Ticaret Otoyolsa; Şerit Seçmek Motor Gücü İster

Gümrük Birliği’ni güncellemek ya da alternatif mimari aramak üzerinden heyecanlı bir tartışma yürütülüyor, en azından öyle görünüyor. Konu teknik, konuşanlar yuvarlak konuşuyor. Anlaşılmıyorlar, ne kadar anlaşılmak istediklerini bilmiyoruz. Herkes şikayetçi ama konfordan mutlu gibi…

Dünya ticareti, RCEP, AB Tek Pazarı, USMCA, CPTPP gibi blokların içinde şekilleniyor. Türkiye WTO’nun kurucu üyesi, G20 masasında. AB Gümrük Birliği içinde ama AB üyesi değil. RCEP ve CPTPP dışında. Batı’nın kurallarına sıkışmış halimiz var. Ticaret, ürün ve hizmet akışından fazlası gibi duruyor.

Soru 1: Kim karar veriyor, vergiyi kim koyuyor? Masada kim var? Ortak menşe kurallarını kim yazıyor?

Soru 2: Rekabetçi bir üretim yapımız var mı? Gümrük birliği müzakerecilerinde üstünlüğümüz ne?

Soru 3: Hangi sektörde, hangi teknoloji seviyesinde, hangi ölçekle rekabet ediyoruz ne değer üretiyoruz?

Söyleşim, Avrupa ile mevcut düzen içinde devam etmek mi, Asya ile daha derin entegrasyon mu, hatta yeni ticaret bloklarına yönelmek mi? sorusuna yanıt veriyor. Ticaret ürün ve hizmet akışı değil, rekabet kapasitesinin sınavı. Avrupa bugünün pazarı olabilir. Asya yarının üretim merkezi olabilir. Hangi Pazar, niye, nasıl, neyle?

Konuğum deneyimli bir müzakereci. O ruhu, sorularımı yanıtlarken, gümrük birliği masasında Türkiye’yi savunuyormuş gibi heyecanla yansıttı. Göreceğiniz ve duyacağını çekişme değil mücadele. Böyle insanlar kaldı mı diye düşünecek olursanız, endişe etmeyelim varlar , çoklar. Tarihle yarın arasında muzipce oynuyor, öğrenecek de çok şey var.

Fay hattı

Dr. Şahin Yaman’la yaptığım söyleşi, bu fay hattına basıyor. Cenevre’de Dünya Ticaret Örgütü nezdinde iki dönem Türkiye’yi temsil etmiş, sanayi ve bilişim teknolojileri müzakerelerinde masada bulunmuş, Doha Kalkınma Gündemi ve ticaret savaşları üzerine çalışmaları olan bir isim konuşuyor. Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda Genel Müdür Yardımcılığı yapmış bir müzakereci, ticareti “aldım sattım ekonomisi” olarak görmenin tehlikesine işaret ediyor. Söyleşi boyunca anlatmak istediği “mesele fiyat değil; egemenlik” dedi. Dr Yaman, bugünün nakit akışı ile yarının üretim merkezi arasındaki farkı anlattı. Ben ana hatları özetleyeceğim.

Avrupa büyük pazar mı?

Hukuku öngörülebilir, finansmanı derin, satın alma gücü yüksek. Türkiye’nin ihracatının yüzde 40’tan fazlası Avrupa Birliği’ne gidiyor. Almanya, Birleşik Krallık, Fransa ana müşteri. Bu tabloyu yok saymak gerçekçilik olmaz.

Bir ara Dr Yaman’ın bam teline bastım; “Bugüne dönelim lütfen”. Israrımın sonucunda “Kendim için Avrupa’da iş yaparım, çocuklarım için Uzak Doğu’ya bakarım” dedi. Coğrafya tercihi değil, zaman perspektifiydi…

Biz, her akşam uykudan önce bir ticaret-ekonomi masalı okuyoruz;  dünyanın başka merkezleri daha farklı bir masalla uykuya yatıyor. Hatta uyumuyor:

Küresel ticarette  2006–2024 ihracat payları grafiği başka bir hikaye anlatıyor. Çin’in payı yüzde 8,1’den yüzde 14,9’a yükselmiş. ABD yerinde saymış. Almanya gerilemiş. Ağırlık merkezi Pasifik’e kaymış. İthalat grafiği de aynı ekseni işaret ediyor: Çin, Hindistan, Vietnam yukarı yönlü; Atlantik’in payı göreli olarak düşüyor. Üretim, tedarik zinciri ve talep aynı havzada yoğunlaşıyor.

Son haftanın sembol anı

ABD Yüksek Mahkemesi’nin kararı oldu. Başkanın gümrük vergisi koyma yetkisine sınır çizildi. Kararın teknik boyutu bir yana, asıl mesaj şu: Vergi koyma yetkisi bir mali araç değil; anayasal egemenlik yetkisi. Kongre’nin temsil ettiği halk adına kullanılır. Yargı, yürütmeye sınır çizer. Bu tabloyu izlerken, Türkiye’nin içinde bulunduğu yapıya dönmek kaçınılmaz hale geliyor.

Gümrük Birliği nedir?

Bir kanun mu, anayasal bir anlaşma mı? Hayır. Bir ortaklık konsey kararı. Sanayi ürünlerinde Avrupa Birliği ile gümrüklerin kaldırıldığı bir yapı. Ancak bu yapı, Türkiye’ye AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı anlaşmalarda otomatik temsil yetkisi vermiyor.

Brüksel, Brezilya ile anlaşma yaparken Türkiye masada değil; sonuçtan ise etkileniyor. Yaman’ın altını çizdiği konu “Ticaret politikası egemenliktir. Egemenlik devredildiğinde, müzakere yetkisi de devredilir.”

Grafiklere bakıldığında

Makale içeriği

Tartışmanın soyut olmadığı görülüyor. 2006–2024 dünya ihracat payları küresel ağırlık merkezinin yer değiştirdiğini açıkça gösteriyor. Çin’in dünya ihracatındaki payı yüzde 8,1’den yüzde 14,9’a çıkmış. Neredeyse iki kat. ABD aynı dönemde yüzde 8,7’den yüzde 8,6’ya gerilemiş; konumunu korumuş ama büyümemiş. Almanya yüzde 9,4’ten yüzde 7’ye düşmüş. Türkiye ise yüzde 0,7’den yüzde 1,1’e yükselmiş. Artış var, fakat sıçrama yok.

İthalat grafiği tabloyu tamamlıyor. ABD hala en büyük ithalatçı; payı yüzde 15,6’dan yüzde 13,8’e gerilemiş. Çin’in ithalat payı yüzde 6,4’ten yüzde 10,7’ye yükselmiş. Hindistan ve Vietnam yukarı yönlü hareket ediyor. Türkiye’nin ithalat payı yüzde 1,1’den yüzde 1,4’e çıkmış. Üretim ve talep aynı coğrafyada yoğunlaşıyor. Bu, tedarik zincirinin derinleşmesi demek.

Makale içeriği

Fay hattının adı RCEP.

Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması. ASEAN’ın 10 ülkesi ile Çin, Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda’yı kapsıyor. Dünya nüfusunun ve küresel GSYİH’nin yaklaşık yüzde 30’u bu şemsiye altında. Ama asıl güç gümrük indiriminden değil; ortak menşe kurallarından geliyor. Bir ürünün parçaları farklı RCEP ülkelerinde üretilse bile “RCEP menşeli” sayılıyor. Tedarik zinciri tek bir iç pazar gibi çalışıyor. Bürokrasinin azaltılması, dijital ticaret kuralları, fikri mülkiyet düzenlemeleri bu entegrasyonu daha da derinleştiriyor.

Türkiye RCEP bloğunda değil.

Etkisinin dışında da değil. Tekstilde Vietnam’ın, otomotiv yan sanayinde Güney Kore’nin maliyet avantajı artıyor. Çin’den alınan ham madde RCEP içinde işlenip sıfır gümrükle dolaşabiliyor. Türkiye’nin Avrupa ve ABD pazarındaki rekabeti bu nedenle daha zor. Öte yandan ABD ve AB’nin Asya’daki etkisinin zayıflaması, Türkiye’yi Avrupa için daha kritik bir “near-shoring” merkezi haline getirebilir. Aynı tablo hem risk hem fırsat.

Makale içeriği

Türkiye’nin dış ticaret hacmi

2025 sonu itibarıyla 638,9 milyar dolar. 273,4 milyar dolar mal ihracatı, 365,5 milyar dolar mal ithalatı. Dış ticaret açığı 92 milyar dolar. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 74,8. Hizmet ihracatı 123,1 milyar dolar. Avrupa Birliği ihracatın yüzde 40’ından fazlasını oluşturuyor. Almanya 19,8 milyar dolar ile ilk sırada. Birleşik Krallık 14,1 milyar dolar. ABD 13 milyar dolar seviyesinde. İthalatta Çin yüzde 13 payla lider; Rusya yüzde 10,4; Almanya yüzde 8,4.

Teknoloji dağılımı kritik

Yüksek teknoloji ihracatı 9,9 milyar dolar. Orta-yüksek teknoloji 102,1 milyar dolar; toplamın yaklaşık yüzde 37’si. Savunma ve havacılık 9,87 milyar dolar ile yüzde 46,9 artış göstermiş. İmalat sanayii ihracatın yüzde 93,2’sini oluşturuyor.

Savunma örnek- Tekstil kırılganTurizm hizmet lokomotifi

Aselsan, Havelsan, Roketsan, STM gibi firmalar dünya ilk 100 savunma şirketi arasında yer alıyor. TUSAŞ ve TEİ’nin projeleri, Avrupa’daki bazı ülkelerin toplamından daha ileri düzeyde. Devlet koordinasyonlu, uzun vadeli, teknoloji odaklı bir ekosistem kurulmuş durumda. Yüksek teknoloji, yerli üretim oranı, ihracat kapasitesi. Bu tablo, “kısıtlar altında da rekabetçi olunabilir” gerçeğini gösteriyor. Aynı model neden tekstilde, makinede, kimyada, dijital teknolojilerde uygulanmasın sorusu burada doğuyor.

RCEP içi maliyet avantajı, Vietnam ve Kamboçya’yı güçlendiriyor. Türkiye’nin yanıtı hız, lojistik yakınlık ve sürdürülebilirlik olmak zorunda. Avrupa’ya yakınlık hâlâ avantaj; ancak teknik tekstil ve marka değeri olmadan maliyet baskısına direnmek zor.

50 milyar doların üzerinde gelir. RCEP bölgesindeki yükselen orta sınıf, özellikle Çin ve Güney Kore, Türkiye için potansiyel pazar. Gıda sektöründe ise rekabet Tayland ve Vietnam gibi devlerle. Türkiye’nin avantajı kalite, çeşitlilik ve helal sertifikasyonu.

Türkiye otoyolda hangi şeritte?

Kısa vadede Avrupa ile bağlar kopmaz. Avrupa büyük pazar. Ancak uzun vadede üretim, teknoloji ve yatırım stratejisinin Asya-Pasifik gerçekliğiyle uyumlu olması gerekiyor. Söyleşide yapılan ayrım net: “Kendim için Avrupa’da iş yaparım, çocuklarım için Asya’ya bakarım.” Bu bir coğrafya tercihi değil; zaman ufku tercihi.

Ticaret anlaşmaları halı dokumaya benzetiliyor. Bir kez atılan düğüm, onlarca yıl çözülmeyebilir. Karşılaştırmalı üstünlükler, tedarik zinciri bağımlılıkları, finansal akışlar o düğümün içine yerleşir. Bu nedenle müzakere bir teknik iş değil; kalkınma stratejisidir. Egemenlik otoyolunun hangi kavşağında durduğunuzu belirler.

Paylaş