“Domuza Ruj”; Savaş mı Müdahale mi?

Ortadoğu’da savaş var. Füze ateşine platform ateşi karıştı. Medya sahiplikleri el değiştirdi, yapay zekâ sözleşmeleri yeniden yazıldı, bahis piyasalarında “İran ne zaman vurulacak?” sorusu işlem gördü. İlk açıklama Truth Social’dan yapıldı. Savaşların efsane TV kanalı CNN el değiştirdi. WarnerBros-Paramount tarihi alım satımı gerçekleşti. Alışverişte Suudi ve Körfez parası var. Netflix bu resimden çıktı. Anthropic Pentagon’la “etik” kırılma yaşadı, dışlandı. OpenAI fırladı. Kullanıcılar OpenAI’dan Claude’a göç etmeye başladı. Palantir’in görünmeyen veri altyapısıyla tanıştık. Kalshi, Polymarket gibi bahis platformlarında yüz milyonlarca dolar döndü, dönüyor…

Savaş sembolleri de öncekilerden farklı. Beyaz Saray yerine Mar-a-Lago’da kurulan bir “situation room”la karşılaştık. Oval Ofis’ten servis edilen basın bülteni yerini kişisel sosyal medya platformu aldı. Canlı olmasına alıştığımız bu ilk açıklama önceden ne olacağı nasıl olacağı belirlenmiş senaryonun video paylaşımıydı…

Tabloyu hafife almayalım. Arka planda yalnızca askeri bir hareketlilik yok. Küresel ekonominin can damarları ya da biri var. Ortadoğu, dünya petrol rezervlerinin yüzde 48’inden fazlasını barındırıyor. Hürmüz Boğazı’ndan her gün yaklaşık 20 milyon varil petrol geçiyor. Küresel enflasyon, enerji fiyatları ve büyüme beklentileri bu dar geçitte kilitlenmiş durumda. Çin günde yaklaşık 11,5 milyon varil petrol ithal etmek zorunda; İran ve Venezuela gibi tedarik noktalarındaki her kırılma doğrudan jeoekonomik dengeleri etkiliyor.

Askeri Operasyon mu Şimdi Bu?

Enerji koridoru, para sistemi ve uzun vadeli küresel güç hesaplaşması. Yeniden dizilimine şahit oluyoruz.

Askeri-Siyasi Analist-NATO uzmanı Hasan Aygün’le ve Gazeteci iletişim stratejisti Zeynep Tınaz Redmond’la yaptığım “Savaş ve İletişim” başlıklı yayında ortaya çıkan en çarpıcı gerçek şuydu: Anlatısı organize tanımı net olmayan bir savaşın içindeyiz.

“Asimetrik değil,” diyor Hasan Aygün. “Hibrit demek mümkün ama sonuçta güç kullanılıyor; savaş kelimesinden kaçmak mümkün değil.” Kullanılan kavramlar dikkat çekici: “Preemptive müdahale.” Bir saldırıyı meşrulaştıran, hukuki ve ahlaki çerçevesini yumuşatan bir ifade.

Aygün’den öğreniyoruz asker kanadı-NATO literatüründe buna verilen benzetme çarpıcıymış; “Domuza ruj sürmek.” İsim değişiyor, gerçek değişmiyor demek için kullanılırmış.

Kamuoyu desteği algoritmayla, sahiplikle, veriyle ve yatırım akışıyla inşa ediliyor. Cephe Ortadoğu’da görünse de mücadelenin önemli bir bölümü veri merkezlerinde, medya stüdyolarında ve platform panellerinde. Enerji koridorlarından veri koridorlarına uzanan bu hattı Canlı yayında tartıştık. Youtube’dan izlemenizi öneririm. Bir özetini yine de paylaşacağım;

Neden Coğrafya Merkezde?

Çin günde yaklaşık 11,5 milyon varil petrol ithal ediyor. Bunun önemli bir kısmı Venezuela ve İran gibi ülkelerden geliyordu. Venezuela’nın devre dışı kalması, İran’ın baskı altına alınması Çin açısından sadece jeopolitik değil, doğrudan jeoekonomik bir kırılganlık yaratıyor. Enerjiye erişim, üretim kapasitesi, büyüme performansı ve dolayısıyla küresel güç dengesiyle doğrudan bağlantılı.

Aygün’ün ifadesiyle, “Amerika 100 yıl sonrasını düşünmek zorunda.” Bu cümle, savaşın bugünkü görüntüsünün ötesine işaret ediyor. Doların küresel para birimi olarak kalması, Amerikan finans sisteminin merkeziliği, enerji akışlarının denetimi ve rakiplerin manevra alanının daraltılması… askeri hamlelerin arka planında duran uzun vadeli hesaplar.

Bu çerçevede Ortadoğu sadece bir kriz coğrafyası değil; küresel para, enerji ve ticaret sisteminin düğüm noktası.

Savaş Nereden Yönetiliyor?

Bu çatışmanın bir diğer dikkat çekici boyutu, liderliğin kurumsal çerçeveden koparak kişisel platforma kayması. Zeynep Tınaz Redmond’un vurguladığı gibi, ilk açıklamalar Oval Ofis’ten değil, Mar-a-Lago’dan geldi. Trump’ın kendi platformu Truth Social üzerinden, önceden kaydedilmiş metinlerle yaptığı konuşmalar klasik devlet iletişimi pratiğinden farklıydı.

Truth Social’ın kullanıcı sayısı, küresel ölçekte devasa platformların yanında sınırlı olabilir. Ancak tercih edilen yer burasıydı. Çünkü kontrol tamamen liderin elindeydi. Tınaz Redmont  ifadesiyle, “Gazeteciler artık yalnızca sahayı değil, liderlerin kişisel platformlarını da 24 saat izlemek zorunda.”

Aygün bu tercihi sembolik bir güç mesajı olarak okuyor: “Önceki başkanlar kuruma yaslanırdı. Trump kurumu kendine yaslıyor.” Mar-a-Lago’da kurulan “situation room” (durum odası), Beyaz Saray’ın kurumsal ağırlığını kişisel otoriteyle dönüştürüyor. Savaşın dili kadar mekanı da güçlü mesaj veriyor.

Medya Sahipliği ve Kamuoyu Alanı

Bu tabloya bir de medya sahipliği ekleniyor. Paramount’un Warner Bros’u satın alması, CNN’in yeni sahiplik yapısı, büyük haber kanallarının siyasal eksen kaymaları… Kamuoyu artık sadece haberle değil, sahiplik yapısıyla da şekilleniyor.

Hasan Aygün’ün hatırlattığı dört unsurdan biri kamuoyu: “Haklı nedenler, güçlü ordu, güçlü ekonomi ve belki de en önemlisi kamuoyu.” Vietnam’dan Afganistan’a kadar birçok örnekte savaşın kaderini yalnızca cephe değil, kamuoyunun desteği belirledi.

Geldiğimiz noktada, kamuoyunu oluşturan unsurların başını gazeteler ve gazeteciler çekmiyor. Platformlar, eğlence endüstrisi, veri şirketleri ve hatta bahis piyasaları bu alanın parçası.

Yapay Zekâ: Cephe Arkasındaki Kırılma

Tınaz Redmond, Anthropic ile Pentagon arasındaki gerilim savaşın en çarpıcı kırılma noktalarından biri olduğunda ısrar etti. OpenAI’den ayrılan kurucuların oluşturduğu bu şirket, insan kontrolü olmayan tam otonom sistemlere ve kitlesel gözetim riskine itiraz etti. “Biz buna taraf olamayız” dedi. Görünen o ki, piyasayı kaybediyor-şimdilik.

Aygün’ün altını çizdiği nokta kritik: mesele sadece teknolojik değil, etik. İnsan unsurunun devreden çıkması, kararın algoritmaya bırakılması, “mass surveillance” (toplu gözetim) riskinin kurumsallaşması… Savaşın doğasını değiştirecek gerçeklik. Ya hayatımız? Hiç bir şey eskisi olmayacak. Biri bizi gözetliyor!… bu duygula yaşayacağız.

OpenAI’nin 200 milyon dolarlık anlaşmayla devreye girmesi ise başka bir gerçeği gösteriyor: Bu altyapıyı sunmaya hazır şirketler var. Direniş bir şirketle sınırlı kalabilir ama yönelim değişmiyor.

Görünmeyen Altyapı: Palantir

Gündemde daha az yer bulan ama etkisi büyük olan bir başka aktör var: Palantir. Amerikan devletinin veri analitiği omurgasında yer alan bu şirket, hedef tespiti ve istihbarat analizinde kilit rol oynuyor. Bin Ladin operasyonundan Covid krizine kadar birçok süreçte adı geçti.

Burada savaşın görünmeyen katmanına geliyoruz. Füze ateşlenmeden önce verinin işlenmesi, hedefin belirlenmesi, davranış örüntülerinin çıkarılması gerekiyor. Bu altyapı kamuoyunun radarında değil ama stratejik kararların merkezinde.

Bahis: Enformasyonun Ticarileşmesi

Belki de en çarpıcı alan bahis piyasaları. Kalshi ve Polymarket gibi platformlar yalnızca spor tahmini yapmıyor. “İran ne gün vurulacak?”, “Hamaney öldürülecek mi?” gibi sorular üzerinden milyonlarca dolarlık işlem hacmi yaratıyor.

Bilgi burada yalnızca analiz konusu değil; finansal enstrüman. Yarım milyar dolarlık kazançlar, takma adlarla yapılan işlemler, medya kuruluşlarıyla veri paylaşımı… Kamuoyu artık sadece yönlendirilmiyor; aynı zamanda yatırım alanına dönüştürülüyor.

Tınaz Redmond’un ifadesiyle, “Öyle bir döngünün içine girdik ki artık geriye dönüş yok.” Bu cümle abartı değil. Enformasyon, enerji kadar stratejik bir varlık haline gelmiş durumda.

Sınırlar sınır olmaktan çıktı. Savaş tanımları tanım olmaktan çıktı. Aygün, ABD hükümetinin ilk icraat yılında 7 ülkeye hava saldırısı yaptığının hiç biri resmi olarak “savaş” sayılmadığını söyledi.

Tarih kitapları bugünü bambaşka bir adla anacak, belki “hibrit”, “asimetrik” ya da “ön alıcı” gibi kavramların hiçbiri kalmayacak. Ama şunu mutlaka yazacak; kamuoyu, veri ve anlatı kontrolü olmadan hiçbir güç sürdürülebilir değil.

Paylaş