birlikleri Federasyonu’nun rakamı. Yani 1 yabancı kitap çevriliyorsa, 1 Türk edebiyatı basılıyor farklı olarak. Bizim çeviri edebiyatımız, enteresan bir şekilde dünyada hiç olmadığı kadar yüksek… Yani biz daha çok, çeviri okuyoruz ve çeviri üretiyoruz. Halbuki, Türk edebiyatı çok köklü bir edebiyat; ama bizim tabii, romanla, öyküyle tanışmamız çok geç oldu. Ve bizim klasik dediğimiz Türk romanları 100 yıllıkken; Rus klasiği, Fransız klasiği dediğimiz, 250-300 yıl kadar geriye gidebiliyor. Dolayısıyla, çeviri edebiyatı, edebiyatta en çok okunan. Tarihte de popüler tarih ve modern tarih ilgi çekiyor. Bu sıra özellikle- çok enteresan- tarih hocaları çok popüler oldular, son birkaç yılda. Televizyonlarda vs…

Kendi alanının dışında da tarih dışında da kitaplar yazıyorlar, üretiyorlar ve satıyorlar. Mesela İlber Ortaylı’nın son kitabı, şu anda Türkiye’nin en çok satan kitabı oldu. Tarih dışında, gençlere öneriler verdiği bir kitap… Ben çok keyif aldım okurken; ama bir tarih kitabı değil. Böyle de bir trend var yazarın yazdığı kitaba göre kitap satın alma alışkanlığı da var.

Yaprak Özer: Bilim nasıl?

Alparslan Demir: Bilim tarafında… İyi bilim kitapları üreten, modern bilim kitapları üreten yayıncılar var. Bunlar hızla ilerliyor. Bir de modern felsefe çok ilerliyor; benim takip ettiğim…

Yaprak Özer: Öyle mi?

Alparslan Demir: Evet. Özellikle yabancı modern felsefe yazarları, Türkiye’deki hayran kitleleriyle şoka giriyorlar. İki gün önce Twitter’da gördüm birini. Dedi ki: “Türkiye’de bu kadar takipçim olduğuna inanamıyorum”. Modern bilim kitapları ve modern düşünce, felsefe kitapları şu an Türkiye’de revaçta…

Tarih okurluğumuz bizim çok yüksektir. O beni çok memnun ediyor. Çünkü tarihle edebiyat da bizde, iç içe… Edebiyat da yükseliyor; ama ben biraz yeni yazar kazanmamız gerektiğini, kaliteli yeni Türk yazarlar çıkarmamız gerektiğini düşünüyorum. Çeviri edebiyatı yayıncı için çok kolaya mı geliyor bilemiyorum; ama çok fazla üretiliyor. Buna biz de dahiliz. Biz de kitap üretiyoruz, Balkan edebiyatına yöneldik mesela… İstedik ki, en azından coğrafya olarak bize biraz daha yakın kitaplar çevirelim…

Yaprak Özer: Yeni yazar çıkması ya da üretilmesi nasıl mümkün olabilir?

Alparslan Demir: Bununla ilgili de doğrudan bir araştırma görmedim, bilmiyorum; ama benim tahmin ettiğim ve içeride gördüğüm: Bir; Türkiye’de bir yazarın ekmeğini, hayatını yazarlıktan kazanması, çok sayılıdır. Kolay bir şey değil. İnsanlar “Kitap pahalı” diyor; ama bence Türkiye’de kitaplar ucuz… Diğer ülkelerle karşılaştırdığımızda ben ucuz olduğunu, gayet makul olduğunu düşünüyorum, hem okur olarak hem üretici olarak hem kitap okumayı dert edinmiş biri olarak… Dolayısıyla, buradan aldığınız telifle yaşamak çok kolay değil. Bunu nasıl yapabiliriz? Yeni yazarlar üretmek için, edebiyat dergileri olmalı ki, insanların önce dergilerde yazıları çıkar; oradan keşfedilir, bir yayıncıya gider ve yayınını yapar. Bunun dışında, doğrudan yayıncılık yöntemleri var; yurt dışında çok meşhur… Türkiye’de de birkaç yayınevi ve şimdi birkaç internet sitesi yapıyor.

Yaprak Özer: Kitap okuma skoru?

Alparslan Demir: Yani acayip bir duruma geliyorsunuz. Ben bir dönem, 20 günde yaklaşık 5000 sayfa kitap okuduğumu biliyorum.  Çünkü arkadaşım, akademisyen olarak gitti ve bütün iş yükü bana kaldı. Kitap pasajları hazırlamam gerekiyordu. Gönüllüler ise yaz ayıydı, bayramdı derken, kimse yok ve sizin hazırlamanız gerekiyor. İnanılmaz bir okurluğa başlıyorsunuz ve şu çok enteresan: Çok iyi okurlar var. Yayıncılık sektörüne girince tanışıyorsunuz. Mesela çok iyi yayıncılar var. Adam, benim bu zamanda okumaya başladığım kitapları zamanında okumuş, ikinci kere okumuş vs. Onlarla sohbet etmenin keyfi de başka oluyor. Kendime dönüp, kızıyorum. Ben tarih kitapları, kurgu dışı, kişisel gelişim denen ama biraz daha kaliteli kitaplar okudum. Keşke hep edebiyat kitabı okusaydım…

Yaprak Özer: Ben katılmıyorum. Yani olsun. Bu yaşta… Hepimiz belli yaşlarda kilometreler yapacağız. Keşke herkes bir şekilde böyle şey yapabilse… İnsanların farklı alanlarda ilgileri oluyor.

Alparslan Demir: Tabii; ama roman…

Yaprak Özer: Hayal gücünü geliştiriyor roman değil mi?

Alparslan Demir: Roman ve öykünün… Şimdi mesela “Saraybosna Marlborosu” diye bir kitap var. Onun çevirisini biz hazırladık ve piyasaya sunduk. Oradaki öykülerde, oradaki savaştan bahsediyor… Çok kısa geçeceğim… Savaş sanki orada doğal bir yağmur gibi, bir fırtına gibi ya da bir deprem gibi, toprağın üzerinde bir bitkinin bitmesi gibi, doğal bir şeymiş gibi işlenmiş… Mesela, “Biri yürürken, önüne bir bomba düşüyor ve ayağı kopuyor…” gibi anlatıyor.  O kadar doğal seyrediyor ki; sanki “Bir martı arabaya konmuş…” ya da “Vapura binip karşıya geçiyorsunuz İstanbul’da…” gibi… Bitirdikten sonra bir öyküyü, diyorsunuz ki, “Burada savaş vardı” ve hikayeci bunu öyle bir işlemiş ki… Ve bunu savaş varken yazmış… Ya da bir başka öyküsünde, çatıların yandığını ve yanan evlerden hangilerinde kitap olduğunu anladığını söylüyor. Çünkü kitaplar yandığında, çıkan rengin farklı olduğunu, zengin evlerinin farklı yandığını… çünkü vernikli mobilyalar olduğunu söylüyor. Yani bunları düşünebilmiş olmasını hayal etmek, işte bu gülümsemeyi verir; ama diğer kitaplarda bilgi edinirsiniz. Ben şunu demek istedim: Tabii ki, kitabın her türlüsü okunur ama roman ve öykünün, bir film izlemek gibi, bir dizi izlemek gibi sürekli olması gereken… Bir alışkanlık gibi değil de… Bir zorunluluk, yeme-içme gibi olması gerektiğini düşünüyorum. Ben tadına baktım; herkese de tavsiye ederim yani…