Akıllı ol modası: tüketimin yeni boyutu

Dünya ekonomik krizler, iklim değişiklikleri ve teknolojik gelişmelerle yeniden şekilleniyor. Geleceğin dünyasını da yeni fikirler belirliyor. Yeni sorunlar, yeni fikirleri, yeni fikirler de yeni sorunları getiriyor. Dünya’nın gelecekte nasıl bir yer olacağına dair tahminler yapıyoruz, bu tahminleri nedense bir türlü kendi ülkemize yakıştırıamıyoruz. Oysa gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye, bu ülkede yaşayan bizler daha akıllı yaşamanın yollarını bulmalıyız. Ben buldum, bu ülkede moda olan satıyor, ilgi çekiyor. O zaman akıllı yaşamayı “moda” haline getirmeyi öneriyorum. Akıllı tüketme modası, işine sahip çıkma modası, çevreci olma modası, kendine değer verme modası…

İşimiz: Yeni Servetimiz

2008 yılının bankacılık krizi Amerika Birleşik Devletleri’nde başlayıp tüm Dünya’ya dalga dalga yayıldı. Bu krizin1929’da Wall Street’ in çöküşüyle başlayan bu ekonomik krizden daha da sarsıcı olduğu ve etkilerinin henüz tam olarak görülmediği söyleniyor. Her ekonomik krizde olduğu gibi bunda da işin en acı faturası işsizlik. İşini kaybetmeyenler de ya çalışma saatlerinde artış ya da ücretlerinde düşüşlerle karşılaşıyor. Krizle finansal istikrarımızın ana kaynağının işimiz olduğunun farkına vardık. Göz ardı ettiğimiz bu gerçek, servetten anladığımız şeyi evler ve arabalardan mesleğimize kaydırdı. Eskilerin “altın bilezik” deyişi, bu anlamda yarının anlayışını temsil eder oldu.

Yeni Nesil alışveriş

Ekonomik kriz, insanların tüketim alışkanlıklarını da değiştiriyor. Artık kimse, bir ürün için eskisi gibi ederinin beş katını ödemek istemiyor. En azından farklılık, yenilik istiyor. Daha yeşil ve daha az maliyetli ürünlerin satıldığı yeni nesil “hayatta kalma” marketlerinin kurulması kaçınılmaz. Ama buraya gelmeden önce “akıllı alışveriş” yeni sloganımız.

Alım gücünün düşmesi ile artık gösterişimiz için tüket(e)memeye başladık bile. İşlevin dışında statü kaygısıyla satın aldıklarımız tarihe karışıyor gibi. Eski ekonomik gücümüz yerine gelse de artık eski tüketim alışkanlıklarımıza geri dönmeyeceğimizi ortada. Hatta artık gösterişsiz tüketim de bir statü sembolü haline gelebilir. Artık para biriktirmek, meditasyon yapmak, doğayı kirletmemek moda.

Yaşlanmaya son

Tıbbın da yardımlarıyla doğanın kanunlarına meydan okuyoruz. Fiziksel müdahalelerin, spor salonlarında geçirilen vakitlerin yanında kıyafetleri ve yaşam tarzlarıyla da yaşsızlığın kapısını aralıyorlar. Yeni fikir de bize önemli olanın insanın ne zaman doğduğu değil aksine hayatta nerede olduğu, kendini nasıl gördüğü, neyi yapabilir olduğu ve ne yapmak istediğinin önemli olduğunu söylüyor. Bilimin hastalıklarla baş etme konusunda yeni yollar bulması ve yaşlanmayı geciktirecek yöntemler geliştirmesi bu durumun nedenlerinden biri. Artık biyolojik olarak yaşlı, kentli nüfus da sürekli değişen yaşam alanlarına, teknolojiye ve gençlere ayak uydurmaya çalışıyor.

Yeni Mekan: Afrika

Adı açlık, diktatörlükler, geri dönüşümü alınamayan fonlar ve iç savaşlarla anılan Afrika’nın bir de parlak yüzü var. Afrika artık Dünya’nın her yerinden yatırım alan yeni bir iş mekanı. Bu haliyle Afrika 1980’lerin Asya’sını anımsatıyor. Çünkü tüm Dünya’da yapılan yatırımlarda en iyi getiri oranı Afrika’dan sağlanıyor. IMF’nin rakamlarına göre Afrika’nın 2004’ten 2008’e kadarki büyüme oranı %6’dan daha yüksek. Afrika bankalarının işleri küresel ekonomik krizin nedeni olan mortgage kredilerine dayanmadığı için de krizden neredeyse etkilenmediler. Dünya Bankası’nın Afrika’daki baş ekonomisti Shanta Devarajan, son bir kaç yılda çok büyük bir değişim olduğunu ve artık Afrika’nın büyük bir potansiyeli olduğunu belirtiyor. Ekonominin eski büyükleri için Afrika hala yoksullukla özdeşleşmiş de olsa Afrika Çin için önemli bir gelir kaynağı. Hatta Çin ve Afrika arasındaki ticaret, son on yılda %30 artarken geçen yıl 106 milyar Dolarla doruk noktasına ulaşmış.

Bio-Bankalar

Bio-bankalar para yerine doku örnekleri, kan, DNA ve tümör hücrelerini saklıyor. Bu örnekler de tıbbi araştırmalarda kullanılıyor. Alzheimer ya da diyabet gibi çok çeşitli hastalıkların bu araştırmalar yoluyla tedavi edilebilir ve hatta önlenebilir hale gelmesi amaçlanıyor. Peki, bio-bankalar hem size hem de başkalarına bu kadar faydalıysa neden her ülkede binlercesi kurulmuyor? Cevap güvenlik sorunu. Tüm bilimsel gelişmeler umudun yanında korkuları da beraberinde getiriyor. Gelecekte şirketlerin işe alımlarda insanların DNA’larına bakıp muhtemel hastalıkları üzerinden eleme yapacağı bile öngörülürken DNA’sını özel şirketler ve hükümetle paylaşmak isteyen gönüllü bulmak zor.  İzlanda’daki yetişkinlerin %60’ının DNA’sı deCODE Genetics adlı şirketin bankalarında saklı. İngiltere, Kanada, Norveç ve İsveç de milli bio-bankalarını kurmaya başlamış bile. Bu örnekler, özellikle Kuzey Avrupa ülkelerinde daha hızlı artacak gibi görünüyor.

Ekolojik Zeka

Dünya’nın son zamanlarda karşılaştığı en büyük sorunlardan biri küresel ısınma. Ekolojik zeka gelecekte bir anlayış olarak yerleşecek ve değerlerimizi değiştirecek gibi görünüyor. Bu, bizim neyi satın aldığımız ya da şirketlerin kaynakları daha verimli kullanımıyla sınırlı değil. Bu anlayış değişimi bize kaynaklarımızın kısıtlı olduğunu ve şu ana kadarki doğa sömürümüzün sonunun geldiğini öğretecek. Görünen o ki artık yaptıklarımızın sonuçlarını düşünmeme lüksümüz sona eriyor.

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir