Ağırbaşlı Ülke Formülü

Mehmet Öğütçü, merkezi İngiltere’de bulunan Küresel Kaynaklar Grubu’nun Başkanı. Aslında pek çok sıfatı var. Ben kendisini, özellikle gazetecilik yıllarımda yakından izledim. Çünkü OECD ve diğer kaynaklardan bize çok güzel bilgiler aktarırdı. Bilginin bu kadar yoğun olmadığı bir dönemde, rakamlara değinir, isabetli saptamalar yapar, farklı senaryoları tartıştırırdı. Mukayeseli rakam, öngörü ve senaryo üzerinde çalışmak o gün önemliydi, bugün de önemli. Bilgi!…

Şu anda dört uluslarası dev şirketin yönetim kurulu üyeliğin ve danışmanlığını yapıyor. Yakın zamana kadar da British Gas icrasında tepede oturuyordu. Hayatında önemli bir yol ayırımına gelip, yaşamının geri kalan kısmı için bir eylem planı yapmış, çalışma düzenini değiştirmiş ve yaygın bir coğrafyaya dağıtmış… Öğütçü’yle röportaj uluslararası ilişkiler ve siyaset dersi gibiydi.  Önemli bir ufuk turu… Dikkatinize sunarım.

Yaprak Özer: British Gas’i niye bıraktınız?

Mehmet Öğütçü: Hayatimla ilgili temel bir seçim yaptım. 49 yaşındayım. 50’ye geçmeden önce yeni bir meydan okumaya ihtiyacım olduguna kanaat getirdim.

Yaprak Özer: Ne demek şimdi bu?

Mehmet Öğütçü: Hayatım boyunca hep böyle oldu. Yani izlerseniz kariyerimi görmüşsünüzdür. Her 5-6 yılda yeni bir meydan okumaya yelken açmak gerekiyor. O kanıdayım ve  bugun de bunun zamanının geldiğini düşünüyorum.

Yaprak Özer: Bu mudur sizce başarının sırrı?

Mehmet Öğütçü: Çok fazla maymun iştahlı olmadan, ama zamanın ruhunu iyi okuyup, içinizdeki ateşi, içinizdeki o sezgileri iyi değerlenmek onemli. Ben hep içimden gelen sesi dinlemişimdir. Şimdiye kadar da beni hiç yanıltmadı. Bundan 3-4 ay önce içimden gelen ses bu defa dedi ki, “artık tam zamanı, icra görevleri seni çok sınırlandırıyor,. yapmak istediğin o geniş paraboldeki şeyleri yapamıyorsun”. Ne yapmak lazım o zaman? Türkiye için 2023 yılı haritası çizdirmişlerdi bana… Dedim ki “Mehmet Öğütçü, otur bir de kendi haritanı çiz, 49′dan sonraki yaşamında ne yapmak istiyorsan onun haritasini”.

Yaprak Özer: Hakikaten yaptınız mı kendi yol haritanızı?

Mehmet Öğütçü: Yaptım, çıkarttım.

Yaprak Özer: Peki, ne kadar ileri gidiyor?

Mehmet Öğütçü: Önümüzdeki 10 yıl içindir. 49 artı 10, Mehmet Öğütçü 2022 vizyonu. Ama anlatmam size her hakki mahfuzdur!

Yaprak Özer: Dönecek misiniz Türkiye’ye yoksa hep dışarlarda mı olacaksınız?

Mehmet Öğütçü: Aslinda yavaş yavaş bir ayağım Türkiye’ye gelmeye başladı…  Artık en az ayda bir kere ya da iki ayda bir kere gelmeye çalışıyorum. Bu daha da artabilir. Yeni görevler olabilir.

Yaprak Özer: On yıllık planın içerisinde yeni özel Türk firmaları mı yoksa kamu mu var?

Mehmet Öğütçü: Esas önemli ayağım yine Londra ve Paris’te olacak. Ailem orada, evlerim orada. Eteğimizdeki taşları sadece kişisel planlamalarım çerçevesinde değil, ayni zamanda ülkem için de dökmenin, daha fazla katma değer taşımanın zamanı geldiğini düşünüyorum.

Yaprak Özer: Siz Dışişleri mensubuydunuz değil mi?

Mehmet Öğütçü: Evet. O da aslinda bir tesadüf oldu. Ben Mulkiye’ye ilk girdiğimde kafaya kaymakam olmayı koymuştum. Yani, genclik ruhunun zirvede oldugu bir donemde yönetilen değil yöneten olmak istiyordum.

Yaprak Özer: Sonra iç sesinizi dinleyip sınava girmişsiniz.

Mehmet Öğütçü: Baktım kaymakam olunabiliyor ve o zaman yabancı dilim de çok iyi değil… Almancam vardı. O zaman bana zorlu gelen,  meydan okuma anlamina gelen hedef okulun hariciye bölümüydü. Çünkü oraya daha çok diplomat çocukları giriyordu. Cogu kolejlerden mezun olmuşlar,

Yaprak Özer: Öyle miydi gerçekten yoksa bu bir efsane midir?

Mehmet Öğütçü: Öyleydi. Bakarsanız zaten görmüşsünüzdür. Sonra benim girmemle birlikte avamlaştı biraz! Kafaya koymustum; mutlaka diplomasiye yeni bir soluk getirmem gerekiyor dedim. Önce Ingilizceyi öğrendim. Almancadan sonra ona geçtim. Sonra kendimi baska alanlarda da geliştirmeye koyuldum.

Yaprak Özer: Birkaç tane masterınızın var sizin, London School of Economics’te okudunuz. Orada okuyabilmek için bunu söylemek zorundayım, sabahları kasiyerlik yapıp akşamları raf doldurucu olarak çalışşsınız,  değil mi?

Mehmet Öğütçü: Evet. Ayakkabıları diziyordum daha çok. Gelip o ayakkabıları bozdukları zaman ki, seçerken çok bozuyorlardi, sinirlenirdim. Özellikle de hanımlar bütün ayakkabıları indirirlerdi raftan. Marble Arch’daki Marks & Spencer’da çalışmıştım. Bunlar, eğitim hayatımı devam ettirmem için önemliydi. Cok varlıklı bir aileden de gelmiyorum, bunları yapmak zorundaydım. Yaptım zevkle, hic yuksunmedim. Bana hayatta direnme gücü sağladı bunlar. Paranın kıymetini anladım. Çalışmanın kıymetini anladım.

Yaprak Özer: OECD’de Küresel Forum Başkanlığı yaptınız, bu da önemli bir görevdi. 2023 vizyonlu araştırmalarınız bu dönemde değil mi?

Mehmet Öğütçü: Evet, dışişlerinde ilk görev yerim Çin’di. Çin, sadece dunya’nin gidisatini degil benim hayatımı da değiştirdi. Mandarin öğrendim. Öyle dostluklar kurdum ki, hala devam ettiriyorum. Şu an, Çin’le yaptığım işlerin büyük bölümünde o dostlukların faydasını görüyorum. Ondan sonra Bakanlık beni Bruges’e gönderdi. College d’Europe’da gümrük birliği müzakerelerine hazırlanmak için, insan yetiştirme programına katildim. Oradan da OECD Sekretyaryasi’na geçtim. Gördüm ki, bürokrasinin katı sınırları içerisinde çalışmaya çok yatkın değilim. Ruhum da biraz huysuz. Yaratıcı olmak gerekiyor. Proaktif olmak gerekiyor. Ama dogasi geregi bürokrasi buna pek izin vermiyor. O dönemde yine bir fırsat çıktı önüme Uluslararası Enerji Ajansı’nda Paris’te. Asya-Pasifik programı oluşturuluyordu. Yarışmalara girdik. İşi Bakanlığın da haberi olmadan kazandım ve o programın başına getirildim. Bakanlık da sagolsun varolsun beni, ücretsiz izinli saydı. Beş–alti yıl öncesine kadar Dışişleri mensubuydum. Hala da dönüş hakkım saklı. Bu şunu gösteriyor: hiç aklınızda bile olmayan fırsatlar çıktığı zaman, fazla eveleyip gevelemeden, acaba ben bunu istiyor muyum istemiyor muyum diye düşünüp, kesin bir karar verip yola devam etmek gerekiyor.

Yaprak Özer: Cesaret lazım.

Mehmet Öğütçü: Kesinlikle. Risk almak bir yerde ama öyle aptalca bir risk değil.

Yaprak Özer: Hesaplı?

Mehmet Öğütçü: Hesaplı bir risk, kendinize güvenmek, cesur olmak olmazsa olmazi bu isin.

Yaprak Özer: Hangi soruyu soruyorsunuz kendinize böyle radikal kararlar alırken?

Mehmet Öğütçü: Bu tür kararlar alırken tabi ki aileme de danışıyorum, o çok önemli, onların da hayatını etkileyeceği için. Ama her zaman mutabık olmuyorlar tabii ki de bu konuda.

Yaprak Özer: Ama siz bu konuda devam edebiliyorsunuz.

Mehmet Öğütçü: Devam ediyorum. Nihayetinde birinin karari almasi gerekiyor. Demokrasi islemiyor bu tur konularda!

Yaprak Özer: Siz kendinize ne sorusu soruyorsunuz?

Mehmet Öğütçü: Kendime şu soruyu soruyorum: “ben gerçekten bunu istiyor muyum? 3 ya da 5 yıl sonra da bu işi istiyor olacak mıyım? Bana ne getirir ve ne götürür?” Bu sorular temelinde hesabımı çok hızlı yapıyorum. Bazen önemli kararları alırken, mesela bu OECD’ye girme kararını alırken oldugu gibi, Chamounix’de dağa çıktık ailemle birlikte. Onlar kayarken ben 3-4 saat kapandım sessiz bir koseye. Boş düşünmem, önüme kağıt ve kalem alır yazarım. Hayal ettiklerimin artıları nedir, eksileri nedir, ben ne istiyorum hayatta. Öyle bir ortamda, hele hele, yukarıya da çok yakın bir şekilde berrak kararlar cikiyor.

Yaprak Özer: Artılar fazla çıktı.

Mehmet Öğütçü: Artılar fazla çıktı. Diplomasiyi terkedip “Zenginler Klubu” OECD’ye gecme kararıni hiç düşünmeden aldım ve sonuna kadar da devam ettirdim. Sekiz aylik bir is idi baslangicta ama 12 yil kaldim Paris’te.

Yaprak Özer: Hem Çin hem enerji konusunda uzmanisınız… Baktığım zaman ben aslında dünyada bir takım ülkelerin güç dengesindeki yerinin eskiden daha farklı olduğunu görüyorum. Bu cümlem doğru mu? Katılıyor musunuz?

Mehmet Öğütçü: Doğru, dünya bence her 200 yılda bir döngü yaşıyor idi. Bu döngüler simdi biraz daha kısalmaya başladı. Belki çok kimse bilmiyor ama 17. yüzyıla kadar Çin ve Hindistan dünyanın en etkin ekonomik gücüydü.. Sonra, Paul Kennedy’nin meşhur, “yükselen ve düşen güçler” teorisinde de olduğu gibi bunlar değişti. Hollandalılar yükseldi,ardindan deniz gucu olarak Portekizliler, İspanyollar, sonra İngilizler, en nihayet de Amerikalılar. Şu anda yaşadığımız dönemde tarihi bir degisime tanıklık ediyoruz. Ciddi bir güç kayması var. Sadece ekonomide değil, geo-politikada, enerjide, değerler sisteminde de yasaniyor bu kayma artık. Günümüzde  ayni zamanda ciddi bir lider eksikliği, lider boşluğu da var.

Yaprak Özer: Bu da güç kaybının bir neticesi mi acaba?

Mehmet Öğütçü: Onun neticesi tabii ki çünkü Amerika, Avrupa Birliği ve Japonya’nın temsil ettiği Batı yoruldu. Rekabet gücünü kaybetmeye başladı. Eğitimde teklemeye başladı. Teknolojide kafaya koydukları hedeflerin çok gerisinde kaldılar. Avrupa Birliği mesela 2010′a kadar rekabet gücünde belli bir seviyeye gelmeye çalışıyordu Lizbon Stratejisi uyarinca ama hiçbir yere gelemediler. Şimdi 20-20-20 stratejileri var; enerjide de 2050′ye dönük senaryolar gelistirdiler. Lakin, bunların hepsi kağıt üzerinde kalmaya başladı çünkü Ankara’nın doğusundaki güçlerin, özgüvenleri gelişti her şeyden once….

Yaprak Özer: Kimlerden söz ediyorsunuz?

Mehmet Öğütçü: Ankara’nın doğusu dediğimiz zaman öncelikle tabiki Asya’nin en doğusuna gidiyorsunuz. Orada en doğumuzdaki ülke Çin. Bugün dünyada her 5 kişiden birine ev sahipliği yapıyor. Dünya ekonomisinde ikinci büyük güç Japonya’yı yerinden etti ve eğer hesaplar doğru çıkarsa – eskiden 2040 falan diyorlardı şimdi 2025′e çektiler – dünyanın en büyük ekonomik gücü olacak gayri safi milli hasıla büyüklüğü bakımından.

Yaprak Özer: Tabii kendi sorunları da var. Pembe gözlükle bakmıyoruz. Peki, güç kimin elinde şu anda?

Mehmet Öğütçü: Karmasik sorunlarla cebellesiyior Cin de. Pempe gozlukle bakmiyoruz. Güçten de ne kastettiğinize bağlı aslında. Bana sorarsanız, ‘bilgi güçtür”. Peki, bilgi nerede? Askeri güç eskisi kadar önemli değil. Eskiden ne kadar ovunurduk Türkiye’nin NATO’daki ABD’den sonraki en büyük güc olmasindan. Şimdi yumuşak güç olmak daha çok önemli. Yani, teknolojide, eğitimde, inovasyonda, kültürde. Türk dizi filmleri 60 milyon Dolarlık ciro yaratıyormuş ama bunun ötesinde Orta Asya’da, Güneydoğu Avrupa’da, Avrasya’da bizim yumuşak gücümüze sağladığı faydayı ölçmek gerek…

Yaprak Özer: Kültür çıkarması herhalde değil mi? Aslında oradaki rakamlar çok büyük olmasa da

Mehmet Öğütçü: Bu beraberinde sizin o bölgelerdeki ekonomik üstünlüğünüze hakimiyetinize, ihracat pazarlarınıza buyujk katki getiriyor. Hatta sizin algılanma biçiminize, güvenlik politikalarınıza da çok olumlu etkisi oluyor.

Yaprak Özer: Güç kayarken ortaya yeni güçler çıkıyor. Hiç bir zaman boşluk bırakmıyor. Birileri mutlaka o boşluğu dolduruyor. Belli ki, şu anda belirli boşluklar var. Türkiye’nin bu boşluklardan herhangi birini doldurma şansı var mı?

Mehmet Öğütçü: Şimdi, Türkiye, objektif kıstaslarla baktığınız zaman gercek anlamda bölgesel bir güç. Bunu bir türlü kavrayamamış bir güç uzun yıllar boyunca. Yani bakıyorsunuz bir trilyon dolara yaklaşan bir gayri safi milli hasıla var. Yakın çevrenize goz atin şöyle, 2000-3000 kilometre etrafınızda Avrupa’yı saymazsak bize en yakın ekonomik guc Suudi Arabistan. O da Türkiye’nin üçte biri kadar bile değil. Muazzam bir askeri gücümuz var, ama daha iyisi insan gücü genç,iyi yetişmiş. Coğrafyaya bakıyorsunuz…

Yaprak Özer: Bunu gerçekten hissederek mi söylüyorsunuz, insan gücü genç ve iyi yetişmiş şeklinde?

Mehmet Öğütçü: İyi yetişmemiş olanlar da var elbette. Biz sadece Boğaziçi’nde ya da Bilkent’te yetişmiş gençlerden bahsetmiyoruz. Genelde insanlarimizin girişim ruhu yüksek. Brezilya’ya gidiyorum orada elinde bir torbayla fındık satmaya çalışan Giresunlu bir adamla karşılaşıyorum. Tek kelime ingilizce bilmiyor. ‘Niye geldin buraya?’ diyorsun “fındık satacağım” karşığılını veriyor. Muazzam bir cesaret var cahil cesareti bile olsa. Girişimcilik ruhu çok yüksek Türkiye’de. O hani, “bir manivela verseler bana dünyayı yerinden oynatırım” diyen insanların sayısı giderek artıyor. Ama gençlerde özellikle gözlediğimiz husus geleceğe dönük bir kararsızlık, umutsuzluk hakim. Onlara yol göstermek mecrayı açmak gerekiyor. O zaman gelecegimiz uzerinde saatli bomba degil gercek birer varlik olurlar.

Yaprak Özer: Peki hem güç olmaya adaysınız hem de gençlerinize umut veremiyorsunuz. Burada bir tuhaflık yok mu?

Mehmet Öğütçü: Var. Bunun tam farkında miyiz bilmiyorum. Tabii her şeyi de yönetimden beklememek lazım. Türkiye son 10 yılda hakkını vermek lazım, tamamen partiler üstü konuşarak söylüyorum, bu iktidar döneminde iyi bir rüzgar yakaladı. Disiplin yakaladı tek parti iktidarı. Eskinin o kırılgan koalisyonları yok. Kararlar seri aliniyor ve uygulaniyor. Dışarıda da eskiye kiyasla nisbi iyi bir itibar yarattılar. Yalnız son dönemde bazı olumsuz genler, kodlar da ön plana çıkmaya başladı ne yazik ki. Bizim belki geleneksel olarak genlerimizde olan otokratik egilimler, hosgorusuzluk…

Yaprak Özer: Ben yaptım oldu şeklinde mi?

Mehmet Öğütçü: Evet, bu davranis, bu yonelim korkarim bize bölgedeki ağırılığımızi kaybettirebilir. Kazanımlarımız da gidebilir; ben bundan çok kaygı duyuyorum.

Yaprak Özer: Peki, bölgedeki ağırlık derken, bölgede nasıl bir ağırlık? Libya’da var mıyız örneğin? Biz Irak’ta ne kadar varız? Suriye zaten bir miktar elimizin altından kayıyor Ortadoğu’nun da aslında tanımı değişiyor. Yani resim değişiyor.

Mehmet Öğütçü: Türkiye sorulursa, siyasi yönetim küresel bir güç olma iddiasında ama ona gelmeden önce bence Türkiye’nin bölgesel bir güç olmanın gereğini yerine getirmesi gerekiyor.

Yaprak Özer: Nedir gerekler?

Mehmet Öğütçü: Bunun gereklerinden en önemlisi ekonomik güç. Ekonomik gücünüz olmadan ağzınızla kuş tutsanız kimse tanımaz size bölgesel bir güç olarak. Libya’ya iki uçak dolusu iş adamı grubuyla gittik. Hiçbir ticari menfaat beklemeden oradaki hastanelerin tamir edilmesi, elektrik sistemlerinin tekrar restorasyonu …Türkiye olarak bunu yapacak güçteyiz. Ya da 300 milyon dolarlık bağışta bulunabilecek güçteyiz. Bunu yaptığınız zaman arkası gelir. Bu zemini oluşturur. Aynı şekilde Irak’in ozerk Kürt bölgesine iliskin olarakTürkiye o yıllardır katılaşmış olan politikasını terketti. Kürdistan bölgesini ayrı bir “entity” olarak tanımaya başladı. Başkonsolosunu gönderdi. Yatırımcılar gidiyor;, bugün orada havaalanları, otelleri, hastaneleri, yolları Türkler yapıyor. Yavaş yavaş eklemlenecek Türkiye’ye bu bolge.

Yaprak Özer: Sözünü ettiğiniz coğrafyalar, kritik coğrafyalar ve verdiğiniz noktalar da bence doğru ama bunlar Türkiye’ye bırakılacak kadar zayıf değiller. Çok cazip aslında herhalde değil mi?

Mehmet Öğütçü: Kimse kimseye bol keseden nufuz alani dagitmaz. Çok cazip mesela Libya’da görüyoruz şimdi Fransızlar, İngilizler cok aktif. Biz de oyleyiz ama Amerikalılar biraz daha kıyıdan köşeden geliyorlar.

Yaprak Özer: Bizim o girişimci ruhumuzla bu işler olabilir mi? Bundan 20-30 sene önce eline fındık torbasını alıp hiç dil bilmeden gidip yapan çok oldu. Bugün daha farklı stratejiler gerekiyor.

Mehmet Öğütçü: Artık değişti. Burada bence kilit husus şu: Türkiye eğer büyük bir güç olduğunun bilincindeyse, o güce sahip olduğuna inanıyorsa – ki ben şahsen inanıyorum öyledir – büyük oynamak zorundadir. Bugüne kadar – Spguk Savas sirasinda da sonrasinda da -Türkiye taşeron olarak çalışmıştır gittiği her coğrafyada. Orta Asya’da da olsun, yakın İran, Irak’ta ya da başka coğrafyalarda gucu ancak taşeron olmaya yetmistir. Türkiye eğer gerçek bir bölgesel güçse bundan sonra ana oyuncu, ana yüklenici olmak zorundadır. Onun için yönetim kurulunda oturmalisiniz.

Yaprak Özer: Nasıl olacak bu? Şu anda yönetim kurulunda olduğumuz söylenebilir mi?

Mehmet Öğütçü: Tam söylenemez. Çünkü resmin tamamını görmüyoruz. Bu iş sadece oralara biraz daha fazla tekstil ihracati, hastane malzemesi, inşaat malzemesi satmakla falan değil. O resim çok daha büyük. Katma degeri simdikinin on Katina katlamak gerekiyor.

Yaprak Özer: Aslında senaryoyu yazmak gibi bir şeyden söz ediyorsunuz galiba.

Mehmet Öğütçü: Evet, başkalarının yazdığı bir senaryoda oynamaktansa, senaryoyu Ankara’da yazmak ve bunu mümkün olduğu kadar diğer ortaklarla da paylaşmak. Ortak kazan-kazan noktalarını bulmak; boylece de masada, yönetim kurulunda oturan ve kararları etkileyen şekillendiren bir ülke olmak zorundayız. Bakın en güzel örneği enerjide yasaniyor. Bugün Libya’da, Kürt bölgesinde, Irak’ta, İran’da, Azerbeycan’da, Orta Asya’da muazzam enerji fırsatları var. Bunları tatmin edecek, gerçek anlamda tatmin edecek bir güç yok. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın yıllık üretimi ne kadar biliyor musunuz petrolde? 53 bin varil.  Genel Enerji’nin Taq Taq sahasindaki bir kuyusundan çıkardigi petrol bu kadar. Onlar 200-250 kişiyle yapıyorlar bu isi, TPAO ise 5,600 kisi ile. Sozun ozu su: Türkiye’nin bölgesel enerji devlerine ihtiyacı var. Şampiyonlara ihtiyacı var.

Yaprak Özer: Acil bir şekilde değiştirilmesi, farklılaştırılması gerekiyor diyorsunuz di mi? Buradaki vizyon değişince tabii ki oradaki o kurum yapılanma değişecek.

Mehmet Öğütçü: Bana kalsa bu durum karsisinda kapatirim TPAO’yu. Oraya ayrılan para ne kadar bilmiyorum; diyelim 5 milyar dolarınız var. O parayi “Doğu Karadeniz’de bir yerlerden petrol bulabilir miyiz acaba?”, “Şırnak’ın ötesinde çıkar mı?” gibi sonuc getirmeyecek macerelar yerine bir varil petrolun iki dolara çıktığı Irak gibi yerlerden sahalar, şirketler satın almaya kullanirim. Kendim yatırım yapamıyorsam Türkmenistan’da, Libya’da, Misir’da hazır iş yapan şirketleri satin alırım. Hele bir de arkasına Türk devletinin gucunu koyduğunu zaman, koyduğunuz 20 milyarı 200 milyara dönustürmeniz mümkün.

Yaprak Özer: Sizin şu anda yönetim kurulu üyeliği yaptığınız şirketlerin uzandığı coğrafyalar neler?

Mehmet Öğütçü: İsim vermeden söyleyeyim. Bunlardan bir tanesi yüksek teknoloji şirketi. Nükleer santrallerde, rafinerilerde, demiryollarında, su tesislerindeki tüm otomasyon, güvenlik sistemlerini oluşturan bir şirket. Bu, İngiltere’nin en büyük 15 şirketinden bir tanesi. Bunlar için, Çin pazarında nasıl davranacakları, üst düzey Komünist partisi üyelerine nasıl ulaşacakları, iş stratejilerini nasıl geliştirebilecekleri, potansiyel müzakere taktiklerinin ne olacağı konusunda yardimci oluyorum. Uzun yıllar çalıştığım British Gas’da şu anda yönetim kuruluna baş danışmanlık yapıyorum. Onlara da Türkmenistan’a girmenin yollarıni gosteroyorum, Bati pazarlarina ulasimin fizibilitesini hazirliyorum. Biliyorsunuz dünyanın en büyük ikinci doğalgaz yatağı orada keşfedildi. Buradan çıkartılacak olan gazın ya da petrolün ticari olarak cazip bir şekilde, Çin’e mi, Rusya’ya mı? Hazar Deniz’ini ya da İran’ı geçip Türkiye üzerinden Avrupa’ya mı? Afganistan-Pakistan-Hindistan hattını mı izleyeceği, bunların jeopolitik yansımalarının ne olacağı…uzerinde calisiyoruz.  Kurt bolgesi icin dogal gaz stratejisi cikartiyorum. Özellikle enerjide tek başına ticari teknik değerlendirmeler yetmiyor. Söz gelimi şu anda Çin, biraz kabuğuna çekilmiş gibi gözüküyor. Onların kültüründe de vardır. Çok fazla öne çıkmayı sevmezler, derinden derine yürütürler. Bir anda bakmışsınız dünyanın en büyük gücü olarak karşınıza çıkmıştır. Bizde ise hatırlarsanız Adriyatik’ten Çin Seddi’ne söylemlerini falan…, daha bir şey yapmadan ayranı kabaran bir ülke ve ondan sonra da tepesine bastırılıp yerli yerine oturtulan bir ülke. Dolayısıyla burada büyük güç bile olsanız çok fazla kendinizi ortaya atmamak çok önemli. Bireylerde de öyledir. Bakarsınız ben şuyum ben buyup diyip ortada dolaşan çok fazla kendini abartan insanlar bir süre sonra sahneden çekilirler. Biraz sessiz sedasiz calisip sonuc almaya odaklanmayi ogrenmemiz gerekiyor.

Yaprak Özer: Güç dengelerine dönecek olursam, sanıyorum gücün aslında en önemli kaynağı enerji. Ya da en önemli kaynaklarından bir tanesi enerji diyelim di mi?

Mehmet Öğütçü: Enerji olmadan bu çekimi yapamazsınız. Enerji olmadan suyu üretemezsiniz. Hayatimizin atardamari o…

Yaprak Özer: Yani ya doğal kaynaklardan söz ediyor olacağız ya da doğal kaynağınız yoksa daha farklı kaynakları kullanıyor olabilmek için yapılacak yatırımlardan söz ediyor olacağız?

Mehmet Öğütçü: İş dünyasındaki insanlara ben şunu söylüyorum. Kaybetmeyeceğiniz dort temel saha vardır. Onun türevleri üzerinde de çalışabilirsiniz. Bir numara enerji, iki numara gıda, üç numara su ve dört numara çevre. Bu dördü gezegenimizin idamesi içinde son derece önemli. Bunların etrafında geliştireceğiniz iş stratejileri sizi hiç mahcup etmez; eğer doğru yönetilirse, doğru yönde akarsa.

Yaprak Özer: Peki şunu sorabilir miyim? Türkiye enerji olarak doğal kaynakları zayıf bir ülke.

Mehmet Öğütçü: Yumuşak karınımız bizim enerji…

Yaprak Özer: O zaman bu güç dengesinde Türkiye karar verici olabilmesi için gerekli potansiyele sahip mi?

Mehmet Öğütçü: Hemen ilave edeyim ki sadece Türkiye’nin değil, Çin’in de yumuşak karnı enerji. Çin bugün öyle bir ham petrol ithal ediyor ki, önümüzdeki 8-10 yıl zarfında toplam Suudi Arabistan’ın üretimini gönderseniz Çin’e yetmeyecek. Ayni sekilde Japonya’ya bakıyorsunuz, var mı enerjisi Japonya’nın, nükleerde de yaşadıkları krizden sonra? Yani enerji yoksulluğu büyük bir şey değil. Yumuşak karın ama çözülemez bir sorun değil. Bunun hele Türkiye gibi etrafi enerji zengini ülkelerle çevrilmiş olan bir ülke açısından daha kolay. Bakıyorsunuz doğal gazda yaşadıklarımıza, Rusya’ya yüzde 70 civarında bağımlıyken Azerbaycan gazı devreye girecek onu biraz azaltacak. Ardindan Kurt gazi gelecek. Sonra da belki Dogu Akdeniz ve Iran gazi…

Yaprak Özer: Ama bu da bağımlı olmayı tabii ki getiriyor.

Mehmet Öğütçü: Bağımlıyız ama onlar da bize bagimli; o bağımlılığı çeşitlendirmek lazım. Ureticileri birbirine düşürmek, bir yerde fiyatları kırmak gerek. Benim için önemli olan, enerji güvenliğinin temel hususlardan bir tanesi bu: kendi insanıma, kendi firmalarıma, enerjiyi mümkün olduğu kadar ucuza ve güvenilir bir şekilde getirebilir miyim? Nereden geldiği beni ilgilendirmiyor. Angola’dan mı getirirsin, Irak’dan mi, Venezuela’dan mı getirirsin yoksa Sibirya’dan mı … Ama hükümetlerin en yasamsal görevi bu. Özel sektörle iş birliği halinde ülkelerin ekonomilerinin gelişmesi rekabet gücünün artması uluslarası ölçekte buna bağlı.

Yaprak Özer: Enerji kaynaklarına sahip olmamak onlara ulaşamamak anlamına gelmiyor demiştiniz değil mi?

Mehmet Öğütçü: Evet, bir de şuna dikkat çekmek istiyorum: mutlaka sadece enerji arzını ülkeye taşımak değil mevcut enerjiyi en etkili şekilde nasıl kullanılabilirize de bakmak lazım. Türkiye’de söylenene göre yüzde 25-30′a varan enerji verimliliği iyileşmesi mümkün. Dolayısıyla faturanızı o kadar azaltmak imkan kabilinde. Bir diğer husus, benim bir türlü anlayamadığım bir husus da su: Türkiye gibi ülkelerde enerji yoğun sanayilere neden yoneliniyor?  Şimdi bakıyorsunuz çimentoydu, alüminyumdu, demir çelikti. Bunlar muazzam enerji yiyen sanayiler. Oysa siz enerji fakiri bir ülkesiniz. Batı ne yapmış? Bu tür genellikle de kirli olan, katma değeri de çok yüksek olmayan sanayileri çevre ülkelere göndermiş. Dışarıya göndermiş. ..

Yaprak Özer: Nükleer konusunda ki düşünceniz nedir?

Mehmet Öğütçü: Nükleerde bakıyorum da Türkiye’de siyah-beyaz sanki her şey. Ya nükleer karşıtısınız ya da taraftarısınız. Taraftarıysanız vatan haini bile olabilirsiniz. Çevrenin güvenliğiyle ilgili hiç hassas değilsiniz diye. Oysa nukleerin bize sivil teknolojide de cag atlatma imkani verebilecegini de bilmemiz gerekiyor. Enerji de cesitliligi arttirmasi da ayri bir avantaj.

Yaprak Özer: Dünya nasıl bakıyor? Sizin üyesi olduğunuz çevrelerde nükleer bizim korktuğumuz kadar mı? Tabii bizim haklı korkularımız da var nükleer eski teknoloji nedeniyle patlayan ya da belli siyasi gerekçeler yüzünden pek çok insanın hayatına mal olan yıllar boyunca olaylar yaşadık.

Mehmet Öğütçü: Kesinlikle katılıyorum, bu konuda da kamuoyunun canlı olması, çevrecilerin tepkilerini kaygılarını dile getirmeleri çok önemli ki boylece hükümetler sadece Türkiye’de değil dünyanın başka bölgelerinde de bu konudaki kararlarında biraz daha dikkatli olsunlar. Guvenlige azami ozeni gostermek sart.

Yaprak Özer: Siz bu konuda çalışıyor musunuz?

Mehmet Öğütçü: Evet, bu konuda çalışıyorum. Özellikle dediğim gibi yönetim kurulu üyesi olduğum şirketlerden bir tanesi dünyadaki nükleer enerji güvenliğini sağlayan teknolojiyi üretiyor. Bunu Çin’de de kullanıyorlar. Rusya’da da.. Yarın öbür gün Dubai’de kullanacaklar. Kore’de de.. Dolayısıyla teknoloji kimin olursa olsun, esas reaktör teknoloji güvenliği sağlayacak bir ya da iki tane büyük firma var dünyada. Ikiye bölünmüş vaziyetteyiz. Batı’da özellikle Avrupa’da Fransa’yı hariç tutacak olursanız (ki elektrik enerjisinin yüzde 70′ini nükleerden sağlayan ve bugüne kadar tek bir nükleer kazaya uğramamış olan bir ülkedir) yavaş yavaş nükleerden çekilme teamülleri var. Almanya 2022′ye kadar mevcut nükleer santralleri devreden çıkartacağını söylüyor ama bunun yerine neyin geleceğini söylemediler. Yenilenebilir enerji ne yazık ki şu anda dünyanın enerjisinin sadece yüzde 6-7’sini sağlıyor. Bunu ikiye katlarsanız, yüzde 12-13 olacak.

Yaprak Özer: Bir miktar kamuoyunu soğutmak adına yapılmış açıklamalar olabilir mi?

Mehmet Öğütçü: Tekrar dönecekler nukleere sayet devrimci baska bir enerji turu gelistirilemezse gorunur gelecekte. İngiltere de gözden geçirme kararı aldı. Aynı şeyi İtalya yaptı. Bence bunlar sağlam temele dayanmıyor. Çünkü fosil yakıtlardan, doğalgaz, petrol ve kömürden oluşan fosil yakıtlardan uzaklaşmak hepimizin menfaatine. Çevre açısından boyle ama bunun yakın gelecekte olması dedigim gibi devrimci bir teknolojik bir gelişme olmazsa mümkün değil.

Yaprak Özer: Yeni Soğuk Savaş’ın gelmekte olduğunu söyleyebilir miyiz? Ya da bunu nasıl tanımlayabiliriz? İki soru sormuş olayım size.

Mehmet Öğütçü: Güzel bir tanımlama. Bence “Yeni Soğuk Savaş” geliyor. Bizim yaşadığımız coğrafyada değil bu, zira bizim coğrafyada zaten hali hazirda sıcak gerilimler, çatışmalar yaşıyoruz ve bunlarin durulması biraz zaman alacak.  Arap Baharı sonbahara dönüşecek, kışa dönüşecek. Rusya’da Putin’e karşı beklenmedik bir muhalif hareketin başlaması da not edilmeli. Suudi Arabistan’a, Katar, Kuveyt’e kimse daha dokunmadı bile, oralarda ne olacak? Orta Asya cumhuriyetlerinde neler olacak?

Yaprak Özer: Bekliyor musunuz oralarda bir hareketlenme?

Mehmet Öğütçü: Bu bence biraz ‘domino teorisi’ gibi. Bir yerde başladıktan sonra durdurması zor. Uzun zamana yayılabilir, hemen önümüzdeki 6 ay-1 yilda  değil de muhtemelen 5-10 yıllık perspektifle bakarsanız oralara da ulaşacak ve kusaksal degiosim yasanacak.

Yaprak Özer: Yani dalga dalga huzursuzluklar ve kanayan yaralar olacak.

Mehmet Öğütçü: Cin lambadan cikti, tekrar yerine koyamayiz. Dünyadaki güç kayması Asya Pasifik’e doğru, Çin’in ve Hindistan’ın başını çektiği bu dinamik bolgeye dogru. Dolayısıyla esas güç müdahalesinin ben orada yaşanacagina inaniyorum., Çin var, Hindistan var, Japonya var, Kore var, bölgesel sayılabilecek, Avustralya var ve Amerika da aslında bir Asya-Pasifik gücü. Rusya’ya da sorarsanız eğer “ben sadece Asya ve Avrupa gücü değilim, benim de Pasifik’e sınırlarım var” diyor…

Yaprak Özer: Avrupa aslında bundan sonra adından çok söz etmeyeceğimiz bir kıta mı olacak?

Mehmet Öğütçü: Biraz daha işin traji-komik tarafına bakılırsa eğer, Avrupa gelecekte “Euro Disney” olacak, yani insanların gelip güzel binaları seyredeceği, hoş yemekler yiyecekleri… Çünkü ekonomik güç elinden kaçıyor, teknolojisini yenileyemiyor, insanlarda ciddi bir mutsuzluk, bezginlik var. Hatta Türkiye’ye bile geliyorlar biliyorsunuz artık çalışmak için Almanya’dan, İngiltere’den, Fransa’dan gençler. Esas güç mücadelesi, kaynaklar haricinde (kaynaklar üzerindeki çatışma hala Orta Doğu ve Körfez’de olacak, Doğu Afrika’da ve Arktik bölgesinde olacak) dinamik bolgeleri sarsacak.

Yaprak Özer: Arktik bölgesinde sinyalleri var galiba.

Mehmet Öğütçü: Dönüşüm ve paylasim kavgasi coktan başladı.

Yaprak Özer: Çizdiğiniz şöyle bir resim var: bir yerleri karıştırıyorlar çünkü  orada birilerinin menfaatleri var. İnsanlar ölüyor, hastalanıyor. Bunların hepsi bir menfaat ve bir strateji bir hedef üzerine kurulmuş değil mi?

Mehmet Öğütçü: Bizim coğrafya komplo teorilerine çok açık bir coğrafya…

Yaprak Özer: Tamam ama büyük bir senaryodan da söz ettiniz, onu yazmak lazım içerisinde bir figüran olmamak için.

Mehmet Öğütçü: Küresel ölçekte, bölgesel ölçekte büyük güçlerin senaryoları var. Kendilerince bicimlendirmeye calistiklari bir dozen var.

Yaprak Özer: Korku filmi gibi.

Mehmet Öğütçü: Senaryo gerçekleşir, gerçekleşmez o ayrı bir şey. Onu yazıyorlar. Ülkelerin yumuşak karnı nerededir?… Esas karar alıcılar kimlerdir?… Neresi karıştırılabilir?… Sozgelimi, Çin’i zayıflatmak için Tibet’le uğraştık olmadı acaba Sincan Uygur Özerk bölgesini mi kaşısak biraz?… Ya İran’daki Azeriler?, Turkiye’deki Kurtler?… Bunlar hem istihbarat teşkilatlarının, hem ulusal güvenlik kurumlarının üzerinde çalıştığı konulardır. Eminim demem doğru olmayabilir ama umarım biz de yapıyoruzdur bunu.

Yaprak Özer: Senaryolar kurulup kaldırılacak. Şirketler de yapıyorlar mı böyle senaryolar?

Mehmet Öğütçü: Özellikle bizim sektörümüzde, projelerin omrunun 40-50 yila sarktigi enerji sektöründe…

Yaprak Özer: Yönetim kurulu üyesi olduğunuz ya da danışmanlık yaptığınız uluslararası şirketlerde bu tür senaryolardan konuşuyor musunuz?

Mehmet Öğütçü: Sayet projenin omru birkac hukumetin omrunden daha uzun ise yapmak zorundasiniz. Nitekim, bir şirket için yaptığım senaryo çalışmasında Mısır’da üç yıl önce Hüsnü Mübarek yönetiminin nasıl devrileceği, önümüzdeki dönemde Müslüman Kardeşler’in yükselecegi, icerideki bolunmenin keskinlesecevi, enerji fiyatklarina subvansiyonun artacagi ve benzeri ongorulerde bulunmustum… Tabii ki bu tur ongoruler için falcı olmaya gerek yok. Eğer toplumun dokularını iyi incelerseniz, sistem birazcık gevşediği anda baski altinda guclerin yükselişe geçeceğini görebilirsiniz. Arap Baharı’nı biz önceden gördük; bundan sonrasini da ongormek zor degil

Yaprak Özer: Siz Mısır için düşünmüştünüz, bölge için bu kadar öngörünüz hazır mıydı? ….

Mehmet Öğütçü: Kesinlikle. Ayni senaryo calismasini Çin için de yaptık. Rusya için de, Orta Asya ve Guney Amerika icin de yaptık. Amerika’daki “tink-tank”lar da çalışıyor bu konularda, Avrupa’daki muadilleri de. 3-4 değişik senaryo ortaya koyar, o senaryoların icini dolduracak  takım beyin jimnastiği yapar ve en olası senaryoyu içinden seçersiniz.

Yaprak Özer: Geçtiğimiz günlerde bunlardan bir tanesinde petrol fiyatları üzerine senaryo çalışmalarında Türkiye’yi temsil ettiniz. Petrolde neler olacak?

Mehmet Öğütçü: Evet, Stratfort’dan George Friedman ile beraber TUSIADS icin yaptik. Şu gerçeği yazmak lazım bir köşeye: hidrokarbonda yani doğalgazda ve petrolde dünyada ne yazık ki bir dengesizlik var arzla talep arasında. Bu dengesizlik görülür gelecekte aşılamayacak. Çok fazla doğal gaz ve petrol var ama bundan sonra ucuz petrol dönemi bitti. Dolayısıyla daha fazla para vermeye hazırsasınız Alaska’dan da Arktrik bölgeden de çıkartırsınız. Petrol fiyatları bundan sonraki dönemde üç aşağı beş yukarı inse bile hep kuzey istikametinde yükselecektir. Bir kriz çıktığını varsayalım, İran’a bir saldırı oldu, Hürmüz Boğazı mayınlandı ya da Güney Çin Denizi’nde Amerikan donanmasıyla Çinliler karşı karşıya geldiler. Tayvan’la bir gerilim doğdu ya da Nijerya’da çok vahim bir bölünme yaşanıyor, Türkmenistan’da darbe oldu Moskova’nin bastırmasıyla Rus yanlısı birisi iktidara geldi. Bunların hepsi bir anda uluslarası petrol fiyatlarını fırlatma kapasitesine sahip. Yarın böyle bir krizde 250 dolara çıkarsa şaşırmayın. Ve hesaplayın, Türkiye’de petrol fiyatlarındaki her 1 dolarlık artışın bize maliyeti en az 150-200 milyon dolar. 10 dolar arttığı anda iki buçuk milyar dolar maliyeti var butceye.

Yaprak Özer: Müthiş rakamlar. Bir şirket kaç senaryoyla çalışır?

Mehmet Öğütçü: Şirketine bağlı. Özellikle büyük şirketler, enerji şirketleri, eğer milyarlarca dolarlık yatırıma hükmediyorlarsa faaliyet gösterdikleri çoğrafyayla ilgili adeta bir ordu beslerler bu tür çalışmaları yapmakta olan. Siyasi analizler, opsiyonlar, kim güçlüdür, kim zayıftır, kimi güçlendirelim, nerede destek olalım, nerede köstek olalım….

Yaprak Özer: Cimrilik yapmazlar herhalde bu senaryolar konusunda değil mi?

Mehmet Öğütçü: Tam tersine comerttirler Ben hatırlıyorum bir araştırma şirketine 5 tane soru vermistik yatırım yapacağımız bir ülkeyle ilgili olarak. Çok güvenilir bir şirket. 5 soruya 12 sayfa yanit getirdiler. Bedeli, 150 bin pound idi….

Y.Ö.: Ülkelerin de senaryoları ve oyunları aslında birbirinden farklı seçenekleri olmalı, var mı? Avrupa Birliği’nin pek yoktu galiba değil mi?

Mehmet Öğütçü: Avrupa Birliği ne yazık ki kendi kendini topuğundan vurdu. Yani üye sayısı arttıkça, hantallaştı, karar alması zorlaştı. Ortak noktalara ulaşılamadı hatta şimdi “Türkiye büyük bir isabetle Avrupa Birliği’ne girmedi” deniliyor.

Yaprak Özer: İyi ki bizi almamışlar.

Mehmet Öğütçü: Bunca yil hakarete ugrayip, incitildikten sonra ben de şimdi dalga geçme hakkimi kullaniyorum. Diyorum ki, “şimdi bir referandum yapılsa Türkiye’de,  AB’den gelin katilin diye bir davet gelse, halka sorulduğunda olumsuz bir sonuç çıkabilir buyuk ihtimalle”..

Yaprak Özer: Bu hantallaşan gruplar, organizasyonlar ve coğrafyalar yalnızca Avrupa Birliği’yle sınırlı değil aslında uluslararası teşkilatlar da; Birleşmiş Milletler, OECD, IMF, NATO… Bunlar içinde aynı şeyleri söyleyebilir misiniz?

Mehmet Öğütçü: İçinde yaşadığımız dönem – ki biraz uzun sürdü bu dönem, yani Sovyetler Birliği’nin çöktüğü 1989’dan Berlin Duvarı’nın yıkıldığı dönemden itibaren yeni bir dünyaya girdik. Aradan geçen sürede hala tam durulmadı sistem. Kipir kipir. Bütün uluslararası kuruluşlarda, özellikle İkinci Dünya Savaş’ında kurulmuş, NATO, Birleşmiş Milletler, OECD gibi olanlar da tam ayak uyduramadılar.

Yaprak Özer: Eksenlerini kaybettiler.

Mehmet Öğütçü: Hepsi ne yapacağını şaşırdılar, simdi surekli kafa yoruyorlar nasıl ayak uydurabiliriz diye. OECD zenginler dünyası olarak biliniyor. Dünya ekonomisini güya -, ben de çalıştığım dönemlerde bunu söylerdim – OECD yönlendiriyor. Oysa bugun OECD’nin içerisinde Çin yok, Rusya yok, Hindistan yok, diğer büyük güçler Güney Afrika yok. Dünya eksenini ve ekonomisini oluşturan bu ülkelerin içinde yer almadigi bir teşkilatın varlık nedeni sorgulanır. Ne oldu? Onun yerine G20 türedi, G8 etkisini kaybetti. G20 ne kadar gidecek belli değil ama bu bir devinim süreci yerine oturacak şu ya da bu şekilde. Dünyanın yönetiminde esas yerlerini alacak guc kaymasindan istifade eden ulkeler. NATO, Sovyetler Birliği çöktükten sonra her yana saldırmaya başladı. Güvenlik algılamaları değişti yeniden tanımlandı. Afganistan büyük bir başarısızlığa uğradı. Bütün itibarını kaybetti. BM hala ne ise yaradigini sorguluyor.

Yaprak Özer: O zaman diyorsunuz ki, hantallaşan geleceği okuyamayan bazı ülkeler bazı teşkilatlar bulunuyor…

Mehmet Öğütçü: Evet ancak bu teşkilatlara ihtiyacımız var; yanlış anlaşılmasın. Çünkü hem sorunların çözümlenmesi, hem işbirliği yapılmasında ülkeleri ortak menfaatler temelinde bir araya getirecek bu tür kuruluşlara büyük ihtiyaç var. Ama bunlari yapabilmek için, kurumsal mimarilerinin yeniden tasarlanması, yeniden inşa edilmeleri gerekiyor.

Yaprak Özer: 2012’de ne bekliyorsunuz? Bir iki cümleyle ifade etseniz ne dersiniz? Falcılık belki ama…

Mehmet Öğütçü: Falcılık değil acikca gözüküyor artık. Özellikle Euro Zone’da yaşanan bu finansal kriz Avrupa’yı  büyük ölçüde devre dışı bırakacak küresel ekonomide. Ve daha da kötüye gideceği konusunda ne yazık ki, fikir birliği var. Türkiye, teğet geçer rehavetine kapılmasın, vurabilir. Hele hele cari ödemeler açığının giderek yükseldiği bu dönemde. Tek kurtarıcısı Türkiye’nin bu egemen servet fonları., Körfez’den Çin’den Rusya’dan sıcak para akışı var. Bu sıcak para akışı bir şekilde kesilirse biz de kendimizi soğukta bulabiliriz.

Hiç böbürlenmenin anlamı yok. Yine bir mesaj daha: Avrupa Birliği ile ilgili ilişkilerde de, Orta Doğu, Çin ve Amerika’yla ilgili ilişkilerde de önemli, biraz ağır başlı gitmemiz gerekiyor. Çok fazla böbürlenip, hatta Avrupa Birliği’yle dalga geçmeye başlandı, bunlara girmemek lazım. Türkiye ağır başlı ne istediğini bilen, ayağını yere sağlam basan, olgunca gelisen, guclenen yumuşak bir güç olmak zorunda. Bunu başarırsa ben Türkiye’nin önünde çok büyük fırsatlar olucağına inanıyorum. Ve bizler de, siz de ben de, diğer idealist olan ülkemize hizmet eden insanlar da bu hedefe dogru her türlü katkıyı sağlamaya hazır olmalıyız. Çünkü sonuçta bu partiler üstü bir hedef. Ve kazanani ulkemiz, insanlarimiz olacak.