Beyin Beyaz’a Düşmeyecek, Sarı’dan Çıkmayacak, Kırmızı’yı Kollayacak

Ahmet Özgün, ileri sürüş eğitmeni. Odak noktası güvenli sürüş. Trafik ve sürüş kadar geliştirdiği ve bazı kurumların hizmetinde olan yeni bir trafik aplikasyonu ilgimi çekti ve sizlerle de paylaşmak istedim. Konvansiyonel bir mesleği dijital işe dönüştürmüş.

Bir ilginç yanı daha var, yakın geçmişte ekranların en fazla izlenen isimlerinden biri olan Ayşe Özgün’ün oğlu. İletişimci bir aileden geliyor, aşağıda okuyacaklarınızın prodüksiyon kısımları da bu referanstan çıkıyor.

Konumuz trafik, işin şakası yok. Çok önemsiyorum. Paylaşacağım rakamlar, gözlerinizi fal taşı gibi açacak eminim… Her yıl 1.2 milyon trafik kazası yaşıyor, 6 bin 600 can veriyor, 300 binimiz yaralanıyor ve engelli yaşamla tanışıyoruz. Savaş halinden beter, acı!

 

 

Yaprak Özer: Nereden başlayalım, beni yönlendirmek ister misiniz?

Ahmet Özgün: Bence güvenli sürüşle başlayalım… Ülkemizde 1.2 milyon trafik kazası oluyor her yıl. Her yıl 6,600 kişi ölüyor, 300 bine yakın yaralanma oluyor. Ve hepimiz trafiğin bir parçasıyız. Günün bir anında, yaya olarak, sürücü olarak, yolcu olarak.  Şundan emin olabilirsiniz: Elinizdeki her şeyi bir anda alabilecek tek şey, trafik. Ne yaptığınızı bilmiyorsanız, etrafınızı kontrol altına almazsanız, bir anda kendinizi çok büyük bir tehlikenin içinde bulabilirsiniz. 1.2 milyon trafik kazasının olmasının sebebi bu. Önem vermiyoruz bu işe. Trafikte otomobil kullanmak, çok kritik ve büyük bir sorumluluk. Dolayısıyla, bunun eğitimini almak çok önemli ve defansif sürücü olmak çok önemli.

Yaprak Özer: Tamam. Neymiş defansif?

Ahmet Özgün: Ben, 2-3 tane konu ile başlayayım. Örneğin, araç hareket etmeden önce… Çoğu sürücü direksiyonu tutmasını bilmez.

Yaprak Özer: 10’u çeyrek geçe…

Ahmet Özgün: 10’u çeyrek geçe direksiyonu tuttuğumuz zaman… Eskiden, oluyordu. Neden? Çünkü direksiyonlar çok büyüktü. Ama dikkat ederseniz, modern araçlarda direksiyonlar küçülüyor. Dolayısıyla, direksiyonu 10’u 15 geçe tuttuğunuz zaman, çeviremiyorsunuz.

Yaprak Özer: Nasıl tutacağım o zaman?

Ahmet Özgün: Direksiyonu 9’u çeyrek geçe tuttuğunuz zaman, 90 derece sağa ve sola hareketini yapabiliyorsunuz. Otomobilin direksiyon kutusu tasarlanırken, ihtiyacınız olan manevranın yüzde 85’ini karşılayacak şekilde tasarlanıyor. U dönüşü yapacaksanız, daha fazla çeviriyorsunuz. Ama onun dışında, normal bir şekilde aracı kullanırken 9’u çeyrek geçe yeterli oluyor. Ne oluyor biliyor musunuz? Direksiyonu çevirirken, itiyor musunuz, çekiyor musunuz?

Yaprak Özer: Pardon, Neyi?

Ahmet Özgün: İtiyor musunuz? Çekiyor musunuz? Direksiyonu.

Yaprak Özer: Niye iteyim, niye çekeyim yani?

Ahmet Özgün: Nasıl çeviriyorsunuz direksiyonu? Hiç düşünmediniz değil mi?

Yaprak Özer: Hayır. Niye düşüneyim ki. Ben ayrıca ne itiyorum ne çekiyorum.

Ahmet Özgün: Direksiyon simidini itiyor musunuz yoksa alttan çekiyor musunuz? Genellikle itiliyor.  Problem şu, tek elle direksiyon tutarsanız, itmek kolay, çekmek zor. Dolayısıyla itiyorsunuz, tekrar itiyorsunuz.

Yaprak Özer: Bana tek elle kullanma diye öğrettiler.

Ahmet Özgün: Bravo. Çünkü neden?… Sağa çevirirken sol elimizle itiyoruz. Sola çevirirken, sağ elimizle itiyoruz. Ama tek elle tutarsak, itmek güzel de şimdi çekmek nasıl olacak? Geri gelirken, hakim değilsiniz araca.

Ambulans sürücüleriyle çok çalıştım. Bir gün birisi bir hikaye anlattı. Gerçekten muazzam bir hikaye. Sürücü direksiyonu 12 pozisyonunda tutuyor. Direksiyonu 12 pozisyonunda tutarken, kazaya giriyor. Hava yastığı patlıyor. Kolunda çok güzel bir saat varmış. Biliyorsunuz, artık duvar saati gibi büyük saatler oluyor. Kafasına geçiyor ve kafatasını çatlatıyor. Direksiyonu 12 pozisyonunda tuttuğu için. Çünkü hava yastığı o kadar şiddetli patlıyor ki, emniyet kemeri takılı değil, çarpıyor ve kafatası çatlıyor. O yüzden direksiyonu 9’u çeyrek geçe  tutmak çok önemli. Hava yastığı patladığı zaman, kollar açılıyor. Bir konu daha var direksiyon tutarken, başparmakları genellikle sürücüler içeride tutuyor.

Dikkat ederseniz, direksiyonda ufak bir çentik vardır; parmakları oraya koymak için. Çünkü kaza anında, sürücü kasılıyor. Eğer parmaklar içerideyse, kasıldığı anda, hava yastığı patlıyor. Hava yastığının amacı, kollarınızı açmak ki, vücut hava yastığı ile yumuşak ve olumlu bir şekilde buluşabilsin. Ama kollarınızı açamazsanız, o zaman direksiyonun iç kısmından çıkartıyor parmakları. Mutlaka o hava yastığı açacak sizi, başparmakların içeride değil de dışarıda olması lazım. Hemen kollarınızı açın, hava yastığını kucaklayabilin diye. Bakın, daha konulara girmedik. Direksiyon tutmaktayız…

Çok kritik bir şey daha emniyet kemeri. Emniyet kemeri takma kanunu Türkiye’de kaç yılında geçti biliyor musunuz; 1992’de ön koltuk için. Arka koltuk 94’te geçti. Arka koltukta bizde kimse emniyet kemeri takmaz.

Arka koltukta oturan kişi kendini güvende hissediyor. Ama problem şu, kazaya girdiğiniz anda öne doğru savrulacaksınız. Koltuğa çarptığı zaman arkadaki yolcu, öndeki sürücüyü öldürüyor. Kazanın şiddetiyle, arkadan gelenin kilosu 6-7 kata çıkıyor. Ben 105 kiloyum. Öyle bir kazada 600-700 kilo üzerine çıkıyorum ve öndeki koltuğu kırıp; sürücüyü ön konsola itiyorum. Öndeki ölümlerin yüzde 6’sı arkadakinden dolayı gerçekleşiyor. Emniyet kemeri takmadı, kazaya girdiniz…

Yaprak Özer: Sanırım ayrıca başka konularda da dikkat çekmek istiyorsunuz. Arkada emniyet kemeri neden bu denli önemli?

Ahmet Özgün: Hareket edeceğiz, herkes araca bindi. Arkadakiler emniyet kemerini takmadı. Kazaya girdik. Arkadaki vefat etti. Kim sorumlu?

Yaprak Özer: Kullanan mı?

Ahmet Özgün: Bravo.

Yaprak Özer: Şirket arabasıysa eğer, şirket mi?

Ahmet Özgün: Şirket arabasıysa, iş kazası olarak ortaya çıkıyor. Şirket işin içinde. Ama şimdi bakın, sürücü de sorumlu oldu. Peki sürücü olarak biz ne yapmalıyız? O yüzden hareket etmeden önce, o kişilerin emniyet kemerlerini takmalarını söylemek, taktıklarından emin olmak, ondan sonra hareket etmek çok önemli. Çünkü sürücü yolcu taşırken, müthiş bir risk ve sorumluluk alıyor. Kimse bunu pek düşünmüyor ülkemizde, ta ki işler kötü bir şekilde sonuçlanana kadar.

Emniyet kemeri nasıl takılır? Emniyet kemerinin yukarıda bir ayarı var. Neden bu ayar orada? Çünkü köprücük kemiği “çıt” diye kopan bir kemik. Dolayısıyla, o emniyet kemeri buradan geçerse, kaza anında kemer çalışır, sizi kurtarır; ama köprücük kemiğini hemen kırabiliyor.

Yaprak Özer: Emniyet kemeri nereden geçecek?

Ahmet Özgün: Omuz başı. Dolayısıyla o yükseklik ayarı onun için. Emniyet kemerini boyundan ve köprücük kemiğine uzatıp, omuz başına almak için. Onu da ayarladıktan sonra, bir şey daha gerekiyor. Çok üst düzey otomobillerde, yola çıkmadan önce, emniyet kemeri hafif bir kendini sıkar. Boşluğu alıyor. Aranızda bir mesafe olmasını istemiyor. Kazaya girdiği zaman hemen size müdahale etmek istiyor emniyet kemeri. Dolayısıyla yola çıkmadan önce emniyet kemerini hafiften tutup; biraz çekmekte fayda var ki, vücuda iyice yapışsın. Özellikle büyük kaban, ceket giyiyorsanız kış aylarında çok görüyoruz. Kalın ceket giydiğiniz zaman, vücutla emniyet kemeri arasında 2-3 cm mesafe koyuyoruz. Kaza anında emniyet kemerinin görevi sürücüyü yavaşlatmak, o 2-3 cm arasında o kadar hızlanıyor ki vücut, emniyet kemeri doğru dürüst çalışıp fayda sağlayamıyor.

Yaprak Özer: Aplikasyon bunları fark ediyor mu?

Ahmet Özgün: Aplikasyon bunu fark etmiyor. Fark edebilir araca canbus takılıyor ama… Aplikasyonumuzun ismi, iUGO. Cep telefonu üzerinden çalışan bir aplikasyon. Birkaç versiyonu var; güvenilebilir üzerinde çok çalışılmış oturmuş bir sistem bu. Bu aplikasyonu indirdiğiniz zaman sürüş yaptıktan sonra, aplikasyon sürücünün performansını değerlendiriyor.

Yaprak Özer: Bireysel olarak böyle bir şeye girer miyim sizce? Mesela, performansım kötü çıkacak… Şirketler mi alıyor?

Ahmet Özgün: Bireyler esasında kendilerini kötüleyecek veya olumsuz bir şey söyleyecek aplikasyonları pek kullanmıyorlar. Ne yazık ki öyle. Dolayısıyla, bu aplikasyonu kurumsal firmalar, şirket aracı olan, büyük filoları yöneten firmalar kullanıyor. Sahada adamı olan. Düşünün, 500-700 aracınız var sahada. Her gün hareket ediyorlar. Her biri gün içinde 200 km. yapıyor. Şirketin aldığı riski düşünün. Oradaki herhangi bir kaza iş kazası.

Yaprak Özer: İş kazası mı, trafik kazası değil mi? Ciddi tazminatlar zararlar oluşuyor.

Ahmet Özgün: Çok büyük sorumluluk bu otomobiller. Bu aplikasyonun amacı, sürücüleri daha güvenli sürüşe yönlendirmek ve kazaları önlemeye çalışıyor. Gün sonu raporu veriyor. Haftalık ve aylık rapor veriyor.

Yaprak Özer: Dikkatinizi mi ölçüyor ya da örneğin psikolojiniz bozuk olabilir…

Ahmet Özgün: Psikolojiyi ölçebiliyoruz.

Yaprak Özer: “Big Brother is watching me” vaziyeti!

Ahmet Özgün: Biraz öyle. Aplikasyon, sürat limitini ölçüyor. Aşırı hız yaptığınız zaman anlıyor. Ani hızlanma yaptığınız zaman ölçebiliyor. Makas hareketlerini, şerit değiştirmelerini ölçebiliyor. Ve sert fren yaptığınızda, viraja çok agresif girerseniz… Dolayısıyla agresif sürücü davranışlarını edinebiliyoruz. Yani sürücünün güvenli mi, riskli mi, tehlikeli mi olduğunu, sürücünün agresif mi defansif mi olduğunu, bu verilerden aşağı yukarı toparlayabiliyoruz. Bu kriterlerin hepsini topluyor ve bir algoritma içine koyuyor. Bu algoritma işte esasında, buradaki en büyük servet.

Yaprak Özer: Nasıl yaptınız bu aplikasyonu? Tek başınıza mı hareket ediyorsunuz?

Ahmet Özgün: Yurt dışından birçok algoritma geliyor ama Türkiye’de çalışmıyor. Türkiye’de örneğin, çok fazla kasis var. Bunlara biz trafiği rahatlatıcı şeyler diyoruz, sürücü onları rahatlatıcı olarak görmüyor. “Keşke kasis olmasa da rahat gitsem” diyor. Yurt dışından gelen aplikasyonlar bu tip kasislerden geçince, “otomobil kaza yaptı” mesajı veriyor; kafaları karışıyor. Bizdeki sürat limitleri çok farklıdır. Belediyeler, bölgesel olarak sürat limitlerini değiştirme yetkisine sahip. Eskiden Karayolları bütün trafik limitlerini belirlerdi. Neden bunu yapıyorlar, amaç, yeni yollar yapılıyor çok güzel 2 şeritli, 3 şeritli. Şehir içi sürat limiti 50. Sürücü buraya geldiği zaman tutamıyor kendisini. Dolayısıyla, yollar güvenli oldu deyip; hızları yukarı itmeye başladık. Belediye 20 km. ekleyebiliyor 50’ye. Hatta bölünmüşse, bir 10 daha ekleyebiliyor. Dolayısıyla, şehir içinde en güzel örnek, Maslak. Maslak’ta 50 km. idi sürat limiti. Ama Maslak’ta 50 ile hareket ederseniz, siz risk yaratıyorsunuz şimdi etrafınızda. Beşiktaş’tan Levent’e kadar 80’e çıkartıldı. Levent’ten ilerleyen bölümde, şu anda 70. Sürat limitleri bölgesel bölgesel değiştiği için, yurt dışından gelen sistemler bunları anlamıyorlar. Biz haritamızı sürekli güncelliyoruz.

Yaprak Özer: Nereden alıyorsunuz? Google – Yandeks ?

Ahmet Özgün: Google yapamıyor, iki yılda bir genel güncelliyor. Biz, cadde cadde inceliyoruz.

Yaprak Özer: O zaman büyük bir ekip olmalısınız, uydudan inceliyorsunuz herhalde.

Ahmet Özgün: Bir, onu yapıyoruz…

Yaprak Özer: Manuel gidip de yollarda dolaşmıyorsunuzdur.

Ahmet Özgün: Dolaşmıyoruz. Ama şu anda biz 500 tane aracı takip ediyoruz, sürücülere sürekli ihlaller düşüyor. Dolayısıyla sürücüler fotoğrafını çekip; bize bilgilendirme yapıyorlar. Yeni bir aplikasyon, yurt dışındakilerden daha iyi olmasının sebebi herkese özel bir algoritma var, herkes sürücüleri kategorilere bölebiliyor. Ek olarak eğitimler veriyoruz. Cep telefonunuza, benim hazırladığım 26 bölümlük online eğitim içeriği geliyor.

Yaprak Özer: Yani adam sabırsız, siz sabırla ilgili problemine ya da trafikte içinden canavar çıkıyor… Bunu adresleyen bir eğitim mi oluyor?

Ahmet Özgün: Bravo. İki haftada bir film düşüyor. Filmin konusu, genel… Her şeyden önce bunları halletmemiz gerekiyor. Bu aplikasyonda kimsede olmayan bir unsur var. Üç kategoriye ayırıyoruz: Tehlikeli, riskli ve güvenli. Tehlikeli kategorisi, bizim için; sürücü öyle bir araç kullanıyor ki, siz, ben, bu aracın içinde oturmaya korkarız. Bu adama ne yapacağız? Online eğitim… Ben telefonla arıyorum. Günün yarısı, ben telefon başındayım. Aldığı riski anlatıyorum, o yoldaki sürat limitini anlatıyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nde esasında, en yüksek sürat limiti: 120.

Çok hızlı giden sürücülerimiz var. O hızla bir kazaya girse, parçalarını bile bulamayız sürücünün. iUGO sistemi içinde benim tele-koçluğum var. Tehlikeli kategorisine düşüyorsanız, benden bir telefon geliyor. Anlık değil. Şu anda oraya gelemedik ama önemli olan bu sürücüye dokunmak. Dokunduğunuz zaman, iyileşme gerçekleşiyor. Bunu ben çok gördüm. “Bu sürücüyü kurtaramayız” dediğimiz sürücüyü konuşarak, şirketin tabii, baskısıyla; ödül-ceza sistemi…. Çalışıyor.

Yaprak Özer: Ödül-ceza. Çalışıyor değil mi?

Ahmet Özgün: Asla yavaşlamaz dediğiniz sürücü, yavaşlıyor ve güvenli kullanmaya başlıyor.

Yaprak Özer: Kurum sahadaki elemanlarını kontrol ediyor. Sigorta firmalarının da işine gelmez mi bu bilgiler… Tehlikeli, riskli, güvenli. Risk primlerinizi düşürmek, daha ekonomik sigorta yaptırmak için kullanılabilir.

Ahmet Özgün: Kullanılıyor. Yurt dışında çok yaygın. Muazzam bir şekilde ilerliyor bu iş. Özellikle Amerika’da çok görüyoruz. Çok büyük sektör oldu. Aplikasyonu indiriyorsunuz, ay sonunda güvenliyseniz priminiz düşüyor; riskli iseniz priminiz yükseliyor. Sigorta şirketi de üzerindeki riski sürücüye atıyor. Keşke ülkemizde de yapabilsek…

Yaprak Özer: Yapamaz mıyız? Nasıl güzel trafik olur.

Ahmet Özgün: Şart, şart… Her yıl 31 bin yayaya çarpıyor, otomobiller. İki ay önce babamız vefat etti. Şişli Etfal’de acilde iki gece, tam gün geçirdim. Gelen vakaların yüzde 30 civarı trafik kazaları. Yüzde 60 yaşlılık. Onun dışında, darp vs. ama çok büyük oranda trafik kazaları, özellikle hafta sonları.

Yaprak Özer: Sağlık giderleri düşecek.

Ahmet Özgün: Sağlık giderleri düşecek. Biliyorsunuz, çok gerginiz. O kornaların çalması vs., bütün…

Yaprak Özer: Kornayı takip ediyor mu aplikasyonuz?

Ahmet Özgün: Hayır, onu takip etmiyoruz.

Yaprak Özer: Kamu araçları, belediyeler, taksiler, servisler… Olsa şahane olur.

Ahmet Özgün: Çalıştığımız firmaların servis araçlarındayız. Zaten esasında bütün mevzu, servislerden başladı. Bundan 3 yıl önce, çalıştığımız firmanın servis aracı bir kazaya girdi… Üç ağır yaralı vardı. Firma, “Ahmet ne yapabiliriz? Kazayı nasıl önleyebiliriz?” diye beni tetikledi ve ondan sonra bu konuları geliştirmeye başladım. Buradaki amaç, özellikle servis araçlarında müthiş önemli. Çünkü servis aracı kazaya girdiği zaman bir kişi, iki kişi değil, beraberinde 17 kişiyi birden kazaya sürükleyebiliyor. Servis araçlarının sürat limitleri otomobillerle aynı değil. Örneğin, otobana çıktığında otomobil için 120 km, servis aracı için 100 km ki, bizim servis araçlarımız kendilerini otomobil gibi görür.

Yaprak Özer: Evet. Kimler, eğitmenizi istiyor. Detaylı anlatmak istemeyeceğinizi biliyorum. Yine de deneyelim isterim.

Ahmet Özgün: Dikkat seviyesi üzerine çok fazla eğitim veririz. Dikkat seviyesi, esasında her şey. Bu, hayatın her alanı için geçerli. Eğer bir tehlikeyi göremezseniz, ne kadar eğitim alırsanız alın faydası yok. Çünkü uygulayamayacaksınız. Mutlaka tehlikeyi görmeniz lazım ki, karar verip uygulamaya geçebilin.

Yaprak Özer: Konsantrasyon mu bunun adı?

Ahmet Özgün: Evet. Örneğin, yaya kaldırımda yürüyor, cep telefonunda mesaj yazıyor. Hiç direğe çarpanı gördünüz mü? Ne yazık ki, insan beyni aynı anda iki işi yapamıyor. Zannediyoruz ki, 10 parmakta 10 marifet. Ama esasında beyin  kandırıyor. Beyin tek zamanda tek iş yapıyor. Ama işler arasında hızlı geçtiği için iki işi aynı anda yapıyormuş gibi görünüyor. Ama o cep telefonunda mesaj yazarken, önünüze bir çocuk çıkarsa veya yürürken önünüze cam kapı çıkarsa çarpıyorsunuz. Çünkü algılayamıyorsunuz. Cep telefonu büyük risk otomobil kullanırken. Bluetooth olması, elinizde olmaması mevzu değil. Mevzu, beyin. Beyin nerede? Önünüze bir şey çıkınca beyin algılayamadığı için tepki veremiyor kaza oluşuyor. Hayatımızın her noktasında böyle.

Yaprak Özer: İncelediğimde çalışmalarınızı güvenlik ve diplomasi unsurları gibi  enteresan noktalar var. Ciddi çalışmalarınız var. Onlardan da söz eder misiniz?

Ahmet Özgün: Onlarda dikkat hayati. Diplomatik serviste çalışan sürücüler bir hata yaptığı zaman, canlarıyla bunu ödeyebiliyorlar. Bir sürü insan yürüyor etrafta. Bazıları kendisini dünyaya kapatmış, biz “beyaz”da diyoruz. “Beyaz”da çok insan var. “Kırmızı”da olan da var. Dikkat seviyesi yüksek. “Beyaz”da olanın problemi direksiyon başındayken de böyle oluyor, normal hayatta da böyle. “Beyaz”daki kişi bir tehlikeyle bir problemle karşılaştığı zaman “siyah”a düşüyor. “Siyah”renk kodu da panik, telaş, karar mekanizmasının yok olduğu an. Yani bir şey yapma ihtimali olsa da dalgın anında yakalandığı için yapamıyor. Biz hiçbir zaman sürücülerimizin “beyaz”a düşmesini istemiyoruz. Nerede “beyaz” olmalısınız; evdesiniz, kapı kapalı… Tehlike yok aile ortamındasınız, rahatsınız, güvenli bir yer. “Beyaz”a ihtiyaç var. Ama sokağa çıktığınız zaman veya direksiyon başına geçtiğiniz zaman, “beyaz”da olma ihtimaliniz yok.

Yaprak Özer: Olmamız gereken renk kodu?

Ahmet Özgün: Sizi “sarı”ya itiyoruz. “Sarı”, etrafına bakıyor, beyin yoran bir işlem değil bu. Etrafınızda olan bitenleri fark etmeniz çok önemli. Neden? “Sarı”daki kişi, bir tehlike gördüğü zaman, gerçekten tehlike mi değil mi algılama süresi daha kısa oluyor. Tehlikeyi gördüğü zaman, “sarı”dan “turuncu”ya itiyoruz. Örnek vereyim: Yolda gidiyorsunuz, araçtasınız. Yan yoldan bir araç çıkacak. Aracı gördünüz. Önünüze doğru geliyor. Orada bir tehlike var. Şimdi ne oldu? Beyin “sarı”dayken odaklandı ve “turuncu”ya düştük. Şunun kararını veriyor beyin. “çıkarsa ben ne yapacağım?” ki, esas iş burada bitiyor. Ne yapacağınızın kararını vermek önemli. Aksiyona döndüğünüz zaman çok fazla zaman harcamıyorsunuz.

Otomobil kullanırken, çözümün yüzde 90’ı frendir. Daha rahat kullanabilelim diye fren pedalı gaz pedalından daha büyüktür. Problemin yüzde 90’ını fren çözer. Otomobili gördünüz, çıkacak mı… önüme çıkarsa ne yaparım… frene basarım…. Ayağınızı gazdan çektiniz, frene basmadınız henüz fren pedalının üstünde. Şimdi ipin kopması gerekiyor. İpi kim koparacak? Siz değil. O kişi koparacak. Eğer o kişi önünüze çıkarsa, “kırmızı”ya düşüyorsunuz, “kırmızı”da çok fazla vakit harcamaz beyin.

Beyin çünkü çok hızlı çalışmaya başladı. “Kırmızı”da yüksek hızda çalışıyor, zaman yavaşlıyor, ayak zaten pedalın üzerinde en büyük işlevi beyin yapmış, ne yapacağını biliyor, frene basacak. Tak, frene basıyoruz. Tehlike bertaraf edildi. O araç çıkıyor, gidiyor.

“Beyaz”da gelirsek oraya, “dalgın”, o otomobil çıktıktan sonra, gördüğümüz anda, beyin panik-telaş ve “siyah”a düştü. Karar verme mekanizması elinden alındı; kazanın içinde buldu kendini. Buraya hayatın hiçbir noktasında düşmemek gerekiyor. Ne kaldırımda yürürken ne güvenli alanın dışına çıktığınızda.

Yaprak Özer: Özel ekiplere mi anlatıyorsunuz konuşurken, polis diye asker diye ambulans diye düşündüm ya da diplomatik heyetler ve üst düzey yöneticiler…

Ahmet Özgün: Dikkat seviyesi sistemi esasında bir askeri sistem ve dediğiniz gibi, özellikle yurt dışındaki polislerin kullandığı bir sistem bu. Neden? En büyük karar tabii orada, silah kullanma kararı. Bir polis için, birisini vurmak-ölümcül bir tepki veriyorsunuz-tereddüt olmaması gereken bir konu. Çünkü karşı taraf da size silahla müdahale edebilir. Ama yanlış bir hareket yaptığınız zaman, masum birini vurduğunuz zaman sorumluluğu çok yüksek. Esasında polisin hata yapma şansı yok. Dolayısıyla o kritik karar verme anı; bütün olay orada. O kişiyi vuracak mıyım, vurmayacak mıyım, hazırlıklı olmak… Polis o kararı, “sarı”ya düşerek veriyor… “Sarı”da tehlikeyi gördü, “beyaz”da olsa müdahale edemeyecek, karşı taraf ipi kopardığında biz hazırız, cevap verebiliyoruz. Esasında bu renk kodları, bu dikkat seviyesi sistemi, hayatın her yerine yönlendirilebilir; hem diplomatik servislerde çalışanlar hem de normal sürücüler, dikkat seviyesi kodlarıyla yaşamalı.

Yaprak Özer: İş dünyası alıyor mu sizden eğitim?

Ahmet Özgün: Kurumsal firmalar, genellikle kullanıcı şoförlerini bize yollarlar. Şoförleri eğitim alır, bu mevzuda.

Yaprak Özer: Ağır yük taşıyan… ağır derken, önemli yük taşıyan… buna dikkat etmek zorunda değil mi?

Ahmet Özgün: Bunlar çok önemli şeyler. Çünkü üst seviye kişilerin alıkonulması, kaçırılması… ağır durumlar olduğu için izin verilmemesi gerekiyor. Birçok sürücüyle bunları çalışıyoruz. Hatta, “Yolu kesildi, ne yapacak?… Orada iki seçeneğiniz var. Ya geri geri kaçacaksınız… Biliyorsunuz, eskiden filmlerde J dönüşleri yapılırdı.   Bu arada biz artık J dönüşü eğitmiyoruz. Neden diyeceksiniz? Bizim yollarımızda çok fazla çukur var. O aracı çevirirken, bir çukura takılırsa takla ihtimali çok yüksek. Dolayısıyla artık sürücülere geri geri araç kullanmayı öğretiyoruz. Yeter ki, riskle aranıza mesafe koyun. Tehlikeden uzaklaştık. Şimdi üç nokta dönüş, riske atmadan… Sürücünün bir risk daha yaratmasını istemiyoruz.

Hoop çevirir, giderler. Artık yapmıyoruz onu. Özellikle SUV tipi araçlar, hem takla atabiliyor… Önünüz kesilirse, kendi aracınızı silah olarak kullanmak çok önemli. Otomobil, bizim sektörde, direksiyonu kim tutuyorsa, “Süleyman” odur. Dolayısıyla, sürücünün orada vermesi gereken karar, devam mı edeceğiz? Edeceksek, bu aracın neresini vurup; kendimizi buradan kaçırabileceğiz, kurtarabileceğiz? Biz bunlar üzerine çalışırız. Onu nişanlaması var. Düz de çarpabilirsiniz; geriye de çarpabilirsiniz. Çünkü iki taraftan da yolunuz kesilebilir ama aracınıza hasar vermeden bu işlemi yapmanız gerekiyor. Hava yastığı patladı… Çarpıp geçerken, hava yastığınızı patlatırsanız, muhtemelen yakıt pompasını kesecek araç; orada kalırsınız.

Yaprak Özer: Hep bunları düşüneceksiniz. “kavun içi” – “sarı” – “kırmızı” geçişleri.

Ahmet Özgün: Karar vermek için zamanınızın olması gerekiyor. Son anda işin içine düşerseniz, karar veremeyeceksiniz. Otomobilinizin neresiyle karşı tarafa vuracaksınız? Karşı tarafın neresine vuracaksınız? Karşı tarafın sert noktasını bulmanız lazım. Yumuşak yerine vurursanız, siz de içine gömülürsünüz. Ve sizin sert noktanızla onların sert noktasına vurmanız gerekiyor. Sizin yumuşağınızla onların “sert”ine vursanız, yine siz burada gömülürsünüz. Ve kaç lastikle savaşacaksınız? Dört lastikle savaşırsanız, asla işin içinden çıkamazsınız.

Yaprak Özer: Kaç lastikle?

Ahmet Özgün: İki. Her zaman iki lastikle savaşmanız gerekiyor. Rakip aracın yalnızca iki lastiğiyle savaşmanız gerekiyor. Yani yolunuzu bir araç keserse, tam ortadan vurursanız, dört lastikle savaşıyorsunuz. Dört lastiği sürüklemeye başlarsınız. O savaşı kazanamazsınız; en ufak bir araç bile yolunuzu kesebilir, çok büyük bir aracınız olsa bile. Ama sadece arkayla ya da sadece önle, sadece iki lastikle savaşırsanız, onu çevirme ihtimaliniz çok yüksek; ama hava yastığını patlatmadan… Onu nasıl yapacağız?

Yaprak Özer: Nasıl yapacağız?

Ahmet Özgün: Bunların eğitimleri var. Esasında güvenli sürüş… Kaza yapmadan ailemizi nasıl taşıyacağız, eve nasıl gideceğiz, işe gideceğiz? Birçoğumuz için kaza yapsak, sakatlansak, yaralansak… Her şeyi geçin, ehliyetinizi kaybettiniz… Eve ekmek götüremeyeceğiz. Yani bu iş o kadar kritik ki, trafikteki güvenlik… ciddiye almamız gerekiyor. Eğitimler çok önemli ama sürücünün dikkatinin yolda olması lazım. Cep telefonunda muhabbette değil.

Korkutmak da istemiyorum sürücüleri. Otomobillerde radyo teybimiz var; radyo dinliyoruz ve bunlar çok fazla risk yaratmadığı için üretici firmalar araçların içine bunları koyabiliyor. Aradaki fark şu: Radyoyu veya müzik dinlerken, beyin sadece dinliyor, cevap vermiyor. Problem, cevap vermeye başlayınca! O yüzden cep telefonu problem…

Yaprak Özer: Ben dans edenleri görüyorum. Onu ne yapacağız?

Ahmet Özgün: Yeter ki cevap vermesin. En büyük sıkıntı Türkiye’de, aşırı hız tabii. Ölümlü kaza, ölümlü ve yaralamalı kazaların en büyük nedeni: Aşırı hız. Hız, beraberinde felaket getiriyor. Bugün 30 km. hızla bir yayaya çarparsanız, hayatta kalma ihtimali yüzde 90 ama sakat kalma ihtimalleri çok yüksek. 30’dan bahsediyoruz. 45-50 km. ile bir yayaya çarparsanız, yüzde 50 hayatlarını kaybedecekler, yüzde 50’nin üzerinde hayatta kalma ihtimalleri yok. Dolayısıyla, dikkatimizin yolda olması gerekiyor. Amaç, güvenli bir şekilde aracımızı kullanmak, kazaya girmemek…