YAZININ ÖZETİ
Dijitalleşme konusuna adeta tapınıyoruz. Teknoloji çok önemli ve değerli. Yazık ki, ıskalıyoruz. Çok madur çıkacak. İlk grup şüphesiz kadınlar! Kadın varlığını sahneleyen en kritik alan medya. Medya, yok olmamak, hızlanmak, çoğalmak, yaygınlaşmak için giriştiği dijitalleşme sürecinde, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştirdi. Öyle ki, gelecekte kadın konusunu tartışacağımız cepheyi bile kaybetmiş olabiliriz. Geleneksel yayıncılıktan yapay zeka odaklı yeni medya düzenine geçişte, kadınlar daha önce eksik ve yanlı temsil edildikleri için, dijitalleşen medyada da etkin değiller, bu nedenle haberlere malzeme olmak dışında varlık göstermekte eksik kalıyorlar.
Verilerle desteklediğim analiz yorum yazımda, teknolojik ilerlemenin kadın temsilindeki niteliği iyileştirmediğini göstermek istedim. Algoritmik sistemler mevcut önyargıları yeniden üretmekte zorlanmıyor. Beklenenin aksine otomasyon ve veri kümeleri aracılığıyla ayrımcılık daha sistematik hale geliyori.
Gelecekte kadınların bu görünmez teknolojik bariyerleri aşabilmesi için bilgi üretimi ve teknik alanlarda etkin rol alması kaçınılmaz.
Kadın mücadelesi, bundan sonra insan odaklı bir yapıya karşı değil, duygu ve vicdanı olmayan makine algoritmalarına karşı verilmek zorunda.
Cam Kadın, Cam Tavan, Cam Gerçekler…
Ezberlenmiş kadın hikâyesine bir tuğla daha koymadan yeni şeyler söylemeli. iletişim içerik ve medya dünyası, konunun kilitlendiği yerlerden biri. Medyada kadın konusunda gururlu bir duruş sergileyemediğimiz ifade ederek başlamalıyım.
Medya Yapısı
Medya demek yalnızca haber akışı demek değil. Burada; mal, hizmet, itibar, imaj, emlak, hisse, fon gibi aklınıza ne gelirse ciddi bir ticari faaliyet var.
İnternet kullananların yüzde 97,5’i ayda en az bir tür televizyon izliyor; bu oran sosyal ağ veya mesajlaşma platformu kullananların yüzde 97,3’lük oranının az bir şey üzerinde. Ortalama internet kullanıcısı günde 3 saat 13 dakika televizyon izliyor. Toplam TV zamanının yaklaşık yüzde 57’si lineer TV (yayın/kablo), yüzde 43’ü streaming.
İnternet kullanıcılarının yaklaşık yüzde 73’ü yeni marka ve ürünleri TV, basılı mecra ve radyo gibi geleneksel kanallardan keşfediyor. Dijital yükseliyor olsa da geleneksel medya, geniş kitle erişimi ve alışkanlık tarafında güçlü. (DataReportal/GWI) “Ne değişti?” derseniz; haberin yönü sosyal/video, mobil ve kişilik temelli dağıtıma kayıyor.
Türkiye de küresel çizgide. İnternet ve sosyal kullanım yoğunluğu bakımından küresel ortalamanın üzerinde.Instagram ve YouTube eksenli çok güçlü bir dijital medya pazarı sözkonusu. Medya çoğulculuğu ve bağımsız yayıncılık, kitle büyüklüğü kadar güçlü değil.
Üretimde Yapay Zeka
Son 10 yılda medya üretimi, dağıtımı ve tüketimi apay zekâ destekli algoritmik altyapılar tarafından şekilleniyor. Bu bir üçgen, kısaca “yayıncı -platform -algoritma”. Ne demek istiyorum;
Haber kuruluşlarının yüzde 73’ü haber yazımında otomasyon araçları kullanıyor. Gazetecilerin yüzde 81,7’si iş süreçlerinde yapay zekayla kolkola. Durum kopya içerik kadar, karşı konulmaz teknoloji savaşına işaret ediyor; araştırma, veri mukayesesi, analizi, özeti, tasarımı, uygulaması, dağıtımı… Hepsi iş süreçlerinin parçası.
Haber siteleri, içerik üretimi ve SEO optimizasyonunda yapay zekaya teslim. İçeriklerin dolaşıma girdiği ana kapı algoritmik arama sistemleri. Arama motorları “meta-yayıncı” rolüne geçince madalyonun diğer yüzünü görebildik; çeşitlilik yok oluyor.
Sosyal medya platformlarında kullanıcı akışındaki içeriklerin yüzde 80’den fazlası algoritmik öneri sistemleri tarafından belirleniyor. Dolaşımdaki görsellerin yaklaşık yüzde 70’i yapay zekâ destekli araçlarla üretilmiş veya düzenlenmiş.
Tersinden bakalım; yapay zeka araçlarını kullanan oranı geometrik artıyor. Kullanıcı habere medya sitelerinden değil, doğrudan yapay zeka arayüzleri üzerinden ulaşıyor. Medya denilen dünyada bugün elimizde; içerik üretimi (gazeteciler ve yayıncılar) / içerik dağıtımı (platform algoritmaları) / içerik keşfi (arama motorları ve sohbet sistemleri) var.

DÜN: Kadın Hikâyesini Erkek Yazdı
Ömrümüz boyunca kadın hikayeleri okuduk. En çok satan kadın hikayesi. Bu hikayelerin çoğunda kadın ya idealize edilmiş estetik bir figür ya da mağdur bir karakter. Haber dili de çoğu zaman cinsiyetçi. Suç haberlerinde erkekler “zanlı” ya da “şüpheli”yse, kadın suçtan önce her haliyle (genç-güzel-şeytan-seksi-canavar ruhlu-kötü) ve kadın!
Kadın söz konusu olduğunda davranış kalıpları milliyet-kültür- sınır tanımıyor. ABD örneği vereceğim; geçtiğimiz yaz, Coldplay konserinde çekilen ve sosyal medyada viral olan kısa videoyu anımsayın. Biri kadın (İK yönericisi) diğeri erkek (CEO) iki üst düzey yönetici, sarmaş dolaş görüntülenince gündemin merkezine oturdu. Görevlerini kaybettiler. Saldırıların büyük bölümü kadın yöneticiyi hedef aldı. Erkek kısa süre sonra gündemden düştü. Kadın, haftalar boyunca ailesine ve çocuklarına kadar uzanan hakaret ve tehdit mesajları aldığını açıkladı.
Unutmayalım, haber akışımız uluslararası sistemde hareket ediyor. Küresel ölçekte yapay zekâ alanında çalışan kadın profesyonel oranı topu topu yüzde 20. Geleneksel medyada kadın erkek arasındaki dağılımdan farksız. Herşey tekrar ediyor, değişim yok. Üst düzey liderlik pozisyonlarında dün de bugün de kadın oranı düşük. Haberi tasarlayan kadrolar dengesiz. Böyle olunca sistemin tarafsız olması mümkün mü?
Gerçekleri göstermek için paylaşacak çok fazla rakamsal veri var; ben sonucuna örnek vermek isterim. Bu anlayış nedeniyle genç kadınların yüzde 58’i çevrimiçi ortamda taciz veya saldırıya maruz kalıyor. Dijital alan teorik olarak herkes için eşit bir kamusal alan gibi görünse de pratikte kadınlar için sert bir denetim ve saldırı mekanizması üretebiliyor. (UNESCO)
Bir başka çarpıcı örnek;internet üzerindeki 1,4 milyon görüntü ve metin analiz edilmiş. Kadınlar çevrimiçi içeriklerde sistematik olarak erkeklerden daha genç gösteriliyor. Bu kalıp, Wikipedia’dan film gösterim veri tabanlarına kadar farklı platformlarda kendisini tekrar ediyor. (Stanford, Berkeley ve Oxford)
BUGÜN: Kadın Hikayesini Makina Yazıyor
“Hiç mi bir şey değişmedi?” diye sorabilirsiniz. Son 20 haber merkezlerinde, televizyon programlarında ve dijital içerik üretiminde kadınların görünürlüğü yükseldi. Sorun şu; görünürlük güç dağılımına yansımıyor. Kadın kararda yok, yönetimde yok. Yerli medyamız da aynı. Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın medya araştırmasına göre, gazeteciler arasında kadın oranı yüksek. Üst yönetim kademelerinde kadın sayısı düşük.
Reklam dünyasında da durum benzer. 2000’lerin ortasında reklamların yalnızca üçte birinde kadın ana karakter bulunurken bugün yarıya yaklaşıyor. Temsilin niteliği değişmiyor. Özellikle yaş dikkat çekici unsur. Reklamlarda 50 yaş üzerindeki kadın karakter oranı düşük, aynı yaş grubundaki erkekler daha sık görünüyor. (Effie Türkiye)
Algoritmalar önyargılı veri üretmeye meyilli; 133 yapay zekâ sistemi üzerinde yapılan bir analiz, modellerin yüzde 44’ünün cinsiyet önyargısı taşıdığını ortaya koymuş. Bu sistemlerin yüzde 25’i hem cinsiyet hem ırk önyargısını aynı anda yeniden üretiyor.
Yapay zekâ sistemleri, geçmişin değerleri üzerinden öğrenim gördü, erkek egemen bir dünyada eğitildiler. Öğrendiklerini çoğaltıyorlar. Büyük dil modellerinin kadın ve erkek tanımları bu nedenle son derece klişe; kadınlar için “nazik”, “duygusal” ve “destekleyici”, erkekler “lider”, “kararlı” ve “başarılı”. Kadınlar; “ev”, “aile” ve “çocuk” gibi kavramlarla ilişkilendiriliyor, erkekler “iş”, “liderlik” ve “kariyer”le… Bu eğilim işe alım ve değerlendirme sistemlerinde de görülülüyor. (UNESCO)
Ne olmasını bekliyoruz? Makine öğrenimi şirketlerinde teknik pozisyonlarda kadın oranı yüzde 20, internete erişim oranında erkek her yerde daha avantajlı. Yapay zeka araştırmacılarının yaklaşık yüzde 12’I kadın. Algoritmik önyargı kaçınılmaz. İş değerlendirmelerinde, 40 yaş üzeri kadın adaylar algoritmik değerlendirmelerde erkeklere göre düşük yeterlilik puanına sahip çıktığında ( Stanford Üniversitesi) neden şaşırıyoruz?

GELECEK: Geçmişten Daha Zor
Kadın temsili üzerine yürüyen tartışmalarda kadın yenik düşmemeli. Yeniliyor. Dün engel erkekti bugün algoritma. Teknoloji kadını kapsam dışı bırakmadan kapsama alanına girmeli.
“Nereden başlayalım?” sorusuna en yakınından diyeceğim. Kurumsal raporlarda ve basın bültenlerinde, röportajlarda, ödül törenlerinde ve aklınıza gelen her iletişim medyasında şirketler, iş modellerini ve karar mekanizmalarını sürdürülebilirlik kriterleri ve dahi yapay zekâ sistemlerine entegre ettiklerini övgüyle ifade ediyorlar. Ben bugüne kadar hiç bir kurumun sistemlerini entegre ederken, gölgede kalan bu gerçeğin farkında olduklarını ve mücadele ettiklerini duyurduklarını okumadım, duymadım.
Kadınlar Günü geldiğinde aynı grafikler ve aynı söylemler üzerinden konuşuyoruz. Politika üretemiyoruz, veri kümeleri bir tür ritüele dönüşüyor. Bu noktada kadının öğrenilmiş çaresizliğine değinmeden geçmeyeceğim. Araştırmaların neredeyse hepsinde, kadının fark yaratmasını beklediğimiz karar veren noktalara ilerlerken erkeklere göre daha çabuk pes ettiklerini, mükemmelle ulaşmak uğruna hedeften şaştıkları, kendilerine güvenmedikleri, çoğunun eğitimsiz mesleksiz olduğundan zaten yarışa hiç bir noktada katılamadığını görüyoruz.
Kadın güçlenmeli. Güç fikir üretme kapasitesidir. Bunu için bilgiyi üreten tarafta kadın sayısı ve niteliği artmak zorunda. Kızlar okula ve işe gitmeli!… Sosyal hayatta yer almalı.
Kadın hareketinin uzun yıllar mücadele ettiği şey; erkek egemen bariyerdi. Kolay olan bu mücadelede bile başarılı olamadı. Bundan sonra karşısında erkek yok. Bırakın onu karşısında insan yok. Karar verme yeteneğine sahip makinalar olacak. Bu muhatabın gözüne bakmak, elini tutmak, kalbine değmek, takdirini toplamak, vicdanına seslenmek, öfkesini çekmek, heycanlandırmak mümkün değil. Onu ancak bilgiyle altedilebilir.