Türkiye’nin Yıldız Haritası

YO DUNYA

Geleceği öngörmek tarih boyunca farklı yorumlandı. Kimi kehanet dedi, kim fal. Kimi küçük gördü, kimi baş tacı yaptı. Son zamanlarda geleceği okuyan “fütürist”ler de bu yolculuğa katıldı. Sebep basit… Yarın ne olacak çok çok merak ediyoruz. Tarih boyunca kehanetten yararlanan liderler yaşadı, bu durumu bir devlet politikası haline getiren ülkeler oldu. Bunlardan biri Osmanlı İmparatorluğu. (Hakan Kırkoğlu, Müneccimler ve Osmanlı İmparatorluğu konusunu ele aldığı akademik çalışmasını kitaplaştırdı.)

 

Ben her konunun bilimsel bir temele oturmasını ve bilgiden beslenmesini ilke edinenlerdenim. Bir ekonomist-finansçı ile kökeni finansçı olan bir tarihçi astrolog geleceği yorumlasa nasıl olur düşündünüz mü? Şahane!

 

Atilla Yeşilada ile Hakan Kırkoğlu’ndan bana 2018 ve 2018-20 aralığını yorumlamalarını rica ettim. Biri tüketici güven endekslerini, uluslararası finans kuruluşlarının raporlarını, kendi ekonomi analizleri ile danışman öngörüsünü, diğeri tarih bilgisini, astroloji bilimini, gelmiş geçmiş yıldız hareketlerinin geleceğe iz düşümünü konuşturdu.

 

Tabii ki çok daha uzun anlattılar. Ben sizinle kısaltılmış bir derleme paylaşabiliyorum. Buyurunuz; Türkiye’nin siyasi, ekonomik, stratejik Yıldız Haritası:

 

KREDİLERİ KAPATIN

Atilla Yeşilada’nın 2017 yorumlarıyla başlayayım;

2017 dünya için bir geçiş yılıydı. Lehman krizinin yaralarını kapadı, normale dönmeye başlıyor. Bu yıl daha iyi olacak. Türkiye açısından çok garip bir yıldı. Resmi rakamlara göre, büyümede rekor kırdık ama herhalde ölçüm hatası var ki, halk bunu hissetmedi. Ya da enflasyonda 10 yıllık rekor kırıldığı için cebimize giren para büyümedi. Türk Lirası sene sonuna doğru ciddi boyutlarda değer kaybetti. Moralimiz bozuldu. Türkiye’de insanlar ekonominin sağlığını döviz kuru ile ölçüyorlar, bu yüzden yılı hoş bir havada bitirmedik. Tüketici güven anketlerine dikkat etmek gerek; resmi rakamlara göre, bu kadar yüksek performans gözlenen bir yılın arkasından vatandaşın bu kadar endişeli olması daha önce rastlanmamış bir olay. 2018’deki harcamalar konusu kaygı verici.

 

Dünya yarasını sararken biz ekonomide beklenen büyümeyi yaşamayacak mıyız?

Dünyada atıl kapasitenin tüketildiğini göreceğiz yani işsizlik, olması gereken normlarına dönecek ve fabrikalarında çoğu kullanılmış durumda olacak. Dünyada ve Türkiye’de özel sektör yatırım yapmıyor, makine teçhizat almıyordu. Sanayi 4:0 lafta vardı, fabrikaya girmemişti, dünyada değişim başladı. Bizim şirketlerin de hızla yatırım yapması lazım.

 

İş yatırım yapmakla çözüme kavuşur mu?

Bizim acilen yalnız yüksek öğretime değil, mesleki öğretime, İngilizce ya da Çince, hiç mühim değil, herhangi bir yabancı dile öncelik vermemiz gerek. Okullarda öğrettiklerimizin içeriğini değiştirmemiz lazım. PISA Direktörü konuştu: “Siz, çocuklarınıza iş bulacak bir eğitim vermiyorsunuz” dedi. Bu da beni çok endişelendiriyor. Şirketlerimiz ihracat yapmıyorlar demiyorum, yapıyorlardı, ama iç taleple büyüyorlardı. Ancak iç talep artık tükendi, vatandaş çok borçlu. İç pazar büyümeyecek, şirketler ucuz kredi bulamayacaklar. Eee, ne yapacaksınız? Verimli çalışacak; makineleşeceksiniz, kaliteli iş gücü kullanacaksınız. Dış pazara yönelecek yüksek katma değerli ihracat yapacaksınız. Başarılı olan şirketler olacaktır tabii, buna hiç şüphe yok. Ama Türkiye olarak bir başarı hikayesi yaratacak mıyız? Ben şu anda çok umutlu olamıyorum, özür dilerim.

 

Nasıl döndüreceğiz?   

Özkaynak bularak.

 

Özkaynak derken nereden ne bulunabilir? Bir şeyler mi satacağız, yok ki?

Var.

 

Geçen sene Türkiye’de 7 milyar M&A oldu. Fiyatlar makul olsun daha da olacaktır. Üç sene önce burası 20 milyar dolarlık bir pazardı. Şirketlerimizin çoğu Türkiye’de aslında çok değişik finansman olanakları olduğunu bilmiyor ya da değerlendirmiyor; Angel investors, girişim sermayesi, yarı hisse senedi-yarı tahvil şeklinde finansman olanakları. Size hem para girişi yapacak hem ürününüzü geliştirmenize yardımcı olacak stratejik ortaklıklar… Türkiye’de bunların hepsi var. Akıl almaz yatırımlar yapıyorlar. “Param yok, satacak bilançom da mal da yok” demeyin.

 

Sizce 2018’in, en büyük riski nedir?

Türkiye açısından en büyük risk faizlerde ani bir patlama. Dünyada faizler yükselecek. ABD faizleri artırıyor. Biz dışarıdan gelen sıcak para ve dış kredilerle beslenen bir ülkeyiz ve maalesef bize para verenlerle siyasi ilişkilerimiz iyi gitmiyor. Türkiye’de bir enflasyon canavarı var. Faizleri yüksek tutan rantiyeler değil. Enflasyon yüzde 12 ise halk yüzde 15’in altına TL mevduat yapmaz. Enflasyona mani olamazsanız, mevduat faizi yükselir. Bir yandan da enflasyon yüzünden halk TL mevduat yapmıyor. Sene sonunda garantisiz kredinin maliyeti yüzde 20’ye varmıştı. Yüzde 20 maliyetli kredi alıp, bunu paraya çevirip, nakit üretebilecek çok fazla proje yok Türkiye’de. Bunun daha kötüye gitmesi beni korkutur.

 

2018-2020 kısa aralığını nasıl yorumlarsınız? 

Konuştuğum iç ve dış iş çevrelerinin görüşünü aktarabilirim size; OHAL kalkmadan Türkiye’de büyük ölçekli yatırım olmaz. Seçimlerin bir an önce yapılması daha iyidir. Son olarak yapısal reformların muhakkak gerçekleşmesi lazım. Türkiye’nin tıkanan damarlarını açmamız gerek. Vergi reformundan kıdem tazminatına kadar halledilmemiş bir sürü konu var.

 

Şirketler?

Buraya kadar söylediğim her konuda yanlış çıkabilirim. Sonuçta biz, falcılardan belki bir kademe daha iyiyiz. Ama şu konuda yanılmadığıma eminim. Şirketlere bir çift sözüm var; elinizden geldiği kadar kredileri kapatın. Her yenilediğinizde kredi maliyetleri artacak. Dünya buraya gidiyor, bundan kaçmak imkansız. Artık özkaynak ya da ürettiğiniz nakitle iş yapacaksınız ya da ortak getireceksiniz. Aksi halde ayakta kalmanız çok zor.

 

TUTUMLU OLMA DÖNEMİ

Hakan Kırkoğlu’nun geleceği okurken kullandığı metrikler biraz farklı ancak yorumu farklı değil.  Bu yıldan başlayarak dünyanın genel trendlerinde kritik kırılmaların, değişikliklerin olmaya başladığı bir döneme girdiğimize işaret etti, yorumlarını paylaşıyorum;
2018 -2020 nasıl görünüyor?
2020’nin şöyle bir önemi var, dünya astrolojisinde, politika olarak ya da ekonomik, sosyal trendlere baktığınızda 20 yıllık bir dönem genelde en küçük zaman birimidir. İlk 10 yıl büyüme-ilerleme trendlerinin, siyasi fikirlerin nüfuz ettiği, ikinci 10 yıl ise, bir dalganın geri çekilmesi gibi eski olan şeylerin kullanıldığı, tüketildiği, daha çok aşağı doğru inen, yıllardır. Biz 20 yıllık dönemin son iki yılına giriyoruz. İyice kapanma var.

 

Yıldızlar ne diyor?
2020 yılındaki Jüpiter-Satürn birleşmesi kova burcunda olacak. Kova demek; daha fazla teknoloji, yeni bir sosyal düzen ve bilgi ekonomisinin ağırlık kazanması demek. 2000 yılındaki birleşme son toprak olarak, boğa burcunda olmuştu. Boğa toprak, sermaye, petrol gibi elle tutulur kaynakları temsil ediyor. 2000 ile 2010 arasındaki süreçte bildiğiniz gibi ABD, Ortadoğu’ya müdahil oldu ve Irak savaşı patladı. Oradaki hikaye daha çok toprak paylaşımı ve kaynakları ele geçirmek üzerineydi.  İlginçtir mesela, astrolojide bir başka zaman dilimi olarak kabul gören “250 yıllık döngü”, aynı zamanda ABD’nin de döngüsü. Bu belki de Amerikan imparatorluğunun gücünün artık test edildiği dönem.
Önümüzdeki 2 yıl Türkiye’de neler olacak?
15 Mayıs’ta Uranüs, boğa burcuna geçecek. Dünya açısından boğa ekonomi demek, hatta Bitcoin olayları bile bence bununla alakalı2020 sonrasında yeni bir ekonomik düzene doğru hızla gidiyoruz, onun getirdiği sarsıntılar var. Türkiye açısından da şöyle, boğa burcu ülkemizin 11. Evi, ittifakları ve örgütleri anlatan bir ev; genelde umutları ve gelecek beklentilerini anlatır. Biz istikrar, güven, zenginlik, büyüme arıyoruz. Ama Uranüs sarsan bir gezegen. Bu gezegen, eksen kayması ya da Türkiye’nin ittifaklarının, çıkarlarının nerelerde tartışılacağını daha da canlı hale getirecek gibi gözüküyor. Genel olarak dünya belirsizlik içinde olacak. Belirsizlikleri düşündüğümüzde, sonsuza kadar gitmeyeceğini de biliyoruz. Ama genelde Jüpiter-Satürn döngüsünün kapandığı dönemlerde lidersizlik, yönsüzlük gibi riskler çok yüksek. Uluslararası koşullar Türkiye’nin sınırlarını etkiliyor. 2019’da seçimlere gidiyoruz 2020’ye doğru her şey yeniden tanımlanacak, netleşecek. Siyaset haritamız ve sahnemiz yenilenecek.
İttifaktan anladığım “uyum”dur. 

Yeni bir ümit de olabilir, pozitif bakmakta fayda var. Biraz da belki ittifaklarda yanlışlıklar yapıldı. Bunu revize etmek anlamında düşünebiliriz. Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi örgütlerde; BM, AB, NATO daha sürprizli daha farklı belki kendisini daha fazla ortaya koyabileceği imkanlar da olabilir. Türkiye olarak yumuşak karnı da olsa Orta Doğu’nun sınırlarının çizilmesi karşısında çok sağlam durulması ve dikkat edilmesi gerekiyor. Bu yıl bahar ayları bu konuda bana biraz daha riski gözüküyor.
Birey ya da şirketler nasıl pozisyon alacaklar? 

Oğlak çok kuralları olan, sınırları olan bir burçtur ve Satürn zaten onun yöneticisidir. Bu durum diyor ki, bütçeni çok iyi kurman lazım, hayali bütçelerle hareket etmemen lazım, sınırlarını bilmen lazım, çok kredi kullanıyorsan bunları kesinlikle aşağı doğru çekmen lazım. Kendi kaynaklarına daha fazla yönelerek ve daha fazla üreterek, daha fazla biriktirerek, tasarruf yaparak bu dönemi geçirmek lazım. Genel olarak küçülme demek istemiyorum ama yeniden örgütlenme diyebilirim. Şirketler de verimliliği artıracak şekilde yorumlayabilir ve gereksiz masraflarını kısabilirler. Vizyonlarını da daha gerçekçi kılmaları gerekiyor.

 

Türkiye 2006-2007’den itibaren kova temalarını da yaşıyor, özgürlükler ya da anti özgürlükler, yani karşılıklı olarak böyle bir çatışma yaşıyor, dolayısıyla çok sert bir zeminde ilerliyoruz. Belki de bu süreç bizim birtakım tecrübeler daha edinmemiz gerektiğini gösteriyor. Kova burcu mantıklı, demokratik, akılcı olan temalar üzerine kuruludur. Bana kalırsa 2020 ile beraber biz belki aklımızı daha fazla devşireceğiz, negatif bakmamak lazım.