Prof. Dr. Aslı Tunç ve Yaprak Özer – Neye inanacağımıza nasıl karar veriyoruz – Tam Transkript

Bu metin Prof. Dr. Aslı Tunç ve Yaprak Özer – “Bizi Kim Yönlendiriyor Neye inanacağımıza nasıl karar veriyoruz” başlıklı YouTube yayının tam transkriptidir.

Yayını buradan izleyebilirsiniz.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:00:00,000 –> 00:00:47,160
00:00:48,220 –> 00:00:54,260

Merhabalar efendim. Çok değerli bir konukla Fikir Buluşmaları’nda ben Yaprak Özer, sizlerle birlikteyim. Bundan çok mutluyum çünkü konuşacağımız konu, çok sevdiğim ve kendimi daha fazla geliştirmek istediğim bir alan. Sayın Prof. Dr. Aslı Tunç’la birlikteyim. Kendisi İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi. Biraz önce sordum; çok uzun yıllar birbirinden farklı idari görevleri vardı. Artık sade bir öğretim üyesi olduğunu söyledi. Şimdi ne konuşacağız?

Önce size hoş geldiniz diyeyim, Aslı Hanım. Bazen böyle başlayıp gidiyorum. Hoş geldiniz.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:00:54,560 –> 00:01:04,000

Hoş bulduk, Yaprak Hanım. Burada olmaktan, sizinle tekrar sohbet etmekten çok mutluyum. Zaten izleyiciniz olarak sizi hayranlıkla takip ediyorum.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:01:04,519 –> 00:01:04,760

Sağ olun.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:01:04,760 –> 00:01:17,440

Burada olmak gerçekten çok güzel. İşimiz sonuçta eğitmenlik, öğretim üyeliği. O yüzden sevdiğim işe geri döndüm. Tekrar sınıflardayım.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:01:17,440 –> 00:02:46,460
00:02:47,680 –> 00:03:30,800

Çok güzel. Bugün sizinle pek çok konuda görüş alışverişi yapmak istiyorum. Bunlar yalnızca benim değil, hepimizin, sokaktan geçen her insanın sabah gözünü açar açmaz karşılaştığı haberlerle ilgili. Bu haberlerin önemli bir bölümü artık benim doğduğum haber ekosisteminden farklı.

Nasıl zayıflarım? Hangi doktor ne demiş, uzmanlar ne söylemiş? Yüzümün sol tarafını nasıl yapsam, sağ tarafı şöyle mi olsa? Daha genç görünebilir miyim, yaşlanmayı durdurabilir miyim? Hepsi fantastik ve çok güzel. Ben de “Genç kalabilir miyim, yaşlanmayı durdurabilir miyim?” demek, cevabını bilene sormak istiyorum. Fakat içinde bulunduğumuz bu ekosistem bizi halüsinasyon görmeye, farklı duygulara kapılmaya itiyor.

Sizin de bu konularda dikkatimi çeken kritik araştırmalarınız var. Çalışmalarınızı birlikte yürüttüğünüz isimler açısından da çeşitlilik var. Kimileri de sizin özgün makaleleriniz.

Ahu Dereli Dursun’la yaptığınız bir çalışma var; biraz ondan söz edeceğim. Zeynep Atikkan’la çalışmanız da var.

Duyurularımızda “Bizi kim yönetiyor?” diye sordum. Bizi kimin yönettiği elbette belli. Ama bir influencer’ın bizi yönetebilmesi konusunda soru sorsam, “etki” ve “manipülasyon” kavramlarını da kullanıp bunları “yönetim”le birleştirsem? İlk sorumu bu şekilde yönlendireyim. Buyurun efendim.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:03:30,900 –> 00:06:17,096

Çok büyük bir soru sordunuz. Şöyle bir yerden başlamak isterim: Bilim soru sormayı hedefliyor; medyaya çok kesin yanıtlar sunmuyor. Influencer dediğimiz kişiler ise özellikle sosyal medya gibi son derece kırılgan ve kaygan bir zeminde sansasyonel olmayı tercih ediyor, bize çok net yargılar sunuyorlar: “Şu zayıflatır, şu güzelleştirir. Bunu yaparsanız kanseri önlersiniz.” Oysa bilim insanları, doktorlar ve tıp her zaman yanılma payını veya bir süreci öne çıkarırlar.

Şu anki haber ekolojisinde “soundbite” dediğimiz, hap gibi bilgiler ve çözümler arıyoruz: Neyin zayıflattığını, neyin iyi geldiğini öğrenmek istiyoruz. Mesela şu anda iğneler çok moda. İğneyle hemen zayıflayabiliyor muyuz? Yan etkileri var mı? Bütün bunlar aslında bilimsel süreçle çelişiyor. Hız bizi gerçeklikten uzaklaştırıyor. Öyle bir hız çağında yaşıyoruz ki her şeye çabuk, basit ve kolay algılayabileceğimiz biçimde ulaşmak istiyoruz.

Bu durum manipülasyona ve sansasyona açık; “clickbait” dediğimiz tıklama odaklı bir yapıya yönlendiriyor. Ne kadar sansasyonel, belki de yanıltıcı bir bilgiyi öne çıkarırsanız o kadar çok tıklanıyorsunuz. Bu, başlı başına sorunlu bir durum. Influencer ekonomisi ve tıklanma meselesi bunun üzerinden yürüyor; bilimsel sürece de aykırı. Çünkü bilim süreci önemsiyor.

Bir verinizden, çıktınızdan yüzde 97 emin olabilirsiniz. Ama yüzde 3’lük yanılma payı sosyal medyada hiçbir şekilde gösterilmez. Bu tür yargıları takip etmek doğamız gereği hoşumuza gidiyor. Araştırmalara göre özellikle X gibi platformlarda yalan, yanlış veya sansasyonel haberler sekiz buçuk kat daha hızlı yayılıyor.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:06:17,156 –> 00:06:17,996

Sekiz buçuk kat.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:06:18,716 –> 00:06:19,096

Ne kadar?

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:06:19,656 –> 00:06:23,296

“Sekiz buçuk kat” dediğinizi tekrar etmek istedim.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:06:23,876 –> 00:06:55,256
00:06:56,696 –> 00:07:22,796
00:07:24,216 –> 00:07:40,576

Sekiz buçuk kat. Son veriler böyle. İnsanlar haberin yalan olduğunu bilseler veya daha sonra doğrulama yapılsa da onu dolaşıma sokmaya eğilimli olabiliyorlar. Haber daha sonra teyit edilse de orada kalıyor ve yalan haber balon gibi büyüyor. Sorduğunuz influencer meselesi ise daha da ilginç.

Influencer’lar kendileri birer özne oluyorlar. Bu bir pazarlama alanı, öyle değil mi? Kişi ve kimlik olarak kendinizi öne çıkarıyor, bir ürün veya hizmet tanıtıyorsunuz. Dolayısıyla takipçi sayınız ve nasıl göründüğünüz önemli.

Pazarlanan, sizin kimliğiniz. Bu, başlı başına problemli; altı farklı şekillerde doldurulabilir bir durum. Belki daldan dala atlıyorum ama o kadar geniş bir soru sordunuz ki…

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:07:40,596 –> 00:07:51,256

Farkındayım. Zaten tartışmada değineceğimiz bütün noktalar bu büyük sorunun altındaydı. Bence hiç sakıncası yok. Buyurun lütfen.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:07:51,296 –> 00:08:09,156

Beni yönlendirebilirsiniz. Mesela ruh sağlığı meselesi ayrı bir konu. İnsanlar bir problem gördüklerinde ilk olarak kliniklere veya psikologlara değil, arama motorlarına başvuruyorlar.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:08:09,796 –> 00:08:09,956

Doğru.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:08:09,976 –> 00:08:10,756
00:08:11,856 –> 00:08:19,196

Fiziksel hastalıklarda da belki böyle ama ruhsal hastalıklarda çok daha fazla. Bunun çeşitli nedenleri var elbette.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:08:19,276 –> 00:08:49,396
00:08:50,936 –> 00:09:35,796
00:09:36,936 –> 00:09:50,796
00:09:52,316 –> 00:09:52,436

Ruh sağlığı konusunda yaptığınız önemli çalışmaya geleceğim. Ama önce etkiyle manipülasyon arasındaki farkı biraz daha somut açıklayalım, sonra sizi başka araştırmanıza yönlendirmek istiyorum. Etki nedir, manipülasyon nedir? Influencer’lar bizi manipüle mi ediyor? Yanlış haberlerin etkisi nasıl ölçülür, engellenebilir mi, kişiler bunu anlayabilir mi? Altında başka sorular da var.

Şunu da söyleyeyim: Bunları yapanları alabildiğine serbest bırakıp sonra “Ben etkileniyorum” demek de bana tuhaf geliyor. Burada bize de roller ve sorumluluklar düşüyor. Bunları tartışamadığımız için hâlâ ilk adımdayız: Influencer’lar tü kaka. Hepsi değil ama bir kısmı evet zararlılar. Fakat ben neciyim? Allah bana da akıl vermiş. Belki buradan girersek, sonra diğer çalışmalarınıza geçeriz. Çünkü bu bir sorumluluk.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:09:52,556 –> 00:10:07,656
00:10:08,716 –> 00:10:09,676
00:10:10,976 –> 00:10:46,256
00:10:47,496 –> 00:12:08,124
00:12:08,124 –> 00:12:26,104
00:12:28,544 –> 00:12:40,244

Evet, bu bir sorumluluk. İletişim literatüründe etki çok zor ölçülen bir şeydir. Televizyondan başlayarak sosyal medyaya kadar etkiyi ölçmek zordur. Ama bir algı yaratmak farklıdır. Öyle bir ortam yaratırsınız ki onun içindeki şey norm olarak kabul edilir; dışına çıkmak zorlaşır. “Bizim aklımız yok mu?” dediniz. Elbette var. Dijital okuryazarlık, eğitim, eleştirel olmak ve soru sormak devreye giriyor. Herkes aynı şekilde o rüzgâra kapılıp gitmiyor. Ama etki dediğimiz şey çok büyük bir alan.

Nasıl etkileniyoruz? Bazen görüp geçiyoruz. Bir kişinin uzman olup olmadığını kontrol edebiliriz. “Herkes influencer” dediniz; peki, bu kişinin uzmanlığı nedir? Sosyal medya herkese alan açıyor. Herkes gazeteci, herkes doktor, herkes psikolog; herkes bir şeyler söylüyor. Ama profesyonel normlar nedir? Bu, özellikle ruh sağlığında daha kritik.

Bunları süzüp filtre etmek elbette bize düşüyor. Fakat öyle bir ortam yaratılıyor ki etkilenmemek zorlaşıyor, algımız çarpıtılabiliyor. Benim de önüme bir sürü içerik düşüyor. Algoritmaya karşı çıkmak da zor. Bir güzellik ürününe veya vitamine baktığınızda akışınız bunlarla doluyor. “Bunları görmek istemiyorum” demek veya aralarındaki farkı ayırt etmek zorlaşıyor. Hangisi güvenilir, hangisi uzmanlık dışı şeyler yapıyor?

Bu ekoloji, bu medya iklimi bizi tüketici olarak çok kırılgan bir konuma getirdi. Birey olarak ne kadar entelektüel, sorgulayıcı veya eğitimli olsak da biraz güçsüz kaldık. Üzerimize öyle çok mesaj boca ediliyor ki gün içinde hangisinin güvenilir olduğunu ayırt etme şansımız çok fazla olmuyor.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:12:41,444 –> 00:12:50,064

Anlıyorum. Buradan daha erken dönemde Zeynep Atikkan’la yaptığınız çalışmaya geçelim.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:12:50,464 –> 00:12:50,504

Evet.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:12:50,504 –> 00:12:51,544
00:12:52,584 –> 00:14:16,804
00:14:18,524 –> 00:14:58,724

Blogdan Al Haberi. “Erken dönem” derken işin başlangıcını kastediyorum. Eski bir gazeteci olarak belki çuvaldızı kendimize de batırmalıyız: Alanına sahip çıksaydın. Uzmanlık da bunun içinde. Meslek odaları var; uzmanlığın kayıt altına alınması, “Bu kişi budur, bunu yapabilir” diye belirtilmesi gerekiyor. Meslek dediğimiz şey zaten bu. Herkesin “Benim mesleğim budur” diye dolaşması doğru değil.

Sizin çalışmanız, kamusal alanla vatandaşın haber alma ilişkisi arasındaki çizginin birden saydamlaşmasını, ortadan kalkmasını ele alıyordu. O zamandan bu yana çalışmalarınız ve gözlemleriniz devam etti. Verdiğiniz derslerin de birer araştırma noktası olduğunu düşünerek sorularımı soruyorum.

Ne oluyor Allah aşkınıza? Haber, haberci, haberci influencer, influencer’ın habercisi… Garip bir durumun içindeyiz. Mevzuya böyle de bakmak lazım. Bir de kamu var. Kamunun da bir anlatımı olacak. Bazen tamamen susuyor, bazen çok konuşuyor. O da bir propaganda. Bu kelimeyi de sohbetimize dâhil edeyim.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:14:59,184 –> 00:14:59,404

Hı hı.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:14:59,764 –> 00:15:10,084

Bu tek bir sorudan çok, ortaya attığım karışık bir mesele. Ama bir iletişimci olarak bunları ayıracağınızı düşünüyorum. Buyurun, söz sizin.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:15:10,984 –> 00:16:22,664
00:16:24,024 –> 00:17:46,344
00:17:47,564 –> 00:18:48,924
00:18:49,984 –> 00:19:26,504
00:19:27,824 –> 00:19:32,344
00:19:33,424 –> 00:19:49,284

Biraz baştan başlayalım. O kitabı yazdığımızda heyecanlı dönemlerdi. Sosyal medyanın ilk adımlarını seziyorduk. İlk örnekler bloglarla geliyordu; insanlar blogları yeni duyuyorlardı. Zeynep Atikkan’la yaptığımız çalışma o kadar öncüydü. Kendisi de saygın bir gazetecidir. Artık bu toksik ortamdan çekildi.

O dönemde sosyal medyanın, özellikle blogların daha yatay bir iletişim kuracağına ve demokratikleşmeye katkı sağlayacağına inanıyorduk. Literatür de genel olarak böyleydi. Daha yatay, kapsayıcı; azınlıkların veya kıyıda köşede kalmış grupların kamusal tartışmaya dâhil olabileceği bir ortam umudu vardı. 1990’ların sonundan itibaren literatür Amerika’da da Türkiye’de de bu yönde gelişti. Bunun örnekleri vardı: Toplumsal hareketler, coşku, dijital aktivizm…

Yurttaş gazeteciliği diye bir kavram ortaya atıldı. Kitap böyle bir dönemde yazıldı. “Ne değişti?” derseniz çok şey değişti. Artık çok daha karamsar bir noktadayım. Genelde iyimser ve umutlu bir insanımdır ama habercilik ve gazetecilik açısından hem küresel olarak hem ülkemizde son derece karanlık bir noktaya geldik.

Sosyal medyanın kullanımı daha toksik, daha zehirli bir ortama kaydı. Demokratik dediğimiz zemin farklı bir yere dönüştü. Bunun içine nefret, uzmanlık dışı kişiler girdi; teyit mekanizması ortadan kayboldu. Profesyonellik, kime gazeteci dediğimiz belirsizleşti. Kim uzman, kim gazeteci, kim profesyonel? Her şey birbirine karıştı. Etik kayboldu. Yalanla doğru arasındaki çizgi tamamen bulanıklaştı. Yalan haber daha çok dolaşıma sokulmaya başladı. Manipülasyon, yapay zekâyla birlikte zirveye çıktı. Sosyal medya şirketleri de ayrı bir mesele. Kitabı daha idealize bir dünyada yazarken şirketler bu kadar acımasız değildi. Şimdi ifade özgürlüğümüzü Elon Musk’a mı teslim edeceğiz?

Sosyal medyanın sahiplik yapısı da işin içine girdi. Devletler bireyi tamamen ortadan kaldırdı. O yüzden “Çaresiziz” diyoruz. Çok fazla bilgi dolaşıyormuş gibi görünse de yalan haber, birbirine saldırma ve eskiden naif biçimde “klavye şövalyeliği” diye hafife aldığımız davranışlar artık agresif saldırılara, mobbinge dönüştü.

Bu olaylara göz yumulması, düzenlemenin ortadan kalkması, Avrupa Birliği’nin bile çaresiz kalması… O kitaptan sonra sosyal medya çok hızlı biçimde karanlık bir noktaya kaydı. Yurttaşın haber alma, doğru habere ulaşma hakkı, demokrasiye katılımı gibi kavramlar çok naif ve artık konuşulamaz hâle geldi. Gazetecilik deseniz durumumuz zaten belli.

Kime gazeteci diyoruz? Gazeteci diye yücelttiğimiz insanlar kim? Kitle iletişim araçları zaten güvenilirliğini kaybetti. Konuşulacak o kadar çok konu var ki…

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:19:49,324 –> 00:19:56,824

Size hemen şunu sorayım: Bulunduğunuz bölümde pek çok iletişimci yetiştiriyorsunuz.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:19:57,144 –> 00:19:57,504

Hı hı.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:19:57,504 –> 00:20:08,724

Onlar kendilerini ne olarak görüyorlar? Gazeteci olacaklarını mı düşünüyorlar? “Kendilerini ne sanıyorlar?” derken yanlış anlaşılmasın.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:20:09,004 –> 00:20:10,344

Sorunuzu anladım.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:20:10,404 –> 00:20:24,304
00:20:25,584 –> 00:20:30,404

Siz onlara ne diyorsunuz, onları hangi meslek için yetiştiriyorsunuz? Ardından birkaç rakam da vereceğim; bunlar söylediklerimizi birbirine daha fazla bağlayacak.

Gerçekten büyüyünce ne olacaklarını düşünüyorlar?

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:20:31,184 –> 00:21:49,244
00:21:50,524 –> 00:21:53,724

Bir üniversite hocası olarak her yıl daha çok zorlanıyorum. Gazetecilik bir tutku gerektirir. Koşullar ne olursa olsun, baskıya ve sansüre rağmen o işi yaparsınız. Soru sorma tutkusunu engelleyemezsiniz. Böyle öğrenciler her zaman var; onları her koşulda yüreklendiriyoruz.

Bir kısmı kendi mecrasını yaratmak istiyor. Dört yıl sonra bambaşka bir medya ortamına gidecekleri için bunu da destekliyoruz. “Girişimci olun, kendi mecranızı kurun, teknolojiye hâkim olun” diyoruz. Bir kısmı spor medyasına, bir kısmı medya yöneticiliğine yönelebiliyor. Ama influencer olmak isteyenler de var. Kamera önünde ve daha görünür olmak isteyen yeni profiller gelmeye başladı. Bu da influencer etkisi; kendini tamamen ön plana koymak.

Ben ise bireysel duruşumu yavaş yavaş şöyle netleştirmeye başladım değişmeyecek temel değerler üzerinden gidiyorum.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:21:54,504 –> 00:21:55,424

Nedir bunlar?

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:21:55,924 –> 00:23:43,164

İnsana saygı, mesleğini yaparken etik duruş, merhamet… Çok temel kavramlar üzerinden gitmeye çalışıyorum. Diğerleri öğrenilir, geçip gider. Öğrencilerin pek çoğu YZ’yi ve diğer araçları teknik olarak benden daha iyi kullanıyor. Mesele bu değil. Sosyal bilimci olarak bir olaya yaklaşmayı biliyor musunuz? İnsana, çocuğa, doğaya yeterince saygılı biçimde mesleğe yaklaşıyor musunuz?

Artık bu temel değerleri vermeyi hedefliyorum. Kişisel olarak bunu amaçlıyor, duruşumla ve yaşamımla rol model olmaya çalışıyorum. Çünkü genç insanlar bu süreçte bir yol arkadaşı arıyorlar. Eskisi gibi parmak sallayarak bir şey öğretemem; zaten hiç yapmadım. Birlikte tartışmak, eleştirel duruşu, sorgulamayı ve birbirine saygılı biçimde tartışmayı öğretmek önemli.

Bunlar çok temel ama yaşadığımız dünyada ne yazık ki çok kayboldu. O yüzden sıfırdan başlıyorum. Liseden sonra bu agresifliğe kapılıp gitmesinler; sosyal medyanın getirdiği birbirine nefret kusma, mobbing yapma veya anonimliğe sığınıp saldırma şehvetine kapılmasınlar diye onlara yol göstermeye çalışıyorum.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:23:43,744 –> 00:24:11,204

Arada çok ilginç şeyler söylüyorsunuz: İletişim fakültesinde rol model olmak, temel değerleri anlatmak; fakülteye gelenlerin önemli bir bölümünün influencer olmak istemesi… Bunlar yadırganacak şeyler değil ama “Gazeteci olmak için geliyorum” diyenin artık pek olmadığı kanaatindeyim. Başka türlü bir durum.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:24:11,324 –> 00:24:12,984

Evet, ne yazık ki çok azalıyor.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:24:13,004 –> 00:24:14,164

Çok azaldı, evet.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:24:14,772 –> 00:24:29,812

Yine de var. Hâlâ gazetecilik yapan, direnen çok başarılı mezunlarımız var. Ama benim de ideal gazeteciliği anlatmakta zorlandığım zamanlar oluyor. Çünkü…

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:24:29,992 –> 00:24:30,731

Değil mi?

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:24:30,731 –> 00:25:04,672

…böyle bir örneği yaşamadılar. Batı tarzı, idealize ettiğimiz, kitaplardan okuduğumuz gazetecilik artık pek çok ülkede de yapılmıyor. Kamu yayıncılığını, medyanın demokrasideki temel rolünü, yurttaşın haber alma özgürlüğünü anlatmakta zorlanıyorum. Her yıl örnek vermek daha da zorlaşıyor. Farklı ülkelerden örnek vermeye çalışıyorum ama onlar da azalıyor.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:25:04,812 –> 00:25:36,912
00:25:38,312 –> 00:28:22,852
00:28:23,872 –> 00:29:27,912

Tam örnek vereceğim noktaya geldiniz. Yabancı ülkelerden örnekler veriyoruz; genellikle Guardian, Financial Times, New York Times karşımıza çıkıyor. “Ne iyi gazetecilik yapıyorlar” diyoruz. Ama şunu da unutmayalım: Geçen gün eski gazeteci bir arkadaşımla bir haberi okurken New York Times’ın Facebook’un yeni Muse uygulamasını ne kadar sorumsuzca haberleştirdiğini konuştuk. Bu, haberden çok iki gazeteci arasında geçen bir söyleşinin, iki influencer’ın sohbetine dönüştüğü bir içerikti. Dinleyene “Hemen gideyim, ben de kendimi buralara atayım” dedirtiyordu. Bunu ifade etmem lazım. Bütün kaleler… Aslında bunlar da kale değildi; bizdekiler yıkılınca kaleymiş gibi oldular. İletişimciler olarak bizim de çok dikkat etmemiz gereken bir noktadayız.

Birkaç rakam vereceğim. Oxford Üniversitesi’ndeki Reuters Institute’ün araştırmasına göre 48 pazarda, yani farklı coğrafyalarda, sosyal medya ve video ağlarından haber alanların ortalaması yüzde 54. İnsanlar haberlerini sürekli akan mecralardan alıyorlar. Bunlar her zaman uzun uzun aktarılmış haberler olmayabiliyor. Bana kalırsa bu çok önemli bir oran; belki daha da büyük.

Pew’in 2024 araştırması da yeniden dolaşıma sokuldu; özellikle Halk TV’ye kayyım atanmasının ertesi günüydü. Aralarında Türkiye’nin de olduğu bir grup ülkeyi kapsıyordu. Türkiye’de yetişkinlerin yüzde 91’i sansürsüz habercilik istiyor. Bir yandan influencer despotizmini konuşurken diğer yanda siyasi bir boyut da var. “Vay vatandaşın hâline!” dediğimiz bir durumdayız. Burada konuştuğumuz, özgürce haber alıp kendi fikrini oluşturma mücadelesi.

Yüzde 91 sansürsüz habercilik derken yüzde 49 medyanın pek özgür olmadığını söylemiş. Bir grup ise yüzde 40 oranında haberlerin son derece demokratik ve adil olduğunu söylemiş. Sorun şu: Neden biri böyle, diğeri başka düşünüyor? Aynı televizyona bakıyor, aynı ülkede yaşıyor, aynı haber akışına sahip oluyoruz. Kimimiz daha çok, kimimiz daha az ama sonuçta aynı akvaryumdayız. Nasıl bu kadar farklı duygular içinde olabiliyoruz?

Aynı araştırma bugün yapılsa, bunun 2024 araştırması olduğunu hatırlatayım, belki farklı sonuçlar çıkacak. Bu noktaya da gelebilir miyiz? Sağlık, ruh sağlığı ve diğer konular da bunun içinde. Bir yandan öyle, diğer yandan böyle anlıyoruz. Aynı meseleye farklı noktalardan yaklaşmaya çalışıyorum. Ne diyorsunuz, Aslı Hanım?

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:29:28,012 –> 00:29:36,452

O araştırmayı ben de inceledim. Geçen gün sınıfta da kullandım. Reuters Institute ve Pew’in…

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:29:36,452 –> 00:29:36,672

Evet.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:29:36,672 –> 00:29:38,252
00:29:39,892 –> 00:30:21,332
00:30:23,184 –> 00:30:47,344

…sözünü ettiğiniz tarihlerdeki araştırmalarını.

Özgürlük kimin için? Kuramsal olarak soruyorlar: “Sansüre karşı mısınız?” “Evet, elbette karşıyım” deniyor. Ama kimin için özgürlük, kimin için sansür olmaması?

Burada büyük bir partizan yarık var. İnanılmaz ölçüde kutuplaşmış bir toplumda “Benim medyam, bana yakın medya sansür edilmesin. Normalde sansüre karşıyım ama…” deniyor. Yüzde 49, yaklaşık yüzde 50, çok büyük bir oran. Geri kalan insanlar ne yapıyor o zaman?

Tamamen kendi gözlüklerinden bakıyorlar. Elbette anketin nasıl sorulduğuna da bağlı. Çok genel kavramları sorduğunuzda herkes karşı çıkıyor. “Sansüre karşı mısınız?” “Evet.” “Bir şey kapatılsa üzülür müsünüz?” “Evet.” Soru sorma yöntemleri…

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:30:47,944 –> 00:31:01,444

Bu, biraz steril bir durum. Ama sizin söylediğiniz galiba şu: Haber alma özgürlüğünü sevmediğim veya beğenmediğim insanların konuşma özgürlüğüyle birlikte…

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:31:02,124 –> 00:31:02,384

Tabii.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:31:02,384 –> 00:31:12,384

…savunabiliyor muyum? Her şeye son derece kişisel bir noktadan bakıyoruz.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:31:12,404 –> 00:31:33,204
00:31:35,624 –> 00:31:36,184

Son derece partizan ve ideolojik bir bakış var. “Devlet sansür uygulamalı mı?” derseniz “Elbette uygulamamalı” diyecekler. Ama “Hükümet basını susturuyor mu?” diye sorulduğunda yüzde 50 “Hayır” diyor.

Bu yüzde 50…

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:31:36,224 –> 00:31:42,684

Olay bazında, kendisine dokunması veya kendi akvaryumu açısından söylüyor tabii.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:31:42,684 –> 00:32:10,984
00:32:12,044 –> 00:32:47,264
00:32:48,364 –> 00:32:49,744
00:32:50,904 –> 00:32:52,284
00:32:53,384 –> 00:33:18,724

Çünkü kendi medyası. A Haber izleyen bir kitle elbette öyle diyecek. Kendi akvaryumunda yaşayan insanın gerçekliği farklı. O balonun içindeki gerçeklik çok farklı ve bu iki gerçeklik birbirine değmiyor. Anketlerde buna şaşırıyoruz ama bunu yaşıyoruz. O birbirine değmeme durumu yüzleşme yaşandığında agresifleşiyor, nefret üretiyor. Sosyal medya da bunu körüklüyor; üzerinden ticari gelir elde ediliyor. Negatiflikten besleniyor. “Karamsarım” derken bunu kastediyordum. İyiliği, insanların birbirlerine farklı yaklaşımlarını görmüyoruz. Çünkü bunlar ilgi çekmiyor. Sistem de bunların ilgi çekmemesi üzerine kurulmuş.

Daha insancıl veya şefkatli davranmak değil; hoyratlık alınıp satılabiliyor, prim yapıyor, herkesin kazandığı bir ortam oluşturuyor. Bunun bir üstü nefret. Çocuklarda da ne yazık ki çok yaygın, her alanda görüyoruz. Bu, sürekli el artıran bir şey.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:33:19,344 –> 00:33:32,704

Evet, sürekli el artıran bir şey. Peki, tersinden bakalım: Pek çok insanın artık frene bastığını, haberden uzaklaştığını görüyoruz.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:33:32,704 –> 00:33:32,944

Evet.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:33:32,944 –> 00:34:10,104

Bu, yönlendirilmekten uzaklaştıkları, kendilerini korudukları anlamına geliyor mu? Unutmamak için peş peşe soracağım. İnsanların haberden uzaklaştığı, haber kanallarının tıkandığı bir ülkede hükümetler, devletler, büyük organizasyonlar veya yöneticiler bundan…

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:34:10,664 –> 00:34:11,244

Hı hı.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:34:11,244 –> 00:34:12,304
00:34:13,484 –> 00:34:23,604

…fayda sağlayabiliyor mu? Henüz burayı konuşmadık. Yalnızca Türkiye’de değil, bütün dünyada bilgisi olmayan bir topluma doğru doludizgin gidiyoruz.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:34:23,604 –> 00:34:24,044

Hı hı.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:34:24,044 –> 00:34:35,844
00:34:36,864 –> 00:34:57,584

İnsanların öğrenmemesi, bilgisinin olmaması kimler açısından avantaj? Bu açıdan da görüşünüzü almak isterim.

Mesela ben de bazı insanların sesini kıstığımda ruh hâlim daha iyi oluyor. Sizinle ruh sağlığına da geleceğim, onu atlamayacağım. Ama gerçekten uzaklaşabiliyor muyum? İkincisi, beni uzaklaştırmaya çalışan bundan fayda sağlıyor mu?

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:34:59,164 –> 00:35:25,784
00:35:26,924 –> 00:35:59,664
00:36:00,684 –> 00:36:10,724
00:36:12,164 –> 00:36:13,124

Bu, iki ayaklı bir mesele. Dünyanın her tarafındaki iktidarlar halkların habersiz olmasını isterler. Karanlıkta kalmak, cehalet ve habersizlik onlara yarar. Ama bu çağda bunu tamamen başarabilirler mi? Hayır.

Doğru haber bir yerden sızar ve akar. Bilginin bu kadar hızlı yayıldığı bir ortamda yalan haber, yanlış haber, manipülasyon ve kara propaganda yayılabilir ama doğru haber de hızla yayılır. Dolayısıyla bütün toplumu artık karanlıkta bırakmanız mümkün değil.

Her yeri kapatın, bütün kitle iletişim araçlarını kontrol edin, sosyal medyayı bile kapatın; evet haber alan topluluk azalacaktır. Bu da yöneticilerin işine gelir. Ama artık toplumu tamamen habersiz bırakamazsınız.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:36:13,744 –> 00:36:27,704

O zaman üzerinde konuşabileceğimiz birkaç canlı ve güncel örnekten gidelim. Bunlardan biri, yaz aylarında İspanya’da yaşanan göçmen meselesi…

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:36:28,400 –> 00:36:28,980

Evet.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:36:28,980 –> 00:36:30,020

Korkunç bir şeydi.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:36:30,640 –> 00:36:30,900

Evet.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:36:30,900 –> 00:36:52,820
00:36:53,920 –> 00:37:20,800

Bir başka korkunç olay İran’da: İnternetin kesilmesi, haber alınamaması ama en canlı haberlerin yine içeriden dışarıdaki gazetecilere aktarılarak öğrenilmesi. Bir de şu anda Fransa’da bir laboratuvar yaşıyoruz. İlk ikisi yakın geçmişte yaşanan ve etkileri hâlâ devam eden olaylar. Bir de şu anda Fransa’da garip bir durum var. Uygun görürseniz bu örnekleri kullanarak bu olaylar zincirini, iletişim açısından anlatmak isteyebilirsiniz.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:37:21,280 –> 00:37:37,480
00:37:38,540 –> 00:38:20,920
00:38:22,460 –> 00:39:05,540
00:39:06,580 –> 00:39:38,660
00:39:39,980 –> 00:40:03,580
00:40:04,600 –> 00:40:59,860

Elbette. Haber ve bilgi akışını tamamen kesemezsiniz. Sınırlar, daraltırsınız ama tamamen karanlıkta kalmaz. Fakat farklı medya anlatıları kuruluyor. Fransa örneğini verdiniz.

İşim gereği dünya basınını takip etmeye çalışıyorum. Bir tüketici olarak da haber tutkunuyum; çocukluğumdan beri “news junkie” denilen bir insanım. Fransa’daki olayda makasın çok açıldığını görüyorum. Bir tarafta olayları çok yücelten aşırı sol bir medya anlatısı var: “Devrim geliyor, kapitalizme karşı çıkılıyor, Prada ve Hermès çantaları atın…” Öfkeyle dolu, halkın ayaklanmasını Fransız Devrimi’ne benzeten bir anlatı.

Diğer tarafta “Daha soğukkanlı olalım” diyenlere de saldırılıyor. Herkes birbirini ideolojik olarak suçluyor; bu kez onlar aşırı sağcı olmakla suçlanıyor. “Bir dakika, iş kontrolden çıktı. Artık mesele liseli gençler değil, farklı bir yere evriliyor” diyenler linçleniyor. Bu medya anlatısını büyük medya kuruluşları da kuruyor. Al Jazeera International’ı, CNN’i, BBC’yi, France 24’ü izliyorum. Hepsi kendi tarafından, kendi yerel politikaları açısından bakıyor. İşin içine İslam düşmanlığı, Filistin meselesi, göçmenler giriyor. Fransa’nın iç politikasını anlamayan insanlar da yorum yapıyor ve iş çığırından çıkıyor. Bütün bu olaylarda sonuç, uluslararası ölçekte nasıl bir medya anlatısı kurduğunuza bağlı.

BBC’de, editoryal filtreden geçen haberlerde bile böyle. Sosyal medya gibi kontrolsüz ve kaygan bir zeminde çok daha fazla. Dolayısıyla biz neye inanacağız?

Kim doğru söylüyor? Sahadan gelen videoların ne kadarı orijinal, ne kadarı özgün? Ne kadarı yapay zekâyla veya dijital olarak manipüle edilmiş? Bu da ayrı bir tartışma. Gerçeğin ne olduğu çok büyük bir soruya dönüştü. Neye inanmalıyız, kime güvenmeliyiz?

Ben kimleri takip edeceğim, kimlere güveneceğim konusunda çok dikkatli davranıyorum. Kontrol edip sunduğunu bildiğim kişilere bakıyorum. Buna rağmen öyle şeyler görüyorum ki herkes inanıp dolaşıma sokuyor. Özellikle yaşça daha büyük insanların çabuk inandığını da görüyoruz. Bilim haberlerinde de biliyorsunuz.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:40:59,940 –> 00:42:54,992
00:42:56,172 –> 00:43:15,192

Aynen. Belli bir entelektüel birikime sahip ama yaşça ileri insanların duyduklarına inanma eğilimi apayrı bir mesele. Dedikleriniz çok doğru. Kritik sorularınızı tekrar etmek istiyorum: Kime güveneceğim, kimi takip edeceğim?

Bu arada, farklı yerlere atlıyoruz gibi görünüyor; İspanya, İran dedim. Ama bence Amerika Birleşik Devletleri’nde çok önemli bir birleşme oldu: Warner Bros., Skydance ve CNN’in de içinde bulunduğu büyük bir yapı. Biraz önce “CNN’i, Al Jazeera’yı, BBC’yi izliyorum” dediniz; ben de New York Times’tan söz ettim. Hiçbirine yüzde 100 güveneceğimiz yayın organları olarak bakmıyoruz; hepsinin kendi gündemleri var.

Yayının sorusunu bu yüzden “Bizi kim yönetiyor, kim yönlendiriyor?” diye sordum. Tek bir cevap bulmak için değil, tartışarak farkındalığımızı artırabileceğimizi düşündüğüm için.

Böyle büyük bir gücün içinde Hollywood da var. Akşamları Netflix’te veya başka platformlarda izlediğimiz filmler de bu haber alma ekosisteminin parçası. Bu kadar büyük bir yapının bir kişinin veya grubun yönetiminde olmasının biraz önce anlattığınız Fransa’daki olaylarla da yakından ilgisi olabilir, değil mi? Bunu iletişim profesörü olarak biraz açar mısınız?

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:43:15,192 –> 00:43:15,412
00:43:16,532 –> 00:43:30,292
00:43:31,372 –> 00:44:29,952
00:44:31,352 –> 00:44:44,692
00:44:46,031 –> 00:45:07,152

Medya sahipliği çok önemli bir mesele. Beş altı büyük şirketin, ahtapot gibi dünyanın farklı sektörlerine sahip olduğunu, bu sektörlere hâkim olduğunu düşünün. Aklımızın ucuna gelmeyen sektörleri bile bir avuç şirket yönetiyor. Eğlence sektörü de bunun içinde: Dağıtımcılar, sinema salonları, yayınevleri, dijital platformlar, spor kulüpleri… Sektörler çok gelişmiş durumda.

Bunlar farklı anlatılar yaratıyor, dünyaya kendi perspektiflerinden bakıyorlar. Bu dünya da genellikle çıkar ilişkileriyle donanmış. Haber anlamında kendi şirketlerinizin çıkarlarına ters bir yayın yapamazsınız; yapılmasına da izin vermezsiniz.

Tüketici ise bunların pek çoğunu bilmez. Dünya politikasında, Filistin meselesinde, Fransa meselesinde de böyle. Anlatıyı nasıl kurguluyorsunuz?

CNN dediniz; çok büyük bir dönüşüm içinde. Amanpour da dün açıkladı: CNN çatısı altındaki profesyonel kariyerine son veriyor. Bu, bir dönemin bitişi. CNN bize öyle ya da böyle bir şey sunuyordu.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:45:08,032 –> 00:46:00,892

Bu arada bunları söylerken kimseyi kahramanlaştırmak istemiyorum. Amanpour’un programlarına baktığımda kendi hassasiyetlerinin belirli bir odakta öne çıktığını görüyorum. Konukları da aynı şekilde. Fareed Zakaria da olsa başkası da olsa belli konuklarla çalışmak zorundalar.

Bunları bilerek izleyip dinlemeyi, sonra “Benim görüşüm bu” diyebilme özgürlüğüne en azından sahip olmayı tartışıyoruz. İzleyenler de “Senin söylediğine bak, ben de onun şu yanını biliyorum” diyebilir. Bu parantezi o yüzden açtım, ukalalık olsun diye değil.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:46:00,992 –> 00:46:48,692
00:46:50,032 –> 00:47:14,872

Kesinlikle haklısınız. Amanpour ayrıca tartışılacak bir konu; onun üzerine de yazdım. Bosna Savaşı sırasındaki “paraşüt gazeteciliği” tanımını getiren insandır. Oraya konmuştur; sonra “Sahadayım” diye sunduğu gazetecilik aslında gazetecilik değildi. Biz arka planı biliyoruz ama herkes bilmek zorunda değil.

Yine de hatalarıyla birlikte gençlere esin kaynağı olabilecek bir figürdü. Kendisiyle tanıştım da. Sonuçta CNN’in bir dönem sembol isimlerinden biri gidiyor ve CNN de dönüşüyor. Medya literatüründe “CNN etkisi” dediğimiz bir şey var: “CNN’de yoksanız uluslararası basında haber değilsiniz.” Havaalanlarında yalnızca CNN’in açık olduğu olur ya; CNN’de bahsedilmiyorsanız ülkede önemli bir şey yokmuş gibi bir durum oluşuyor.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:47:15,732 –> 00:47:59,092
00:48:00,492 –> 00:49:12,800
00:49:14,960 –> 00:49:26,420

Haklısınız. Birbirinden ayrı görünen konulara girip çıkıyorum ama aslında hep aynı meseleyi konuşuyoruz. Artık hem sizin hem izleyenlerin sabrını fazla sınamayayım. Biraz önce sözünüzü kesmiştim; Ahu Dereli Dursun’la yaptığınız çalışmaya dönelim.

Yanlışsam lütfen düzeltin: 2014–2018 arasında altı gazetede yayımlanan 577 ruh sağlığı haberini incelemişsiniz. Bir sorunu tek kişinin hikâyesi olarak anlatmakla toplumsal koşulları içinde anlatmak arasındaki farkı ortaya koyduğunuz değerli bir çalışma. Zayıflama meselesi de bunun içinde. Ruh sağlığı belki daha kritik; içimizin acımasını çoğu zaman yeterince ciddiye almıyoruz. Protein de bunun içinde. Şimdi protein yemiyorsanız sanki yok olun, bitin! Ama ne kadar protein? Her bedenin ihtiyacının farklı olması da başka bir konu.

Diğer tarafta herkesin kendisine iğne yapması, bunların eczanelerde satılması ama “Kalp hastası kullanabilir mi, kanser hastasına verilsin mi?” gibi soruların konuşulmaması var. Şu anda en çok ilgi ve tiraj getiren, yeni nesil yayıncıların da en fazla sahip çıktığı konulardan biri bu. Bazı magazinel doktorlar “Şunu ye, bunu yeme, onu yapma, uyu, uyuma” diyorlar.

Lütfen önce araştırmanızı anlatın. Belki bu konulara da yanıt vermiş olacaksınız ama bunlara da değinerek kapatalım.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:49:26,520 –> 00:52:18,860

Bunlar ilginç konular. Ahu doktora öğrencimdi; artık doktor oldu, meslektaşım oldu. Birlikte yaptığımız araştırma, psikolojik rahatsızlığı olan hastaların medyada nasıl temsil edildiğine odaklanıyordu. Hangi kelimelerle tasvir ediliyorlar, hangi sıfatlarla anlatılıyorlar? Bir haber analizi, akademik çalışmaydı. Beklediğimiz tabloyla karşılaştık. Ne kadar şeytanlaştırıldıklarını, haber dilinin ne kadar sorunlu olduğunu göstermeye çalıştık.

Bunun ötesinde sosyal medya, ruh sağlığı açısından çok farklı bir kırılma yarattı. Influencer’ların, şöhretli doktorların öne çıktığı; bilimsel verilerin geride kaldığı, işin şova dönüştüğü bir alana evrildik. Görselliğin ve hap gibi bilgilerin sloganlaştırılarak verildiği bir alan.

Ruh sağlığı çok profesyonellik gerektiren bir alan olduğu için tehlikeli. Bu uzmanlığın ne düzeyde olduğunu sosyal medyada göremeyiz. Örneğin intihar eğilimli bir hastaya nasıl davranılacağı çok uzmanlık gerektirir; bunu influencer olarak yapamazsınız. Ancak toplumun bakışı, psikoloğa gitmeye ilişkin tutumlar gibi nedenlerle insanlar kolay erişilen bilgileri takip ediyor, kendilerine formüller arıyorlar. Bir bunalım veya depresyon hissettiğinizde ilk yaptığınız şey arama çubuğuna yönelmek oluyor. Bu tehlikeli.

Belki olumlu yanı, bazı hastalıkları görünür kılması. Bunları halının altına süpürmekten vazgeçtik, konuşur hâle geldik. Farkındalık yarattığını düşünüyorum. Travmalarını, sıkıntılarını insanlar daha rahat konuşabiliyor. Bunlar toplumda saklanan, biraz tabu olan konulardı; bu açıdan iyi oldu.

Ama nasıl kurguladığınız, tek tipleştirdiğiniz, standartlaştırdığınız ve sansasyonel hâle getirdiğiniz çok önemli. Özellikle ruh sağlığı bakımından bunlar büyük sorumluluk gerektiriyor.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:52:19,760 –> 00:52:20,340
00:52:21,660 –> 00:53:24,260
00:53:25,340 –> 00:53:39,320

Bütün mesleklerde yeterlilik, bazı mesleklerde ise bunları yapabilme ehliyeti gerektiğini düşünüyorum. Sorularımı sorarken veya ortaya bir konu atarken yanlış anlaşılabilecek bir nokta var mı diye de düşünüyorum.

Bana şöyle denebilir: “Umutlu bir başlık vermenin nesi kötü? Üstelik yazının bir yerinde ihtiyatlı olalım diyorum.” Bir iletişim profesörü olarak size sormak istiyorum: Umutlu bir başlığın altında bir yere sıkıştırılan “İhtiyatlı olalım” uyarısı ne kadar dikkat çekiyor?

Altına “Bu içerik sponsorludur” veya “Bu bir ilandır” yazılması da belki benzer bir yere çıkıyor. “Biz bunu yapıyoruz, zaten böyledir” diyen bir algıya dönüyoruz. Yine güven meselesine geliyorum; bunlar sizin de üzerinde durduğunuz kavramlar. Bu açıklamalar ne kadar yeterli? Bunları da tartışmamız gerekmez mi, Aslı Hanım?

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:53:39,860 –> 00:54:00,760
00:54:02,160 –> 00:55:03,764

Elbette. Influencer’lar için ayrı düzenlemeler yapıldı. Söylediklerinizin, neyin reklam ve sponsorlu içerik olduğunun mutlaka belirtilmesi, şeffaf biçimde aktarılması gerekiyor. Bunlar şeffaflık açısından önemli adımlar.

Ama yeterli olup olmadıkları ayrı bir tartışma. Temelde şöyle bir sorun var: Uzmanlık bir mesafe, profesyonellik soğukkanlı bir mesafe getirir. Sosyal medya ise tam tersine samimiyet üzerine kurulu: “Ben de sizdenim, benim de böyle bir sorunum var.” Uzmanlığın mesafesini ortadan kaldırmak üzerine kurulu; sosyal medyanın doğası bu. O yüzden sürekli “kaygan zemin” ifadesini kullanıyorum.

Bu durum bizi bilimsel gerçeklikten uzaklaştırıyor. Daha sempatik, daha güzel olana yöneliyor; içerikten, neyin bilimsel olduğundan uzaklaşıyoruz. Bu çok sorunlu. Sadece bir açıklama veya uyarı koyarak geçiştirilebilecek bir mesele değil.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:55:04,744 –> 00:55:13,504

Peki, son sorum. Bunu size sorabileceğimi düşünüyorum. Gördüğünüz gibi çok iştahlıyım; bitirelim deyip bitiremiyorum.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:55:13,824 –> 00:55:15,704

Çok güzel. Keşke sizin gibi bir öğrencim olsa.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:55:16,184 –> 00:55:37,624
00:55:38,644 –> 00:56:39,124
00:56:40,164 –> 00:56:44,784

Öğrenciniz olmak, hep gelmek isterim. Mesleklere düzenleme gelsin derken olayın karşı tarafında gazeteci kimliğiyle konuşanların da belki düzenlemeye ihtiyacı var. “Bana göre, ben böyle düşünüyorum” diyen konuğun da aynı şekilde anlattığı tartışmalar var. “O öyledir, ben böyle düşünüyorum, böyle okudum, böyle bilirim…” Herkes her konuyu tartışmalı, her konuda fikir vermeli mi? Gazetecinin influencer olduğu durumlar da influencer’lar kadar tartışmaya açık değil mi?

Soru sormakla yorum yapmak arasındaki fark nerede başlamalı, nerede bitmeli? Gazeteci meraklıdır, soru sorar; hızlı öğrenir, konulara farklı yerlerden bakar. Dolayısıyla gerektiğinde her konuya girmesi, kaçınmaması gerekir. Ama yorumla soru arasında önemli bir ayrım var. Bunu sizden duymak istiyorum.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:56:44,784 –> 00:57:27,004
00:57:28,724 –> 00:58:14,724
00:58:15,804 –> 00:58:20,684
00:58:21,724 –> 00:58:29,524

Sosyal medya gazeteciliği de kişiselleştirdi. Özellikle YouTube’da yorumla haber arasındaki çizgi tamamen ortadan kalktı. Sosyal medya yoruma çok alan açıyor. Gazeteci kimliğinizi öne çıkarıp yorum yapıyorsunuz. İzleyiciler size güveniyor ve yorumlarınızı kendi dünya görüşü olarak benimsiyor. Burada etik açıdan çok sorunlu şeyler var. Bir kere gazeteci bir haberin öznesi olamaz.

Bireysel olarak reklam alamazsınız. Bunlar bilinen etik meselelerdir ama şimdi sanki ortadan kalkmış gibi. Sosyal medya her şeye izin veriyormuş gibi görünüyor. Kendi reklamınızı yapıyor, reklam alıyor, yorumunuzu nesnel bir olaymış gibi sunuyorsunuz. Her şey birbirine karışıyor.

O mesafe de ortadan kalkmış durumda. Gazeteci YouTube’da kendi influencer’ı, bir YouTuber oluyor. Gazeteciliğin gerektirdiği profesyonel editoryal çizgi kayboluyor. Her soru soran gazeteci değildir.

Mesela “yurttaş gazetecisi” diye bir şey yoktur.

Yurttaş doktor veya yurttaş avukat var mı? Yok, böyle bir şey yok.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:58:29,524 –> 00:58:30,324

(Gülüyor.)

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:58:30,324 –> 00:59:08,144

Gazeteciliği bu kadar aşağı çeken, küçük gören bir tanımı kabul etmiyorum. Yurttaş tanık olabilir. Yoldan geçerken haber niteliği taşıyan bir olaya tanık olup onu haberleştirebilirsiniz; bu sizi gazeteci yapmaz.

YouTube’daki pek çok insan da gazeteci değil, yorum paylaşan kişiler. Belki sizden daha fazla haber kaynağına ulaşabilen yorumcular. Öyle söyleyeyim.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:59:10,344 –> 00:59:34,824

Nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum; çok keyifliydi. Burada tek bir sonuca varmamız beklenmemeli. Zaten böyle bir hedefle çıkmadık. Farkındalık yaratmak üzere, iletişime ilişkin çok konuşulmayan noktaları ele aldık. Çok iletişim kuruyoruz, herkes iletişiyor ama iletişimin kendisine dair bazı şeyleri konuşmak pek aklımıza gelmiyor galiba.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

00:59:35,344 –> 00:59:35,364

Evet.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

00:59:35,364 –> 01:00:01,504

Bilgiyi nereden alıyoruz, hangi bilgiye güveneceğiz, kim soru sorar, kim cevap verir, nasıl verir? Pek çok noktayı açıkta bıraktığımızı biliyorum. Bunun sebebi de açıkçası benim. Bu da sizi bir kez daha böyle bir sohbete davet edeceğim anlamına geliyor. Çok teşekkür ederim.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

01:00:01,504 –> 01:00:15,444

Ben çok teşekkür ediyorum, çok keyifliydi. Umarım yanıtlayabilmişimdir. Bunlar çok büyük konular ve sorular. Bir saatte en azından üzerinde düşünmek için bazı noktalara değinebildiysek ne mutlu bize.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

01:00:16,404 –> 01:00:41,284

Ben çok mutlu oldum, teşekkür ederim. Size ve öğrencilerinize güzel günler diliyorum. İletişim çok güzel bir alan. Gazetecilik, dünyanın en güzel mesleği. Hepsinin yolu açık olsun ama etikle ve sorumlulukla.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

01:00:41,944 –> 01:00:42,244
01:00:43,424 –> 01:00:43,884

Evet.

Hoşça kalın.

YAPRAK ÖZER — SORU / SUNUŞ

01:00:43,884 –> 01:00:45,304

Güzel günler dilerim, iyi günler.

PROF. DR. ASLI TUNÇ — YANIT

01:00:45,824 –> 01:00:46,264

Hoşça kalın.

Paylaş