Yaşamakla yaşamamak arasındaki çizgi

1

Mülteci konusu Suriye’den kaçarak sınırımıza dayanan sivil halk seli nedeniyle gündemimize oturdu. Zaman zaman Türkiye konuya değişik şekillerde giriş yapıyor. Aslına bakacak olursanız tarihsel olarak pek çok kez mülteci konusunda damgasını vuran bir konumu olmuş. Ve yine her nedense Türkiye’de mülteci konusu cazip ya da seksi bir başlık olarak görülmüyor. O nedenle Angelina Jolie gibi hem ünlü, hem seksi birileri sahip çıkmazsa gündemde hak ettiği yeri alamıyor.

Şu anda Türkiye’de 30 bini üzerinde mülteci yaşadığı varsayılıyor. Aslında Türkiye bu anlamda teflon gibi ülke. Yani geçiş ülkesi. Çünkü biz mülteci sorununa kendimize göre bakıyor, yorumluyor ve uygulama yapıyoruz. Gelen kalamıyor, gidiyor. Zaten Avrupa dışından gelenleri mülteci kabul etmiyoruz.

Dünya üzerinde en çok mülteci barındıran ülkeler gelişmiş, sanayileşmiş Batı ülkeleri değil. Pakistan, İran, Suriye gibi ülkeler, her biri milyonu aşkın mülteciye ev sahipliği yapıyor.

Dünya eski gündemini rafa kaldırınca yeni gündem maddeleriyle tanıştı. Mülteci sorunu çok eski olmakla birlikte gelişmeler nedeniyle o da kabuk değiştiriyor, yara daha da büyüyor. Dünyanın en önemli sorunlarından biri aslında. Üstelik bu sorundan en fazla zarar görenlerin kadınlar ile çocuklar olduğunu unutmamak gerek.

Türkiye’de mülteci ve göç konularını işleyen akademisyen sayısı az, bu konuda uğraş veren profesyonel sayısı az, konuyu bilen pek yok anlayacağınız. Az sayıdaki uzmandan biri Metin Çorabatır. Suriye özelinde başlayan genel olarak mülteci tanımı ve sorunlarına yayılan sohbetimizi paylaşmak istiyorum.

Yaprak Özer: Sayın Çorabatır aynı zamanda gazeteci, ya da eski gazeteci demek gerek ama gazetecilik hiçbir zaman eskimiyor… Ama tabi siz çok da uzun bir süredir aslında Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Sözcülüğü yapıyorsunuz.

Metin Çorabatır: Bizim mesleğimiz eskimiyor, damarımızda mürekkep… Şimdi tabii mürekkep yok, bilgisayarımız dolaşıyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Türkiye operasyonunda 16. yılımı dolduruyorum.

Yaprak Özer: Güncel konularla girmek istiyorum sınırımızda çok ciddi olaylar yaşanıyor… Suriye’den kaçan siviller Türkiye’ye sığındılar. Şu anda sınırımızdaki mülteci sayısı ne kadar?

Metin Çorabatır: Hatay vilayetimizin içinde 5 tane kamp var değişik ilçelerde. Bunlarda bu sabah itibariyle Türk makamlarının verdiği rakam: 9 bin 905.

Yaprak Özer: Biraz düştü galiba, değil mi?

Metin Çorabatır: Aşağı yukarı son 10 günün en düşük rakamı.

Yaprak Özer: Sevindirici bir şey mi bu?

Metin Çorabatır: Yani nasıl yorumlayacağımızı şu anda bilmiyoruz. Suriye’deki durumu direk olarak gözleme imkânımız olmadığı için tabi mültecilerin azalması sevindirici ama insanlar neden gidiyorlar neden geliyorlar…

Yaprak Özer: Sizin fikriniz ne?

Metin Çorabatır: Fazla bir yorum yapamıyoruz yani bilgiye dayalı bir yorum yapamıyoruz… Gelen haberler, medyadaki haberler, gerginliklerin Suriye’de devam ettiği yolunda çünkü hepimiz okuyoruz, duyuyoruz, izliyoruz… Ama insanların motivasyonu neye göre değişiyor. Neden geliyorlar…  Mesela bu sabah itibariyle, son 24 saat içinde 87 kişi giriş yapmış, 300 küsur kişi dönmüş. Bunlar sınırda işlerinden mi, tarlalarından, hayvanlarına bakıp mı geliyorlar, ailelerini bırakıp mı gidiyorlar… Onları fazla bilemiyoruz.

Yaprak Özer: Mülteci sayısının yeni bir dalga şeklinde artması bizim beklentilerimiz ve hazırlıklarımız dahilinde mi?

Metin Çorabatır: Beklenti demek belki doğru olmaz fakat olasılıklar var yani her türlü olasılık var. İnsanların nasıl davranacağını, insanların kendini ne zaman güvende hissedeceğini ve güven dışı hissedeceğini bilemiyoruz. Bir hafta önce 12 bine birden bire çıktı. Hem de 4-5 gün içinde bu sayı arttı, daha sonrada düştü. En iyisini kendi güvenliğini, çocuğunun geleceğini o insanlar biliyor. Dolayısıyla beklenti değil ama biz her türlü olasılığı hesaba katmak durumundayız.

Yaprak Özer: Türkiye hazırlıklı mı?

Metin Çorabatır: Tabii ki, Türk Hükümeti bunu ilan ediyor. Burada şunun altını çizmek lazım Türkiye, bizim açımızdan ve uluslararası göç, irtica hukuku açısından çok güzel bir politika izledi. Açık kapı, açık sınır politikası uyguladı. Türkiye’nin uzun yıllara dayalı bir iltica geleneği var. Burada da birden bire insanlar gelmeye başladığı zaman, sayın dışişleri bakanı daha sonra sayın başbakanın ağzından dünyaya çok net olarak sayılarla bağlantılı olmadan kapılarımız iltica eden, güvenliğe ihtiyaç duyan insanlara, Suriyelilere açık tutacağız ve kimseyi isteğine rağmen geri göndermeyeceğiz dendi. Bu politika uygulanmaya devam ediliyor. Dolayısıyla Türkiye hazır, Kızılay kamplarda barınma ve gıda işini üstlendi, diğer kurumlar diğer hizmetleri üstleniyor. Kızılay’ın zaten çok büyük bir tecrübesi var. Doğal afetlerde olsun, insanların yol açtığı afetlerde olsun hemen hemen ilk o gitti ve o gittiği ülkede de bizi buldu. Bölgede sadece Mülteciler Yüksek Komiserliği temsilcileri olarak biz değil, UNICEF’in, Kalkınma Programı ya da diğer BM örgütlerinin temsilcileri olarak bulunuyoruz, hepsi de çalışmalardan övgüyle bahsettiler. 

Yaprak Özer: Mülteci kimdir, kime denir?

Metin Çorabatır: En geniş şekliyle hayatı ve özgürlüğü ciddi şekilde tehlikede olan ve bu yüzden de ülkesini terk etmek zorunluluğunda kalan insan… Bunun biraz daha teknik tanımını 1951 Cenevre Sözleşmesi yapıyor orada da daha bireysel bir tanım var, burada dini siyasi görüş, ırk, milliyet veya ait olduğu sosyal grup gibi 5 sebepten en az biri yüzünden ülkenizde zulme uğrayacağınıza dair ciddi bir korku yaşayacaksınız ve ülkenizi terk edeceksiniz…

Yaprak Özer: Sığınmacıyla Mülteci arasında bir fark var mıdır?

Metin Çorabatır: Türkiye 1951 Cenevre Sözleşmesinde uyguladığı coğrafi kısıtlama yüzünden bir ara kavram geliştirmek zorunda oldu, uluslararası kullanımda sığınma talep eden kişi İngilizce: assylum seeker’la mülteci aynı sürecin bir tanımı… 3. şahıs açısından BM’ye, geldiği ülke açısından, bir sürecin değişik kavramları. Bir kişi bu iddiayla gelip, “benim özgürlüğüm ciddi şekilde tehlikededir” deyip size sığınır ve bunu ifade ederse o anda geri gönderilmeme hakkı doğuyor ve ülkenizde korunma altına alınma hakkı doğuyor buna sığınmacı deniyor. Ama bu durum Suriye örneğinde geçerli değil. Kitle halinde geliyorlar. Kişi bireysel olarak gelip, “ülkemden böyle bir korkuyla geldim” dedi, bunun anlaşılmasına kadar sığınma talep eden kişiye  “haklısınız, evet sizin ülkenizde sizi korkutan bir sebep, unsur var” dendiği anda mülteci oluyor.

Yaprak Özer: Kim diyor bunu?

Metin Çorabatır: Bunu normal olarak, 1951 Cenevre Sözleşmesi’ni coğrafi kısıtlamasız uygulayan ülkelerde o ülkenin ulusal kurumları… Ama Türkiye’de Avrupa dışından gelenler için bir boşluk var ve 1960’tan bu yana Mülteciler Yüksek Komiserliği hükümetle paralel çalışarak o boşluğu kullanıyor.

Yaprak Özer: O zaman şunu söyleyebilir miyiz Türkiye coğrafi kısıtlama uyguluyor ve bazılarına mülteci bazılarına mülteci değil gibi davranıyor…

Metin Çorabatır: Türkiye Avrupa’dan gelenlere karşı Cenevre Sözleşmesi’ne taraf olmaktan dolayı üstlendiği yükümlülükleri uyguluyor, ama Avrupa dışından gelenlere Coğrafi Kısıtlamam var size karşı bir yükümlülüğüm yok diyor. Sadece uluslararası hukukun daha geniş bazı yükümlülükleri var kapılarınızı açık tutma, geri göndermeme, onları uyguluyor.

Yaprak Özer: Suriye’de yaşanan olaylar bütün dünyayı tedirgin ediyor. Ne kadar acı olursa olsun bazı şeyleri dikkatimiz ancak oraya dikkat çeken unsurlar cazip olduğu sürece veriyoruz. Angelina Jolie geçtiğimiz haftalarda Türkiye’yi ziyaret etti, Hatay’da mültecilerle buluştu. Tahmin ediyorum sizin için anlamlı oldu, eğer gelmeseydi bu kadar duyurabilecek miydiniz sesinizi?

Metin Çorabatır: Hayır, mülteci olayı sizin de dediğiniz gibi birçok ülkede çok sempatiyle bakılan bir şey değil maalesef. Sebepleri anlaşılmadığı için insanlar sempatiyle bakmıyorlar bu tür araçlarla ve bu tür yöntemlerle, iyi niyet elçilerimizle dünya kamuoyunun dikkatini çekebiliyoruz.

Yaprak Özer: Ölçebiliyor musunuz? Pek çok firma baktığımızda ekonomi dünyasında yaptığı her türlü adımı bir şekilde ölçüyor. Angelina Jolie’nin yarattığı farkındalık ne oldu?

Metin Çorabatır: Sosyal konularda metrikle ölçülemez, gramla ölçülemez ama farkındalığı bizim ölçeceğimiz bir şey var bizim örgütümüzün bütçesinin yüzde 99’u devletlerin ve özel sektörün ve şahısların bağışıyla oluşuyor. Bu tür farkındalık çabaları, katkıları ilgiye bir görüşte arttırıyor. Medyadaki ilgiyi artırıyor.

Yaprak Özer: Nasıl oldu peki katkılar arttı mı?

Metin Çorabatır: Elbette, tabi. Henüz bunu ölçecek  bir zamanımız olmadı ama Cenevre’deki merkezimiz ölçüyor.

Yaprak Özer: ABD Başkanı Obama’ya uygulanan önlemlerin bir benzeri Angelina Jolie için uygulanmış… Beraberinde bir uçak dolusu insan  gelmiş. Çok masraflı bir iş! Söylediklerim doğru mu, şehir efsanesi mi?

Metin Çorabatır: Bunlar biraz inşa edilmiş şeyler olabilir. Şöyle, kendisi çok duyarlı bir insan zaten evlat ediniyor bu konulara gerçekten gönlünü vermiş, yumuşak bir insan, birden bire sayılar 10 bine çıkınca kendisi talep etti ve Türk Hükümeti de nazik bir şekilde talebi kabul etti. Bir yerde film çekimi yapılıyordu, kendi özel uçağıyla kendisi geldi. Bir de bir ekibi var, Birleşmiş Milletlerin ona ayırdığı bazı meslektaşlarımız var…

Yaprak Özer: Yani gazeteciler, yerel gazetecileri kullanmamış.

Metin Çorabatır: Evet çünkü şöyle bunun çok güzel, haklı bir sebebi var, bu insanlar, mülteciler  travmadan geliyorlar, kamptaki insanlardan bahsediyorum, korku, evlerini terk etmiş, dağlardan geçerek gelmişler… Bambaşka bir ülkede bir kampa yerleştirilmişler, çocuklar var, birden sudan çıkmış balık gibi bir korku içindeler. Bu ortamda eğer bir kampa bir çadır kente bir gazeteci grubuyla girerseniz, insanlar hem korkuyor hem onların bazıları deşifre oluyor. İnsanlar, tanımı hatırlarsak eğer, ülkesinden bir korkuyla göçüyor. Onun için özel ekip bütün dünyaya servis yapıyor.

Yaprak Özer: Kaç saat kaldı?

Metin Çorabatır: Yaklaşık üç buçuk saat kaldı.

Yaprak Özer: Yeter mi yani böyle bir şey için?

Metin Çorabatır: Sayın Jolie’nin görevi her bir mülteciyle teknik olarak konuşmak ve not almak değil, farkındalık yaratmak ve oradaki görevini bazen bir saatte de yapabilir, gelmesi bile büyük bir şey.

Yaprak Özer: Gerçekten bir raporlama söz konusu mu? Gidiyor konuşuyor, ufak tefek de olsa söyleşiler yapıyor bu iyi niyet elçileri yalnızca güzellikleri ya da ünleriyle herhalde orda bulunmuyorlar. Onlar belli bir fonksiyonu da üstleniyor olsa gerek.

Metin Çorabatır: Tabi, Angelina Jolie’nin ve diğer iyi niyet elçilerimizin bizim de Türkiye’de de iyi niyet elçilerimiz var, o kişilerin hepsi bu konuda duyarlı. Mesela Angelina Jolie her gün dünya basınının, medyasının önünde, çok ünlü bir kişi. Hemen hemen her sabah onun ekibiyle, Cenevre’de ki Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin bu konuya ilgili ayrılmış elemanları görüş veriyorlar, ani bir kamera bir mikrofon uzatma durumunda mülteciler konusunda ne diyecek, ne demeli bilgilendirmesi yapılıyor. Yani bilinçli yapıyor. Olay bu esnada sadece oradan oraya gidip gelmek değil.

Yaprak Özer: Bizim de bir iyi niyet elçimiz var, Muazzez Ersoy… Neden Muazzez Hanım? Bir Angelina Jolie’nin ününden söz ettik ama Muazzez Hanım’ın ünü herhalde Türkiye içinde belli bir belki kitlelerde daha yüksek.

Metin Çorabatır: Şimdi, Angelina Jolie dünyadaki iyi niyet elçimiz ama yaklaşık 8-9 tane iyi niyet elçimiz var Mülteciler Yüksek Komiserliği’nde. Onlardan biri Sayın Muazzez Ersoy, kriterlerimiz şu, bir kere seçeceğimiz kişi, amaç belli, belli bir ünü olsun ve farkındalık yaratsın. Angelina için de, Sayın Ersoy için de, diğerleri içinde… Bir kere Birleşmiş Milletler’deki ilkelere ters davranışları olmaması lazım, kamuoyunda o hareketleriyle tanınmamış olması lazım, tam tersine onlara uyan bir yapısı olması lazım.

Yaprak Özer: Yani ünlü ancak çok da böyle popülist ve magazinsel bir yapısı olmayacak galiba değil mi? Daha etik mi davranacak? Nedir bunu biraz açabilir miyiz?

Metin Çorabatır: Yani magazinselliği küçümseyerek konuşmamak lazım, o dünyanın insanları elbette magazin, onlarının hayatının bir kısmı ama bunu yaparken mesela uyuşturucu kullanmak, Birleşmiş Milletler’in karşı olduğu bir şey. Silah veya şiddeti çağrıştıran demeçler vermek, şiddeti yaymaya çalışan bir söylemi olmuş olan kişi veya istenmeyen, örnek olmayacak davranışlar, Birleşmiş Milletlerin mesela kadına karşı şiddet kullanmasıyla ünlü bir kişi olmaması gerekiyor.

Yaprak Özer: Bu Türkiye’de işiniz çok zor diye düşünüyorum, hem silah kullanmayacak hem kadına şiddet uygulamayacak…

Metin Çorabatır: Türk Toplumu çok barışçı, elbette aşılması gereken şeyler var ama çok sayıda adayımız vardı. Bazıları ilgilenmediler işleriyle ilgili gerekçelerden dolayı. Yine bir kriter devamlılığı ve adanmışlık  olması gerekiyor. Tıpkı Angelina Jolie’de olduğu gibi, Muazzez Ersoy’da gerçekten bu işe gönül vermiş biri… Neden onu Angelina Jolie kadar aktif göremiyoruz, bu biraz bizden kaynaklanıyor. Dediğim gibi Cenevre’de hemen hemen bir birim onun kendi ekibi, her gün mesela brifing veriyorlar Angelina’ya. Biz onu yapamıyoruz.

Yaprak Özer: Türkiye’de ki ofiste kaç kişisiniz?

Metin Çorabatır: Şuanda 150 kadar elemanı var. Ankara merkezimiz, İstanbul’da bir yapılanmanız var. Van’da bir ofisimiz var.

Yaprak Özer: Ve 60. yılınızı kutluyorsunuz bu yıl değil mi?

Metin Çorabatır: Evet. 61 geçen sene 60 oldu bu sene 1951 Cenevre Sözleşmesi’nin 60. yıldönümü.

Yaprak Özer: Dünya üzerinde ne kadar mülteci olduğunu biliyor muyuz?

Metin Çorabatır: Mülteci ve mülteci konumunda bizim ilgi alanımıza giren kişi sayısı şu anda 43 milyon kişi bunun 15 milyonu tam teknik anlamda demin konuştuğumuz tanımlara giren mülteci.

Yaprak Özer: Türkiye’de ne kadar var?

Metin Çorabatır: Türkiye’de Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğine kayıtlı aşağı yukarı hükümete de kayıtlı, Suriyelileri saymazsak, normal sistemde kayıtlı kişi sayısı 20 bine yakın.

Yaprak Özer: Yani aslında şuan 30.000’lerde dolaşan bir sayı var. Bunun ciddi bir yük olduğu söylenebilir değil mi? Ülke ekonomilerine de, burada ülkeler belirli yardımlar alıyorlar mı?

Metin Çorabatır: Coğrafi kısıtlama yüzünden zaten bu 20 bin kişi belirli bir süreçten geçiyor. Birleşmiş Milletler bunun bir parçası. Mülteci olup olmadığına bakıyoruz, mülteci olduğuna kanaat getirdiklerimizi başka ülkelere Amerika, Kanada, Avustralya gibi ülkelere yerleştiriyoruz. Böylece Türkiye’nin üzerinde bir birikim sağlanmıyor ama coğrafi kısıtlamanın kalkmış olması veya olmamasını varsayarsak Türkiye bugün 73 milyon ve dünyanın sayılı ekonomilerinden birisi. Bu insanlara sadece yük olarak bakmamak lazım. Gelen mülteciler içinde, bilim adamları var, gazeteciler var, geldikleri ülkelerde zulüm, siyasi görüşleri, dini inançları… Einstein da mesela bir mülteciydi. Şimdi de öyle bugün ki o 20 bin kişilik profil içinde öğretmenler var, doktorlar var, kendi ülkelerinin aydın denen ve geldiği ülkede eğer yerel bir entegrasyon mümkün olsa, Türk toplumuna katkıda bulunacak insanlar var.

Yaprak Özer: Geçmişte mülteci konusuna baktığımız zaman hep casusluk filmleri bize belirli şeyler verdi… Ya da bir Bolşoy Balesi bir yere gider oradan bir balet bir balerin sığınma talep eder haberleri okurduk… Şimdiki olaylar çok daha farklı. Mültecilerin karakteristik yapıları farklılaşıyor mu, yoksa biz mi farkında değiliz?

Metin Çorabatır: 50-60’lı yıllarda 70 hatta 80’lere kadar süren, Sovyet Bloku yıkılmadan Soğuk Savaş varken daha çok o bloktan Batıya geçtiler. Bu tamamen insani bir olay fakat tabii ki dönem dönem siyasi amaçlarla da kullanıldığı, soğuk savaş sırasında Batı’nın bir şekilde karşı rejimi kötülemenin bir aracıydı. Fakat gelenlerin çoğu da hakikaten zulümden kaçan insanlardı, Soğuk Savaşın sona ermesiyle birlikte profil tabii değişti. Dünyadaki iletişim imkânları, seyahat imkânları değişti. Büyük krizler yaşandı, Balkanlarda Avrupa’nın ortasında biliyorsunuz… Yeni mülteci profilleri çıktı. Doğuda dünyanın her yerinde biraz daha nitelik değişti tabi ama hepsinde burada önemli olan insani boyut. Hepimiz dünyada, bir devletin koruması altında. Ulus devlet döneminde yaşıyoruz onun vatandaşıyız ve vatandaşı olduğumuz devletin bizim bütün haklarımızı koruması temel ilke. Mültecilikte bu bağ kopuyor, tam tersine sizi koruması gereken ülke ya koruyamıyor sizi Irak’ta olduğu gibi ve can güvenliğiniz devlet tarafından ya tehdit ediliyor ya da korunamadığı için kaçıyorsunuz.

Yaprak Özer: Mülteci politikasıyla ilgili farklı adımlar atılması bekleniyor. Böyle bir adım atması yeni hükümetin kurulması oturmasından sonra gerçekleşecek adımlardan bir tanesi mi?

Metin Çorabatır: Özellikle Avrupa Birliği ilişkileri 2000’li yılların başlarından beri hızlandı. Bu 35 faslın birisi de iltica faslı. Türkiye’nin coğrafi kısıtlamasının kaldırılması, yasa çıkartması, bir kurum kurması, Avrupa Birliğinin ön şartlarından birisi olması açısından ve tam üyelik açısından Türkiye adımlar attı. 2005 yılında bir ulusal eylem planı ortaya çıktı, ulusal programlarında yer aldığı yol haritası çizildi ve en son 2 yıl önce başlayan ve çok iyi giden bizle de büyük bir dayanışma ve iş birliği içinde gelişen bir çaba sonucunda Türkiye’nin ilk sığınma yasa tasarısı hazırlandı. Yabancılar ve uluslar arası koruma başlığını taşıyor. İçişleri Bakanlığının sitesine kondu bu. Ümidimiz en kısa zamanda bunun çıkması.

Yaprak Özer: Siz biraz önce dünyanın değişmesinden söz ettiniz. Eski bir gazeteci olarak şunu sormadan geçemeyeceğim. Dış haberler eskisi kadar gündemin üst sıralarında yer almıyor. Dikkatimi çeken olaylardan biri: Libya’dan büyük elçimizi çektik, oradaki aslında muhalefeti tanıdık. Küçük küçük haberler şeklinde görüyoruz. Ekonomiyle pek entegre olmadığı için mi böyle bir şey yaşıyoruz?

Metin Çorabatır: Türkiye’de dış politika her zaman basında arka planda kalıyor. Ama artık Türkiye kılık değiştirdi. Türkiye gerçekten belli roller üsleniyor, üslenmek istiyor. Türkiye ekonomik ve her anlamda entegre oluyor. Dış politikada bir gazetede yazılacak analitik bir şeyin aslında bir iş adamının cebini direkt olarak ilgilendirdiği kavramı yerleşmedi. Yani öyle yazılar yazılmalı ki gazetelerde, öyle analizler yapılmalı ki, Libya örneğini gösterdiniz, Türk basını ne yazık ki bunu yazacak gazetecilere yatırım yapamıyor.

Yaprak Özer: Siz sözcüsünüz ve bu çokta alışılagelmiş bir değil. Ne demektir sözcü? Her şey sizden mi geçer? Bir tek siz mi söylersiniz?

Metin Çorabatır: Evet, yani kurum adına ya temsilci ya en baştaki kişi veya ben söylüyorum. Yani benim gibi bu konuda  profesyonel insanlar söylüyor ve bu kurumun dış iletişimi için çok önemli. Türkiye’de bu fazla gelişmemiş.

Yaprak Özer: Siz bunun için eğitim aldınız değil mi?

Metin Çorabatır: Okulunu okumadım ama ben siyaset ve uluslararası ilişkiler okudum ama gazeteci olarak mesela Amerika’da kurslara gittim, burslar kazandım. Oralarda  Beyaz Saray sözcüsü bize anlattı, Pentagon sözcüsü anlattı… Gazeteciyken bu işi iyi yapan ülkelerin sözcüleri nasıl hazırlanıyorlar, neler söylüyorlar çalıştım. Özel sektörler olsun, hükümet olsun,  bütün kurumlar için sözcülük müessesesi çok önemli, çok kritik bir durum.

 

 

Metin Çorabatır kimdir

  • Tercüman, Hürriyet, Milliyet, Yeni Asır, Kanal 6 ve Turkish Daily News gibi gazete ve televizyon kanallarında dış haberler müdürlüğü, diplomasi muhabirliği gibi görevlerde yer aldı.
  • 32. Gün programının Genel Yayın Koordinatörlüğünü yaptı
  • 1995 yılında Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne çalışmaya başladı. Halen BMMYK’nın Dış İlişkiler Sorumlusu ve Sözcülüğü görevini sürdürmektedir.
  • Uzmanlık: sığınma, insan hakları hukuku, anayasa hukuku…