Bir örnekle anlatayım; Dünya Ekonomik Forumu (WEF) 5 gün boyunca yaklaşık 750 saat konuşma yapıldı. Yaklaşık 500 resmi oturum düzenlendi. Kabaca hesap edilecek olursa 2,2 milyon kelime harcandı. Havalarda en çok uçuşan kelimeler “AI, Resilience, Fragmented” yani yapay zeka, dayanıklılık ve bölünme. Yer İsviçre Davos. Burası ne çikolata, ne saat ne para cenneti. Kelime üretim merkezi. Bir kelime fabrikası… Davos söylem makinesinde bir haftada üretilen kelime hacmi, birçok ülkenin yıllık politika tartışmasını aşacak yoğunlukta.Bu yıl 56’ncısı düzenlendi. Reuters’a göre 130 ülkeden 3 bin delege katıldı. 64 devlet ve hükümet başkanı vardı. Elini sallasan devlet başkanı CEO, patron… 1200 konuşmacı.

Ben, katılanları teknoktratlar, politikacılar, patron ve yöneticiler ile tekno oligarklar diye ayırdım. Hepsinin konuşma stili farklı. Aralarında gazeteci ve akademisyenler de var. En tuhafları tekno oligarklarla politikacılar. Bir de şöyle bir ayırım yapıyorum, konuşanlar ve soranlar.
Hepimizin gözü kulağı konuşanlarda, ben onları konuşturanları anlatacağım size.
Kısa Geçmiş
Davos’un kurucusu Klaus Schwab (1971). Schwab uzun yıllardır fısıldanan ama dillendirilmeyen büyük bir yolsuzluk ve Davos’ta anlatılanların tam tersini gösteren kötü yönetim nedeniyle sahneden indirildi. Usulsüzlükte sözde kanıt bulamadılar ama Schwap akıllı bir anlaşmayla önemli bir marka olan Davos toplantılarına yüklü bir ödeme yaparak uzaklaştı. Bu yıl onsuz ilk Davos.

Bir Avrupalı Bir Amerikalı
Geçiş dönemi WEF Başkanlığına Andre Hoffmann ve Larry Fink geldi. Andre Hoffmann, İsviçreli bir milyarder, iş insanı ve çevreci. Dev ilaç firması Roche’un (Roche Holding AG) kurucusu Fritz Hoffmann-La Roche’un torunu. Şirketin Başkan Yardımcısı olarak görev yapıyor. Doğanın korunması ve sürdürülebilir iş modelleri konusundaki çalışmalarıyla tanınıyor. Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) başkan yardımcılığı yaptı.
Hoffmann’ın varlığı ve ağırlığı var mıydı? Geçici Eş Başkanlık sıfatıyla forumun stratejik yönünü belirlemede doğrudan etkili tabii. Ama Davos, ABD show’u oldu. Hoffmann “Dünyanın Derin Sorularla Yüzleştiği Anlar” başlıklı açılış oturumunda kürsüye çıktı. Larry Fink ile birlikte verdiği özel mülakatta, 2026’nın temasını oluşturan “Diyalog Ruhu” (A Spirit of Dialogue) kavramının önemini anlattı. İkili 2027’de de bu eş başkanlık görevini sürdürmeyi beklediklerini belirttiler.
Aladdin’in cini
Laurence Douglas “Larry” Fink, dünyanın en büyük varlık yönetim şirketi BlackRock’ın kurucu ortağı, başkanı ve CEO’su. Küresel finans dünyasının en etkili isimlerinden biri. 1988 yılında yedi ortağıyla birlikte BlackRock’ı kurdu. Şirket, başlangıçta risk yönetimi ve sabit getirili menkul kıymetlere odaklandı. Yaklaşık 14 trilyon dolar değerinde varlığı yönetiyor. Dünyanın en büyük para yönetimi firması.
Şirketin geliştirdiği Aladdin adlı teknoloji platformu, küresel finansal riskleri izlemek için yaygın olarak kullanılıyor. Fink’in WEF deki görüntüsü de Davos’ta Alaaddin’in Sihirli Lambası’ndan çıkmış bir cin gibiydi. Ne cin ama!…
Her yıl şirket yöneticilerine yazdığı yıllık mektuplar çok ünlü. Sürdürülebilirlik
(ESG) savunucusu. Başına ne geldiyse bundan geldi. Anlatacağım…
ABD, Grönland’dan Önce DAVOS’u satın aldı
Klaus Schwap’ın çekilmesiyle “Dünya Ekonomik Forumu Amerikan mülkiyetine mi geçti” diye bir soru sorulabilir. Tarihinde 2 kez gelip tüm Davos sahnesine çıkan, bir çırpıda politikalarını anlatmak, tehditlerini savurmak üzere kullanan tek başkan ABD Başkanı Donald Trump oldu. Onu sahneye davet eden “master of ceremony” Larry Fink’ti. Davos bu yıl BlackRock disiplininde yönetildi. Larry Fink, WEF konumlaması bir tesadüf değil, stratejik mühendislik operasyonuydu bence. Fink’in her cümlesi yalnızca bir görüş değil, piyasa sinyali olarak okunuyor.
Trump – Fink Gerilimi
Trump ile Fink arasındaki yakın geçmişte yaşanan gerilim, ESG tartışmaları üzerinden şekillenmişti. Trump, Fink’i “WOKE kapitalizmin temsilcisi” olarak eleştirdi. WOKE uyanık olma hali! Sosyal adalete bulanmış uydurulmuş bir kelime. Trump yönetimi sevmiyor. Ama ne gam… Fink Davos’ta, ESG kelimesini ağzına hiç almadı. Yeni söylemler üretti. Başkan Trump da sahnede “Larry sonunda doğru yolu buldu” dedi.
Fink Nasıl Hazırlandı?
Larry Fink en az 7 farklı sahnede aktif rol aldı. Toplamda yaklaşık 6 saate yakın canlı sahne süresi üretti. Doğrudan ve dolaylı olarak 100 bini aşkın kelime üretim zincirinin merkezinde yer aldı. Kiminle konuştuğu da rastlantı değildi.
Fink’in Davos’u bir operasyon. Sahne öncesi politik ve finansal simülasyon savaşına tabi tutulmuş. Blackrock kendi iletişim protokolleri çerçevesinde “red teaming” simülasyonuna girmiş. Yaklaşık 3 hafta kapalı kampa alınmış. İletişim ekibi, Fink’e en agresif soruları yönelterek karşı taraf rolü oynamış. Trump yanlıları, radikal çevreciler, AI korkusu taşıyan gruplar simüle edilmiş. Kelime optimizasyonu yapılmış. Başına bela olan “ESG” kelimesi bilinçli olarak terk edilip “Energy Pragmatism” ve “Infrastructure” diline geçilmiş. “Enerji pragmatizmi” ve “alt yapı fırsatı” yeni kavramlarımız. Bir an önce konuşma lisanına almalısınız. Veri ezberi tekniği uygulanmış. Rakip fonların zayıf noktaları, enerji açıkları, piyasa kırılganlıkları ezberletilmiş. Sorulara rakamla cevap verme refleksi güçlendirilmiş.

Fink nerelerde fink attı?
Özellikle Trump oturumu, Elon Musk karşılaşması ve Andrew Ross Sorkin’in yönettiği “Global Markets and Policy” paneline (Christine Lagarde, Ken Griffin ile birlikte) konuşmacı olarak katıldı. Fink’in en güçlü refleksi, oturumları umutla kapatma becerisi. Elon Musk’ın alaycı tonuna karşılık onunla konuşma seansını Musk’ın bir cümlesini tersine çevirerek bitirdi; “Haksız çıkan bir optimist olmak, haklı çıkan bir pesimist olmaktan daha iyidir.”
Her sahneyi kontrol edemedi. Örneğin Elon Musk ve “İnsan Amacı” Çıkmazı bunlardan biri. Musk, robotların insan sayısını aşacağını ve çalışmanın zorunluluk olmaktan çıkacağını söylediğinde Fink şu soruyu sordu: “Peki o zaman insanın amacı ne olacak?” Musk’ın muğlak ve alaycı cevabı, salonu gergin bir belirsizliğe sürükledi. Fink bu noktada etik bir derinlik üretemedi; soru açık kaldı.
İkinci örnek Trump’ın Sahneye Girişi ve Meşruiyet Erozyonu; Trump’ın Davos’a gelişi, Fink’in “kurumsal düzen” anlatısını gölgede bıraktı. Trump’ın ona dönüp “Larry sonunda doğru yolu buldu” demesi, Fink’i bir anda yön veren liderden “ikna edilmiş figür” konumuna düşürdü. Bu, hem sembolik hem de psikolojik bir kayıp oldu. Üçüncü nokta; Sermaye – Toplum Gerilimi yapay zeka kaynaklı işsizlik, toplumsal korkular ve sermayenin çıkarları arasındaki makas Fink’in teknokratik diliyle kapanmadı.
Zirvenin en elektrikli anı, Larry Fink ile Elon Musk’ın karşı karşıya geldiği sahneydi. Musk, Trump’ın “Barış Kurulu”na atıfla yaptığı şakayla salon buz kesti: “Barış mı (Peace) dediler yoksa bir parça mı (Piece)? Grönland’dan bir parça, Venezuela’dan bir parça…” Fink tepki vermedi, gülmedi. Müdahale de etmedi.
Konuşanlar ve Konuşturanlar
Haklısınız, Larry Fink aurasından kurtulursam size aktarmak istediğim özellikle soru sorarken büyüyen isimler var. Biri The Economist’ten Zanny Minton, diğeri Oxford Ünicersitesi’nden Prof. Irene Tracey, CNBC’den Andrew Ross Sorkin, Deutche Welle’den Sarah Kelly… Ama favorilerim Minton ve Tracey. Ekran karşısında ya da sahnede nasıl söylem kurmalı seanslarında anlatmak istediğim, maalesef artık bizim ekranlarımızdan örnek gösteremediğim anlar Davos’ta olduğundan, belki de bu kelime ve söylem işine takıntılıyım…
Zanny Minton Beddoes, Dimon’u Terleten Kadın” diye öne çıktı. The Economist dergisinin 182 yıllık tarihinde ilk kadın yayın yönetmeni; Oxford ve Harvard eğitimli bir ekonomist; IMF geçmişi var. CEO’lar, bakanlar ve finans titanları karşısında “güçlü soru sorma” yöntemleriyle tanınıyor

Gücü Konfordan Çıkardı
Beddoes, küresel finansın en “dokunulmaz” figürlerinden biri olan JP Morgan CEO’su Jamie Dimon’u sıkıştırdı; seans Davos’un en çok konuşulan anlarından biri oldu.
Beddoes’un Davos’taki performansı, klasik anlamda “sert gazetecilik” değil; sofistike sıkıştırma tekniği. Dimon gibi küresel finansın en dokunulmaz figürlerinden birini karşısına aldığınızda bağırarak, köşeye sıkıştırarak sonuç almazsınız.
Dimon’u önce haklı olabileceği alanlarda konuşturdu; piyasa istikrarı, bankacılık sorumluluğu, küresel sermaye akışları gibi başlıklarda onun argümanını kendi cümleleriyle genişletmesine izin verdi. Ardından, cümlelerin içine girerek çıkış kapılarını kapattı.
Beddoes, Dimon’u Trump’ın ekonomi politikaları ve özellikle kredi kartı faizlerine getirilmesi planlanan %10’luk tavan sınır konusunda sıkıştırdı. Dimon, bu durumu “bir felaket” olarak nitelendirerek Beddoes’a sert ve net yanıtlar verdi.
Konuk kaçamak cevap verirse boşluk kendini ele veriyor. Cevabın eksikliği bile bir veri haline geliyor. Bu yüzden Beddoes’un yönettiği oturumlarda izleyici yalnızca ne söylendiğini değil, neyin söylenemediğini de fark ediyor.
Beddoes, bu yıl başka kritik oturumda moderatör ve konuşmacı olarak yer aldı. “The Day After AGI” (AGI’den Sonraki Gün) Paneli Beddoes, yapay zekanın geleceğini tartışan en üst düzey teknik panellerden birini yönetti. Konuşmacılar: Google DeepMind CEO’su Demis Hassabis ve Anthropic CEO’su Dario Amodei. Beddoes, Mark Carney’le katıldığı finans ve jeopolitik temalı panelde, mevcut durumu açıkça “gunboat diplomacy” olarak tanımladı, ekonomik politikaların artık sadece verimlilik için değil, bir güç enstrümanı olarak kullanıldığını vurguladı.

Harari’yi Konuştururken Öne Çıktı
2026 Davos Zirvesi’ndeki bu buluşma, akademik derinlik ile kitle iletişiminin harika bir senteziydi. Bayıldım. Oxford Üniversitesi Rektörü Irene Tracey, bu oturumda sadece bir moderatör (Yuval Noah Harari’yi konuşturan kişi) olarak kalmadı; kendi uzmanlık alanı olan nörobilim üzerinden tartışmaya devasa bir derinlik kattı. İki rolü de son derece başarılı bir şekilde gerçekleştirdi.
Harari oturumda bir “konuşturmacı-konuşmacı” hiyerarşisinden ziyade, iki entelektüelin paslaşması vardı. Harari: Yapay zekanın (AI) insan anlatılarını ele geçirme potansiyeli ve demokrasinin geleceği üzerine karanlık ama uyarıcı perspektifini sundu. Tracey: Harari’nin teorilerini beyin biyolojisi ile test etti. Yapay zekanın sadece algoritmik bir tehdit olmadığını, insan beynindeki “karar verme” ve “empati” devrelerini nasıl manipüle edebileceğini bilimsel verilerle açıkladı. Başarısı “Dengeleyici Güç” diyelim. Harari’nin spekülatif olabilen distopik yaklaşımlarını, bir bilim insanı ciddiyetiyle yere indirdi. Harari’nin yeni kitabı veya son makalelerindeki “insanlığın hacklenmesi” kavramını en ince ayrıntısına kadar açmasını sağlayan çok keskin sorular sordu. Kendisi de konuştu. Tracey, özellikle “insan bilinci” ve “AI’nın bir bilince sahip olup olamayacağı” konusundaki teknik tartışmada inisiyatifi ele aldı. Oxford’daki laboratuvar çalışmalarından örnekler vererek tartışmaya bilimsel bir meşruiyet kazandırdı.
Irene Tracey pasif bir moderatörlük yapmadı, Harari ile bir entelektüel düet gerçekleştirdi. Bu da oturumu 2026’nın en çok paylaşılan içeriklerinden biri haline getirdi. Davos gibi hızın, sloganın ve parıltılı cümlelerin egemen olduğu bir platformda ritmi bilinçli olarak yavaşlatan nadir moderatörlerden biriydi.

Ve Andrew Ross Sorkin …Ve Sarah Kelly
New York Times’dan Andrew Ross Sorkin, Davos’un en deneyimli sunucularından biri ve sahne dili tam anlamıyla bir “kadife çekiç” diyorlar. Yumuşak, zarif, hatta bazen neredeyse dostane görünen bir üslup; ama sorunun içeriği son derece sert. “The Big Picture: Global Markets and Policy” panelinde Christine Lagarde, Ken Griffin ve Larry Fink gibi isimleri aynı masaya oturturken, asıl gerilimi kuran sahnedeki ünvanlar değil, Sorkin’in çizdiği piyasa–politika hattı oluyor.
Sorkin’in farkı, veri bombardımanına girmemesi. Rakamları ezberden saymak yerine, finansal akıl yürütmenin boşluklarını hedef alıyor. Eğer risk fiyatlanmıyorsa bunun bedelini kim ödeyecek? Eğer piyasalar iyimserse bu iyimserliğin varsayımı ne? Eğer enflasyon geri dönüyorsa kim hazırlıksız yakalanıyor? Bu sorular paneli teknik bir ekonomi sohbeti olmaktan çıkarıp, hesap verme seansına dönüştürüyor. Konuklar savunmaya geçtiklerini fark etmeden kendi varsayımlarını açmak zorunda kalıyorlar. Sertlik bağırarak değil, mantıksal tutarlılık üzerinden kuruluyor.
Deutsche Welle’nin Conflict Zone formatından gelen Sarah Kelly, çatışma gazeteciliğinin reflekslerini taşıdı. “Can Europe Defend Itself?” başlıklı oturumda Mark Rutte’yi karşısına aldığında, soru sadece akademik bir güvenlik tartışması değildi; Trump’ın NATO söylemleri, Avrupa’nın savunma kapasitesi ve siyasi kırılganlıkları doğrudan masaya yatıran stratejik bir sınamaydı. Kelly’nin dili net, veri temelli ve çatışmayı görünür kılan bir yapıdaydı. Belirgin tekniği, muhatabını soyut prensiplerden somut senaryolara indirmesi. “Avrupa kendini savunabilir mi?” sorusu, kısa sürede “Hangi kapasiteyle? Hangi bütçeyle? Hangi siyasi iradeyle?” gibi operasyonel eşiklere taşındı. Rutte, Kelly’nin takip sorularıyla zorlandı. Soru bilgi almak bir yana güç ilişkilerini açığa çıkarmak için de soruluyor. İçerik konuşmacının söylemekte zorlandığı alanlardan doğuyor.