Dağılan NATO Değil, Ortak Aklı

Güvenlik Mimarisi, “Rupture” ve Yeni Jeopolitik Gerilim

Davos’ta yapılan son toplantılar, küresel güvenlik mimarisinin yalnızca politik değil, zihinsel olarak da ciddi bir kırılma yaşadığını gösterdi. Başkan Trump’ın sert çıkışları, NATO’nun geleceğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi. Avrupa başkentlerinden gelen temkinli açıklamalar, Kanada Başbakanı’nın kullandığı “rupture” (kopuş) ifadesi ve NATO Genel Sekreteri’nin savunma refleksleri aynı soruyu gündeme taşıdı: İttifak yapısı ayakta kalsa bile, ortak tehdit algısı hâlâ var mı?

Thanks for reading! Subscribe for free to receive new posts and support my work.

Jeopolitik analist Hasan Aygün’e göre mesele NATO’nun resmen dağılması değil; ittifakı taşıyan zihinsel çerçevenin çözülmesi. Kuruluşundan bu yana NATO’yu ayakta tutan temel unsur, ortak bir düşman tanımı ve buna dayalı güven duygusuydu. Soğuk Savaş boyunca bu çerçeve netti: Sovyet tehdidi, kolektif savunma refleksi, açık bir cephe mantığı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte savunma kavramı geri plana çekildi, yerini daha geniş ve muğlak bir “güvenlik” tanımı geçti.

NATO’nun kimliği belirsizleşti. Artık herkes aynı tehdidi okumuyor. Amerika’nın önceliği Pasifik ve Çin’e yönelirken, Avrupa’nın güvenlik algısı parçalı ve bölgesel risklere odaklı. Bu ayrışma, ittifakın askeri kapasitesinden çok zihinsel tutarlılığını zayıflatıyor.

Hasan Aygün Fulbright programı mezunu; dört farklı konsolosluk ve büyükelçilik görevinde Misyon Şefi olarak görev almış deneyimli bir Türk diplomat; NATO’nun üst düzey komutanlarına siyasi danışmanlık yapmış ilk ve tek Türk; NATO eğitmeni; jeopolitik analiz ve risk yönetimi alanlarında uzman profesyonel.

Aygün’den, Davos’ta gözlerimizin önüne serilen magazin dozu yüksek patlamanın anlamını aktarmasını, perde arkasında bir süredir kaynayan NATO ve güvenlik konularının günlük hayata tercümesini yani “okuma”sını rica ettim. Görüşmemiz Boston İstanbul hattında. Konumuz Brüksel merkezli Kuzey Atlantik Savunma Teşkilatı. İsviçre Davos Show’u buzun üzerindeki kısım. Teşkilat, teşkilat mı, coğrafyası Kuzey Atlantik mi, “savunma” konsepti kaldı mı adı güvenlik mi?… Okunacak kavram çok. Bu söyleşiyi bugün ve yarın paylaşımlı iki parçaya böldüm. Bugün genel sorunlar, yarın ise Türkiye ve işdünyası odaklı çıkarımları paylaşacağım. Söyleşiye YouTube‘dan ulaşabilirsiniz.

Makale içeriği

Savunmadan Güvenliğe: Kimlik Kayması

NATO başlangıçta net bir savunma örgütü olarak kuruldu. İki kutuplu dünya düzeninde düşman belliydi, sınırlar belliydi, savaş senaryoları öngörülebilirdi. Soğuk Savaş sonrası dönemde “toplam savaş” ihtimali geri çekildi. Bunun yerine terör, siber saldırılar, enerji güvenliği, göç, bölgesel çatışmalar gibi çok katmanlı riskler öne çıktı.

Yeni ortamda NATO yalnızca askeri bir yapı olmaktan çıkıp geniş bir güvenlik platformuna dönüşmeye başladı. Dönüşüm aynı zamanda ortak referansların bulanıklaşmasına yol açtı. 2010 yılında NATO karargahlarının 65’ten 22’ye indirilmesi, “Rusya artık tehdit değil” yaklaşımının kurumsal bir yansımasıydı. NATO’nun varlık nedeni dahi sorgulanmaya başlandı.

Aygün’e göre tam da bu noktada zihinsel kopuş başladı. Güvenlik tanımı genişledikçe ittifak üyeleri farklı tehdit okumaları geliştirdi. Amerika açısından ana risk, Çin’in yükselişi ve Pasifik’teki güç dengesi, Avrupa için doğrudan varoluşsal bir tehdit algısı oluşturmadı. Farklı bakış, ittifakın stratejik yönünü belirsizleştirdi.

Rusya’nın Yanlış Okunması

Avrupa ve Amerika’nın Rusya’yı okuma biçimi de zihinsel dağılmanın önemli bir parçası oldu. Gürcistan krizi sırasında NATO içinde askeri hazırlıklar yapılırken, Avrupa liderleri Moskova’ya giderek siyasi fren mekanizması kurmayı tercih etti. Avrupa’nın enerji bağımlılığı, Rusya’yla ilişkilerde temkinli davranılmasına neden oldu. Ucuz enerji arzı, jeopolitik riskleri gölgeledi.

Rusya, tarihsel olarak imparatorluk refleksleri güçlü bir aktör. Soğuk Savaş sonrası dönemde itibarı zedelenmiş olsa da bu durumu telafi etme isteği hiçbir zaman ortadan kalkmadı. Çinli bir yetkilinin Rusya’yı “kocaman bir benzin istasyonu” olarak tanımlaması, bu küçümsemenin sembolik bir ifadesiydi. Ancak bu yaklaşım Rusya’nın jeopolitik kapasitesini hafife almak anlamı taşıyor.

Amerika Rusya’yı daha çok Avrupa’yı ilgilendiren bölgesel bir tehdit olarak okudu. Küresel stratejik rakip olarak Çin’i merkeze aldı. Avrupa ise Çin’i yeterince tehdit olarak görmedi. Böylece NATO üyeleri aynı haritaya bakmamaya başladı.

“Rupture” Kopuşun Adı Konuyor

Kanada Başbakanı’nın kullandığı “rupture” kavramı, bu zihinsel ayrışmanın artık açıkça dillendirildiğini gösteriyor. Bu kopuş askeri bir ayrışmadan çok, güvenlik algılarında yaşanan bir parçalanmayı ifade ediyor.

Trump’ın yaklaşımı bu süreci hızlandırdı. Trump diplomasiyi geleneksel normlar üzerinden değil, iş insanı refleksiyle okuyor. Uluslararası kurallardan çok maliyet–fayda dengesine odaklanan bir dil kullanıyor. NATO’yu bir güvenlik topluluğundan ziyade bir mali yük paylaşımı meselesi olarak görüyor. “Avrupa kendi savunmasını üstlensin” mesajı, ittifakın siyasal dokusunu zorluyor.

Amerikan iç siyasetinde de bu konuda iki farklı yaklaşım var. Trump çizgisi NATO’dan uzaklaşmayı savunurken, Demokrat kanat NATO’nun içinde kalarak yönlendirme stratejisini tercih ediyor. Ancak her iki yaklaşımda da Amerika’nın odağının Avrupa’dan Pasifik’e kaydığı gerçeği değişmiyor.

Avrupa açısından uzun süredir süren konfor dönemi sona eriyor. Savunma harcamalarının düşük tutulması, Amerika’nın koruma kalkanına güvenilmesi sürdürülebilir görünmüyor. Avrupa savunma kapasitesini yeniden düşünmek zorunda.

Makale içeriği

Tehdit Haritaları Neden Ayrışıyor?

Zihinsel kopuşun temel nedeni, ülkelerin farklı tehdit haritalarıyla hareket etmeleri. Amerika için Çin yalnızca ekonomik bir rakip değil; teknolojik, askeri ve parasal sistem açısından da uzun vadeli bir meydan okuma. Doların küresel rolü, üretim zincirleri ve teknoloji üstünlüğü bu rekabetin merkezinde.

Avrupa ise Çin’i aynı yoğunlukta stratejik tehdit olarak okumuyor. Avrupa’nın öncelikleri daha çok enerji güvenliği, bölgesel istikrar ve ekonomik ilişkiler ekseninde şekilleniyor. Rusya tehdidi Ukrayna savaşıyla yeniden gündeme gelse de Avrupa henüz bunu varoluşsal bir kırılma olarak içselleştirmiş değil.

Bakış açısı – okuma farkı NATO içinde ortak strateji üretmeyi zorlaştırıyor. Aynı ittifak çatısı altında farklı yönlere bakan aktörler var.

Güvenlik Mimarisinin Dağılması

Aygün’e göre asıl kırılma askeri kapasitede değil, güvenlik mimarisinin zihinsel bütünlüğünde yaşanıyor. NATO hâlâ güçlü bir askeri yapı. Ancak ortak refleks üretme kabiliyeti zayıflıyor. Güven duygusu, kolektif savunma bilinci yerini bireysel stratejik hesaplara bırakıyor.

Kuruluş döneminde NATO’nun temel varsayımı; bir üyeye yapılan saldırı, tüm üyelere yapılmış sayılır anlayışı üzerine kurulmuştu. Bu güven, ittifakın caydırıcılığını oluşturuyordu. Bugün ise bu refleksin aynı güçte çalışıp çalışmayacağı konusunda belirsizlik var.

Yeni tehditler — siber saldırılar, hibrit savaşlar, hukuk boşlukları — klasik savunma doktrinlerini zorlamaya başladı. NATO bu alanlarda adaptasyon arayışı içinde; ancak hukuki ve siyasi çerçeveler henüz netleşmiş değil.

Amerika Pasifik’e Bakarken

Amerika’nın stratejik odağının Pasifik’e kayması, transatlantik mimaride yeni bir denge sorununu beraberinde getiriyor. Çin’in yükselişi, teknoloji rekabeti, deniz ticaret yolları ve askeri kapasite artışı Washington’un ana gündemini oluşturuyor.

Bu yön değişimi Avrupa açısından bir boşluk hissi yaratıyor. Avrupa artık güvenliğini yalnızca Amerika’ya emanet edemeyeceğini fark ediyor. Ancak kendi askeri kapasitesini yeniden inşa etmek zaman alacak bir süreç. Avrupa Birliği içinde ortak ordu tartışmaları bu bağlamda gündeme geldi. Görünen ise kurumsal, siyasi ve mali engeller henüz aşılmış değil.

Zihinsel Dağılma Ne Anlama Geliyor?

NATO’nun zihinsel olarak çözülmesi, ani bir çöküş anlamına gelmiyor. Ancak uzun vadede ittifakın karar alma hızını, krizlere müdahale kapasitesini ve ortak strateji üretme yeteneğini zayıflatıyor.

Her ülkenin kendi dar çıkarlarını öne çıkardığı bir ortamda kolektif güvenlik fikri doğal olarak aşınıyor. Bu durum küçük krizlerin daha büyük kırılmalara dönüşme riskini artırıyor. Kuralların esnediği, normların zayıfladığı bir ortamda belirsizlik artıyor.

Aygün’ün vurguladığı nokta şu: NATO hâlâ ayakta; ancak onu ayakta tutan ortak zihniyet ciddi bir sınavdan geçiyor. Bu sınavın sonucu yalnızca askeri değil, siyasi ve ekonomik dengeleri de etkileyecek.

Makale içeriği

Ortak Akıl Sorunu

Söyleşinin bütününde ortaya çıkan ana çerçeve net: Dünya güvenlik düzeni bir kopuş döneminden geçiyor. Bu kopuş cephelerde değil; algılarda, önceliklerde ve güven tanımlarında yaşanıyor. NATO’nun geleceği, askeri kapasitesinden çok ortak akıl üretme becerisine bağlı.

Amerika Pasifik’e yönelirken, Avrupa kendi savunma mimarisini yeniden düşünmek zorunda kalıyor. Rusya ve Çin farklı biçimlerde bu dengeyi zorluyor. “Rupture” kavramı, bu zihinsel çözülmenin artık açıkça adlandırıldığını gösteriyor.

NATO dağılmıyor; ama ortak aklı ciddi bir sınavdan geçiyor.

Paylaş