ORTAK NOKTALARI NE: ELİF ŞAFAK-KUTUP AYILARI-KIŞ OLİMPİYATLARI VE GRÖNLAND

Bu bültende; 19’uncu yüzyıl ressamı Carl Bloch’un in a Roman Osteria adlı tablosununu yorumlayan edebiyatçı Elif Şafak, kutup ayılarının önlenemez kilo sorunu, 6 Şubat’ta İtalya’da başlayacak olan Kış Olimpiyatları ile bir buz parçası diye tanımlanan özerk bölge Grönland’ın farklı hikayesine kısa girişler bulacaksınız.

Aralarında ortak bir nokta bulunuyor mu dersiniz?

Evet var… Okur yazarlık!

Haber bilgi görsel bombardıman altındayız; bakıyor görmüyor, okuyor hafızaya almıyor, hatta idrak etmiyoruz. Zaten aynı konu ya da kategoride üst üste o kadar çok şey oluyor ki, nereden başladığını ya da sonunda başına ne geldiğini kaçırıyoruz. Gürültü arttıkça dinleme ve anlama kapasitemiz azalıyor.

Okur yazar olmak temel okuma ve yazma becerileri ötesinde kullanıldığında derin ve kapsamlı bir eylem. Eğer her şeyden kaçıyorum deyip; gidip güneyde bir kasabaya bir kayık, bir hırka bir lokma yaşamayacaksak.

Şafak’tan alıntılayarak başlayayım, belki görmeyi yeniden öğrenmeyi deneyebiliriz… Elif Şafak okura soruyor; göremediğim şey ne? “What Is It That I Am Not Seeing?” Yazıları hedef kitlesi artık küresel olduğundan İngilizce dilinde. Sorduğu şey bir tablo… Net bir görsel, geçince karşısına aynı şeyi görebiliriz. Gerçekten mi?

Kutup ayıları ve Kış Olimpiyatları oyunlarına dair haberleri okuyunca, küresel vatandaş olarak her gün yaşadığım yerküre özelinde bakıp görmediğim, her gün aldığım uyaranlara karşı fark etmediğim tehlikeyi, işim gereği ben ve ekip arkadaşlarımın her yıl onlarcasını hazırladığımız sürdürülebilirlik raporlarından geriye kalan hiç’i kavramak uyandırdı, uyardı… Yine sormak zorundayım; gerçekten mi?

İletişim nasıl her koldan, her an, her boyutta bu kadar güçlü çeşitli ve derin ve bir o kadar aciz kalabiliyor. Buyurun Elif Şafak, Kutup Ayıları ve Kış Oyunlarına;

Göremediğim Şey Ne?

Elif Şafak’la başlayayım; tabloya yakından bakınca… detaylı okuma yapmaya davet edince detayları  görüyoruz;

“In A Roman Osteria, ilk bakışta gündelik bir öğle yemeği sahnesi gibi görünüyor”diye başlıyor: “…bir masa, iki kadın, bir erkek, şarap kadehleri…” Şafak, bakış uzadıkça sahnelerin çoğaldığını söylüyor. Masanın etrafındaki hava neredeyse “hareket halinde” diye dikkatimizi çekiyor: Uçuşan arılar ve sinekler, zamanın donduğu hissini veren yüz ifadelerine işaret ediyor:

“Kadınlardan biri, şarap kadehinin üzerinden izleyiciye doğrulmuş baştan çıkarıcı ve kendinden emin bir bakış taşıyor; bu bakış davetkar olduğu kadar huzursuz edici. Erkek figür neredeyse düşmanca bir sertlikle bakıyor; sanki varlığımızdan rahatsız. Üçüncü figür, başına örtülmüş yöresel başlıkla muamma; toplumsal bir işaret mi, yoksa ressam bilinçli olarak  kafa mı karıştırıyor?”

Şafak’ın altını çizdiği şey bu işte: tabloda tek bir duygu yok. Şüphe, merak, baştan çıkarıcılık, öfke ve rahatsızlık aynı anda var. Tablo bize bakıyor, bakışıyoruz… “Bize ait olmayan bir ana tanıklık ediyor hissine kapılıyoruz” diyor.  In A Roman Osteria, alt tarafı bir Roma meyhanesinde yemek sahnesi… değil galiba! Nasıl okuduğunuz önemli.

Kısa bir bilgi; Carl Bloch, 19. yüzyıl Danimarka sanatının önemli figürlerinden biri ve özellikle dramatik ışık kullanımıyla tanınıyor. Bloch, resimlerinde, izleyiciyi pasif bir seyirci değil, sahnenin parçası yapmayı seviyor.

Madem bu kadar ileri gittim, zamanınızı aldım Elif Şafak’ın “tablo okuma egzersizi” tekniğinden söz edeyim;

  1. Bakışı yavaşlatmak: İlk izlenimle yetinmemek, detaylara tekrar tekrar dönmek.
  2. Soru üretmek: “Bu figür neden böyle bakıyor?”- “Bu nesne neden burada?”- “Ben neden rahatsız oldum?”
  3. Anlatıcıyı seçmek: Hikayeyi kimin gözünden anlatacağımızı düşünmek; masadaki bir karakter mi, yan masadaki biri mi, yoksa izleyici mi?
  4. Konumumuzu sorgulamak: Tabloda olanın yanı sıra bizim o sahneye ne kattığımızı fark etmek.

Bu bir tablo yazısından fazlası: günlük bir farkındalık pratiği.

Kış Olimpiyat Oyunları (Milano Cortina 2026),

Bu hafta başlıyor 6-22 Şubat gerçekleşecek. Milano ve Cortina d’Ampezzo merkezli olmak üzere kuzey İtalya genelinde. Tarihte ilk kez iki ana şehir ev sahibi olarak adlandırılıyor ve müsabakalar 22.000 kilometrekarelik geniş bir alana yayılıyor. Bu yıl önemli; dağ kayağı disiplini olimpiyat tarihine ilk kez giriş yapıyor. Ama kar yok. Dağ kayağı nasıl olacak?

Birkaç gün sonra başlayacak olan oyunlar, iklim değişikliğinin Kış Olimpiyatları üzerindeki varoluşsal tehdidini somut bir şekilde sergiliyor. Milano Cortina 2026, tahminlerin ötesinde “en yeşil” olimpiyat olabilir. Milyonlarca metreküp yapay kar üretme zorunluluğu olduğu ifade ediliyor. Çelişki büyük. Dünyayı koruyalım, sporu koruyalım, daha iyi ve yaşanır bir yerküre olsun diye mücadele verelim sonra kar üretmek için enerji harcayalım. Sanırım yalnıca spor dünyasının büyük tartışma konusu değil, sizin benim!

Milano Cortina 2026: Warming Winter Olympics

İzleyin lütfen bu video, Cortina’daki bobsleigh parkuru üzerindeki gecikmeleri ve iklim değişikliğinin yapay kar kullanımını nasıl zorunlu kıldığını detaylı bir şekilde analiz ediyor. Şubat ayı ortalama sıcaklığının 1956’dan bu yana tam olarak 3,6°C (6,4°F) arttığını teyit ediyor.

Bulduğum farklı kaynaklar miktarını farklı gösterse de hepsi bölgeye yapay kar nakli gerektiğini ifade ediyor. Bazı kaynaklar “3 milyon metreküp” ifadesini  bazı yerel kaynaklar da 1,6 ile 2,4 milyon metreküp arasında optimize edildiğini belirtiyor. Miktar ne olursa olsun, İtalya’daki kayak pistlerinin yüzde 90’ının şu an yapay kara bağımlı olduğu gerçeği, olimpiyatların “doğal” bir kış etkinliğinden çıkarak bir “endüstriyel üretim” haline geldiğini gösteriyor.

Cortina’daki bobsleigh (kızak) parkuru, maliyet ve iklim endişeleri nedeniyle neredeyse iptal ediliyordu. Perde arkasında, IOC’nin (Uluslararası Olimpiyat Komitesi) bu etkinlikleri ABD’deki Lake Placid’e taşıma planı (“Plan B”) son ana kadar masadaydı.

Yüzeylerin donmaması durumunda sporcuların 140 km/sa hıza ulaştığı parkurlarda buzun yumuşaması ölümcül kazalara davetiye çıkarıyor. İtalyan yetkililer, 118 milyon Euro’luk yatırımla pisti “rekor sürede” tamamlayarak oyunları İtalya’da tutmayı başardılar.

Kış Olimpiyatları’nın geleceğinin karanlık olduğu ortada. 2050 yılına gelindiğinde geçmişte ev sahipliği yapmış 21 şehirden sadece Sapporo’ nın (Japonya)  kış sporları için “güvenilir” pist olarak kalacağı tahmin ediliyor.

Kar yapabiliyoruz ama kış yapamıyoruz. Bir haberin okur yazarlığı mı, bir durumun mu varoluşumuzla ilgili bir gelişmenin mi?

Kutup Ayıları Neden Şişmanlıyor?

Norveç takım adalarında  Svalbard’s Kutrup Ayıları (Barents Denizi) üzerine yapılan bir araştırma eminim ilginizi çekecek. Bulgular, kutup ayılarının iklim değişikliği nedeniyle “yok olduğu” genel kabulüne karşı şaşırtıcı bir “yerel direnç” örneği sunuyor.

Araştırma deniz buzunun hızla azaldığı 2000-2019 yılları arasında ayıların daha fazla yağ depolamış olduğunu gösteriyor. Bilim insanları bu paradoksu şu üç temel faktörle açıklıyor:

Deniz buzu azaldığında, foklar (halkalı foklar) dinlenmek ve yavrulamak için daha dar ve kısıtlı buz parçalarına sıkışıyor. Bu durum, kutup ayıları için avlarını bulmayı ve yakalamayı daha kolay  hale getiriyor.

1970’lerdeki av yasakları sayesinde Svalbard’daki ren geyiği ve mors popülasyonu rekor seviyelere ulaştı. Ayılar, buzun olmadığı dönemlerde karada bu “enerji depolarına” yöneldi. Ayılar artık kuş yumurtaları, mors leşleri ve hatta balinalarla besleniyor.

Ayılar yetişkin olarak “daha şişman” görünse de, haberin perde arkasındaki acı gerçek yavrularla ilgili. Norwegian Polar Institute verilerine göre: Yetişkinlerin kondisyonu artsa da, yavru hayatta kalma oranları ve batın başına düşen yavru sayısı azalıyor. Buzun azalması, dişi ayıların çiftleşme alanlarına ulaşmasını zorlaştırıyor.

Uzmanlar “Bir uçurumun kenarındayız” diyor. Svalbard ayıları şu an için mevcut koşullara adapte olmuş görünüyor olabilir, iklim krizi yeryüzünden bu canlı türünü yakın gelecekte silebilir. Buz kaybı belli bir noktayı geçtiğinde, karadaki besinler bu devasa hayvanların enerji ihtiyacını karşılamaya yetmeyecek.  (National Geographic, 29 Ocak 2026)

Yalnızca Kutup Ayıları mı Tehlikede?

Danimarka özerk bölgesi olan Grönland’ın geleceği etrafında büyüyen siyasi gerilimden söz ediyorum.  Biz haberleri, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland üzerindeki iddiaları ve zaman zaman askeri güç ima eden açıklamaları üzerinden okuyoruz. Çok şaşırıyoruz… bu sırada Arktik bölge yalnızca jeopolitik değil, toplumsal açıdan da kırılgan bir noktaya taşınıyor. Bizim kamuoyumuzun pek de yakından tanımadığı bir figür daha var. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen. Ciddi bir strateji izliyor, Trump’ın Grönland’ı ABD kontrolüne alma yönündeki baskılarına karşı net bir tutum sergiliyor.

Grönland açısından mesele yalnızca büyük güçler arası bir pazarlık değil. Nüfusu yaklaşık 57 bin olan ve büyük bölümü Inuitlerden oluşan ada halkı için konu, kimlik, özerklik ve gelecek meselesi olarak görülüyor.

Haberlere pek yansımayan başka bir konu da ABD yanlısı sosyal medya gruplarının Nuuk’ta gösteri yapması ve para dağıtması. Ada ciddi bir propaganda alanına dönüşmüş. Maksat toplumu bölmek. Pek çok Grönlandlı’nın  rahatsızlık yaşadığı söyleniyor. Diğer yandan Başbakan Frederiksen’ın, Danimarka’nın sömürgeci geçmişinden kaynaklanan hatalarla yüzleşmeye çalıştığını; özellikle Danimarkalı doktorların geçmişte Grönlandlı kadınlara zorla doğum kontrol uygulamaları için özür dilediğini de haber okur yazarlığı çerçevesinde anımsamak gerek.

Sonuç olarak Arktik bölgede gerilimin merkezi Grönland. Halk üzerinden okuduğumuzda geçmişe dönük çok acı var, ABD üzerinden okuduğumuzda geleceğe dönük çok fırsat görünüyor, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen üzerinden okuduğumuzda gerilimi yönetirken hem Grönlandlıların özerklik talebini savunmaya hem de Avrupa–ABD ilişkilerini tamamen koparmadan denge kurmaya çalıştığını en azından şimdilik görüyoruz.

Şöyle bitereyim; görmek pasif değil, başkasına bakarken kendi varsayımlarımızı, önyargılarımızı ve konforumuzu da açığa çıkarabiliriz. Şafak, yazarlığın ve yaratıcı düşünmenin “doğuştan keskin göz” meselesi olmadığını vurguluyor. Görmek; üstünlükle, mesafeyle ya da yargıyla değil merakla yapıldığında sanırım haberi de hayatı da çok yönlü okuyabiliriz.

 

Paylaş