Başarı; Sefer mi, Zafer mi?

Bloomberg’de yayınlanan Başarı Hikayeleri programı değişik kesimlerden çok ilgi görüyor. Toplumun yakından tanıdığı isimlerin başarılarını anlamak öğrenmek çok önemli bir fırsat. Buna karşın toplumun farklı coğrafya ve kesimlerinde de isimlerine aşina olmadığımız pek çok başarı hikayesi var. Neden onlara da ekranı açmıyoruz diye düşündük. İyi ki de düşünmüşüz! Çünkü bu ve gelecekte okuyacağınız başarı öyküleriyle Türkiye için daha fazla heyecan duyacak, daha fazla umut besleyeceksiniz. Karamsar bir gündemin içinde boğulurken, Türkiye’de güzel şeylerin de olduğunu görmek içimizi ısıtıyor.

 

Yaprak Özer: Başarı Hikayeleri’ni bütün Türkiye’ye açtığımızı duyurduk. Ömer Ekinci ve Recep Topçu biri bilişim diğeri armatür sektörü… Ömer Bey ne iş yapıyorsunuz, anlatır mısınız?

Ömer Ekinci: Biz Türkiye’de yüzde yüz yerli Türk printer’ını üreten aile şirketiyiz. Bununla da mobil çözümler, Türkiye’de sahada gördüğünüz, yollarda gördüğünüz her dört araçtan üçünde kullanılan yazıcıları üreten firmayız.

 

Yaprak Özer: Araçlarda gördüğümüz yazıcı ne?

Ömer Ekinci: Masa üstünde kullandığınız yazıcı gibi değil, araçlarda fatura kesmeyi sağlayan iş çözümlerine yönelik bir cihaz bizimkisi.

 

Yaprak Özer: Bunların yazılımlarını mı üretiyorsunuz?

Ömer Ekinci: Hem yazılımını hem donanımını üretiyoruz.

 

Yaprak Özer: Kaç kişi çalışıyor?    

Ömer Ekinci: 20 kişilik bir üretimimiz var toplam 30 kişilik bir ekibiz.

 

Yaprak Özer: Bu 20 kişi mühendislerden mi oluşuyor?

Ömer Ekinci: Evet. Esasında işin kökünde o teknolojiyi geliştiren kişi babam Gürbüz Ekinci. Kendisi alaylı, ama 90’lardan beri teknoloji ürünleri yapıyor. Kablosuz teknolojileri ilk bluetooth’u Türkiye’ye getiren kişi, bu işin okulunu da okumamış ama yeteneği var. Başlamış ben de üniversiteye girdiğim sene başladım, işin ticari tarafını oluşturdum beraber gidiyoruz.

 

Yaprak Özer: Recep Ali Bey sizi tanıyalım.

Recep Topçu: Teknolojisiyle, üretim teknikleriyle, insan kaynaklarıyla, farklı tasarımıyla armatür imalatı yapan sektördeki üç büyük markadan biriyiz. 250’ye yakın çalışanımız var. 32 ilde ihracatımız var. Bunun yanında sosyal sorumluluk anlamında çalışmalarımız var. Hayata bütün bakan felsefesiyle derinlemesine yaklaşmayı tercih eden bir sanayicilik anlayışımız var. Perakendeden başlayıp zirve yolculuğuna toptancılık, üretim ve sanayicilik olarak devam eden bundan sonra da uluslararası anlamda bir marka olma yolunda kurulmuş bir grubuz.

 

Yaprak Özer: Recep Ali Bey şimdi sizin de hikayenizde bir baba faktörü var.

Recep Topçu: Şöyle babam dört sene askerlik yapıyor. Asker öncesi demircilik yapıyor,  taş ustalığı yapıyor fakat asker dönüşü sevdiği kız başkasına verilmiş, evlenemiyor ama babam başka bir şey yapıyor aslında o bölgede bu tip durumlarda insanların normal reaksiyonu öldürmedir, o toprak altına diye bu şekildedir aslında. Veya gider karşı tarafa evlenen erkeğe bir şeyler yapar fakat babam onu tercih etmiyor. Ayrılıyor memleketten. Memleketten ayrılarak belki de bu günkü hikayemizin başlangıcı bu şekilde oluyor. Kaderin bir cilvesi olarak babam Amerikalılarla çalışıyor.

 

Yaprak Özer: Sizin bu hüzünlü aşk hikayesini bu kadar dillendirmenize anneniz reaksiyon göstermiyor mu?

Recep Topçu: Gayet makul bir şekilde karşılıyor annemiz. Çok güzel bir insan, bizim yetişmemizde babamız kadar önemli.

 

Yaprak Özer: Nasıl bir şey mucit olmak ne demek?

Ömer Ekinci: Babamın ismi Gürbüz, lakabı Gübitak. Kendisi ön planda olmayı hiç sevmemiştir. Esasında baba oğul hikayelerine baktığımız zaman dominant babaların maalesef çocukları biraz çekinik oluyorlar.

 

Yaprak Özer: Babanız dominant mı?

Ömer Ekinci: Hayır değil. Öyle olsaydı babam burada olurdu. Ama çok zor biliyor musunuz yani dominant bir babanın çocuğunu güvenip de toplantıya gönderebilmesi, önemli işlere gönderebilmesi çok zor bir şey. Ben 14 yaşımda başladım, 28 yaşımdayım, babamla beraber çalışıyoruz. Baba oğul çalışmak da çok zor iş. İzleyenler babalarını kafalarında canlandırırsa bakış açıları çok farklı olur. Bir de babam tamamen üretim bakışlı bir adam ben satış pazarlama bakışlıyım. Çok güzel aynı kaptaki iki farklı yoğunluklu sıvı gibiyiz birbirinin boşluklarını dolduran. Çatışıyoruz tabii ki ama işin güzelliği. Babamın mucitliği de askerlikten başlıyor. O zamanlar tabancalara tetikler yaparak başlamış. Benim rahmetli dedem Türkiye’nin ilk aküsünü üreten kişi. Ben şimdi iş hayatına başladığım zaman baktım ki bir şey üretmek inanılmaz şeyler üretebilirsiniz ama satamazsınız bir faydası yok. Ben dedim ki bari bunu da satayım. Çünkü gerçekten de o vitrinde hiçbir şey yok ama içeride çok şeyler üretiliyor. Elime tornavida bile almadım çünkü iki ortağın ortak paydasının çok az olmasını anladık zamanla.

 

Yaprak Özer: Vodera diye bir başka şirket var… yapısal bir şirket mi, yoksa bir ürün müdür bu?

Ömer Ekinci: Yapısal bir şirket olarak başlamadı, daha sonra başladı Desnet’in altında bir yapı olarak. Beş yıl babamla gece gündüz işyerinden çıkmadan sabahlara kadar çalıştık. Çocuk yaşta çok ciddi projelere imza atma şansım oldu. İçimde girişimcilik varmış herhalde, bu işi oturup ekiple sürdürmeye başlayınca ben yeni işlere yelken açtım. Birkaç tane farklı iş yaptım.

 

Yaprak Özer: İşinizin boyutunu öğrenebilir miyiz, rakamlardan konuşalım açıklayabiliyorsanız.

Ömer Ekinci: 12 ülkeye ihracat yapıyoruz ve aslında bizim ürünümüzün muadili olan ürünleri Türkiye’de bizden başka üreten yok. Muadil olan ürünler üç katı maliyette, örnek veriyorum yaptığımız ürün 500 Dolarsa bu 500 Doların 400 Doları Türkiye’de kalıyor. Bize üretim yapan 10’un üzerinde firma var. Dolayısıyla bizim yaptığımız üretim yurt dışında çok daha ucuz ama biz biraz Don Kişot’luk yapıyoruz orada ve o firmalar da bizimle ayakta kalıyor. Biz çok fazla para kazanmayalım ama bu eko sistem sürsün diye düşündük. Geçen ay yapılan bir araştırmada bilişim sektöründe ilk 400’üncü sıradayız. Ve kendi alanımızda Türkiye bazlı üreticiler listesinde de Türkiye’nin 34. büyük firmasıyız.

 

Yaprak Özer: Siz babanızla birlikte çalıştınız mı?

Recep Topçu: Çalıştık tabii. Şöyle benim babam Amerikalılarla birlikte çalıştığında aslında kişisel gelişime çok inanan bir insandı. Balıkesir Havaalanı’nı yapmış, Amerikalılarla birlikte. Babam şöyle bir şeyi farklı yaptı, ben de ondan ders alıp bazı şeyleri farklı yaptım. Babam dükkanı ilk açtığında benim adıma açıyor, o kadar güveniyor bize.

 

Yaprak Özer: Kaç kardeşsiniz?

Recep Topçu: Biz üç kardeşiz. Büyükleri bendim, dolayısıyla büyük büyüktür bizim kültürümüzde.

 

Yaprak Özer: Siz kaç kardeş?

Ömer Ekinci: Biz dört kardeşiz. Bizde rekabet çok fazla olacak herhalde ileride. Ben de en büyüğüm. Diğerleri henüz oyuna dahil olmadılar.

Recep Topçu: Biz birlikte çalışıyoruz. Babam evin yönetimini de bana bırakmıştı ortaokulu bitirdiğimde. İş yerinden de önce… Yani güzel bir uygulama. Ben de çocuklarıma aynısını yaptım. Okul bittikten sonra evin yönetimini çocuklarıma bıraktım.

 

Yaprak Özer: Evin yönetiminden kasıt ne?

Recep Topçu: Tüm iaşesinin giderilmesi, annesine para verilmesi, kardeşlerin yönetimi. Ama onu ben her sene döndürerek yaptım, her sene bir yıl bir tanesine yaptım. Yani oryantasyon deyin ne derseniz deyin. Yönetim, insan yönetimi, para yönetimi, bir çok şeyi öğrendiler.

 

Yaprak Özer: Peki biraz sizin büyüklüklerinizden bahsedelim.

Recep Topçu: İlk üç markadan bir tanesiyiz, yüzde yüz yerliyiz. 20 bin metrekare civarında fabrikamızın büyüklüğü. Bir entegre tesis içerisinde bir çok değişik departmanları bir arada bulunduran bir yapıdayız. 32 ülkeye ihracat yapıyoruz, 80 milyon lira civarında yıllık ciromuz var, bu yıl 100 milyonluk bir ciro yapmayı planlıyoruz. Yenilikçi ürünlerimizle, tasarruflu ürünlerle, sektöre kattığımız yeniliklerle her gün daha da ileri gidiyoruz. Biz bir taraftan işimize şöyle de yaklaşıyoruz sadece sanayici hisse senetlerini arttırmak zorunda değil aslında. Yeni sorumluluk sahibi insan toplumuyla, insanıyla, eğitimiyle her şeyiyle beraber büyümek durumunda olduğuna inanıyoruz. Bir de işimize felsefe anlamında bir defa Hz. Davud a.s.’ın mesleğini yaptığımıza inanıyoruz, demirciydi ve en nihayetinde de insana hizmet ettiğinin farkındayız çünkü suyla buluşturuyoruz.

 

Yaprak Özer: Şimdi tekrar size dönecek olursam sohbet tabii çok ama böyle değişik sektörlere gidip geldikçe, ne var hedefte?

Ömer Ekinci: Özellikle tarım bölgelerinde bizim sistemimiz kullanılmaya başlandı. Biz de bunun öncüsü olma şansına ulaştık.

 

Yaprak Özer: Ne yapıyorlar tarımda sizin ürünleriniz nasıl kullanılıyor?

Ömer Ekinci: Barkod teknolojileri kullanıyoruz. İşte hayvanların takibi, biliyorsunuz devlet büyük baş, küçük baş hayvancılığına destek veriyor. Süt kotası veriyor fakat bunun takibi yapılamıyor.

 

Yaprak Özer: Merak ettiğim bir şey var, siz rüzgara kapıldınız gidiyor musunuz yoksa siz günceli takip edip aslında güncelin önünde mi gidiyorsunuz. Hangisi oluyor işinizde?

Ömer Ekinci: Şöyle yürüyor bizde işler, Türkiye’de çok yenilikçi bir iş yapıyorsanız zaten çok rakibiniz olmuyor. Daha sonrasında tekrarlayanlar oluyor ama rakibiniz olmuyor başlangıçta. Bu yüzden de bir sorunu olduğunda insanlar bize gelir.

 

Yaprak Özer: Güzel bir şey midir rakibi olmak ya da olmamak?

Ömer Ekinci: Yani güzel ya da değil diye değerlendiremem ama en azından şunu biliyoruz biz yaptığımız işle rekabet ediyoruz. Ama şunu söyleyebilirim, ciromuz değil bizim hedefimiz şu kadar çıkartalım falan değil. Bizim hedefimiz burada Türkiye’de geliştirilebilecek en başta yazıcıyı söyledik ama Türkiye’nin yüzde yüz yerli ilk araç takip kutusunu, araç takip cihazını biz yaptık. Ve bunlar o projede ihtiyaç olduğu için yaptığımız şeyler. Dolayısıyla ihracatımızı arttırmayı hedefliyoruz. Türkiye dışına yazılımımızı hiç satmadık şimdiye kadar. Çünkü yazılım işine girenler işi bilenler bilirler, dünyada Türk mantığı diye bir şey vardır yazılımda. Mesela çok çok daha pratiktir.

 

Yaprak Özer: Nedir o dünyada Türk mantığı?

Ömer Ekinci: Amerika’da Silikon Vadisi’nde yazılımcıya, “Türk mantığıyla yapın bunu” derseniz çok daha hızlı yapar. Daha hızlı daha pratik yapma, takla attır da diyebiliriz buna.

 

Yaprak Özer: Bu iyi bir şey mi?

Ömer Ekinci: İyi bir şey değil. Ben Japonlarla yıllardır çalışıyorum biliyorsunuz Japonlar çok gelenekçidir. Ama biz onlardan bu sağlamlığı öğrendiğimiz gibi onlar da bizden pratik olmayı öğreniyorlar. İkisinin arasını bulmak gerek.

 

Yaprak Özer: Bu sizin sektörünüze tercüme edilebilir mi? “Türk gibi iş yapmak” var mı sanayide?

Recep Topçu: Sanayi biraz daha ağır işleyen çarklar var, sanayide makine, insan, ürün geliştirme çok kolay olmuyor. Ama yine de tabii Türk gibi düşünüp Türk gibi bitirmek hatta onu sürdürülebilir kılmak en önemli şeylerden bir tanesi. Sanayide istikrar çok önemli.

 

Yaprak Özer: Sektörün anladığım kadarıyla dinamiği bu, kaçırdığınız zaman kaçırıyorsunuz. Sizin ise geleneksel, sizde nasıl işliyor?

Recep Topçu: Biz aslında müşteri odaklı çalışan bir yapıdayız. Yani müşterinizin isteklerini siz gününde ve zamanında teslim edemezseniz, onun beklentilerini, fonksiyon ihtiyaçlarını karşılayamazsanız işi devam ettiremezsiniz. Biliyorsunuz özellikle son dönemde inşaat sektörü çok hızlı gelişen önemli sektörlerden bir tanesi. Çok güzel işler yapıyoruz, çok güzel üretimler yapıyoruz. Dolayısıyla bu güzel üretimler büyük inşaatlarımız, nitelikli konutlarımız nitelikli ürünler üretiyor. Bir zamanlar armatürlerimizle, mekanik tesisatlı ürünlerimizle, enerji azaltan zaman kazandıran ürünler üretiyoruz. Bizim de farkımız bu aslında yani şu anda armatürcüler içerisinde sanayiciler anlamında teknolojiyi kullanıyoruz, insan kaynaklarımızın fikrini geliştirmeyi onunla birlikte yürümeye önem veriyoruz.

 

Yaprak Özer: Ekibinizde teknoloji departmanı kaç kişiliktir?

Recep Topçu: Yani ar-ge ve ür-ge değişik birimlerimiz var. Bir de bunların yanında aslında dışarıdan hizmet aldığımız araştırma şirketleri, tasarımcılar var, danışmanlarımız var. Önemli olan bilgiyi kullanabilmek aslında ve onları bir araya getirebilmek.

 

Yaprak Özer: Eurovision’da ihalesini kazanmışsınız… Bu ihale neymiş anlatabilir misiniz?

Ömer Ekinci: Şimdi o bahsettiğim 2002-2007 arasındaki Desnet’i büyütme sürecimizden sonra yine bir kablosuz teknolojiyle Finlandiya’da karşılaştık, bu tekniği bulduk ve üzerine cihazı getirip geliştirdik, üreticiden çok daha fazla uğraşmışız farkında olmadan. Sertap Erener’in kazandığı sene başlamak itibariyle bütün iletişim altyapısını kurduk o mesajlaşma, puanlama sistemi, geçen yıl kazanan sanatçının kazanma anı görüntüsü bir sonraki yıl söyleyecek olan sanatçının sizin dilinizdeki şarkı sözleri. Geçen gün işte Londra Olimpiyatları’nın açılışı nasıl inanılmaz devasa bir organizasyon, o da keza öyle ama bizimkisi mobil iletişim altyapısı diyebiliriz.

 

Yaprak Özer: Dört yıl boyunca bu işi siz üstlendiniz.

Ömer Ekinci: Dört yıllık bir süreçti.

 

Yaprak Özer: Bundan sonra neler var, bu tür başka işler yaptınız mı? Eurovision gerçekten çok büyük bir lokmaymış aslında.

Ömer Ekinci: Evet güzel bir proje, bizim için de çok iyiydi. Ve Türkiye’deki bizim üretimdeki, Karadeniz’li, Erzincanlı, Erzurumlu arkadaşlarımız kurdu aslında başka ülkelerdeki insanları çok mutlu eden bir şey değil ama niyeyse bizi mutlu ediyor bu, çok da keyif verici bir projeydi. Onun dışında Kazakistan stadı çok büyük bir proje. Orada yer aldı, o projenin başlangıcında o sistemi altyapısını biz kurduk. Bunun gibi bölge ülkelerde birçok projeye imza attık. Kıbrıs’ta turizm için bir proje yaptık.

 

Yaprak Özer: Bölge bir fırsat yumağı. Sizin için de mi bölge çok büyük bir fırsat aslında?

Recep Topçu: Muhakkak son dönemdeki gelişmeler muhakkak bizi de etkiliyor. Öncelikle bizim ülkemizin konumu, merkezde güçlü olmak, merkezde gelişen fırsatlar.

 

Yaprak Özer: Şimdi stad demişken dikkatimi çekti. Siz de Arena Stadı’nın bütün armatürlerini vermişşisiniz, çok sayıda mıdır?

Recep Topçu: Yani şöyle spor biliyorsunuz popüler bir kültür olarak hepimizin ilgisini çekiyor. Hele VIP bölümü dediğinizde çok daha.

 

Yaprak Özer: Takım tutar mısınız?

Recep Topçu: Ben çok fazla tutmuyorum. Aslında şöyle söyleyebilirim, Bursalıyım, Bursa’yı muhakkak tabii ki her zaman tutarım. Bir de alın teriyle emeğiyle bir şeyler yapmak isteyen yukarı doğru çıkmak isteyen hangi takım varsa ben onu tutuyorum yani bir takıma belli bir bağımlılığım yok.

Ömer Ekinci: Ben Galatasaraylıyım.

 

Yaprak Özer: Siz üretimin dışında sosyal sorumluluğa yoğunlaşmışsınız. Su sizin için, çok romantik zaten konuşurken bir iç huzuru veriyorsunuz. Suyla ilişkiniz nedir? Yakında bir müze bile açmayı planlıyorsunuz, sıradan bir olay değil.

Recep Topçu: Şimdi şöyle söyleyebiliriz, aslında her şey bir hayalle başlıyor bir adımla başlıyor, o adım sizi çok uzaklara götürebiliyor. Bazen farkında olmadığınız şekilde yolculuk gelişiyor farklı alanlara kayabiliyor. Bizimkisi umarım çok güzel bir neticeye ulaşacak, son dönemde aldığımız ve bize teklif edilen Eyüp meydanında eski bir hamam, şu anda restorasyonu devam ediyor. Oraya ülkemizin ilk ve tek su kültürü ve hamam müzesi yapmayı arzu ediyoruz.

 

Yaprak Özer: Kaç tane objeniz var elinizde?

Recep Topçu: Beş bine yakın ürünler var. Burada şöyle Yaprak Hanım, coğrafyamız sadece Osmanlı, Türklere değil Roma’ya, Bizanslılara da mekanlık yapmış, memleketlik yapmış bir mekan. Dolayısıyla burada Roma, Bizans medeniyetlerine ait birçok değerli eser var… 1000-1500 yaşında. Ama biz diğer taraftan işimizi de en güzel şekilde yapmayı arzu ediyoruz. İşimizde de çok yenilikler yapıyoruz, Türkiye’de ilkleri üretiyoruz, ilk kez biz altı yıl garanti verdik birçok şeyleri biz yaptık.

 

Yaprak Özer: Çok faalsiniz. Bir kitap yazmışsınız, diğer kitaplarınızı buraya almadık ama suyla ilgili bir arşiv oluşturmak arzusundasınız.

Recep Topçu: Yani bizimle birlikte olaya derinlemesine yaklaşan, etkinlikleriyle bir farklılık katan bir yapıda yapmayı arzu ediyoruz. Kütüphanemiz de olsun istiyoruz içerisinde.

 

Yaprak Özer: Suyu iyi kullanan bir ülke değiliz. Bu konuda girişimleriniz var mı yani bilinçli su tüketimi, çünkü dikkatimi çeken şey suyu taşıyan ve suya aracılık eden aslında objeler çok değerli hepsi. Su tüketimi ve suyun geliştirilmesi ile ilgili var mı çalışmalarınız?

Recep Topçu: Tabii ki. Ama şu biliyorsunuz insanlar bildiğine dost bilmediğine düşmandır. İnsan ne kadar tanırsa o kadar çok sever o kadar çok korur. Su konusunda biraz eksik bilgilendirmemiz var, suyun daha çok biyolojik yönünü biliyoruz biz. Simya boyutunu bilmiyoruz. Yani aslında hepimizin sudan bir parçayız. Toplumsal barışta, hoşgörüde, huzurda suyun çok önemi var. Biz şuna inanıyoruz, suyla iletişimimizin seviyesi insanlarla olan iletişimimizin seviyesini belirliyor. O seviye de yaşam kalitemizi belirliyor aslında. Dolayısıyla biz eğitimle başlayarak ilkokulda ve tüm okullarımızda eğitimle bu işi sevdirerek suyu tanıtarak başlarsak ben inanıyorum ki suyun güzel bir nimet olduğunu, farklı bir nimet olduğunu.

 

Yaprak Özer: Bir de suya benzeyen bir sosyal mecra var, o da su gibi şeffaf, akışkan, tuhaf bir mecra. Siz orada iyi bir aktörsünüz değil mi, “quizy me” nedir onu anlatır mısınız?

Ömer Ekinci: “Quizy me” bir sosyal paylaşım sitesi. Malumunuz Amerika’dan çıkan birçok başarılı girişim var. Bütün dünya artık milyarlara ulaşmış sayıda. Bir defa Türkiye’de böyle birçok ciddi kullanıcı olmasına rağmen çok ciddi bir genç nüfus olmasına rağmen böyle bir çalışma yoktu. Biz de soru bazlı bir sisteme geçtik yani siz bir soru soruyorsunuz, sorunun boş kısmını bırakıyorsunuz insanlar o boş kısmı dolduruyorlar.

 

Yaprak Özer: Siz nasıl sosyal mecralarda aktif misiniz?

Recep Topçu: Biz çok aktif değiliz bundan sonra aktif olacağız.

Ömer Ekinci: Ben sosyal medya ve özellikle  Twitter’ın aktif kullanıcılarından bir tanesiyim,  dünya o tarafa gidiyor artık. Biz çok endüstriyel bir iş yapmamıza rağmen sosyal medyadan müşterilerimiz oluyor zaman zaman. Dolayısıyla böyle bir projeye başladık ve ilk zamanlarda bir anda ziyaretçi bombardımanı oldu ve alt yapımız kaldırmadı. Türkiye’deki altyapı bu sistemi kaldırmadı ve zaman içerisinde düzelttik ama o ciddi patlamadan istediğimiz faydayı elde edemedik.  Brezilya’da, Şili’de bir anda en çok ziyaret edilen siteler arasına girdi. İlk başladığımızda bizim Türk projesi olduğumuzu beyan etmedik, Türkçe olarak da çıkmadı. Çünkü şöyle bir inanış vardır bir iş eğer ki kendi anavatanında yüzde elli pazar payına sahip değilse dünyaya açılamaz diye bir inanış var ama Türkiye’de de insanlarda bir öğrenilmiş çaresizlik var bizden böyle bir şey çıkmaz diye. Bana bu işin bir Türk projesi olduğunu söyleme kimseye diye tavsiye ettiler.

 

Yaprak Özer: Doğru bir tavsiye miymiş?

Ömer Ekinci: Maalesef doğru demiş. Ben çok üzülmüştüm ama Türkiye’de birbirine insanlar destek olur diye düşünüyordum ama yurt dışındaki projelere verdiğimiz desteği Türkiye’de maalesef göremedik o yüzden Brezilya’da şimdi. Yurt dışında kullanıcısı daha fazla ben bu proje için hiç yurt dışına çıkmadım ki, olması gereken şudur; Amerika’ya gidip lanse etmek gerekir. Esasında sosyal ağlarda bu bilgi güvenliği vs. biraz zamana bakarsak yakın zamanda Amerikan hükümeti sosyal ağ ve sosyal medya şirketlerine bu bilgilerinizi ben istersem sorgusuz sualsiz paylaşmanız gerekiyor bilgisini verdi ve bu kanunu çıkarttı. Dolayısıyla çok da böyle inanılmaz paranoyak bakmaya da gerek yok, acayip şeyler paylaşmıyoruz ama bütün bilgilerimizi biz bu şirketlerin sosyal ağlarında çok rahatlıkla paylaşıyoruz. Biz de dedik ki o zaman, Türkiye’de de böyle bir şey kuralım ve birçok bakanımızla da bu konuda görüşme şansım oldu birkaç bakanımızla diyeyim daha doğrusu. Ve onların da aslına bakarsanız teveccühüyle biraz daha bu işi büyüteceğiz, sadece ihtiyacımız şu yani Türk gencinin de ihtiyacı şu, desteklenmek ama manevi olarak desteklenmek. Çünkü yazılım olarak teknoloji olarak yeterliyiz ama bu işi büyütecek olan vizyon biliyorsunuz Türkiye’deki büyükler bile yurt dışı Amerika’ya gittikleri zaman bu sosyal ağ şirketlerini ziyaret ediyorlar. Çok da Küçük Emrah’a bağlamak istemiyorum ama olacak.

 

Yaprak Özer: Başarı nedir bana tarif edebilir misiniz?

Recep Topçu: Aslında başarı hayatı güzelleştirme, sevgiyi biriktirme, sevgi kapasitemizi büyütebilmedir diye düşünüyorum. Para pul belli bir yere kadar, belli bir yerden sonra cazibesini kaybediyor diye düşünüyorum. İnsanlar aslında tüm dünyada biliyorsunuz artık ruhsal zekadan bahsediyorlar hakikaten. SQ’dan bahsediyorlar yani kabuğun dışı, para dediğimiz muhtemelen cevizin kabuğu diyebiliriz.

 

Yaprak Özer: Denge nerede, nedir?

Recep Topçu: Şimdi bunlar işin fiziki hedefleri. Tabii ki bizim hedeflerimiz var. Şöyle düşünelim aslında elin üstü öpülüyor, fakat iş yapan içerisi. Yani ruh ve mana bütünlüğü kuramadıktan sonra iş ve dış bütünlüğü kuramadıktan sonra hiçbir anlamı yok. Dünyalar sizin olsa, tüm fabrikalar sizin olsa eğer siz sevgiyi, muhabbeti, barışı içerisinde yakalayamadıysanız hiçbir anlamı yok. Ben tercih etmiyorum. Çünkü geçmişte insanca yaşama üslubunu geliştirmiş bir medeniyetin torunlarıyız. Ecdadımız güzel şeyler yaptılar, varlıkla çok güzel ilişkilerini geliştirdiler, karınca ayağına çıngırak bağladı karıncayı ezmedi.

 

Yaprak Özer: Sizin dünyanız daha değişik, 28 yaşındaki bir genç gözüyle başarı nedir?

Ömer Ekinci: Çok çalıştığım yerden sordunuz çünkü çok sorguladığım bir şey. Genç yaşta bir şeyler yapmış olmak çok da travmatik şeylere de sebep olabiliyor, zor bir şey aslında. Ama şunu söyleyebilirim en büyük engelimiz başarılı görünmek için çalışmak ve başarının en büyük engeli de bu. Bence kesinlikle başarı değer yaratmaya çalışmak. O değerin karşılığında ne alacağınızı bilmek değil. Yani seferden sorumlu olmak zaferden sorumlu olmak değil. Zaferin olup olmayacağını bilemiyoruz yolun sonunda ne var bilmiyoruz ama bizim işimiz o yolu yürümek. Dolayısıyla ben başarının o yolu hakkıyla yürümek olduğunu düşünüyorum, değer yaratmak olduğunu düşünüyorum. Sadece kendimiz için, sadece sorumlu olduğumuz insanlar için değil yani Ali bey 300 – 400 kişiden sorumlu ben 30 kişiden sorumluyum ama aslında ikimiz de milyonlarca insandan sorumluyuz. Bu sorumluluğun karşılığını verebilmek ve bu değeri oluşturabilmek, gerisi kısmet.

Recep Topçu: Ben katkıda bulunmak istiyorum sevgili kardeşime, sevgiyle baktığınızda tüm dünya bir ailedir. Aslında renk, dil, coğrafya hiçbir fark gözetmeksizin insanıyla, hayvanlarıyla, bitkileriyle her şeyiyle tüm mavi gökyüzü altındaki hepimiz kardeşiz, bir aileyiz bu şuura ulaşabilmek. Bu şuura ulaştığımızda aslında para da bir yerde önemini kaybediyor.

 

 

Ömer Ekinci:

1984 Erzincan Doğumlu Ekinci, İstanbul Üniversitesi’nde İşletme Eğitimi alırken buna paralel olarak Babası Gürbüz Ekinci ile birlikte Saha Satış projelerinde kullanılan Mobil Araç Yazıcıları üreten Desnet Yazılım’ı kurdu. İşin Satış, Pazarlama, Finans ve İdari kısımlarını üstlendi. OT/VT (Otomatik Tarama/Veri Toplama) Sektörünün en büyük 5 şirketi arasına girdi. Lokasyon Bazlı Pazarlama konusunda faaliyet gösteren ilk ve tek teknoloji ajansı oldu. Uluslararası Eurovision Şarkı Yarışmasının 4 yıl üst üste yapıldığı ülkede iletişim altyapısını kurarak Eurovision’a uluslararası anlamda hizmet veren tek Türk şirketi oldu.

 

Recep Ali Topçu:

1964 Yılında Ardahan Posof’ta dünyaya geldi. 1981’de Bursa’da İnşaatçılık ve ayrıca Nalburiye malzemeleri satışı yapan babasının yanında çalışma hayatına girdi. Baba girişimini kardeşleriyle birlikte ikinci kuşak olarak sanayiciliğe taşıyarak sektörün ana oyuncularından biri haline getirdi. Ürünlerini 32 ülkeye ihraç ederek uluslarası bir hüviyet kazandırdı.

2010’da “İstanbul’un 100 Koleksiyoneri” ve 2012’da “100 Mucit Kobi” adlı kitaba girdi.

2011’de, başarı öyküsü “Dünya Gazetesi Başarı Öyküleri Kitaplığı” serisi içinde 48. kitap olarak basılarak gazete ile dağıtıldı.