Benden sonra tufan mı, yoksa…

“İnsanlık, gelecek kuşakların gereksinimlerine cevap verme yeteneğini tehlikeye atmadan, günlük ihtiyaçlarını temin ederek, kalkınmayı sürdürülebilir kılma yeteneğine sahiptir.”
Kaynak: Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Komisyonu 1987

Ne düşünüyorsunuz? Yanıt verecek olsanız, “Önerme doğru, eylem yanlış” der miydiniz? Bence diyebilirdiniz…

Sürdürülebilir kalkınma; ekonomik büyüme ve refah seviyesini yükseltme çabalarını, çevreyi ve yeryüzündeki tüm insanların yaşam kalitesini koruyarak gerçekleştirme yöntemi. Hedef; şu andaki ihtiyaçları, gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama kapasitesini riske atmadan karşılamak.

Siz doğmamış çocuklarınızın, torunlarınızın, torunlarınızın torunlarının geleceğini karartmadan mı bugünü yaşıyorsunuz? Yoksa “benden sonra tufan” mı diyorsunuz?

Dünyanın geçici bekçileri
Güney Afrika Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi baş danışmanı, eski yargıcı ve Küresel Raporlama Girişimi (GRI- Global Reporting Inıtiative) başkanı Mervyn King Türkçeye çok yeni çevrilen “Dünya’nın Geçici Bekçileri” adlı bir kitaba imza attı. King kitabının tanıtımı için Türkiye’deydi. King’e göre; insan, gezegen ve kar etme birbirinden ayrılmaz unsurlar. Sanayi Devrimi’nden bu yana geçen yaklaşık 200 yılda yerkürenin bugünkü hastalıklı duruma gelmesine biz neden olduk. Dünyayı öyle bir hale getirdik ki, en değerli zamanımız sayılan tatillerimizi geçirdiğimiz cennetler yakında cehennem olacaklar. Kimbilir belki de bugün yüzüne bakmadığımız coğrafyalarda yaşamak zorunda kalacağız.

Nasıl bir dünyada yaşıyorsunuz? Bu soruyu kendinize sordunuz mu? Zaman zaman birilerinin bize anımsatmasında fayda var. Merak etmeyin ben de sabahları uyandığımda güne ulvi sorular ve vicdan azabı yaratacak yanıtlarla başlamıyorum. Benim sizin gibi, sizin benim gibi olmanız ruhumuzu temizlemek şöyle dursun rahatlatmaya yetmez. Bildiğinizi düşündüğüm dünya tarifini bir kez daha pişirip önünüze getirmek istiyorum.

Bir araştırmaya göre dünyada adam gibi kayıt kuyut tutulmaya başlandığı tarih 1850. O gün bugündür dünyanın yaşadığı en sıcak yıl 2005 oldu. İnsanlığın varoluşundan bu yana ilk defa kentlerdeki nüfus kırsaldan daha fazla. Kentsel alanlarda artan su talebi nedeniyle su kaynakları hiç olmadığı kadar hızlı tükeniyor. Bundan sonraki savaşların su nedeniyle çıkması çok muhtemel. 2050’de dünya nüfusunun 9 milyar olacağı tahmin ediliyor. Canlı türleri sadece 1970 ile 2000 arasında yüzde 40 azaldı.

Özetle durum şu; bizde mevcut ekonomik sistemi sürdürecek nefes kalmadı, gezegende de derman bırakmadık. Tebrikler…

Taşın altına elini kim koyacak
Gezegen üzerindeki etkimizi tersine çevirmek kimin sorumluluğu? Bizim! Biz kimiz? Bireyler, şirketler, devletler… Ne yapıyoruz? Top çeviriyoruz. Herkes sorumluluğu bir diğerine atıyor.

Bir başka açıdan dünyanın tarifine bakacak olursak, gelir bakımından dünyadaki en büyük 100 ekonomiden 51’inin devletler değil, çokuluslu şirketler olduğu tahmin ediliyor. Milyonlarca şirkete karşı sadece birkaç yüz devlet var. Yüzden fazla ülkede faaliyet gösteren çokuluslu bir şirket gezegendeki değişimde devletlerden çok daha fazla etkiye sahip.

“Dünyanın geçici bekçileri” başlığının anlamı şu: Hepimiz faniyiz. Her canlı bir gün ölümü tadacak. Şirketler de öyle. Zaten yaşasa ne olur. Biz gelip gidiyoruz, her gelişimizde hancıyı dövüp duruyoruz. Hancıda ne oda kaldı, ne döşek. Yatacak yerimiz yok baylar bayanlar. Biz geçici bekçiler, dünyaya getirdiğimiz küçük geçici bekçilere ne öğretiyoruz? “Sana güzel bir gezegen bırakıyorum yavrum” cümlesini kurabilen var mı aranızda?

Sürdürülebilirliği sürdürmek
Son üç yüzyılda şirketler işlerinin sadece finansal göstergelerini, yani sacayağının sadece birini rapor ediyor. Sacayağının diğer bacakları şirketlerin sosyal ve çevresel katkılarını oluşturuyor. Halka açık şirketlerin finansallarını açıklamaları zorunlu. Adına “sürdürülebilirlik raporu” denen, bir şirketin sosyal ve çevresel faaliyetlerini gösteren raporlarını açıklamak gibi bir zorunlulukları yok. Bu raporların varlığı bizim ülkemizde çok yeni. Şu aralar kendilerini diğerlerinden ayırmak isteyen kurum ve kuruluşlar için bir can simiti. Bir kısım için doğrusu bu ya, moda. Bir başka grup için PR vesilesi. Hemen her şey böyle başladığı için ülkemizde, ben başlangıçlara takılmaktansa sonucuyla ilgilenmeye özen gösteriyorum. Böyle baktığımda sürdürülebilirliği sürdürmek gerek diyorum. Desteklemeliyiz.

Merak edenler için, sürdürülebilirlik raporlaması nedir? Sürdürülebilir kalkınma hedefine doğru kurumsal performansla ilgili olarak ölçme, açıklama yapma, iç ve dış paydaşlara karşı sorumlu olma uygulamasıdır.

Global Reporting Initiative (GRI) yani küresel raporlama insiyatifine göre Raporlama Çerçevesini kullanarak geliştirilen sürdürülebilirlik raporları, raporlama dönemi esnasında kurumun taahhütleri, stratejisi ve yönetim yaklaşımı bağlamında ortaya çıkmış neticeleri ve sonuçları kapsar. Raporlar, diğerlerinin yanı sıra aşağıdaki amaçlar doğrultusunda kullanılabilir. Aşağıdaki üç maddeyi okurken bazı kelimelerin altını özellikle çizeceğim, örneğin kıyaslama, değerlendirme karşılaştırma… Bunlar ölçmek anlamına gelir, zahmetli olmakla birlikte güzeldir:
• Sürdürülebilirlik performansının yasalar, kurallar, yönetmelikler, performans standartları ve gönüllü girişimlerle kıyaslanması ve değerlendirilmesi,
• Kurumun sürdürülebilir kalkınma hakkındaki beklentileri nasıl etkilediğinin ve onlardan nasıl etkilendiğinin gösterilmesi ve
• Performansın, kurum içinde ve farklı kurumlarla zaman içinde karşılaştırılması.

Teknoloji sürdürülebilirliği parlatıyor
Sosyal mecra ve buradaki iletişim sürdürülebilirlik temasının yıldızını parlattı. İş dünyası Facebook ve Twitter başta olmak üzere sosyal medyayı pek sevdi. Bu platformların ücretsiz ve erişimlerinin kolay olması şirketlerin bu platformlardan paydaşlarına ve müşterilerine ulaşmaya ağırlık vermesini sağladı. Platformlarda bireyler kendilerine hitap eden her konuyu, kendileriyle benzer ilgi alanlarına sahip diğer kişilerle tartışabiliyor. Herkese göre bir grup ve her tartışma için bir platform var. Çam ağacı özünün toksik değerlerinden, 1970’lerin Nintento oyun konsollarına kadar birçok insanı hayrete düşürecek niş konular konuşuluyor.

Bilgi yaygınlaşıyor, önemli ölçüde demokratikleşiyor. Şaşıracaksınız şirketler ürün ve hizmetlerinin yanı sıra sürdürülebilirlik politikalarını anlatmaları için de bu platformları kullanır oldu. Bazı çokuluslu firmalar sosyal medya kullanıcılarının ve bloggerların paylaşmaları için “sürdürülebilirlik sosyal medya kit”leri hazırlıyorlar. Kullanıcılar bunlara şirketin web sayfasından ulaşabiliyorlar.

SOSYAL MEDYA SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK İLİŞKİSİ
• Bloggerlar: Bloggerlar en iyi çevreci uygulamalar üzerine yazıyor ve tartışıyorlar. Bunlardan birisi şirketinizinki olabilir.
• Mobilite: Sosyal medya platformları insanların belirli konular etrafında mobilize olmasını sağlayarak şirketleri daha iyi çevreci önlemler almaya teşvik edebiliyor.
• Bilgi kaynağı: Sosyal medya sadece yorumlardan ibaret değil. Artık önemli bilgi kaynağı haline dönüşüyor.
• Eğitim aracı: “Webinar”lar sayesinde sürdürülebilirlik konusunda yaptıklarınız hakkında katılımcıları bilgilendirebilir ve eğitebilirsiniz.
• Tekil iletişim dönemi: “Mass media” dediğimiz yaygın iletişim ağı tabii ki ölmedi. Ölmeyecek de… Ancak bireyin kontrolü ele aldığını görmemek de mümkün değil.
• Kulaktan kulağa: En etkin pazarlama yöntemi olarak bilinen “Word-of-Mouth” aslında aynı zamanda en etkin iletişim aracı.

İNANIRSANIZ
Araştırmalar şirketlerin sosyal medya platformlarındaki varlık amaçlarının kar olmadığını gösteriyor. Business.Com’un “2009 Business Social Media Benchmarking Study” çalışmasının sonuçlarına göre şirketler sosyal medyadaki başarılarını şöyle sıralıyor ve görüyoruz ki, kar etme beşinci sırada yer alıyor:
• Web sitesi trafiğindeki artış % 61
• Potansiyel Müşterilerle ilişki % 57
• Marka bilinirliği % 54
• Müşterilerle ilişki % 50
• Kar % 42
• Marka ünü % 42

Sosyal medyayı kim, nasıl kullanıyor
Şirketlerin çoğu iletişim ve PR aracı olarak gördükleri sürdürülebilirlik ile ilgili çalışmalarını sosyal medya aracılığıyla kamuoyuyla paylaşmaya başladı. Düşük bütçeli hatta zaman zaman bütçesiz bir iletişim aracı olan sosyal mecra işdünyasında popüler. The Anderson Analytics’in araştırması göre Facebook ve LinkedIn kullanıcılarının yalnızca yüzde 29’u bu mecralar olmadan yapabileceğini söylüyor. Bu oran Myspace için yüzde 35, Twitter için yüzde 43.

En başarılı sosyal mecra kullanıcıları
Şeffaf Bir Blog Sun Microsystems CEO’su Jonathan Schwartz’ın blogu yönetici blogları içerisinde en farklı örneği oluşturuyor. Ayda 400 bin kişinin ziyaret ettiği blogda olumlu ya da olumsuz yorum yazmak serbest. Hatta saçma sapan yorumlar bile onaylanıyor. Blog şeffaflık üzerine kurulu.

Best Western oteller zinciri “On the go with the Amy” isimli bir blogun sponsoru. Bu bloga insanlar ziyaret ettikleri yerler hakkında deneyimlerini yazıyorlar. Dell, Second Life oyununda bir ada da dahil birçok platformu kullanan ve sosyal medyaya en çok yatırım yapan şirket. Dell’in birden fazla Twitter hesabı, aktif Facebook profili ve blog ağı bulunuyor. Sosyal medyanın yatırım getirisini açıklayan neredeyse tek şirket Dell. Dell’in açıklamasına göre sosyal medya yatırımları Dell’e bir milyon Dolar kazandırdı.

GM müşterileriyle doğrudan iletişim kurmak için blogları kullanıyor ve buralarda dizayndan çevreci teknolojilere kadar müşterilerin birçok sorusunu cevaplıyor.
Jeep müşterilerine Flickr, Facebook ve Myspace’den ulaşıyor.

McDonalds şirketin kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerini yayınladığı bir bloga sahip.
Zappos Twitter’ı çalışanlarının müşterilerle ayakkabı sevgisi konusunda diyaloga girmelerini sağlamak için kullanıyor.

Websitelerinden örnekler
2009 yılında GRI Reports List’e dahil olan 1226 sürdürülebilirlik raporu var. Bu sayı dünyanın değişik yerlerinde sürdürülebilirlik raporu yayınlayan şirketlerin büyük bir çoğunluğunu ifade ediyor.

İlaç devi Bayer sürdürülebilirlik çalışmalarını biraz daha ileriye taşıyor. Websitesi ziyaretçilerine “Sustainability Program – Social Media Info Kit” sunuyor. Böylece ziyaretçiler bu sayfadaki bilgileri, videoları, podcast ve slaytları bloglarında ve sosyal medya platformlarındaki profillerinde paylaşabiliyorlar.

New York City State University Sürdürülebilirlik ile ilgili çalışmalarını “Sustainability Office” altında topluyor. Ayrıca “NC State University Sustainability Office” adında bir Facebook grubu ile çalışmalarına devam ediyorlar.


Kaynaklar:

• Mervyn King, Dünya’nın Geçici Bekçileri, İstanbul: Caretta Reklam, 2010.
• www.globalreporting.org
•”Role of Social Media in Sustainability Evolves”, http://www.environmentalleader.com/2009/07/15/role-of-social-media-in-sustainability-evolves/

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir