Hüzünlü Kadın

goksel

Göksel, romantik ve melankolik bir genç kadın. Kendi şarkı sözlerini ve müziklerini yapıyor. İstikrarlı, alçak gönüllü… Azımsanamayacak bir hayran kitlesi var. Dinleyenler kendilerini  onun şarkılarında buluyor. Son zamanlardaki biraz Belgin Doruk kadar nostaljik Türk kadını, biraz İtalyan sinemasından fırlamış seksi güzel kadın halleri, sanki Göksel’i biraz daha yaklaştırdı sevenlerine. Çok sakin duruyor, hiç öyle olmadığını söylüyor… Şarkılarını aşık olduğu zamanlarda yaptığını söylüyor. Depresyonu seviyor; yaratıcılığını artırıyor. Ama söz diyor, “neşeli şarkılar da yapacağım”. Göksel’le röportaj için görüşmeden önce çevremdeki pek çok kişiye sordum,  kime sorsam herkes öyle ya da böyle olumlu geri dönüş verdi. Kimse olumsuz yaklaşmadığı gibi, herkes söz birliği etmişçesine çok düzgün bir sanatçı olduğunu söyledi…

 

Yaprak Özer: Başarı nedir, hemen böyle başlayayım?

Göksel: Bunu bugünlerde çok sık düşünüyorum ama aslında gerçek cevabı mutluluk olması gerekiyor. Yani elle tutulan ya da rakamsal veriler falan değil de mutluluk olması gerekiyor.

 

Yaprak Özer: Mutlu musunuz?

Göksel: Bazen.

 

Yaprak Özer: Mutlu değilmişsiniz gibi duruyor, şarkı sözleriniz çok acıtıyor zaten bir tanesinin ismi “acıyor” şarkılardan.

Göksel: Ama işte o mutsuz tarafımdan çıkan şarkılar ben bütünüyle tabii ki mutsuz bir insan değilim. Ama zaman zaman hepimiz kendimizi kötü hissediyoruz, aşık oluyoruz, inciniyoruz. Ben o dönemlerde çok fazla şarkı yazabiliyorum yani yaratıcılığımı besleyen şeyler. O yüzden aslında insanların beni tanıdığı tarafım hüzünlü kadın. O kadar gerçek değil. Yani bir kısmı doğru. Bir o kadar da neşeliyim. Birisi şey yazmış, ne kadar şahane şarkılar yapıyorsunuz. Ne olur hiç depresyondan çıkmayın.

 

Yaprak Özer: Peki, röportajınızda arada depresyona giriyorum diyorsunuz. Bu sanki sizi tetikleyen bir duygu, şarkı sözlerini yazarken. Öyle mi oluyor, nedir?

Göksel: Tetikleyen bir duygu yani o zaman çünkü çok daha fazla hassaslaşıp her şeyi çok daha fazla hissettiğiniz için. Oradan bir sürü duygu çıkıyor, duygusuz yerden şarkı çıkmaz. Depresyonda da aslında duygunun içine gömülüsün zaten, kurtul kurtulabilirsen.

 

Yaprak Özer: Dinleyenlerin hislerine tercüman oluyorsunuz belki, de öyle bir şey mi?

Göksel: Yani ben bu albümden sonra o kadar iyi anladım ki bana benzeyen çok fazla insan var. Birbirimize çok benziyoruz ve bu şehir hayatı gerçekten hepimizi biraz depresif yapıyor. Yani o kadar kendi doğamıza aykırı bir hayat şekli sürüyoruz ki çok fazla ses var, çok renk var, her şey çok fazla. O yüzden de insanlar iç dünyalarında biraz problemler yaşayabiliyorlar.

 

Yaprak Özer: Neşeli olduğunuzda ne oluyor, üretim olmuyor mu?

Göksel: Düşünüyorum acaba benim en neşeli şarkım hangisi. Gerçekten bulamadım. Burada “uzaktan” en neşeli şarkı gibi ama onun içinde bile öyle bir hüzün var. “İstiyorum bir tane” çok neşeli bir şarkı. Benim daha önce seslendirdiğim şarkılardan bir tanesi vardı nostalji albümünde “şimdi sen varsın”, mesela o şarkıyı çok severim. O kadar mutludur ki, aşktan bahseder ve mutludur.

 

Yaprak Özer: Peki sizin çok sevdiklerinizle, çok sevilenler arasında makas nasıl?

Göksel: Bazen şaşırıyorum yani bazen bu şarkıyı herkes sever diye düşünüyorum ama pek de fazla insan ilgilenmiyor, başka şarkılar ön plana çıkıyor. Bu albümde de “yalnız kuş”un benim için çok şey ifade ettiğini düşünmüştüm albümün en sevilen şarkısı oldu. Yani onu doğru tahmin edemedim.

 

Yaprak Özer: Şimdi şöyle bir baktım, sanıyorum en popüler şarkı “acıyor”. TTNET Müzik’te ilk günde 400 bin kez dinlenmiş bu da güzel bir şey olsa gerek.

Göksel: Evet şimdi artık müzik daha çok dijital yollarla ulaşılan bir şey haline dönüştü. O yüzden oradaki veriler bizim için daha önemli, CD satışlarından daha önemli.

 

Yaprak Özer: Peki siz bu şarkıyı aynı zamanda Fransızca söyleyecekmişsiniz. Doğru mu? Fransızca dersi alıyormuşsunuz.

Göksel: Doğru. Lisedeyken de dilim Fransızca’ydı. Üzerinde biraz çalıştım, söyledim bir daha söyleyeceğim çünkü orada çok müdahale edemediğim bir durum olduğu için sözleri ben yazamıyorum. Fransızca’ya hakim değilim. Yazılan sözlerin üzerinden birilerine sorarak düzeltme ihtiyacı hissediyorum. Orada da mükemmeliyetçi tarafım ortaya çıkıp beni geciktiriyor, biraz gecikti.

 

Yaprak Özer: Boğaziçi Üniversitesi’ni kazanmışsınız ve felsefe bölümünde iki sene okumuşsunuz. Neden ayrıldınız?

Göksel: Okulun bahçesinde bütün gün şarkı söylüyordum, derslere girmiyordum. Ve sonra dedim ki madem öyle, kendimi tutmanın manası yok, ben şarkı söylemek istiyorum. Yani kendime orada seyirciler yaratıyordum bahçede.

 

Yaprak Özer: İkisi bir arada olmaz mıydı?

Göksel: İkisi bir arada olabilirdi ama şartlar onu gerektirmedi yani hayat o zaman buna izin vermedi. Yoksa ikisini bir arada yapabilmeyi isterdim doğrusu.

 

Yaprak Özer: Bir sürü af çıktı denemediniz mi dönüp bitirmeyi?

Göksel: Hiç denemedim ve bu sene ilk defa aradım okulu çünkü bayağı da geniş bir af çıkmış. Aradım okulu, geç kaldınız isterseniz tekrar başvurun dediler yine zamanı kaçırmışım. Gidip uğraşmam gerekecekti düşündüm yani yapabilir miyim acaba, çünkü yepyeni bir hayat şekli olacaktı tekrar albüm çıkmak üzere. Yine erteledim bir daha çıkarsa bu sefer değerlendireceğim. Diplomanın çok da önemi yok, ben sadece orada bir şeyi yarım bırakmış olma duygusundan rahatsız oluyorum. Bir de Boğaziçi Üniversitesi çok sevdiğim bir okuldu, okulda çok güzel hatıralarım var. Orada dönüp kendi hikayemi tamamlamam gerekiyormuş gibi geliyor.

 

Yaprak Özer: Müzik hayatınız  kaç yıl oldu?

Göksel: 1992 yılında Boğaziçi Üniversitesi’ndeyken okulu bıraktım. Aslında önce kaydımı dondurmuştum ve şarkı söylemeye başladım. Sonra yani o kadar keyif almaya başladım ki, gözüm o sırada başka hiçbir şeyi görmedi yani bu bir gerçekten aşk gibi, tutku gibi bir şey. Bir arkadaşım şey derdi, sizin damarınıza bir virüs girmiş. Aslında doğru onu bir kere hissedince insan hayatta başka bir şey onun kadar keyif vermiyor.

 

Yaprak Özer: Tutkuyla yapabilmenin başka bir yolu var mı?

Göksel: Yok yani bilmiyorum bazen düşünüyorum acaba başka bir iş yapsaydım ona da bu kadar sarılır mıydım. Çünkü hayatımdaki her şeyden daha önemli. Evli değilim, çocuğum da yok, öyle olmasını da tercih ettim bu arada. Yani benim sevgilim işim olsun istedim. Başka bir iş yapsaydım yine aynı şey olur muydu, bazı meslekler var beni heyecanlandıran. Dansçı olmak isteyebilirdim. Vücudum ve enerjimi kullanabileceğim şeyler. Öğretmen olmak da beni heyecanlandırabilirdi, çocuklarla ilgilenmek de hoşuma gidiyor, birilerine bir şey öğretmek. Ama hiçbir şey tabii müzik kadar tutkulu hissedebileceğim bir şey olmazdı herhalde.

 

Yaprak Özer: Nasıl geçiyor bir gününüz? Nasıl üretiyorsunuz?

Göksel: Bazen bir his geliyor, onu aktarmak istiyorsunuz yazmak istiyorsunuz. Yani ben o duyguyu dışarıya atmak istiyorum ilham dedikleri şey bu olsa gerek. O biraz bence duygu taşması onu bir şekilde içinden atmalısın, yazmalısın.

 

Yaprak Özer: Yalnızken mi daha fazla oluyor yoksa insanların içerisinde mi?

Göksel: Yani bazen gece dışarıda aklıma bir şeyler geldiği oluyor hatta yeni telefonlar sağ olsun hepsinin üzerinde kayıt cihazları var. Her şeyimi telefonumla hallettim, o yüzden belki albüm kapağında telefon var. Yani hani telefonum kaybolsaydı ne yapardım bilmiyorum. Yazdığım melodilerimi kaydettiğim, gitarla demolarımı telefona kaydettim.

 

Yaprak Özer: Ama sizin anneniz her şeyi yazarmış değil mi? Biraz anlatsanıza nasıl bir kadındır, nasıl bir şeydir bu yazmak?

Göksel: Evet. Annem aslında ev hanımı, fakat anlıyorum ki şimdi biraz çılgın tarafları varmış zaman geçtikçe daha da iyi tanıyorum. Hep bir şeyler yazıyordu, elleriyle bir şeyler yapmaktan hoşlanıyordu. Tuvalet kağıtlarından bebekler yapardı, öyle bir enteresan bir kadın. Babam da şarkı söylemeyi ve müziği sever. Müzik sevgim babamdan geliyor, aralarında hep de böyle bir çekişme vardır. Yani tatlı tatlı didişirler diyebilirim.

 

Yaprak Özer: Peki hiç kullandınız mı annenizin yazdıklarını?

Göksel: Bence onlardan çok iyi Türk sanat müziği çıkar, çok istiyor aslında bir gün yapmam lazım. En büyük hayali.

 

Yaprak Özer: Bizim şarkı sözleri birbirimize yazdığımız mektuplar gibi. Yabancıların böyle değil. Uzun uzun duygularımızdan söz ediyoruz, hakikaten girişi gelişmesi ve sonucu olan bir hikaye anlatıyoruz bütün şarkılarda. Kültürel bir şey olsa gerek. Neden bu kadar çok şey anlatıyoruz şarkılarda?

Göksel: Bilmem o kadar emin değilim aslında belki çok popüler pop şarkılarında bir şey anlatılmıyor ama yani sofistike şeylerde anlatılıyor aslında hikayeler. Öyle olmayanlar da var yani benim çok sevdiğim bana ilham veren insanlar var.

 

Yaprak Özer: Kimleri dinliyorsunuz?

Göksel: Bugünlerde pikap aldım evime, evim plaklarla doldu bir anda. Ama şu anda gerçekten çok güzel bir sistem kurdum. Donna Summer dinliyorum kaç gündür başka bir şey dinlediğim yok. Bazen takılıyorum.

 

Yaprak Özer: Peki telefona söz yazıyorsunuz ama pikap alıyorsunuz. Biraz nostalji biraz gelecek…

Göksel: Pikaptan müzik dinlemek yani oradan çıkan ses bambaşka bir şey. İçinden çıkartıyorsunuz onun bir seramonisi var. CD ya da dijital ortamda dinlediğiniz gibi değil. Yani aslında müziğin bu günkü geldiği durum bizim müziğe verdiğimiz değeri düşürdü. Yani eskiden duyduğumuz o coşkuyu ve tutkuyu tabii ki duyamıyoruz.

 

Yaprak Özer: Süreç nasıl işler, bir albüm ne kadar zamanda hayat bulur, stüdyo süreci ne kadar bir süredir?

Göksel: Dört buçuk yıl önce aslında şarkıları yazmaya başladım. Çünkü o arada ben nostalji albümlerimi seslendirdiğim için, iki tane nostalji albümü seslendirdim. Bunları yazdım işte, evde kendi demolarımı kaydettim, tam olarak stüdyo çalışması ise bir yıl sürdü Ozan Çolakoğlu ile beraber. Onları Ozan aranje etti ve kaydettik. Yani stüdyoda harcadığımız zaman bir yıl ama bütün aşamasıyla beraber dört buçuk yıl.

 

Yaprak Özer: Maliyeti öngörebiliyor musunuz yani dört buçuk yılın maliyetini hesap ettiğinizde nasıl bir şeyle karşılaşıyorsunuz?

Göksel: Ben manevi maliyetten bahsediyorum, kaç defa depresyona girmiş olmam lazım bu şarkıda.

 

Yaprak Özer: Mesela, kaç defa depresyona girdiniz?

Göksel: Espri yaptım yani bilmiyorum, hatırlamıyorum. Maliyeti gerçekten hiçbir fikrim yok belki de biliyor olmam lazım ama yapımcılarım biliyor.

 

Yaprak Özer: Peki yapılan bütün şarkılar size ait değil mi sadece bir tanesi değil?

Göksel: Evet.

 

Yaprak Özer: Neden mesela neden almıyorsunuz, neden bir tane aldınız?

Göksel: Yani kendi hikayemi anlatmayı seviyorum.

 

Yaprak Özer: Peki o bir tane şarkıyı almak nasıl bir karardır?

Göksel: Mabel Matiz benim çok sevdiğim genç bir besteci. O şarkıyı sevdim ve bu şarkıların içinde yakışacağını düşündüm. Bir de farklı birinin farklı bir şarkısı olsun istedim benimkilerin yanında. Ayrıca şarkı biraz eski şarkılara benziyordu, benim nostalji albümlerimle bu albüm arasında bağ kurdu Mabel’in şarkısı.

 

Yaprak Özer: Tabii bazı şeyleri biriktiriyorsunuz, bu olmaz bunun içerisinde yeri yok dediğiniz şarkılarınız da oldu mu?

Göksel:Yani içinden geçtiğim süreci belki de tam tamamlamamıştım ve öyle bir ihtiyaç duymadım. Bu hikayeyi anlattığım şeyin dışında bir his geçmedi içimden. En sevdiklerimi koydum yani bu albüme koymadığım ve o dönem içerisinde yaptığım başka başka şarkılarda var. En sevdiklerim birbirine yakışacaklarını düşündüğüm şarkıları yan yana getirdim.

 

Yaprak Özer: Peki şimdi ne var yolda? Önümüzdeki dönemde kısa bir zaman içerisinde yeni bir albüm var mı?

Göksel: Yeni bir albüm bir yıldan önce çıkmaz. Ama ben yeniden şarkı yazmaya başladım. Bu benim için bir ihtiyaç oldu çünkü albüm yapmalıyım şarkı yapmalıyım gibi bir şey değil de içimden yapmak geldiği için bu günlerde biraz sabahlıyorum.

 

Yaprak Özer: Tarz yine aynı mı?

Göksel: İçimden geleni yapıyorum ama çok uzak bir yerde değil şu ana kadar. Elimden geleni yapacağım.

 

Yaprak Özer: Albüm çıkartmakla bitmiyor ki bu iş, bir de bunun imajı var. Yeni imajınız için biriyle mi çalıştınız?

Göksel: Yani kendi zevklerim, beğenilerim: biraz yaşam şeklimi aslında yaşam şeklimi olduğu gibi yansıtmayı başardım. Albümün genelinde yansıtmayı başardım. Müzikal olarak da görsel olarak da. Bazen çünkü olmadığımız gibi görünebiliyoruz, bizim işimizin de riski bu. Belki hiç kimseye, hiçbir işi başkalarına bırakmadım ve onun için de en doğrusu bu oldu bugüne kadar yaptığım albümlerin içerisinde. Bu albüm beni anlatan albüm oldu.

 

Yaprak Özer: Peki görüntü olarak? Kendi resminizi kendiniz mi çizdiniz onu mu anlamalıyım? Daha dekolte, vücut hatlarınızı ortaya çıkaran kıyafetler, saç şekliniz de değişmiş bunlara nasıl karar verilir, bir ekiple çalışır mısınız?

Göksel: Yani çalıştığım insanlar var. Yakın çevrem Hep beraber konuşup albümü dinleyip konuşup sonunda ben neysem ona yakın bir şey görsel bir çalışma yapmaya karar verdik.

 

Yaprak Özer: Ne kadar sürer sizin görsel çalışmanız yani bu albümle çok uyuşan bir görüntünüz var, bu görüntüyü ne kadar taşırsınız, bundan sıkılır mısınız?

Göksel: Sıkılınca. Şu anda kendimi iyi buluyorum böyle.

 

Yaprak Özer: Nedir sizde o sıkılma duygusu? Sanatçıların çok sık değiştiklerini de görebiliyoruz çok farklı görüntülerle ortaya çıkıyor. 

Göksel: Ben çok değişmedim aslında, yani saçlarım hep çok uzundu, saçlarımdan sıkıldım. Gerçekten sıkıldım uğraşmaktan da sıkıldım, yani rüyama giriyordu saçımı kestirdiğimde sonra cesaret edemiyordum. Bir gün kestirdim ve iyi geldi. Ama bundan sonra ne yapacağımı bilmiyorum.

 

Yaprak Özer: Ben böyle çok sakin değilimdir diyorsunuz, değil misiniz?

Göksel: Yok, değilim.

 

Yaprak Özer: Aktif misinizdir normal hayatta, spor sever misiniz?

Göksel: Sporu çok seviyorum haftada dört kez mutlaka spor yapıyorum. Yani insanlarla kurduğum iletişimde sakinim ben. Ama hani duygusal olarak çok sakin bir insan değilim.

 

Yaprak Özer: Şimdi başarıya geriye dönmek istiyorum. Başarı tabii ki duyduğunuz haz, mutluluk, ulaştığınız kitle ama bir yandan da kazanç aslında. İyi kazanıyor musunuz?

Göksel: Aslında değil yani iyi bir hayatım var onu idare edecek kadar iyi bir gelirim var. Ama şu rakamlar ve dünya standartlarında olması gerektiği yerde kesinlikle değil.

 

Yaprak Özer: Neden değiliz, neden bizim piyasamız böyle?

Göksel: Yapılması gereken şeyler çok geç yapılmış. Telif haklarıyla ilgili kurumlar çok geç kuruldu meslek birlikleri.

 

Yaprak Özer: Çalışıyor musunuz meslek birliklerinde aktif olarak?

Göksel: Aktif değilim aslında ama bazı toplantılara katılıyorum. Yapımcılarım çok aktifler onlar sayesinde bilgileniyorum. Biz yine şanslıyız bir önceki jenerasyona göre. Çünkü çok önemli besteciler onların hitleriyle büyüdük, onların şarkılarıyla büyüdük ve onların telifle ilgili hiç gelirleri olmadı. Onu düşündüğümüz zaman gerçekten çok büyük bir adaletsizlik olduğunu düşünüyorum.

 

Yaprak Özer: Yine bakıyorum, albüm satışlarından çok fazla bir şey beklemediğinizi anlıyorum. Ama 2011 albüm satışlarında ipi Ajda Pekkan göğüslüyor. Diğerleri açık ara farkla geride. Ajda Pekkan’ın bunca yıl sonra o noktada olması kendince bir başarı, neden başkaları da çıkmıyor, neden geçilmiyor bu rakamlar?

Göksel: Alışkanlığımız var galiba. Mesela ben de evden çıkmadan önce Ajda Pekkan’ın Uykusuz Her Gece albümünü dinleyip çıktım. O plak yeni gelmişti bana. Alıştığımızı bırakamıyoruz sanıyorum. Yani hani çok ben çok takdir ediyorum. Açıkçası eski plaklarındaki yaptığı müziği bugünkünden çok daha fazla seviyorum ama gerçekten çok büyük bir başarı bugün yakalamış olduğu şey.

 

Yaprak Özer: Çoğu yeni sanatçının ya da son dönem sanatçının ürettiği müzik ve sözler birbirine çok benzer. Bu bir stil mi tekrar mı?

Göksel: Evet haklısınız yani müzik de tek tip oldu. Yani bir şey tuttuğunda diyeceğim bizim müzik piyasasının tabiriyle, diğer müzisyenler şarkıcılar benzerini yapmaya çalışıyorlar hani kendi içlerinden bir şey yaratmak yerine nasıl olsa garanti. Bizim işimizde o kadar farklı ki aslında normal iş dünyasıyla, biz bir şeyi satış amaçlı yaptığımızda o çoğu zaman ters tepiyor çünkü o çoğu zaman gerçek olmuyor.

 

Yaprak Özer: Tarkan yine hepimizin başarısını izlediği bir sanatçı ama başarısı sürdürülebilir olmakta yani satışları dikkatimi çeken şey şu ki son altı yedi yıldır yaptığı satışlar birbiriyle paralel gitmiş. Bu da anlamlı bir şey. Neden diğerleri aynı satış rakamlarının biraz altı biraz üstü ama yani ortalamayı tutturmakta güçlük çekiliyor?

Göksel: Şimdi şunu düşünün, diyelim bir yağ markası vardı hepimizin ilk aklına gelen. Başkasını almazdık, onu alırdık… Bu da öyle bir şey aslında. İlk akla geleni gidip alıyorlar yani erkek şarkıcı diyince Tarkan. O gerçekten marka o zaman müzik markete gidiyor dinleyici ilk onu alıyor. Diğerlerini sonradan keşfediyor belki gözüne ilişirse alıyor.

 

Yaprak Özer: Sizi dinleyenleri tanıyabiliyor musunuz, kimlerden oluşuyor kadın mı erkek mi yani, yaş grupları, böyle bir bilginiz var mı?

Göksel: Dağınık, benim çok hoşuma gidiyor. Yani kadınlar da var, kadınlar tabi çok ağırlıkta erkekler de var anladım ki aşk acısı çeken çok erkek varmış. Daha muhafazakar kesimden de var yani çok hoşuma gidiyor.

 

Yaprak Özer: Yaş grupları nedir?

Göksel: Aslında 30 yaş civarı ağırlıklı zannediyorum.

 

Yaprak Özer: Daha gençler?

Göksel: Onlar da var ama yani tahmin ettiğim 25-30 yaş civarı en ağırlıkta olan.

 

Yaprak Özer: Ben bir de cımbızla sizin röportajlardan bir tane cümle alacağım, erkekler şarkı yazarken çok işe yarıyor demişsiniz. Bir anlatsanıza niye?

Göksel: O başlık olunca ben utandım biraz. Aşk işe yarıyor demek istedim. Hiçbir şeyden pişman değilim demek istiyorum aslında en kötü ihtimalle elimde bir şarkı var.

 

Yaprak Özer: Hayvanlar adına duyarlılık göstermişsiniz. Kırmızı Kulübe Projesi 2010’da… dikkatimi çeken bir enerji konusu var, bir de meme kanseri. Birbirinden kopuklar, neden? Öyle mi denk geldi?

Göksel: Hepsi için de hassasiyet duyuyorum aslında. Hayvanlar ve Greenpeace aslında o kadar da birbirinden kopuk değil. Hatta hepsini birbirine bağlayabilirsiniz, yaşam şartları bozulduğu için kanserle mücadele etmek zorundayız.

 

Yaprak Özer: Uzun süreli ve sık yaptığınız çalışma hangisi?

Göksel: Sürekli olarak yaptığım bir çalışma olmadı aslında. Ara ara o an nasıl hissetiysem yaptığım çalışmalar oldu.

 

Yaprak Özer: Kendinizde böyle bir sorumluluk zaman zaman hissedip benim topluma katkım farklı neler olabilir diye düşündüğünüz zamanlar mutlaka oluyordur ama fırsat mı olmuyor ya da böyle bir şeyde ön plana çıkmakta siz mi çekingen davranıyorsunuz?

Göksel: Yani şimdi daha duygularımla hareket eden birisi olduğum için o anda öyle hissetmişim öyle yapmışım. Bir şeyi çok sahiplendiğiniz zaman aslında başka bir manası oluyor onun. Yani hani işim için kullanmak istemedim daha doğrusu.

 

Yaprak Özer: Bundan sonrası için bu şekilde mi devam edecek, nedir düşünceleriniz?

Göksel: Bilmiyorum yine Greenpeace ile ilgili çalışmalar ya da hayvanlarla ilgili çalışmalarda bulunabilirim.

 


Göksel

Şarkıcı,  besteci ve şarkı sözü yazarı… Sekiz albüm, bir adet “Best of” albüm çıkardı.

Şarkılarının büyük çoğunluğunu kendisi yapıyor. (Söz + beste) 50’den fazla bestesi var.

Yaklaşık 20 yıllık profesyonel müzik hayatına sahip, hakkında hiç dedikodu, olumsuz bir haber yok.  Kalabalığın içinden sakin ve sükunetle sıyrılıyor.  Kendisine özgü bir yeri, düzgün bir duruşu var.

 

Boğaziçi Felsefe’yi müzik uğruna terk etmiş. Pişmanlık duymamış, önce Sezen Aksu ve Sertap Erener, sonra Onno Tunç hayatını yönlendiren isimler olmuş. Nostaljik şarkılarla sevenleriyle buluşuyor, hüzünlü olduğu zamanlar daha fazla ürettiğini ifade ediyor.