Mümkün

dunya

 

Kadınlar Günü nedeniyle her yıl birkaç gün ya da en fazla bir haftayı kadın haberleri, aktivite, resmi–gayriresmi açıklama ve yorumlarına vakfediyoruz. Kadınlar Günü’nün kendisinde ise  şaşılacak şey, şevkle ve şehvetle kutlayan ülkelerin başında geliyoruz. Ertesi gün yine normal hayat; vurun kahpeye… Düşünüyorum da tüm enerjimizi yılda bir tek günde tükettiğimiz için  geri kalan 364 gün kadına verecek bir şeyimiz kalmıyor herhalde. Kendi çapımda eylem yapmaya karar verdim. Fırsat buldukça “üreten” kadın örnekleri aktarıyorum, aktarmayı sürdüreceğim. Bir isim daha takdim etmek istiyorum: Doktor Gülay Özgön. Tıp doktoru-girişimci; Genetik Tanı Merkezi Kurucusu.

 

Bildiğiniz gibi tıp devrim niteliğinde değişim yaşıyor, genetik hayatımızı yerinden sarsıyor. Ve bir kadın tek başına genetik konusunda gerçekten önemli çalışmalar yapıyor. Dr. Öngön’le bundan yaklaşık 5 yıl önce KAGİDER tarafından ödüllendirildiğinde tanışmış, hazırlayıp sunduğum Başarı Hikayeleri TV programında söyleşi yapmıştım. Yeniden buluşmak adeta zamanı ileri sararak geri getirmek oldu. Bakın neden…

 

Motivasyon genimiz eksik

Dr. Özgön’ün işinin özü, genetik tarama… Daha da basitleştirerek anlatacak olursam, örneğin anne kanından bebeğin DNA’sına ulaşarak sağlığıyla ilgili yorum yapabiliyor. Embriyo aşamasında yaptığı testler sayesinde bebekte genetik hastalık varsa elimine edebiliyor ya da  sağlıklı olan embriyoyu seçebiliyor. Türkiye’de en sık rastlanan 130 hastalığı, mutasyonlarını ve taşıyıcılık taramasını gerçekleştirebiliyor. Kolonoskopi yerine kan testiyle evre 1 kanseri bile teşhis edebiliyor. 34 genlik bir panelde ailesel yatkınlık ölçülüyor. Şimdilik bunlar…

 

Yazının girişinde yaptığım kadın vurgusuna geri dönecek olursam, itiraf edeyim, bu çalışmayı kadın ya da erkek kim olsa yazar, daha fazla kişinin okuyarak haberdar olmasını sağlardım. Bir kadının bu konuda alışılagelmemiş şekilde öne çıkmasını ise tıp okuyan ya da okuyacak genç kızlarımız için şahane bir örnek olduğu için ekstra önemsiyorum. Gen taraması yapsak çıkar mı bilmiyorum, ama bizde motivasyon geninin eksik olduğunu görebiliyorum. Bu nedenle içimizdeki güzel örnekleri paylaşarak pozitif enerji virüsü yaymamız gerekiyor. Lütfen siz de kızlarınıza ve tüm genç kızlara, üreten örnekler gösterin. “Mümkün” deyin.

 

Gelelim Dr. Özgön ve çalışmalarının detayına; “Sağlık sektöründe değişim nereye götürüyor?” diye sordum. “Aslında Türkiye sağlık çözümlerinde oldukça ileride. Buna karşın doktorlarımız genetik uygulamaları pek bilmiyor. Hala klasik metotlardayız, önyargımız var. Likit biyopsi dediğimiz uygulama başlıyor. Kanda dolaşan kanser hücresinde mutasyona bakarak tanı koymaktan söz ediyoruz. Hastanın akciğerinde bir kitle olsa, akciğer kitlesinden biyopsi yaptırmak zorunda değil. Kan veriyor, 110 genin mutasyonuna bakılarak kitle hakkında bir hafta 10 gün içinde sonuç alabiliyoruz” diye cevapladı. Sevindirici kısmı mutasyonu tanımladıktan sonra biyoteknoloji sayesinde ilaç firmaları özel ilaç üretebiliyor, böylece hasta gereksiz kemoterapi görmüyor.

 

Gelecekteki tıp

Bunun adı kişisel tıp diyorum. “Aynen öyle” diye söze başlıyor Özgön: “Örneğin ikimize de aynı kanser tanısı konmuş olabilir, patoloji raporlarımız da aynı olabilir. Ama genetik olarak baktığımızda, alacağımız ilaçlar, birbirinden farklı olacak. İkimize aynı tanı konulsa, aynı evrede yakalansak bile bu mutasyon farklılıklarından ötürü bizim ömürlerimiz değişiyor, hastalığın seyri değişiyor. Genetik bilimi gelecekteki tıp. Diyelim hastalığımız var,  mutasyonu bulduk, “gene- editing” (gen düzeltme) metoduyla, o mutasyonu tamir ederek tamamen tedavi edebiliyoruz. İlaç kullanılmadan yapılan bir şey.”

 

Belki sizin de dikkatinizi çekmiştir; 100 yaşına kadar yaşamanın mümkün olabileceğini ifade eden pek çok makale ve haber son zamanlarda artan bir ivmeyle gözüme takılıyor. “Fantastik mi?” diye sordum Dr. Özgön’e, demez mi; “Anlattığım metotlarla yüz yaş bile erken artık, başka hastalıklar çıkmazsa tabii.”

 

“Kaderimiz buymuş”

Özet yapmak zorunda olduğum için ilginç bir konuyu daha gündeminize taşımak istiyorum… (Söyleşinin tümünü youtube kanalımda izleyebilirsiniz.) Türkiye’de yüzde 30-35 oranında akraba evliliği olduğunu biliyor muydunuz?… Bu yüzden enzim eksiklikleriyle doğan, pek çok disformik çocuğumuz var. Bilinçli anne baba adayları test yaptırıyor. Ne yazık ki sayıları istenen kadar değil. Dr. Özgön, “Toplumun kültürel yapısı kadere bırakmak” diyor. İşin kötüsü, “dede ortak” evlilikler de, birinci derece kuzen, teyze oğlu, amca kızıyla evlenmek kadar yaygın fakat kendilerini akraba saymıyor tehlikeleri teyet geçiyorlar. Oysa bu şekilde çiftlerden herhangi birinde var olan gen kuvvetle ilerleyebiliyor. Türkiye gen haritası pek parlak değil anlayacağınız.

 

Bu kısmı Dr. Özgön’den doğrudan alıntılamak istiyorum: “Bizde, nadir hastalıklar çok fazla, çünkü akraba, aşiret, etnik köken evlilikleri var. Batı’nın Türk ya da Orta Doğu genomuna ilgi gösterme nedeni de bu. Kendi elimizle datamızı yurt dışına veriyoruz.” Ne demek bu şimdi diye ısrar edince, test yaptırmak Türkiye’de mümkün olsa da sağlık kuruluşlarının kan örneklerini yurt dışına gönderdiklerini söyledi. Data olmayınca teknoloji ilerlemiyor. Kaldı ki, Ar-Ge’ye yatırım yapabilen bir ülke de değiliz. Dr. Özgön, “Benim buna gerçekten itirazım var. İçeride yapılabilir, mümkün…” diye ısrar ediyor.