Seçim Geçsin Bakarız

oy

Bu yazı özetle, diyor ki; mantık çağı bitti. Umulmayan işler dönemindeyiz: yüksek enflasyon+faiz+büyüme formülü hakim. Buna karşılık büyümeyle kalkınma aynı anlama gelmiyor. Cirondan fazla borç, döviz kazancı olmadan dövizle borçlanmak aleni intihar. 25 Haziran sabahına fişek gibi uyanmayacağımızı, seçim geliyor diye işleri durdurmak yerine bir durup bakmanın faydasını, dövizi-faizi suçlamak yerine basiretsizliğe yanmak gerektiğini, büyük düşünerek insana yatırım yapmayı hatırlamayı, batanı değil vatanı kurtarmanın marifet sayılacağını, şişman değil kaslı olmak gerektiğini anlatıyor.

 

Bir değişiklik yaptım, seçim gelip geçmeden icabına bakmanın yollarını tartışalım istedim. Bir ülke olağan zamanı dışında, ancak işler iyi gitmediğinde seçime gider. Israrla seçim yok diyerek, ansızın yakın bir tarihte yapılmasının nedeni de, şaşırtmak olsa gerek… Şaşırmak milli sporumuz adeta, ama artık bize yakışmıyor.

 

Prof. Dr. Emre Alkin, ekonomi ve piyasa çevrelerinin tanıdığı bir isim. Söylemleri zaman zaman şaşırtıyor. Şaşırmaya hayran ve şaşırmaya her daim gerekçesi olan bir toplumun piyasa kodlarını tartışalım istedim. (röportajımızı youtube kanalımda izleyebilirsiniz). Emre Alkin’in sivri sözleriyle sinirlere basacağını tahmin ediyorum. Ortaya çıkan manzara, heyecan ve şevkimizi değil ama tadımızı kaçırdı. Çünkü yalnızca Türkiye’de değil küresel olarak mantıksızlığın hakim olduğu bir konjonktürdeyiz, eski kodlarla hayatın sırrını çözdüğümüzü sanıyoruz, değişim istiyoruz ama her sabah değişmemek üzere and içiyoruz. Sürekli şikayet ediyor, yardım istiyoruz. Taşıma suyla iş döndürüyoruz, karar vermesi beklendiği için koltukları dolduranlar, kaptıracaklar diye korkup titriyorlar.

 

Söyler misiniz kafalar değişmezse seçim neyi değiştirsin?… Değişmeyen kafaların “Alkince” tarifi; “statü bağımsız, çocuğunu küfürle seviyor, maçta küfürle coşuyor, trafikte canavarlaşıyor, kapalı yerlerde sigara içme “hak”kını kullanıyor, kaldırıma araba park ediyor, engelliyi engelsizi engellemiş umursamıyor…”

Devamını ben getireyim; büyümeyi alkışlarken kalkınmayla arasında köprü kurmayı unutuyor. Teknolojiyi gelişme sayıyor, insanı rafa kaldırıyor.

 

Ama madem seçime gidiyoruz, biz artık gerçekten güçlü yani donanımlı hükümet istiyoruz! Alkin, liyakat noksanlığına vurgu yaparak siyasetçilerden oluşan bir hükümet yerine konusunda uzman teknik kişilerden oluşan bir yapıyla konuyu ifade etmeyi tercih ediyor.  Üniversitede geleceği olmayan bazı bölümleri eğitimden kaldırdıklarını, bu bölümlerde gençlik yetiştirmeyi planlamadıklarını anlatıyor… madem böyle bir konudan söz edebiliyoruz, insan siyasetteki izdüşümünü sorguluyor. Yönetenlerin eğitim ve gelecekle bağlantısını düşünmek gerekiyor.

 

BASİRETLİ OLMAK

Her seviyede vatandaşı diğeriyle eşit şekilde düşünecek bir iktidar yapısı özlemi ve gereksinimi var. Bu konuda piyasaya baktığımızda, bazılarının daha eşit, bazılarının gözle görülür şekilde az eşit olduğu bir sistemden seçime geçiyoruz. Alkin’den örneklemesini istedim, inovasyon üretmeyen, katma değer yaratmayan, buna karşın kendisinden başkasının işine yaramayacak vergi talebinde bulunanları örnek gösterdi. “Neden bu şirketlerin yaşaması için daha kaliteli ürünü daha pahalıya almalıyım, kalitesiz mal veya hizmeti neden destekliyorum?” diye soruyor. Cevabı istiyorum; “Düzenim devam etsin endişesi. Rakip ithal malın pahalı satılmasını sağlayarak koruma kalkanı yaratan kafa, fabrikasındaki işçiyi değil kendisini düşünüyor.”

 

EĞİTİM ŞART

“Seçim geçsin bakarız” söyleşimizde, en çok tekrar eden kelime “eğitim” oldu. Alkin, finans kurumlarının başındaki kişilere sıkça neden 3-5 yıl sonra ortada olmayacak kişilere kredi verdiklerini sorduğunu söyledi; “Siz Türkiye’nin en önemli adamlarısınız. Neden yok olacak adama kredi veriyorsunuz, araştırsanız krediyle milyar dolarlık ciroya ulaşacak potansiyel unicorn’lar var” diyormuş. Anlaşılan büyük koltuklarda oturan büyük yöneticiler cevap vermiyor ben sorayım; Neden? “Vermiyor, çünkü bilmiyor ve inanmıyor” dedi.

 

ŞAHSİ MENFAATLE TOPLUM MENFAATİ

Söz, 1923 Birinci İktisat Kongresi’ne geldi. Mustafa Kemal Atatürk’ün, şahsi menfaatlerle toplum menfaatleri arasındaki dengeden söz ederken bu iki menfaatin el ele tutuşmadığına dikkat çektiğini, şahsi menfaatlerin rekabet için önemli olsa da, ekonominin şahsi menfaatlerin eline bırakılması halinde güçlünün zayıfı ezeceğini söylediğini hatırlattı. Alkin’e göre devlet ile birey arasındaki roller karıştı. Devlet düzenleyici rolünü unutup bireyin, birey de devletin rollerini üstlenmeye meyilli.

 

BATANI KURTARIRSAN VATANI KURTARAMAZSIN

Madalyonun diğer tarafından firma bilançolarının mantıksızlıklara işaret ettiğine dikkat çekiyor Alkin; “Çoğu firmada toplam borç, toplam ciroyu geçmiş. Bir de hikaye yazıyorsunuz diye ya iktidar ya da muhalefeti suçluyor, ancak bu bilançolarla kendi yazdıkları hikayelere kredi talebinde bulunuyorlar. Seçimin durup düşünme gereksinimi yarattığı ortada. Çark bu şekilde dönmeyecek. Küçüklere gelince, Liberal sistem herkesi kurtarmak demek değil. Batanı kurtarırsan vatanı kurtaramazsın.”

 

SEVGİ YOK, VARSA YOKSA PARA

Piyasa seçim sarmalını konuşurken, ister istemez genellemeler ile somutluklar arasında dolaşıyoruz. Örnek veriyor Alkin, 1 milyar dolar kazanç beklediği işe 300 milyon Ar-Ge yatırımı yapmaktan ya da yatırımını yönetmek üzere ehil ellere teslim etmekten kaçınan,  siyaset gözlükleriyle iş yöneten patron profili odağında…

 

Konudan konuya atlıyormuşuz gibi dursa da, konuşmamız bir tema üzerinde ilerledi, daha iyi bir gelecek talep ediyoruz. Daha iyi bir geleceğin piyasa şifrelerinden biri para-değer ilişkisi. Alkin’e göre parayla değerin arasındaki ilişkiyi sevgisiz olduğumuz için anlamıyoruz. Sevgi kısmı nedeniyle ben de anlamakta zorlandım. Meğer basit bir anlatımı varmış… “İnşaattan başlayıp pastaneye uzanacak kadar çeşitli işe giriyor. Kiminle konuşsam, neden yapıyorsun diye soruyorum, alabildiğim tek yanıt para kazanmak oluyor. Hayali de amacı da bu!”

Biz yalnız parayı sever olmuşuz.

Seçim haberini dövizdeki hareketle, yabancı fonlardan gelen anlık kaynakla yorumlamak, olmuyor. Seçim önemli bir hak olduğu kadar, yaşamın kendisi. Bir seçim daha geçsin derken  bir bakmışsın hayat geçmiş.

İndeks Konuşmacı Ajansı üyesi Prof. Dr. Emre Alkin’in biyografisine buradan ulaşabilirsiniz.

Röportajın tamamı için: