TARIMI NEREYE KOYACAĞIZ; BİR SÖYLEŞİ 3 YAZILIK DOSYA

Türkiye’de tarım “kırsal kalkınma” başlığı altında, dar bir üretim alanı olarak ele alınıyor. Yaşanan pandemi, savaşlar, tedarik zinciri kırılmaları ve iklim krizi, tarımın klasik bir sektör değil; ekonomik egemenlik, fiyat istikrarı ve finansal dayanıklılık meselesi olduğunu açık biçimde gösterdi.

Tarım sadece bir tarla meselesi değil, o bir ülkenin egemenliğinin temel taşı, ekonomik bağımsızlığının sigortası ve geleceğinin stratejik kalesi. Gıda arz güvenliği, en az savunma sanayi kadar kritik bir ulusal güvenlik meselesi.

Benim durduğum yerden bir iletişim meselesi. İletişimin zayıf hatta olmadığı bir alan.

Türkiye Ürün İhtisas Borsası (TÜRİB) Genel Müdür Yardımcısı Necla Küçükçolak’la keyif aldığım bir söyleşi yaptım. Küçükçolak piyasa altyapısını anlattı, derine indikçe ortaya egemenlik vurgusu çıktı. Sohbetimiz bana bu işte bir eksik arayacaksan, iletişimi gösterdi.

Ekonomim Gazetesinde bugün yayınlanan yazımda can alıcı gerçek; tarım üretimle, rekolteyle ya da fiyatlarla açıklanabilecek bir alan olmadığını ifade ettim. Tarım, finans, teknoloji, borsa ve egemenlik başlıklarının kesiştiği stratejik bir ekonomi alanı. TÜRİB’in kurmaya çalıştığı yapı, bir ürün borsasının ötesinde, tarım emtiasını şeffaf fiyatla, finansal enstrümanlarla ve veriyle buluşturan yeni bir ekonomik zemin tarif ediyor. Lisanslı depoculuk, ELÜS sistemi ve 2026 hedefli vadeli işlem piyasaları, çiftçinin finansmana erişimini kolaylaştırırken sanayiciye ve yatırımcıya öngörülebilirlik sunan, ülke ekonomisi açısından da kritik bir altyapıyı işaret ediyor. Asıl mesele, bu yapının anlaşılması ve sahiplenilmesi dolayısıyla  tabana yayılması.

Substack’te ise konuyu iletişim boyutuyla  ele aldım. Tarım konuşulurken, anlatılanla duyulan, söylenenle anlaşılan arasında ciddi bir boşluk oluşuyor. Oysa böylesine stratejik bir dönüşüm, yalnızca mevzuatla, platformla ya da finansal araçlarla ilerleyemez; güçlü, kapsayıcı ve sürekli bir iletişim zeminiyle desteklenmek zorunda.

Yine de tekrarlamak isterim asıl kritik olan, bu yapıların ve hedeflerin nasıl anlatıldığı, kimlerle konuşulduğu ve kimlerin anlatının dışında kaldığı. Tarımda atılan yenilikçi adımlar, fırsatlar ve yeni finansal olanakları kullanıcıya aktarmak için bir “iletişim koridoru” açmak gerekiyor. Sahadaki sorunları, kaygıları ve beklentileri gerçekten dinleyecek, geri bildirimleri toplayacak ve anlayacak başka bir tünele de ihtiyaç var. İletişim iki yönlü bir yol.

İş dünyası açısından bakıldığında, tarımda kurulan bu yeni finansal ve teknolojik mimari, doğru iletişimle desteklenirse ciddi bir değer üretme potansiyeli taşıyor. Aksi halde, en iyi sistemler bile dar bir çevrenin bilgisi olarak kalma riskiyle karşı karşıya. Bu nedenle önümüzdeki dönemin en kritik başlıklarından biri, tarımı anlatma biçimimizi yeniden düşünmek; yapılan çalışmaları tabana yayacak, güven inşa edecek ve ortak bir dil kuracak iletişim kanallarını bilinçli şekilde tasarlamak olacak. Tarım tarlada değil; ekonominin, finansın ve kamusal güvenin merkezinde.

TÜRİB ne getiriyor? Lisanslı depoculuk ve ELÜS: ürün nasıl ‘varlık’ olur? Hangi 20 ürün işlem görebiliyor? Sorularının detayları için youtube ve yaprakozer.com.

EKONOMİM GAZETESİNDE SORDUM:

TARIM SİZCE ROMANTİK BİR KONU OLABİR Mİ?

Romantizmi bozmak adına soruyla başlayayım; “Tarımda fiyat nerede oluşur; tarlada mı, borsada mı?”

Türkiye’de tarım “kırsal kalkınma” başlığı altında, dar bir üretim alanı olarak ele alınıyor. Yaşanan pandemi, savaşlar, tedarik zinciri kırılmaları ve iklim krizi, tarımın klasik bir sektör değil; ekonomik egemenlik, fiyat istikrarı ve finansal dayanıklılık meselesi olduğunu açık biçimde gösterdi.

Gıda arz güvenliği, enerji güvenliği kadar stratejik. Hatta kimi zaman daha belirleyici. Ülkenin kendi kendini doyurabilme kapasitesi, enflasyonla mücadelesinden dış ticaret dengesine, sosyal huzurdan sanayi sürekliliğine kadar birçok başlığı doğrudan etkiliyor.

Türkiye Ürün İhtisas Borsası (TÜRİB), sektörü “üretim” düzleminde değil, fiyat oluşumu ve finansman mimarisi üzerinden yeniden tanımlayan kritik bir yapı olarak dikkat çekiyor ya da yakın gelecekte çekecek demeliyim. TÜRİB Genel Müdür Yardımcısı Necla Küçükçolak’la söyleşi yaptım, tarımın ekonomik sistemin merkezinde düşünülmesi gerektiğini net biçimde ortaya koydu.

Küçükçolak’la görüşmede neler konuştuk bir çırpıda özetlersem, tarımsal üretimin teknoloji, dijitalleşme ve finansal araçlarla modernleştirilmesi gerektiği, TÜRİB’in şeffaf fiyat oluşumundaki kritik rolü, özellikle lisanslı depoculuk sisteminin sağladığı avantajlar, çiftçilerin finansmana erişimi ve yatırımcılar için sunulan yeni fırsatlar, iklim kriziyle mücadelede akıllı tarım uygulamalarının önemi, gençlerin sektöre kazandırılması için gereken stratejiler…

Tarım sadece bir tarla meselesi değil, o bir ülkenin egemenliğinin temel taşı, ekonomik bağımsızlığının sigortası ve geleceğinin stratejik kalesi. Gıda arz güvenliği, en az savunma sanayi kadar kritik bir ulusal güvenlik meselesi. TÜRİB, tarımı sadece bir “üretim” faaliyeti olmaktan çıkarıp, onu teknolojiyle desteklenen, şeffaf ve güçlü bir finansal ekosisteme dönüştürme misyonunu üstleniyor.

“Tarım bir egemenlik meselesidir”

Küçükçolak, tarımı neden bir egemenlik başlığı altında ele aldıklarını şu sözlerle anlattı:

“Pandemi döneminde ve Ukrayna–Rusya savaşında gördük ki, gıdaya erişiminiz yoksa teknolojik gücünüzün de bir sınırı var. Tarım sadece tarladaki mahsul değildir; o mahsulün fiyatının nerede, nasıl ve kimin tarafından belirlendiğidir. Bu nedenle tarım, doğrudan egemenlik meselesidir.”

Bu tespit, yalnızca Türkiye için değil küresel ekonomi için de geçerli. Bugün dünya genelinde tarımın milli gelir içindeki payı yüzde 2’ler seviyesine düşmüş durumda. Türkiye’de de tablo çok farklı değil. Ancak Küçükçolak’a göre bu oran, tarımın gerçek etkisini yansıtmıyor:

“Tarımın ekonomideki payı düşük görünebilir ama gıda arz güvenliği yoksa ekonomik istikrar da yoktur. Tarım artık emek yoğun bir alan olmaktan çıktı; teknoloji ve finans yoğun bir yapıya dönüştü.”

TÜRİB ne yapıyor, neden önemli?

TÜRİB, yerel ve parçalı tarım piyasalarını tek bir ulusal platformda toplayan, fiyatın şeffaf biçimde oluşmasını sağlayan bir ihtisas borsası. 2019’dan bu yana faaliyet gösteren borsa, tarım ürünlerini finansal sistemin içine alıyor.

Küçükçolak, TÜRİB’in temel işlevini ve finansmana erişimi de kökten değiştiren Elektronik Ürün Senedi uygulamasını anlattı: “Bizim temel fonksiyonumuz fiyat oluşturmaktır. Türkiye’de milyonlarca çiftçi var. Sanayicinin bu çiftçilere tek tek ulaşması verimsiz. Lisanslı depoculuk sistemi sayesinde ürünler standartlara uygun şekilde depolanıyor, karşılığında Elektronik Ürün Senedi – ELÜS oluşuyor ve bu senetler borsamızda işlem görüyor.”

Hasat döneminin kaderi değişiyor mu?

Türkiye’de çiftçinin en kırılgan olduğu dönem, hasat zamanı. Arzın en yüksek olduğu bu dönemde fiyatlar düşüyor; çiftçi ise borçlarını ödemek için ürününü hemen satmak zorunda kalıyor. Küçükçolak’a göre TÜRİB tam da bu noktada devreye giriyor:

“Lisanslı depoya bırakılan ürün karşılığında verilen ELÜS’ler, bankalar tarafından teminat kabul ediliyor. Özellikle Ziraat Bankası üzerinden, ürün değerinin yüzde 75’ine kadar, 9 aya varan sıfır faizli krediler kullandırılıyor.”

Bu mekanizma, çiftçiye zaman kazandırıyor. Ürün hemen satılmak zorunda kalmıyor; fiyatların yükseldiği dönemde borsada satılabiliyor. Sistemin benimsendiğini gösteren en somut veri ise lisanslı depo kapasitesi: 2019’da 4 milyon ton olan kapasite 14 milyon tonun üzerine çıkmış. Rakam, tarımın giderek daha fazla finansal bir varlık gibi ele alındığını gösteriyor.

Biz üretiyoruz fiyatı kim belirliyor?

Söyleşinin en kritik başlıklarından biri, Türkiye’nin küresel tarım piyasalarındaki konumu. Fındık örneği çarpıcı örneğin… Türkiye, dünya fındık üretiminin yaklaşık yüzde 60’ını gerçekleştiriyor. Buna rağmen fiyat, uluslararası piyasalarda belirleniyor. Küçükçolak bu durumu şöyle açıkladı: “Bir ürünün fiyatını belirleyebilmeniz için spot piyasasının derinleşmesi ve lisanslı depoculuğun yaygınlaşması gerekir. Fındıkta bu henüz yeterli değil. Ürün depoya gelmeyince, şeffaf bir fiyat oluşmuyor.”

Bu tablo yalnızca fındık için geçerli değil. Küresel ölçekte Chicago Ürün Borsası (CBOT) gibi merkezler, tarım fiyatları için referans noktası oluşturuyor. Türkiye ise hala çoğu üründe fiyat izleyici konumunda.

2026 hedefi: Vadeli işlem piyasası

TÜRİB’in 2026 hedefi, tabloyu değiştirmeye yönelik. Planlanan vadeli işlem piyasasını bir fiyat egemenliği aracına dönüştürmek. Küçükçolak, “Fiyatı izlemek yerine fiyatı bu topraklarda oluşturmak zorundayız. Vadeli piyasalar, hem çiftçi hem sanayici hem de kamu için risk yönetimi ve öngörü sağlar” dedi.

Anlaşılan o ki, piyasaların oluşumu, yatırımcıyla beraber  Toprak Mahsulleri Ofisi, sigorta sistemleri ve kamu politikalarını da doğrudan etkileyecek veri altyapısı sunacak. Benim söyleşiden aldığım kritik başlık, tarım romantik bir alan değil. Fiyat, veri, finansman, teknoloji ve egemenlik başlıklarının kesiştiği çok paydaşlı bir ekonomik sistem. Ürettiğimiz ürünün fiyatını başkalarının belirlemesine daha fazla razı gelmemeliyiz.

Bu söyleşinin tam ve genişletilmiş analizli versiyonu yaprakozer.com’da, dikkat çeken özet verilerle farklı bir okuma deneyimi için Substack’te, izlemek isterseniz video kaydı YouTube’da…

SUBSTACK’DE İLETİŞİM BOYUTUNU ELE ALDIM

BİR KAMYONU YOLA ÇIKARMAK, ATOM ÇEKİRDEĞİNİ PARÇALAMAKTAN ZOR OLABİLİR Mİ?

Bir borsa, bir senet, bir depo. Ne anlamı  olabilir bu  teknik, soğuk, mesafeli kelimelerin ardı ardına…  Bu hafta gerçekleştirdiğim ve içinden içerik fışkıran bir söyleşide o kadar çok geçtiler ki, varlıklarına ısınmak zorunda kaldım diyebilirim. Söyleşiyi iki temelde topluyorum; biri ekonomik boyutu;  haftalık yazılarıma ev sahipliği yapan Ekonomim Gazetesi’nde, diğerini substack’e ayırdım ki, burada da benim içimden fışkıran iletişim boyutu yer alıyor.

  • Konumuz “Türkiye Ürün İhtisas Borsası”,
  • Sektör tarım,
  • Hayallerimiz, piyasa kurmak, demokrasi sağlamak, fiyat referansı olmak.
  • Hedef, ulusal egemenlik.

Üzülerek söylemeliyim ki, tarım, sayacaklarımın hepsiyken; üretim, ekonomi, finans, jeopolitik, egemenlik… neredeyse hiç biri olması, eksik algı. Algı bir iletişim sorunu.

Türkiye Ürün İhtisas Borsası (TÜRİB) Genel Müdür Yardımcısı Necla Küçükçolak’la yaptığım söyleşi, yüzeyde bir piyasa altyapısını anlatıyor gibi görünse de, derine inildiğinde bana fısıldadığı; piyasa kuruluyor, araçlar hazır, iletişim eksik.

Tarım Tarla Değildir

Tarım, ben beni bildim bileli sadece “üretim” olarak anlatılır. Ekip biçmek, hasat yapmak, verim almak. Sonra fırtınalar seller ve yangınlar girdi… olay iyice karıştı. Peki nedir tarım? Egemenlik, Fiyat ve Anlatı Meselesi!  Tarım bir ülkenin egemenlik kapasitesinin temel bileşenlerinden biri. Gıda arz güvenliği, savunma sanayi kadar stratejik bir alan.

Finans piyasalarında ve tarım sektöründe engin deneyime sahip olan Necla Küçükçolak noktayı net koydu: “Tarım artık sadece çiftçinin tarlası değil; ürünün fiyatının nerede oluştuğu, kimin referans aldığı ve kimin karar verdiğiyle ilgili.”

Dünyada tarımın milli gelir içindeki payı düşüyor. Buna karşın stratejik ağırlığı artıyor. Çünkü iklim krizi, jeopolitik gerilimler, göç, lojistik maliyetler ve finansal dalgalanmalar sofraya doğrudan yansıyor.

Tarım bir anlatı meselesi. Ve gelin görün ki, anlatanı yok. Yanlış anlaşılmasın Küçükçolak kendi alanını şahane anlattı. Peki ya diğer boyutları ve hikayenin tamamı nerede?

TÜRİB Nedir, Ne Yapar?

Kısaltmaları sevmiyorum ama uzun hali de uzun mu uzun: Türkiye Ürün İhtisas Borsası, ulusal fiyatın kurulduğu yer burası. TÜRİB, yerel ve dağınık tarım piyasalarını tek çatı altında toplayan ulusal bir platform. 2019’dan bu yana faaliyette. Temel işlevi açık: fiyat oluşturmak.

Küçükçolak bunu özellikle vurguladı; “Biz fiyat belirlemiyoruz; fiyatın şeffaf biçimde oluşacağı altyapıyı kuruyoruz.”

Bu ayrım önemli; fiyatı bir kurumun “açıklaması” ile fiyatın bir piyasada oluşması aynı şey değil. TÜRİB, alıcı ve satıcının birbirini görmeden, eşit kurallar altında işlem yaptığı bir ortam sunuyor. Sorun şu ki, bu anlatı vatandaşa ulaşmıyor.

Küçükçolak  tarım piyasaları, finansal altyapı ve regülasyon kesişiminde uzun süredir çalışan, TÜRİB’in kuruluş sürecinden itibaren işin mutfağında olan isim. Söyleşideki yaklaşımı teknik olduğu kadar stratejik. Tarımı bir “sektör” değil, ekosistem olarak okuyor. Lisanslı depoculuk, elektronik ürün senedi, vadeli işlemler… Hepsi bu ekosistemin parçaları. Dikkat çekici olan ise şu nokta; konuya kurumsal egemenlik perspektifinden de bakıyor.

Lisanslı Depoculuk ve ELÜS

Belki bu arabaşlık, “Ürün Nasıl ‘Varlık’ Olur?” olmalıydı. Lisanslı depoculuk, ürünün standartlara uygun, sigortalı ve izlenebilir şekilde depolanması demek. Bu depoya giren ürün karşılığında çiftçiye Elektronik Ürün Senedi (ELÜS) veriliyor.

Bu senet, bir kağıt parçası değil; finansal varlık. Küçükçolak anlattı: “ELÜS’ler bankalar tarafından teminat olarak kabul ediliyor.” Özellikle Ziraat Bankası üzerinden, ürün değerinin %75’ine kadar, 9 aya kadar, sıfır faizli kredi imkanı sağlanıyor. Bu, tarımda ezber bozan bir dönüşüm.

Hasat döneminde arz artıyor, fiyat düşüyor. Çiftçi borçluysa bekleyemiyor; ürünü en düşük fiyattan satıyor. ELÜS sistemi bu zinciri kırabiliyor. Çiftçiye bekleyebilme kapasitesi kazandırıyor. Çok önemli. Çünkü tarımda asıl sorun çoğunlukla verim değil, zamanlama.

 20 Ürün Var Her Ürün Gelmiyor

TÜRİB’de 20 ürün işlem görebilir durumda. Ama geçen yıl yulaf ve tritikale, iklim koşulları nedeniyle borsaya gelememiş. İklim krizi borsayı da etkilemiş.

Bakın geçen yıl belki de ilk kez bolluk içinde olan memleketimde çoğumuz vişneyi kaçırdık. Bir keresinde kirazın fiyatını sordum, tane olarak  hesap edince, bu ayıp ve günah diyerek önünden ayrıldım. TÜRİB’deki ürünler meyve sebze değil, tahıl. İletişimsel olarak benim gibi vatandaşın gözünde hepsi aynı… Parantezi kapamak adına merak edenler için geçen yıl elma üretimi %48, şeftali %46, kiraz %70 azalmış. Vatandaş pahalı meyve karşısında şaşırıyor sonra kızıyor. Ama tam olarak ne olduğunu bilmiyor. Manav ya da pazarcı; “aracılar”I suçluyor. Pazarda meyve yoksa sanıyoruz ki, buğday da yok, fındıkda, arpa ve diğerleri de… Görmediğimiz aracıdan nefret ediyoruz. Oysa fındık örneği çarpıcı: Doğru bakım ve teknolojiyle dekar verimi 100 kilodan 250 kiloya çıkabiliyor. Türkiye dünyanın fındığını veriyor. Üretimdeki payı yüzde 60. Türkiye fiyatı belirleyebiliryor mu; hayır. Un ve makarnada da aynı şey söz konusu.

Fiyatlar nerede belirleniyor? Chicago Ürün İhtisas Borsası 1850’lerde kurulmuş. Biz üretiyoruz, emeğimiz Paris, Chicago  teslimli tarım kontratları işlemi görüyor. Orada derinlik, standart, veri ve güven var. Türkiye aradaki 200 yıllık farkı kapatabilir mi? İddiası büyük. TÜRİB’in 2026 hedefi Vadeli işlem Piyasası

Konu konuyu açınca  Küçükçolak’a “atom çekirdeğini paraçalamıyoruz ki!!!” diyecek oldum,  bana “Bazen bir kamyonun depodan çıkmasını sağlamak, atom çekirdeğini parçalamaktan daha zor” diye karşılık verdi.  Bu cümle, Türkiye’nin yapısal sorunlarının özeti.

 Hayaller net: Piyasa kurmak. Demokratikleşmek. Fiyat referansı olmak. Hedef de var; egemen olmak. İletişim olmadan nasıl olacak?

 

VE SON OLARAK SÖYLEŞİNİN ÇÖZÜMLEMESİ: Yaprak Özer Sordu Necla Küçükçolak Yanıt Verdi: 

Yaprak Özer
Merhaba. İndeks Konuşmacı Ajansı’nın “Fikir Buluşmaları” serisindeyiz. Bugün ihtisas gerektiren bir konuyu konuşacağız. Türkiye’de bu alanda okuryazarlığın düşük olduğunu düşünüyorum.  Konuğumuz TÜRİB: Türkiye Ürün İhtisas Borsası. Konuğum TÜRİB Genel Müdür Yardımcısı Sayın Necla Küçükçolak. Necla Hanım’ın Borsa İstanbul’dan gelen güçlü bir deneyimi var; tarım piyasaları, lisanslı depoculuk ve emtia borsacılığı alanında derin bir uzmanlığa sahip.
Bugün sizlerle birlikte tarım piyasalarının ne olduğunu ve TÜRİB’in bu resimdeki yerini anlamak istiyorum.

Yaprak Özer Önce şuradan başlayalım: Biz şimdi neyi tartışıyoruz? Tarımı tartışıyoruz ama bir yandan da TÜRİB’i konuşacağız. Türkiye’de uzun zamandır eksik olan bir çalışmayı istikrarlı biçimde hayata geçirmeye çalışıyorsunuz. Yakın zamanda aracı kurumu da olan bir borsa yapısına doğru gidiyoruz. Niçin yapıyoruz? Önemi ne? Önce sizden genel çerçeveyi rica edeyim, sonra tarımla ilgili sorularımıza geçelim.

Necla Küçükçolak
Gerçekten ihtisas gerektiren bir konu. Türkiye Ürün İhtisas Borsası, tarım emtiası alanında uzman bir borsa olarak bu amaçla kuruldu. Teknolojiyi, piyasayı ve etkin fiyat oluşumunu çiftçinin ayağına getiren ulusal bir borsayız. Yerel piyasalardaki işlemleri tek bir çatı altında toplayarak etkin bir piyasa oluşturmaya çalışıyoruz.
2019’dan beri tarım emtiasının işlem gördüğü finansal bir borsayı işletiyoruz. Sermaye piyasası deneyimlerimizi tarım emtiasına uyarlayarak, ürünlerin etkin bir piyasada değerini bulması için çalışıyoruz.
Faaliyete başladığımızda lisanslı depoculukta saklanan ürün miktarı yaklaşık 4 milyon tondu. Bugün 14 milyon tonun üzerine çıktı. İlk dönemlerde sınırlı sayıda ürün işlem görürken, bugün 20 ürün işlem görebilir durumda. Geçen yıla kadar bu ürünlerin 17’sinde işlem gerçekleşiyordu. Ancak iklim krizi ve özellikle kuraklık bazı ürünleri etkiledi; iki ürün borsamıza gelmedi.

Yaprak Özer 
Netleştireyim: 20 ürün var, iki tanesi iklim krizi nedeniyle borsaya gelmedi. Bu 20 ürün kabaca hangi ürünler? Tanıtımda “Kiraz niye yiyemedik?” gibi bir örnek vermiştim; siz de haklı olarak “Kiraz bizim borsamızda değil” demiştiniz. Algı açısından da bu önemli.

Necla Küçükçolak
Tüketici olarak sizi anlıyorum. İklim artık kriz seviyesinde. Sadece tarımı değil; enerji, su ve gıda birbirini etkileyen üç başlık. Merkezde ise su var: Su olmadan enerji de üretilemiyor, tarım da yapılamıyor.
Geçen yılın verilerine baktım: Elma yüzde 48, şeftali yüzde 46, kiraz yüzde 70,6 azalmış. “Kiraz yiyemedik” dedik; evet, iklim şartları buna el vermedi. Ama tek suçlu iklim de değil.
Bizim borsamızda işlem gören ürün grupları: Hububat, bakliyat, yağlı tohumlar, pamuk, zeytin, kuru üzüm, kuru kayısı gibi ürünler. Bakliyatta mercimek gibi ürünler var.
Lisanslı depoculuk kapsamına alınıp henüz depoya gelmeyen ürünler de var: Kanola, kuru üzüm, peynir grubu. Bunlar teorik olarak kapsamda ama henüz işlerlik yok.
Bunların dışında fındık ve Antep fıstığı gibi Türkiye’nin stratejik olarak söz sahibi olduğu ürünler var. Bu yıl yulaf ve tritikale üretim ve rekolte koşullarından dolayı borsaya gelmedi; piyasaya gelmeden nihai alıcıya gitti.

İklim tüm sektörleri etkiliyor. Doğa olaylarına engel olamayız ama ölçek ve verimlilikle etkisini azaltabilir, korunma yöntemlerini güçlendirebiliriz.

Örneğin fındıkta dünyanın en büyük üreticisiyiz. Bazı bahçelerde dekarda 100 kilo alınırken, iyi bakım, budama ve doğru ilaçlamayla 250 kiloya çıkabiliyor; iki buçuk kat fark var. Tarım arazileri azalırken, çiftçi sayısı düşerken ve yaş ortalaması yükselirken çıkış yolu teknoloji.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yeni desteklerinde akıllı tarım ve dijital sistemler, yapay zekâ destekli üretim, robotik ve otomasyon gibi başlıklar var. İklime dirençli tarım için teknoloji şart. Kar yağınca şehirde hayat durabilir ama çiftçinin böyle bir lüksü yok. Kötü iklim şartlarında tarlasını ve ürününü koruması gerekiyor. Bu da beden gücüyle mümkün değil; teknoloji kullanmak gerekiyor.

Yaprak Özer
Bir temel soru sorayım: Tarımın milli ekonomideki payı ne? Biz kendimizi “tarım ülkesi” sanıyorduk; sonra “değiliz” algısı oluştu. Bu algı ne kadar doğru?
Bir de “stratejik” dediniz: Stratejik derken neyi kastediyorsunuz? Gençlerin tarımdan çıktığını biliyoruz. Bakanlığın dijital teşvikleri gençleri geri çekebilir mi? Kısa kısa değinelim.

Necla Küçükçolak
Tarımın milli ekonomiler içindeki payı genel olarak yüzde 2’ler seviyesine düşmüş durumda. Bu anormal değil; teknoloji, hizmet çeşitliliği ve verimlilikle daha az emekle daha fazla katma değer üretilebiliyor.
“Milli ekonominin temeli tarımdır” yaklaşımı hâlâ stratejik düzeyde geçerli. Gıda arz güvenliği için tarım ve gıda ekosistemi kritik. Bu nedenle küçük alanlarda daha verimli üretim hedefleniyor.
Türkiye’de tarımın payının düşmesi tek başına bahane değil; dünyada da benzer. Önemli olan gelirin doğru dağıtılması, fiyatın doğru oluşması ve üretimin doğru planlanması.
Birleşmiş Milletler 2025’i Kooperatifler Yılı, bu yılı da Kadın Çiftçiler Yılı olarak tanımladı.

Yaprak Özer
Kooperatifler yılı dendi ama ben bunu toplumda pek hissetmedim. Ben mi kaçırdım?

Necla Küçükçolak
Bunlar önemli çerçeveler. 2025’te yapılan çalışmaların sonuçlarını önümüzdeki yıllarda daha görünür biçimde görebiliriz. Kooperatiflerin, üretici ve satış birliklerinin tarım sektöründeki rolü kritik. 2025’te Dördüncü Tarım Şurası yapıldı; sonuçları Mayıs ayında açıklandı. Bu konular orada da var. Tek tek çiftçileri eğitmek mümkün değil. Zirai okuryazarlık, finansal okuryazarlık ve teknoloji okuryazarlığı için örgütlenme şart. STK’lar ve kooperatifler aracılığıyla bilgi zinciri kurulabilir; kooperatifler kendi üyelerine aktarır. Böylece daha verimli ve katma değerli bir tarım ekosistemine gidilir.

Yaprak Özer
Okuryazarlık gerçekten çok düşük. Ben bile “Tarımda niye bu kadar kötüyüz?” gibi dağınık bir soruyla başlayabiliyorum. Oysa siz diyorsunuz ki tarımın payı küresel olarak yüzde 2; teknoloji ve finansal enstrümanlar devreye girmeli. Vatandaş ve iletişimci olarak bunlar daha iyi anlatılmalı. Biz de “Kiraz niye yiyemedik?” gibi soruları daha yerli yerine oturtabilelim.
Sizin finansal kısmınızı da geride bırakmak istemiyorum. Lütfen çerçeveyi toparlayalım; sonra finansın yerini ve Türkiye’nin küresel konumunu konuşalım.

Necla Küçükçolak
Örgütlenme ve kurumsallaşma önemli. Finansal, zirai ve teknolojik okuryazarlık için tek başımıza her yere yetişemeyiz. Borsayı anlatmak, hatta emir girişini anlatmak bile bazı kesimler için gerekiyor. Bu nedenle kooperatiflere önem veriyoruz.
Teknolojik yatırımlar gençleri tarımda tutabilir. Çiftçiliğin yalnızca el emeğiyle değil, teknolojiyle yapılması gençlerin sektörde kalmasına katkı sağlar.
Kadın çiftçiler tarımın içinde var; fakat sosyokültürel sebeplerle kayıt ve mülkiyet tarafında görünmeyebiliyorlar. Kadına ve gence yönelik teşvikler önemli.
“Borsanın demokratikleşmesi” ifadesi sorulmuş. Biz herkese eşit kural seti sunuyoruz: Çiftçi de sanayici de tüccar da aynı kurallarla alım-satım yapıyor.
13 Ocak’ta aracılı sisteme geçtik. Ürün Piyasası Aracı Kurumlarımız var. Borsa olarak tüm Türkiye’ye tek başımıza erişemediğimiz için bu kurumlar aracılığıyla hizmetlerimizi anlatacağız.
Borsanın temel fonksiyonu fiyat oluşumu. Alıcı ve satıcı birbirini bilmeden fiyat verir. Lisanslı depoculuk ise bunun yanında ürünleri konsolide eder: Çiftçi ürününü lisanslı depoya getirir, sanayici tek merkezden alır. Böylece saklama, sigorta, iklimleme gibi maliyetler ölçeklenir. Ayrıca kayıtlılık artar.

Yaprak Özer
Depolama ve fiyatlama çok önemli. Şunu sorayım: Dünyanın üretiminin yüzde 60’ını yaptığımız fındıkta fiyatlamayı biz belirleyebiliyor muyuz? Türkiye küresel bir oyuncu mu?
Bir de küçük yatırımcı açısından: “Üç kuruş paramı” burada değerlendirebileceğim bir enstrüman olacak mı? Sokaktaki insan olarak borsa yapısı daha anlaşılır geliyor. Yanlış mı düşünüyorum?

Necla Küçükçolak
Lisanslı depoculukta önemli bir başlık da “ELÜS kredileri.” Depoya koyduğunuz ürün karşılığında bir senet oluşuyor ve bankalar bunu teminat kabul ediyor. Çiftçi Kayıt Sistemi’nde olan üreticiye, ürünün yüzde 75’ine kadar ve 9 aya kadar sıfır faizli kredi verilebiliyor. Amaç, hasat dönemindeki arz fazlasında fiyatın düşmesini yönetmek ve çiftçiye “hemen satma” baskısını azaltmak.
Yatırımcı olarak tarım emtiasına yatırım yapabilirsiniz; ancak her ürünün dinamiği farklı. Aracı kurumlar bu konuda danışmanlık verecek. Ürünlerin bir “ömrü” var: Hasat döneminde alınır, sonraki hasada kadar tüketilir. Arpa, buğday, mısır gibi ürünlerde genel olarak kendimize yeten bir ülkeyiz; iklim krizi ve kuraklık dönemsel etkiler yaratabilir. Un ihracatında birinci, makarna ihracatında ikinciyiz; ithalatın bir kısmı dahilde işleme rejimiyle ihracata dönüyor. Yatırımcı olarak likit ürünlerde spot piyasada yer alabilirsiniz. Ama talebi sınırlı ürünlerde istediğiniz anda satamayabilirsiniz. Ürün depoda iki yıla kadar saklansa da, genelde bir yıl sonunda piyasa daralır; her hasat yılı ayrı bir sırada işlem görür.

Yaprak Özer
Bu durumda ciddi bir takip ve okuryazarlık gerekiyor. Fındığa döneyim: Fiyatı belirlemek ile büyük üretici olmak aynı şey değil. Ayrıca bizim borsamız geç kuruldu. Amerika’da bu sistem 1850’lerden beri var. Aradaki farkı kapatmak kolay değil. Bu başlıkları biraz daha açalım; izleyicilerden de sorular var.

Necla Küçükçolak
Üretimde güçlü olduğumuz ürünler var; fiyatı belirleyebiliyor muyuz, rekabetçi olmaya devam edecek miyiz… Bunlar derin konular.
Benim hayalim fındığın fiyatını izlemek değil; fındık fiyatının TÜRİB’de oluşmasını sağlamak. Ancak lisanslı depoculukta fındık için kapasite ve yaygınlık yeterli değil. Giresun’da bir lisans depomuz var ama Türkiye üretimi için referans olabilecek ölçekte değil.
İklim krizi ve kahverengi kokarca zararlısı gibi faktörler de etkili. Fındık lisanslı depoya gelmediği için TÜRİB’de etkin bir fiyat oluşmuyor. Ürün ağırlıklı ihracata konu olduğu için yurt dışına kanalize oluyor.
Kritik nokta şu: Sanayi ve katma değer burada olursa çiftçi daha fazla gelir elde edebilir. Fındığı kabuklu ya da iç olarak değil, katma değerli ürün olarak satmak gerekir. Un ve makarnada güçlü olmamızın nedeni de sanayi tarafıdır. Verimlilik artarsa ithalata bağımlılık azalabilir. Burada fiyat avantajı da belirleyicidir; dünyadan pahalı üretiyorsak sürdürülebilir olmaz.

Yaprak Özer
Dünyada fiyatları neresi belirliyor? Her üründe farklı mı? Bir parantez açar mısınız?

Necla Küçükçolak
Herkes Amerika’ya bakıyor; Chicago’da vadeli işlem piyasaları var. CME altında CBOT’ta tarım emtiası işlem görüyor. Bu bir referans noktası. Sanayiciler risk yönetimi için bu kontratları kullanıyor.
Bizim hedefimiz 2026’da vadeli işlem piyasasını açmak. Arpa, buğday, mısırla başlamayı düşünüyoruz. Fındıkta vadeli sözleşme açamıyoruz çünkü referans spot piyasa yok.
Fiyat oluşumunda Amerikan piyasası, navlun ve lojistik maliyetler, jeopolitik riskler, iklim ve kuraklık etkili. Amerika’da mısır fiyatı düşerken Türkiye’de düşmeyebilir; çünkü bölgesel dinamikler farklıdır.

Yaprak Özer
İzleyiciden bir soru: “Geminin sigorta primindeki artışın sofradaki ekmeğe yansıması sistemin kırılganlığını gösteriyor. Bu görünmez maliyetleri yönetmenin yolu yok mu?” İklimde bile önlem ve uyum kapasitesi var; burada da olmalı.

Necla Küçükçolak
Olağanüstü olaylarda fiyatlar yükselir. Önemli olan stratejik ürünlerde bunu yönetebilmek. Temel gıdada Toprak Mahsulleri Ofisi ve Tarım Orman Bakanlığı devrede.
Çiftçi on liraya üretmiş olabilir ama dünya fiyatı dokuz liraysa aradaki fark desteklerle yönetilir: Mazot, tohum, TARSİM gibi mekanizmalarla üretimin sürmesi sağlanır. Amaç ekmek fiyatının aşırı etkilenmemesidir.
Tarım sayımı yapılıyor; veri seti üzerinden planlı ve yönlendirici politikalar geliştiriliyor. Su kısıtı olan yerlerde ürün desenine göre destekler şekilleniyor. Yine teknolojiye geliyoruz: Çiftçinin ziraati, piyasayı ve teknolojiyi birlikte kullanması gerekiyor. Örgütlenme de burada kritik. Biz borsa olarak paydaşlarımızla güçlüyüz.

Yaprak Özer
Ekosistem dediğiniz doğru. Sizi yakalamışken bir soruyu sormak istiyorum. Kamuoyunda “aracı” diye kötü bir karakter var. Herkes aracıyı suçluyor. Dijital borsa sistemiyle şeffaflık artarsa, fiyat tarlaya daha yakın oluşursa, bu aracıyı daha az duyacağımız bir döneme girer miyiz? Nasıl?

Necla Küçükçolak
Bir metaforla anlatayım: Ev almak için mahalle mahalle gezebilir misiniz? Emlakçı olmasın denebilir mi?
Borsada hisse almak isteseniz yüzlerce şirket var; herkes tek tek analiz yapamaz. Bu nedenle yatırım fonları ve aracı kurumlar var. Aracılara ihtiyaç var; piyasayı kolaylaştırırlar.
Kamuoyundaki “aracı” algısında asıl mesele, aradaki maliyetler: Elektrik, su, lojistik, fire… Tarlada sıfır görünen ürün, size 21 liraya gelebiliyor. Çiftçi ücretsiz verse bile, siz ürünü o maliyetlerle yiyeceksiniz. Sorun “aracılık hizmeti” değil; maliyet yapısı ve zincirdeki verimsizliklerdir.

Yaprak Özer
Aracı kurumlara ihtiyaç var ama regülasyon da şart. Üretici bir liraya satarken tüketici yüz liraya alıyorsa, sistemde sorun var.
Bunu daha anlaşılır bir hale getirmek mümkün. Atom çekirdeğini parçalamıyoruz; herkesi adım adım eğitebiliriz. Bu sizin tek başınıza göreviniz değil, biliyorum. Ama Türkiye’de 1850’lerden beri kurulu sistemleri yıllar sonra yerleştirmeye çalışıyorsunuz. Bu çerçeveyi kompozisyonda kısa da olsa kurmak gerektiğini düşünüyorum. Yanılıyor muyum?

Necla Küçükçolak
Biz Ticaret Bakanlığı’na bağlı bir borsayız; düzenleyici ve denetleyici kurumumuz var. Tarım Orman Bakanlığı stratejik paydaşımız. Tarım olmazsa tarım borsası olmaz.
Nakliye ve maliyetlerde bizde de benzer sorunlar var. Bazı alanlarda tekeller oluştuğu, herkesin kendi ürününü taşıyamadığı noktalar var. Ulaştırma Bakanlığı da paydaş. Tarım Orman Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı ile birlikte çözmeye çalışıyor. Çok basit gibi görünen bir konu bile sahada zor: Depodan herkesin kendi kamyonuyla ürününü çıkarmasına “Hayır, yapamazsın” denilen yapılarla karşılaşıyoruz. Bazen atom çekirdeğini parçalamak daha kolay olabilir.

Yaprak Özer
Tarım stratejik değil mi? Jeostratejik hatta. Ukrayna savaşı, pandemi, kanal kapanmaları… “Stratejik” kelimesini nasıl anlamlandıralım?

Necla Küçükçolak
Tarımın stratejik olduğu uzun zamandır biliniyor. 2006’da Merkez Bankası liderliğinde Gıda Komisyonu oluşturuldu; fiyat istikrarı ve enflasyon etkisi açısından çalışmalar yapılıyor.
Günün sonunda çiftçinin hayatını kolaylaştırmak, onu oyunda tutmak ve sürdürülebilirliğini sağlamak gerekiyor. İklim riski burada çok önemli.
Türkiye sadece kendini doyurmuyor; turizm gibi büyüyen sektörleri de besliyor. Ürettiğiniz ürünün katma değerli olması gerekiyor. Örneğin, fındığı kabuklu olarak değil, fındık ezmesi gibi katma değerli ürün olarak satmak gerekir.
Coğrafi işaret almak tek başına yetmez; tanıtım stratejileri gerekir. Tüketicinin o ürünü talep etmesi gerekir.
Tarım Şurası’nda kararlar alınıyor; önemli olan uygulama. Bir sonraki şuraya kadar ne yapıldı, ne yapılmadı, performans kriterleriyle takip edilmeli.
İklim krizi Türkiye’nin tek başına çözeceği bir şey değil; ama COP gündemiyle farkındalık artabilir. Kamu otoritelerinin tarımı göz ardı ettiğini düşünmüyorum; fakat kaynaklar kıt, öncelikler çok. Bu nedenle örgütlenme ve kooperatifçilik kritik.

Yaprak Özer
Kapanış için küçük yatırımcıya ve geniş kitleye bir mesaj rica ediyorum.

Necla Küçükçolak
Ölçek ve verim çok önemli. Üretim kararını tek başımıza alamayız; il ve ilçe tarım müdürlükleri, ziraat odaları üzerinden danışmanlık alınmalı.
Borsa olarak mesajım şu: Fiyatların adil oluştuğu yer borsadır. Biz şeffaf bir ortam ve eşit kurallarla altyapı sağlıyoruz.
Finansal yatırımcılar da piyasada olmalı; likidite sağlayıcı olarak fiyat oluşumuna katkı verirler. Vadeli işlem piyasasında çok sayıda yatırımcıya ihtiyacımız var.
Vadeli işlem piyasası neden önemli? TARSİM, vadeli piyasada oluşacak fiyatları referans alabilecek. Şu anda ileri tarihli fiyat yok. Toprak Mahsulleri Ofisi ve diğer karar alıcılar, vadeli piyasadan gelecek fiyat sinyalleriyle alım-satım ve destekleme kararlarını daha sağlıklı verebilir.
Önce arpa, buğday, mısırla başlayıp, zamanla fındık gibi ürünlerde de spot fiyatın burada oluşması ve buna dayalı vadeli piyasaların gelişmesi hedeflenmeli.
Amacımız fiyatı izlemek değil; fiyatı ülkemizde oluşturmak. Ürettiğimiz ürünün fiyatında egemen olmak için sanayinin ve katma değerli üretimin güçlenmesi gerekiyor. Bunun için üretimin lisanslı depoculuk üzerinden kayıt altına alınması önemli.
Kooperatifler ve ziraat odalarıyla daha yakın çalışmalıyız. Aracı kurumlarla birlikte bu alana daha fazla odaklanacağız. Amaç çiftçiye ulaşmak; çiftçiyi teknolojiye ve piyasaya yakınlaştırmak.

Yaprak Özer
Çok teşekkür ederim. Tarımın bir egemenlik meselesi olduğuna inanıyorum. Türkiye Ürün İhtisas Borsası Genel Müdür Yardımcısı Sayın Necla Küçükçolak’a teşekkür ediyorum.

Necla Küçükçolak
Sermaye piyasası aracı kurumları, bankalar da önemli paydaşlarımız. ELÜS kredileri bankalar üzerinden veriliyor. Bankalar takas ve saklama hizmeti sağlıyor. Ürün piyasası aracı kurumlarının web siteleri var; bizim web sitemiz üzerinden de ulaşılabilir. Sorular için iletişim adreslerimiz kullanılabilir. Teşekkür ederim.

 

 

 

Paylaş