Kutunun içi & dışı, yaşamın sağı & solu; Sobe!

YO BLOG

Devletlerin gündemleriyle bireylerin gündemleri hiçbir dönemde karbon kopya olmadı. Olmadı olmasına da, bu kadar ayrıldığı bir tarih dilimine de az rastlandı. Bayrağının  renkleri ne olursa olsun, devletlerin dili otokratik ve tehditkar. Bireyler nereden gelirse gelsin, yenilik, girişim, teknoloji ve gelecek diliyle konuşuyor. İkisi arasındaki makas bana kalırsa tehlikeli olacak kadar açılıyor.

Bir örnek; ülkemizde hala “yerli” otomobil üretebilen çıkmadı. Demek ki, gelişme hamlesi sloganlar etrafında sürdürülemiyor… Konuya ilişkin dillendirilen görüşleri yan yana koyduğunuzda, kimse talip olmasa da, otomobil üretmekte fazlaca bir şey olmadığını herkes kabul ediyor. Neticede sermaye meselesi. Geçmiş versiyon teknolojiyi de tasarımı da satın alabiliyorsunuz. Özetle eli yüzü düzgün bir otomobil üretebilirsiniz. Soru, satabilecek misiniz? Marka olmak zor diyorlar, ki haklılar. Ancak bunun da önünde büyük engeller yok. Iskaladığımız soru ise şu; otomobil üretmeye gerek var mı? Bu soruyu kutu dışında bir cevapla taçlandırmamız gerek…

ÖZGÜRLÜK, HIZ, EKONOMİ=MOBİLİTE

Yalnızca biz mi ıskalıyoruz? Avrupa ekonomisinin bel kemiği, küresel oyun kurucu Almanya da ıskalıyor. Kabul edelim farklı düzlemde ama büyük ıskalıyor… Alman ekonomisinin yara aldığı önemli sektörlerden biri otomotiv. Angela Merkel 4’üncü kez seçim kazansa da gücünü yitirmesine neden olan faktörlerden biri yine bu sektör. Alman otomobil markalarının emisyon skandalı yüzünden aldıkları yara, küresel gelişmeleri okuyamamaktan kaynaklanan yaranın yanında bir şey değil. Merkel’in eleştirildiği konu, sağlam ekonomi kursa da, teknolojiye ve yaşama vizyon katamaması. Alman otomotiv devleri dizele ve benzine yatırım yaparken, pil teknolojisi-elektrikli araç, insansız sürüşe yatırım yapan Tesla, Google gibi dev Amerikan oyuncuların yer aldığı irili ufaklı üretici kervanına Çin tarifsiz giriş yaptı. Herkesin kendi ekseninde bir kutu dışı düşünme problemi var.

“Neden otomobil üretelim?” sorusunun önemi, cevabı kadar güçlü. Yanıt mobilite. Yarı çeviri yarı adaptasyon şekliyle dilimize giriş yapan mobilite, hareket edebilme, özgürlük, hız, ekonomik ve nihayetinde akıllı yaşama vurgu yapıyor. Mobilite, özellikle de kentsel alanlarda bireyler kadar mal ve hizmetlerin hızlı, tehlikesiz ve ekonomik ulaşım konseptine verilen ad. Mobilite ne kadar güçlüyse ekonomi o kadar akışkan ve derin diye düşünmek gerek. Söylemek istediğim yılları nasıl harcadığımız gelişmişlik seviyemizin göstergesi. Bu da kutu dışı bir değerlendirme!

KUTU DIŞINDA YAŞAYANLAR

Devlet eliyle geliştirilen projelerde dikkat çeken bir yaratıcılık gösteremiyoruz. Yerli girişimcilerimizin “knowhow” ve sermaye eksikleri var. Geleneksel iş dünyasının iştahı yok, konfor alanı çok. Ne mutlu bize ki, dünyanın dört bir yanına yayılmış Türk asıllı bireylerimizle yerküreye katkı sağlayabiliyoruz.

İşte biri; dünya çapında tanınmış Türk asıllı Alman tasarımcı Murat Günak, son yıllarını mobilite kavramına vakfetti. Günak, otomotiv eksenli mobilite kavramında nefes kesen bir yenilikle karşımızda. Bizim rüyalarımıza giren otomobili üretti. Rüya demişken bizim rüyamızla onunki biraz farklı tabii… Günak’ın ürettiği araç, sürdürülebilir mobilite örneği, yeni nesil otomobil.

Murat Günak’la ilgili kısa bir anımsatma; küresel otomotiv sektöründe son yılların en belirleyici ve vizyoner tasarımcılarından birisi olarak anılıyor. Almanya’da yaşıyor. İstanbullu… ilk ve ortaöğretimini tamamladıktan sonra eğitim için yurt dışına çıkıyor. Otomobil tasarımına üniversiteden önce İsviçreli yarışçı ve otomobil üreticisi Peter Monteverdi sayesinde girmiş. Kendisinden çok şey öğrendiğini söylüyor. Ardından Mercedes-Benz bünyesinde şef tasarımcı Bruno Sacco’nun desteğini alıyor. Kassel’de ve Londra’da Kraliyet Sanat Koleji’nde tasarım okuyarak, klasik anlamda otomobil tasarımcısı kariyeri yapan Günak, Volkswagen şirketler grubunda 2004 – 2007 yılları arasında tasarım bölümünü yönetiyor. Mercedes ve Peugeot’da da tasarımcı olarak pek çok modelin hayata kavuşmasında belirleyici rol oynuyor. Artık, serbest tasarımcı kimliğiyle çalışmalarını sürdürüyor.

VE YENİ NESİL OTOMOBİL: TRETBOX

Tretbox, kutudışı bir üretim, çünkü içten yanmalı motoru yok. Günak, “Tretbox”u şöyle tarifliyor: “pedal sistemi ve elektro motoru bulunan otomobil, elektrikli bisiklet gibiyse de, farkı kapalı bir yolcu hücresine sahip olması. Bu sayede tüm mevsimlerde yıl boyunca kullanıma uygun. Araç yasal olarak bisiklet hüviyetinde. Karayollarında sürücü belgesiz de kullanılabiliyor. Konseptin iki koltuk ve bir bagaj bölmesi var. Pilleri şarj edilmek üzere çıkarılabiliyor. Normal bir priz şarjı yeterli oluyor. Gürültü ya da başka bir emisyona yol açmıyor.”

2018 yılının ortalarında prototipi tanıtıp, 2019 yılında seri üretime geçmesi planlanan serinin, öncelikle 2,5 metre uzunlukta, yerinden çıkarılabilir bir konteynere sahip olabilecek kamyonet modelini piyasaya sürme planları söz konusu. Pilot bölge olarak Almanya’da Braunschweig ve Wolfsburg hedeflenmiş.

 

TRETBOX’UN HİKAYESİ

Şöyle anlatıyor: “2006 Cenevre Otomobil Fuarı’nda etkileyici bir deneyim yaşadım: Küçük bir Fransız firması tavanında güneş panelleri bulunan, rüzgar enerjisiyle de şarj edilebilen fayton gibi görünen bir elektrikli otomobil sergiliyordu. Biz Volkswagen’de neden böyle bir şey yapmıyoruz diye düşündüm. Otomobil sektörünün genelinde bunun zamanı maalesef henüz gelmemişti. Bu yüzden kendi şirketimi kurdum. “İçten yanmalı motorsuz mobilite” konusuyla uğraşıyorum. Kendimi şehirleri yaşanabilir kılan bir girişimci olarak görüyorum. Çok fazla trafik, gürültü, emisyon var. Değiştirmek istiyorum.”

 

Tretbox, Günak’ın ilk bireysel çalışması değil. Daha önce Mia markasıyla kompakt hibrit araç üretti. Mia, Avrupa’da birkaç bin adet satılan, elektrikli otomobil sınıfında piyasa olgunluğuna erişmiş bir araç.

 

STATÜ MÜ, YAŞAMDA KALİTE Mİ

Günak özenle sakladığı projesini sonunda anlatmak için zamanın geldiğine karar verdi. Ünlü bir Alman yayınına anlattıktan sonra bana verdiği sözü de tuttu, bilgileri paylaştı. İstanbul’a geldiğinde yaptığımız uzun sohbette, en pahalı ve lüks araca sahip olmanın, artık Batılı gençlerin rüyalarını süslemediğini, araba kullanmama özgürlüğünü seçen bireylerin sayısının hızla arttığını ifade ettiğinde, doğrusu bunu ondan duyduğum için şaşırmıştım: “Otomobil artık statü sembolü değil, olmayacak” dedikten sonra kaliteli yaşam kavramının sembolü aracın kendisi değil, sistem olduğunu ifade ederek sürdürmüştü sözlerini.

 

NEDEN OTOMOBİL ÜRETELİM?

Mobilite şehir içi dağıtım ve taşıma sorunlarına, insan hareketine ve giderek ağırlaşan yaşama çözüm arıyor. Dünya pragmatik ürün ve hizmet arayışında. Geçmiş teknoloji bir yana geçmiş hayat standardı yeterince verimli, güvenilir, ticari değil. Duygusal unsurlar ve alışkanlıklar hala söz konusu olsa da günleri sayılı. Basit, düşük fiyatlı ve günlük kullanıma uygun olmak, vaktiyle yalnızca lüksle ilişkilendirilen kalitenin karşılığı oldu. Günak’a katılmamak mümkün değil, mobilite gibi kavramlar yerleşik hayata bir tür meydan okuma. Eskiye tutunma gayreti gibi…

 

NEREDE BİR TÜRK VARSA

Hayatlarımız, yönetenlerin hayat ve hayalleri kadar renkli olamaz. Bireylerin renk paleti yerleşik hayallerin ötesinde. Özgün sanayi hamlesini yapamamış, ekonomik yapısıyla zamana geç kalan Türkiyemiz, kalkınma için dünyayı klişe çözümlerle tercüme etmemeli. Hayata renk katan, renkli Türklerle dolu bir küredeyiz. Ne mutlu!

 

Buyurgan olmayan, yumuşak, kucaklayan, seven okşayan, aydınlık bir zihniyetin eseri olan bir iletişim dili ve zihniyeti geliştirmek kaçınılmaz. Dünya üzerindeki tüm renklerimizi, komplekssiz, sevgiyle kucaklayalım. Yüzümüzü, hükmü geçmiş, raf ömrü dolmuş işlerden geleceğe çevirsek mi. Geç değil. Hayatın ruhunu, onu yakalayanlarla yakalayalım.