İş dünyasının önemli bir kesiminde hakkıyla risk kriz ayrımı olmadığını düşünüyorum. Olanlarda ise şöyle bir romantizm hakim; risk sessizce yürüyor, kriz, kapıyı çalmadan ansızın çıka geliyor.
Kader!
Böyle mi gerçekten? Fıtratında mı kriz var iş yaşamının?
Kriz kapıyı uzun uzun çalıyor. Kapının dışında adı risk, içeriye girdiğinde kriz. O yüzden eve kabul etmeden dışarıda kahveye davet edin.
Kendimizi kaynayan suda yavaş yavaş haşlanan kurbağaya benzetiyorum. Konfordan olsa gerek, görmek duymak istemiyoruz. Bir sabah uyanıyoruz savaş patlak vermiş, enerji gerilimi var, ticaret yolları kapanmış…
Bu sohbeti yapmak için geç kalmış olabiliriz.
Kısa bir geçmiş muhasebesi ve bugüne gelelim istiyorum; önemli bir kaç fark var. Geçmişte sonuçlar bugün kadar şiddetli olmuyordu iletişim yaygın, mobilite sınırsız değildi, cürmü kadar yer yakıyordu. Görece lokaldi. Çok önemli bir fark daha var, riskler tek başına dolaşmıyor; birbirine bağlı, zincirleme etkili. Bir noktasında krize dönüşüyor.
Çerçeveyi kapatayım; küresel borç yükü 300 trilyon doları aştı. İklim felaketlerinin maliyeti yüz milyarlarca dolar.
Risk öngörülebilir mi? Yönetimler veriyi nasıl okumalı? Sigorta korur mu neyi korur? Kurumlar krizden kaçınabilir mi? Kriz kader mi? Kriz ille de gelecekse çözüm ne?
Çıkardığım sonuç; riskler zor okunabiliyor, kriz öyle böyle kaçınılmaz oluyor, marifet hızlı çıkmakta.
Sigorta sektöründe uzun yıllar üst düzey yöneticilik yaptıktan sonra Group Quants Stratejik Ortağı olarak risk danışmanlığı alanında çalışan Burçin Bayrakgil’le yanıtların izini sürdük. Kurumsal risk mimarisinden tedarik zinciri kırılganlıklarına, savaş riskinin sigorta poliçelerine etkisinden tarımda veri temelli risk ölçümüne kadar uzanan geniş bir çerçevede, görünmeyen risklerin nasıl okunabileceğini anlattı. Sohbetimizin kısıtı iş dünyası odaklı olması.
Söyleşiye Youtube – Spotify – Substack ulaşabilirsiniz.

Risk Kapıyı Çalmadan Gelmez
Yaprak Özer: Kurumsal Risk nedir?
Burçin Bayrakgil: Kurumsal riskleri genellikle dört başlıkta görürüz. Birincisi stratejik riskler; yanlış pazar seçimi, yanlış yatırım veya yanlış zamanlama bu gruba girer. İkincisi finansal riskler; kur riski, faiz, likidite ve nakit akışı gibi konular. Üçüncüsü operasyonel riskler; operasyonun kendisi, insan faktörü, sistemler ve tedarik zinciri… Dördüncü başlık ise itibar ve uyum riskleri; regülasyon, hukuk ve düzenleyici kurumlarla ilgili riskleri kapsıyor. Bu dört eksen birbirinden bağımsız olmadığı gibi çoğu zaman birbirini tetikliyor.
Yeni olan şey şu, riskler artık tek başına gelmiyor. Birbirine bağlanıyor ve zincirleme krize dönüşüyor. Örneğin bir fabrikanın yanması eskiden sadece bir hasar olarak görülürdü. Bugün aynı olay zincirleme bir etki yaratabiliyor. Üretim duruyor, tedarik zinciri aksıyor, teslimat problemleri başlıyor, finansal baskı artıyor ve sigorta maliyetleri yükseliyor. Dolayısıyla asıl maliyet hasarın kendisi değil; işin durması. Şirketler artık bir risk ekosistemini yönetmek zorunda. Bu da yalnızca finansal bir konu değil. Yönetim kurullarının doğrudan ilgilenmesi gereken bir konu haline geldi.
Yaprak Özer: Sizce yöneticiler neden uzakta olan riski görmekte zorlanıyor?
Burçin Bayrakgil: Birincisi kurumların risk algısı. Risk çoğu zaman somut bir olay gerçekleşmeden görünür olmuyor. İkincisi ise veri ve bilgi meselesi. Kurumların önüne çok sayıda veri geliyor, doğru yorumlanmaları gerekiyor. Risk yönetimi burada devreye giriyor. Yönetimlerin gerçekleşmiş olaylarla birlikte potansiyel riskleri de analiz etmesi gerekiyor. Kurumların erken uyarı mekanizmaları kurması önemli.
Riskler Artık Tek Başına Gelmiyor
Yaprak Özer: Günlük haber tüketimimde şunu fark ediyorum. Farklı konular gibi görünen gelişmeler aynı risk mimarisinin parçaları. Enerji, ticaret yolları, finansal göstergeler birbirine bağlı. Yöneticiler için asıl mesele bu bağlantıları görebilmek. Siz kurumlarla çalışırken riskleri nasıl görünür hale getiriyorsunuz?
Burçin Bayrakgil: Risklerin görünür hale gelmesi için kurumların veri temelli çalışması gerekiyor. Veri analizi önemli. Bugün birçok risk aslında verilerden okunabiliyor. Örneğin üretim verileri, tedarik zinciri verileri, finansal göstergeler ve operasyonel göstergeler birlikte değerlendirildiğinde risk sinyalleri ortaya çıkabiliyor. Çoğu kurum bu verileri ayrı ayrı değerlendiriyor. Risk yönetimi ise verileri bir araya getirerek bütünsel bir tablo oluşturmayı gerektiriyor.

Dijital Risk Bir İş Sürekliliği Meselesi
Yaprak Özer: Risk tek bir olay değil, sistem içerisinde bir süreç. Süreç doğru okunmadığında kriz ortaya çıkıyor. Öyle mi?
Burçin Bayrakgil: Evet, tam olarak öyle. Risk çoğu zaman küçük sinyallerle başlıyor. Bu sinyaller zamanında görülmezse kriz ortaya çıkıyor. Bu nedenle kurumların risk yönetiminde proaktif olması gerekiyor. Örneğin dijital güvenlik. Çoğu kurum dijital güvenliği bir IT konusu olarak görüyor. Siber saldırı bir şirket için yalnızca veri kaybı anlamına gelmez. Üretim planları durabilir. Lojistik sistemleri çalışmayabilir. Müşteri hizmetleri kilitlenebilir. Operasyon tamamen durabilir. Bu nedenle dijital risk teknoloji konusu değil; iş sürekliliği riski. Asıl soru şu: Şirketin dijital sistemleri 24 saat çalışmazsa ne olur?
Risk Kültürü, Risk Algısı, Risk Ölçümü
Yaprak Özer: Risk algısı nasıl oluşur?
Burçin Bayrakgil: Yalnızca yönetim kurulunun konusu olursa genellikle başarısız olur. Risk yönetimi yönetim kurulunun sorumluluğunda olsa da şirket kültürüne yayılması gerekir. Yukarıdan aşağıya risk kültürü oluşmadıkça kurumların zafiyetleri oluşur. Risk yönetimi şirketin tamamına yayılması gereken bir kültür.
Yaprak Özer: Risk yönetimi komiteleri var, ne yaparlar?
Burçin Bayrakgil: Risk yöneticisinin işi sahada olmak ve veri okumak. Aynı zamanda henüz görülmeyen riskleri de tespit etmeye çalışır. Risk her zaman vardır. Önemli olan onu ne kadar erken fark ettiğiniz. Risk yöneticisinin temel odağı iş sürekliliği riski, en büyük maliyet üretimin durması. Tedarik zinciri riski. Risk artık fabrika içinde başlamıyor; tedarikçide başlayabilir. Pandemi bunu tüm dünyaya gösterdi.
Tedarik Zinciri ve Hürmüz Boğazı Gerçeği
Yaprak Özer: Tedarik zinciri deyince aklıma Hürmüz Boğazı geliyor.
Burçin Bayrakgil: Hürmüz Boğazı küresel enerji akışının yaklaşık %20’sini taşıyan kritik bir nokta. Bu durum sigorta maliyetlerini, lojistik süreçleri ve tedarik sürelerini etkiliyor. Bazı durumlarda sigortacılar savaş riskini teminat dışına çıkarabilir. Böyle anlarda risk fiziksel ve finansal etkisini birlikte göstermeye başlar.

Tarımda Risk Ölçülebilir mi?
Yaprak Özer: Tarıma geçmek istiyorum. Başta iklim, tarımda risk ölçülebilir mi?
Burçin Bayrakgil: Tarımda en büyük problem riskin objektif veriyle ölçülememesi. Örneğin dolu veya don yaşanır ama genellikle önceden ölçülmez. Bugün yapay zekayla hava, toprak ve iklim verilerini birlikte analiz edebiliyoruz. Toprak nemi, yağış trendleri, sıcaklık verileri, tropik gece sayısı gibi çok sayıda veri kullanılabiliyor. Bu veriler sayesinde risk önceden ölçülebiliyor. Dolayısıyla dolu artık kader değil; yönetilebilir bir risk haline geliyor.
Yaprak Özer: Bu veriler nereden geliyor, kim yorumluyor? Bu yöntem çok mu pahalı?
Burçin Bayrakgil: Yapay zeka verileri oldukça anlaşılır hale getiriyor. Yorum gerektirmeyecek şekilde analizler sunabiliyor. Maliyet ise üretim kaybına kıyasla çok daha düşük. Dolayısıyla bu tür yatırımlar genellikle kısa sürede kendini amorti eder.
Yaprak Özer: Risk bir lüks müdür?
Burçin Bayrakgil: Hayır. Ama risk algısı bazen olayın büyümesinde önemli rol oynar. Aynı olay iki farklı kurumda tamamen farklı sonuçlar doğurabilir. Çünkü biri şeffaf iletişim kurar, diğeri sessiz kalır. Bu da kriz yönetiminin bir parçasıdır.
Yöneticiler Neden Uzaktaki Riski Görmekte Zorlanıyor?
Yaprak Özer: Yönetimler riskleri nasıl teşhis etmeli?
Burçin Bayrakgil: Türkiye’de kurumlar son yıllarda risk yönetiminde önemli mesafe kat etti. Ama iki alanda gelişim gerekiyor. Birincisi proaktif yaklaşım. Risk ortaya çıkmadan senaryo çalışmaları yapmak. İkincisi iş sürekliliği ve kriz yönetimi. Risk yönetimi uçtan uca ele alınmalı. Sigorta da bu sürecin önemli bir parçası. Ama sigorta tek başına çözüm değil, geleceğin güçlü kurumları kriz yaşamayan kurumlar değil; krizden en hızlı çıkan kurumlar olacak. Kurumsal dayanıklılık ve güçlü risk yönetimi bu nedenle kritik hale geliyor.
Yaprak Özer: Sigorta sistemi bu riskleri karşılamaya yeterli mi?
Burçin Bayrakgil: Sigorta riski ortadan kaldırmaz. Sigorta riskin finansal etkisini transfer etmeye yarayan araçlardan biridir. Önce riskin kendisini anlamak gerekir. Her kurumun risk profili farklıdır. Bu nedenle standart poliçeler her zaman yeterli olmaz.