Hayatın sırrı; sebep sonuç ilişkisi!

burhan karacam

İş çevrelerinin renkli ismiydi. Bankacılık deyince akla geldi. Haksızlık etmemek gerek, çalışmalarının neticesinde yalnızca profesyonel başarılarıyla iz bırakmadı, eğitime katkısı yadsınamaz. Eğitimsiz bir şey olmayacağını ve fark yaratmak için olmazsa olmaz olduğunu görüp, ne gerekiyorsa kelimenin tam anlamıyla kaynak yarattı ve akıttı.  Eğitim sayesinde kurumda inovasyon kültürünü alevledi. İnovasyon tepeden mi yoksa tabandan mı oluşur deyince, her taraftan diye yanıtladı. Kapısını kapamadığını, yöneticilerini ve mümkünse tüm çalışanları yakından tanıdığını, zaman ayırdığını dinlediğini ve inandığı projelere olanak sağladığını anlattı. Koyu bir Fenerbahçeli. Bir gün herkes Fenerbahçeli olacak cümlesinin bir espri olduğunu söylese de, olsa fena mı olur diyen bir bakışı da vardı… Karaçam, artık farklı kulvarlarda zaman harcıyor. Kendi projelerinin yanı sıra gençlere olanak sağladığı çalışmaları var. Tarıma olan ilgisini de unutmazsak, bir bankacının hayatından oldukça renkli sayfaların içinde bulacaksınız kendinizi. Hele bir de bir dönem Türk ekonomisine yön veren finans sektörünün içinde olduysanız, bu okuma eminim çoğumuzda olduğu gibi geriye dönük eğitim için müthiş bir fırsat.

 

 

Yaprak Özer: Hemen herkes sizi Yapı Kredi Bankası’nın efsanevi Genel Müdürü olarak tanıyor. Güzel bir şey insanın üzerine bir şeyin yapışması değil mi. Yapı Kredi bir türlü sizden ayrılmayan bir parça. Nasıl yaşıyorsunuz onunla şimdi son zamanlarda?

Burhan Karaçam: Biz Yapı Kredi’de bayağı kalabalık bir grup yedi, sekiz bin kişi ve bunun da bir çekirdeği iki, üç bin kişi çok zor bir mücadeleden geçtik Türkiye’deki bankacılığın modernleşmesi süresince. Bu mücadele bizi birbirimize çok yakınlaştırdı, unvanlara hiç bakılmaksızın. Onun için de senede oldukça çok sayıda arkadaşlarla bir araya geliriz.

 

Yaprak Özer: Çok severler mi sizi?

Burhan Karaçam: Bilmem, onu onlara sormanız lazım.

 

Yaprak Özer: Okumalarımı yaparken gördüm, yöneticilerinizi alır onlarla uzun sohbetler hatta günü deviren sohbetler falan yaparmışsınız.

Burhan Karaçam: Tabii. Zamanımın yüzde kırkı zaten birlikte çalıştığımız arkadaşlarla geçerdi. Şimdi Doğuş grubunun sahibi olduğu Maris diye bir otelimiz vardı bizim Datça’da. Orada ben yıllık toplantıları en az bir kere orada yapardım ve oranın en önemli olaylarından bir tanesi her grup oraya geldiği zaman son gecede sabahlamak, güneşin doğuşunu seyretmekti. Yani bütün gece hem eğlenilirdi, hem dans edilirdi hem şarkılar söylenirdi hem de sabaha kadar da o doğuşu güneşin doğuşunu beklerdik.

 

Yaprak Özer: Yani baktığımızda bugün herhalde finansı şekillendiren çok önemli çalışmaların içerisinde oldunuz. Doğru söylüyorum değil mi?

Burhan Karaçam: Yirmi bir sene bankacılık var, onun on sekiz yılını ben CEO olarak tamamladım ama benim temelimdeki esas değerler Arthur Anderson’da bulunduğum süreçte ki bunun büyük bir kısmını Londra’da yaşadım orada çağdaş değerlerle, çağdaş kültürle tanışmam ve o uygulamaları yakından izlememdir.

 

Yaprak Özer: O dönem Londra yine finans merkeziydi değil mi. Yani o anı yaşamak herhalde anlamlı bir şey hissetmek.

Burhan Karaçam: Şüphesiz, şüphesiz ve o zaman tabii bir de şu gerçek var, Türkiye ile gelişmiş batı ülkeleri arasındaki fark bugün gibi değil çok büyüktü ve kapalı bir ekonomi açık bir ekonomi uluslar arası bir finans merkezi ve Türkiye kendi çabaları içinde daha sanayileşme hamlelerini yeni yapmaya çalışıyor.

 

Yaprak Özer: Niye dönme kararı aldınız?

Burhan Karaçam: 12 Eylül. 12 Eylül 1980 ve arkasından darbe konusu yani Türkiye’de çok büyük bir değişimin başladığı bir dönemdi. Onu Avrupa’da dışarıdan çok iyi gözlemliyorsunuz. Türkiye’deki o değişimden uzak kalmak istemedim ben. Ve geldiğim zaman da daha aktif, pasif değil de aktif bir rol alayım ve onun üzerine bankacılığa geçtim.

 

Yaprak Özer: Bu aslında çok enteresan bir his, bir şeyin dışında kalmamak istemek. Bugün aslında İstanbul için yapıştırmaya çalıştığımız konulardan biri orada hani orada bulunabilmek. Bana katılır mısınız?

Burhan Karaçam: Tabii. Ben örneğin Londra’nın büyümesiyle genişlemesiyle İstanbul’u karşılaştırabiliyorum. Londra’nın büyümesinde Londra kültürü ve yaşantısı o büyümeyi kendi içinde kontrol edebilmiştir ve herkesi Londralaştırmıştır. Fakat İstanbul öyle olmadı, İstanbul bambaşka bir İstanbul oldu. İstanbul’un gerek nüfus hacmi gerekse temeli kültürü dışarıdan çok kısa süre içinde gelen göçü aldığı zaman İstanbul kültürünü yansıtamadığı, İstanbul’un o kültürünün kaybolduğu ve bambaşka karmaşık bir kültür ortaya çıktı.

 

Yaprak Özer             : İstanbul finans merkezi olabilir mi?

Burhan Karaçam: Şimdi sadece finans merkeziyle İstanbul’u sınırlamak bence İstanbul’a çok büyük bir haksızlık. İstanbul zaten birçok şeyin merkezi. İstanbul’un coğrafi konumu olarak da baktığınız zaman hem Avrupa’nın hem yakın Doğu’nun hem Afrika’nın – bu ülkelere göre o yörelere göre insan kaynağı çok gelişmiş, altyapısı çok gelişmiş- özellikle telekomünikasyon konusunda ve bütün bu ülkelerle karşılaştırıldığı zaman çok açık önde olduğu bir konumu var. Bugün ben çok sık yurt dışına gidip geliyorum özellikle Amerika tarafına ve orada şunu görüyorum gelirken THY çok yabancı taşıyor. Böyle değildi durum. Halbuki son iki üç senelik gelişmelerde artık İstanbul Doğu ile Batı arasında bir merkez bir hub İngilizcesi bir merkez olmuştur. Dolayısıyla İstanbul sadece bir yerleşim, bir ticaret bir ekonomi bir finans merkezi olarak değil aynı zamanda ulaşım açısından da, iletişim açısından da bir merkez olmuş durumda. Dolayısıyla bunun da mutlaka finans kesimine bir yansıması olacak ama uluslar arası bir finans merkezi olması için çok daha farklı özelliklere sahip olması gerekiyor. Bir kere onu siz yapamazsınız, sizi yabancıların tercih etmesi lazım. Onların buraya gelmesi lazım, onların buraya gelmesi için de sizin gerekli altyapıyı kurmanız lazım. Yani sadece kamu bankalarının yer değiştirmesi Ankara’dan İstanbul’a gelmesi ve İstanbul’daki bir takım işte bankaların güçleniyor durumda olması uluslararası bir finans merkezi olmasına yetmez.

 

Yaprak Özer: Yani siz daha büyük bir finans aslında resmi olmalı diyorsunuz yalnızca bankalardan oluşan bir şey değil.

Burhan Karaçam: Şüphesiz ama bankalar da en büyük en önemli işi lokomotif finans kurumları ama bir Tokyo, bir Londra, bir New York boyutlarına gelebilmesi için daha çok gitmesi lazım. Ama bu bizim önemimizi hafifletmek açısından söylemiyorum sadece o noktaya gelmenin çok kolay olmadığını belirtmek için söylüyorum.

 

Yaprak Özer: Bugün bizim çok sıradan gördüğümüz pek çok bankacılık hizmeti sizinle gelmiş; ATM ile tanışmamız, kredili mevduat hesabı, bireysel bankacılık… hepsi!

Burhan Karaçam: Bireye dönük, insana dönük bütün hizmetler bizim zamanımızda geldi, bizim tarafımızdan geldi.

 

Yaprak Özer: Ne gördünüz orada yani neydi?

Burhan Karaçam: Çok basit, Londra’da gördüğüm şeyleri burada görmedim. Onun için benimle beraber o dönemde Londra’da yaşayan Arthur Anderson’da yaşayan ya da yurt dışında başka okumuş eğitim almış başka kurumlarda çalışan arkadaşlarla bir nedenle Yapı Kredi’de birleştik. Ve Yapı Kredi’ye geldiğimiz zaman da Türk bankacılık sistemini tanımıştık artık beş altı senelik bir zaman geçirmiştik. Yani dışarıda bu olan hizmetler ürünler niye Türkiye’de yok. Niye yok diyince araştırmaya başlayınca olmaması için bir sebep görmedik. Tabii o kadar basit değil bu epey sıkıntılı bir dönem mevzuat konuları var şunlar var bunlar var. Ondan sonra teker teker onları devreye sokmaya başladık. Çok büyük bir tepkiyle karşılaştık. Özellikle yasal taraftan ama orada da en büyük şansımız onu da söyleyeyim tüm politikalarına katılmamakla birlikte Turgut Özal beyin arkamızda çok büyük bize güç verdiğini söylemek istiyorum. Bizi geldi zaten ziyaret de etti kendisi. Yani genel müdürlükte bizim uygulamalarımızı yakından görmek için Ankara’ya davet etti bizi. Bütün üst yönetim orada bilgi aldı bizden. Çok ilgilenirdi yani iki haftada bir beni arardı telefonla, bireysel krediler.

 

Yaprak Özer : Öyle mi, ne soruyordu size?

Burhan Karaçam: Bireysel krediler nasıl gidiyor, insanların talebi var mı, kredi kartları ne kadar kredi kartı sattınız.

 

Yaprak Özer: Ne ölçüyordu sizce, nabız tutuyor aslında.

Burhan Karaçam: Bu yeni modern bankacılık ürünlerinin kamuoyu tarafından nasıl karşılandığını benden alıyordu. Her gördüğü yerde o zaman da çok sık görüşürdük, görüşürdük derken çok çeşitli konferanslarda, çeşitli yemeklerde, davetlerde hep çağırırdı beni yanına. Ben rapor verirdim ona. Resmi verilen raporların dışında. Şimdi Türkiye 78-79 Beyrut’taki sıkıntı sonrası Beyrut’ta bulunan yabancı kurumların karşısında iki alternatif vardı. Atina veya Türkiye. Türkiye’nin telekom altyapısı yeterli olmadığı için gelmediler buraya. O zamanlar daha otomatik hatlar yoktu Türkiye’de. Onun için tahmin ediyorum Turgut Bey çünkü yaptığı yatırımlar telekomünikasyon altyapısınaydı. Sonra hizmet sektörüne işte turizm vs. gibi yerlere onlara çok inanıyordu herhalde ve o bakımdan da bu tür açılımların ve bu tür yeni yatırımların başarılı olması onun kendi başarısı açısından da çok önemliydi herhalde.

 

Yaprak Özer: Bunu Turkcell maceranıza bağlayabilir miyim; bankacılık sistemi iletişimle çok çok entegre yani başarısı birbirinden ayırt edilemeyecek bir şey. Sizin kariyeriniz de daha sonra enteresan bir takım izler gördüm bütün şeyde.

Burhan Karaçam: Murat Vargı, bir çok temasının olumlu sonuç vermemesi üzerine bana geldi ve dedi ki böyle böyle biz bunu anlatamadık bir türlü elimizde bulunan bu değerin bu olanağın neler yaratabileceğini, tek siz kaldınız, tek projeye bu kadar yatırım yapıyorsunuz buna bir çözüm bulursanız ancak siz bulabilirsiniz dedi sonra anlatınca bizim de o zaman bu telefon bankacılığı konumuz vardı. Belki hatırlar mısınız bilmiyorum 522’li batarya telefonlar vardı, arabalarda taşınanlar falan… Bunu işte tanıtınca küçük, insanların yanında taşıyorlar biz ona girdiğimiz zaman böyle lisans alınacak milyonlara gidilecek falan diye girmedik çok daha dar bir boyutta Yapı Kredi ölçülerinde şey yaptık.

 

Yaprak Özer: Tamamıyla bankacılık hizmetlerinde kullanmak üzere kurguladınız değil mi?

Burhan Karaçam: Özel bir network’ümüz olsun istedik o şartlarda girdik ama sonra olay bambaşka bir şekil aldı ve lisans satılmaları ortaya çıktı. Bütün Türkiye geneline yayılma durumu ortaya çıktı sonra da Mehmet Bey götürdü zaten o işi büyüttü ama ilk başta çıkışı odur. Yapı Kredi’nin içinde olmasının nedeni odur.

 

Yaprak Özer: Yapı Kredi’ye geldiğinizde diğer bankalarda insan kaynağı nasıldı?

Burhan Karaçam: Bizim bu değişimi yapabilecek özelliklere sahip bir insan kaynağı değildi. Ama onların suçu günahı da yoktu bu konuda. Şimdi şöyle olmuş; bir dönem eğitime her giden kişi terfi aldığı için insanlar terfi etmemek üzere eğitim programlarını durdurmuşlar bankada. Yani insanlar eğitilmemiş. Zaten o zaman da çok kısıtlı banka hizmetleri sunulduğu için çok fazla da eğitime gerek görmemişler, herkes birbirinden öğrenir demişler herhalde. Sonra tabii biz bu kadar yeni ürün ve hizmetle devreye girince eğim bizim bir numaralı konumuz oldu ve yıllarca eğitim hiç sınır tanımayan bir bütçe kalemiydi yani ne kadar gerekiyorsa o kadar veriliyordu. Çünkü başka türlü insan kaynağını istediğiniz şekle dönüştürebilmeniz mümkün değil. Burada bu sürece uyum sağlayamayan arkadaşlar ayrılmak durumunda kaldılar. Onların yerine yeni arkadaşlar geldi yani birden yapı orta öğrenim ağırlıklı olmaktan yüksek öğrenim olmaya dönüştü.

 

Yaprak Özer             : Kafamızdaki bankacılık imajı eğitimli oysa ki, işin ilginç yanı, meğerse bu durum yalnızca Türkiye’ye özgü değilmiş.

Burhan Karaçam: Bazı kamunun çok yoğun kontrolü altında olan denetlediği düzenlediği ülkelerde öyle mesela İtalya’da bunlardan bir tanesi mesela veya Yunanistan bunlardan bir tanesi.

 

Yaprak Özer             : Orada da eğitimin düşük olduğunu söylüyorsunuz değil mi?

Burhan Karaçam: Çok kısıtlıydı, 90’lı yılların sonlarına doğru bankacılık açıldı, yenilendi. Ama biz Türkiye’de onlardan çok öndeydik.

 

Yaprak Özer: Akademik çalışmalarda krizleri eğitimle sebep sonuç ilişkisinde buluşturan çalışmalar gözlemliyorum. İnsan kaynağının önemini ve eğitimi krizlere bağlıyorlar.

Burhan Karaçam: Şu anda da, devamı da bundan dolayı. Şimdi rekabet üstünlüğü, teknolojiye dayalı ürünlerde teknolojiyle ilgili yani teknolojinizi kendiniz üretebiliyorsanız, kendiniz yeniden tasarlayabiliyorsanız bir üstünlük yaratabiliyorsunuz ama hizmet sektörüne geldiğiniz zaman hizmet sektöründe kişilerin ne kadar becerili olduklarına, ne kadar iyi eğitimli olduklarına bağlı o konularda. Dolayısıyla bu ayrılmaz bir parça bankacılıkta da eğitimde insan kaynağınız olunca bu en tepe için de gerekli, en alt seviye için de gerekli. Bugün, Batı’nın bu krizlerin bir türlü üstesinden gelememesinin nedeni oradaki yöneticilerin son derece kısıtlı eğitimli olmalarıdır.

 

Yaprak Özer: İnovasyon tepeden mi olur, aşağıdan mı olur. Popüler tartışma konularından biri de bu.

Burhan Karaçam: İkisi beraber. Şimdi biz ve inovasyon derken bir kere şunu söyleyelim, biz bazı şeyleri Türkiye’nin koşullarında Türk insanının ihtiyacına göre yaptık onlar inovasyon ama bazı konularda mesela bireysel krediler, kredi kartları bizim inovasyonumuz değil onlar dışarıda vardı, getirdik.

 

Yaprak Özer: Ama uyguladınız yani yenilikçi bir fikir.

Burhan Karaçam: Ama bu yenilikleri devam ettirebilmeniz için çünkü değişim sürekli bir olay o zaman sadece yukarıdan aşağı bu olmuyor. Yani bilginin nerede oluştuğu çok önemli.

 

Yaprak Özer: Ne yaptınız o zaman?

Burhan Karaçam: Tabana yaydık ve tabandaki insanları o bilince getirdik ve bunlar kendi konuları ne olursa olsun ister büyük ister küçük, önemli-önemsiz ayırımı yapmaksızın her türlü konuda gelişmeye dönük önerilerini bize getirebilecek kanallar açtık onlara.

 

Yaprak Özer: Yeni getirilenler midir yoksa eğitilenler midir, onu gözlediniz mi?

Burhan Karaçam: Uyanık olan herkes. Eğitim illa ki,  eğitim farklı bir şey öğretim ayrı bir şey. Üniversiteyi bitirirsiniz ama aydınlanmamışsınızdır. Bugün diplomanız yoktur ama çok aydınlık bir insan olursunuz. Yani cehaletin bence tanımı sebep-sonuç ilişkisini görebilmek veya görememek. Eğer görebiliyorsanız o zaman aydın bir insansınız.

 

Yaprak Özer: Yani fark etmedi dediniz.

Burhan Karaçam: Yeter ki o bilince yani sahip olsunlar, o sorumluluk altında ben bu bankayı yaptığım işi nasıl daha iyi yapabilirim arayışı içinde olsunlar.

 

Yaprak Özer:  O zaman aidiyetten de söz ediyoruz burada.

Burhan Karaçam: Tabii. Birlik beraberlik oradan çıkıyor ama esas odur o zaman oradan gelir. Mesela Superonline tamamen bizim ara kademe yöneticilerimizden bir tanesi Babür Özden’in fikridir. Bu fikri üst yönetim sahiplenmiştir sonra bana gelmiştir ben sahiplenmişimdir ve Türkiye’nin ilk interneti bu şekilde kurulmuştur.

 

Yaprak Özer: Kapınızı çalıp gelmediler ama değil mi?

Burhan Karaçam: Kapımı çalıp geldiler. Genel müdüre anlatmış, Recep Gökmen’e anlatmış o bana geldi.

 

Yaprak Özer: Kapısı açık yönetici olmak lazım.

Burhan Karaçam: Tabii. Şüphesiz. Saçma bile olsa insanların o cesarete sahip olmaları lazım, yani insanlara o cesareti verebilmeniz lazım. O da eğitimin bir parçası çünkü.

 

Yaprak Özer: Koç’a geçmek istiyorum burada. Büyütüp geliştirdiğiniz bir yapıyı daha küçük bir yapıyla evlendirdiniz. Bununla da kalmadınız, yabancı ortak operasyonu yaptınız, böyle çok kaba özetledim ama bu proje Türkiye’nin ilklerinden bir tanesiydi.

Burhan Karaçam: Bildiğim kadarıyla ilk zaten. O boyutlarda o ilkin oluşmasının zamanlaması bence çok enteresan tam kriz döneminde yaptık biz onu, 2001-2002.

 

Yaprak Özer: Zamanlamasının önemini bize biraz altını çizebilir misiniz?

Burhan Karaçam: Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli krizinden geçerken ortaklığın gerçekleştirilmiş olması çok özel bir durum. Yani o görüşmeleri biz kriz öncesi başladık. Kriz sırasında durdu. Krizin nasıl bir yön alacağı belli olduktan sonra devam ettirdik.

 

Yaprak Özer: Projenin siz ne kadar süreyle başındaydınız, ne kadar sürdü?

Burhan Karaçam: Üç yılı bitirdim ondan sonra bıraktım.

 

Yaprak Özer: Başarılı bir proje olduğunu dönüp baktığınızda söyleyebiliyor musunuz?

Burhan Karaçam: Tabii. Yani çünkü Koç grubu çok büyük bir grup, Türkiye’nin en büyük grubu. Özellikle finans sektöründe onların kendi konumlarıyla paralel bir yerde değillerdi. Zaten bana verilen görev de oydu. Yani Türkiye’nin büyük bankalarıyla aynı lige çıkmak ve bir yabancı kuruluşla ortaklık konusuydu ve o günün çok zor şartları altında bunu gerçekleştirdik.

 

Yaprak Özer: Olmaz bu dediğiniz anlar oldu mu?

Burhan Karaçam: Yok olmadı. Yani çok zorlandığım zamanlar oldu onun da şundan kaynaklandı o: bir sanayi grubu ağırlıklı olarak bankacılığı bilmiyorlar doğal olarak içinde değiller o kadar ve bankacılığın teknik ayrıntıları var onların iletişimi kurabilmeniz o kadar kolay değil. O beni zaman zaman çok zorladı. Ama sonunda bitirdik. Bugün de gayet mutular.

 

Yaprak Özer: Sizce sizin en büyük başarınız ne oldu, geriye dönüp baktığınızda cımbızla çekip alabileceğiniz bir şey var mı? Proje de olmak zorunda değil aslında yani.

Burhan Karaçam: Yani sadece benim başarım değil o ama, bizim kuşağın başarısı diyeyim. Biz bankacılık başta olmak üzere ekonomik konularda iş hayatında bizim kuşağımız batıyla Türkiye arasındaki o büyük boşluğu arayı kapatmıştır. Hatta bazı konularda önüne de geçebilmiştir.

 

Yaprak Özer: Yani aslında kültürel bir dönüşümden bahsediyorsunuz, doğru mu? Onu mu anlayacağım?

Burhan Karaçam: Evet. Orada da tahmin ediyorum yani bütün bankacılıkta yapmış olduğumuz değişiklikler serbest ilk bireysel kredileri verdiğimiz zaman bunlar bunu batırırlar, elli lira, yüz lira, beş yüz lira vererek bu kredileri sonra geri alamazlar falan dediler. Bu sadece dışımızdan değil, içimizden de banka içinden de geldi buradaki konular. Onunla çok mücadele ettik arkadaşlarımız ettiler. Fakat benim en fazla yani hem vizyonumuz açısından hem ileriye dönük açıdan en fazla keyif veren projemiz ikinci değişim programı örgüt konusu yani sürekli değişime sağlayabilecek örgüt yapısını kurmak ve bu Gebze’de yaptığımız “ileri çağ bankacılık üssü”dür. Yani operasyon merkezi olarak kısaca.

 

Yaprak Özer: Operasyon merkeziniz, hala da orada aslında herhalde.

Burhan Karaçam: Bunları yapanlar on sene sonra, on beş sene sonra o aşamalara geldiler.

 

Yaprak Özer: İnsanların kurumların birbirlerinden daha değişik noktada daha başarılı olması ne, fark ne?

Burhan Karaçam: Zihniyet, anlayış ve bunun yarattığı kültür ve onun yarattığı felsefe. Ben şuna inanmışımdır hep, insanlara onların iyiliği için onları daha ileri götürecek, daha refaha götürecek daha iyiye götürecek, daha güzele götürecek şeyleri onlarla o iletişimi kurabiliyorsanız insanlar ve adilseniz ki, adaletli olmanız lazım ki size güvenebilsinler. O insanları bağlarsınız kendinize ve ondan sonra da yürürsünüz zaten.

 

Yaprak Özer: Yani fark bu mudur? Kısa, hızlı, çabuk bir formülü var mı?

Burhan Karaçam: Bir zihniyet meselesi, insana önem vermek, insana değer vermek.

 

Yaprak Özer: Bir gönül galiba değil mi? Yani diğer anlattıklarınızı da orada buluşturabiliriz.

Burhan Karaçam: Geçenlerde bir yerde okudum diyor ki, hayatı başkalarının hayatını daha iyiye götürebilmek için kullanmaktan daha insana mutluluk veren başka ne olabilir diyor. Bu yani insanları daha iyi bir hayata yönlendirecek şeyleri yapmak keyifli bir şey.

 

Yaprak Özer: Siz koyu bir Fenerbahçelisiniz değil mi?

Burhan Karaçam: Tabii. Aydın kesimi temsil eden Fenerbahçe.

 

Yaprak Özer: Ne yapacağız yani. Aşkolsun ben Galatasaraylıyım.

Burhan Karaçam: Ama yani siz sultanisiniz sizin geçmişiniz belli.

 

Yaprak Özer: Bir söyleşide, Fenerbahçeliler üstündür demişsiniz… Bankacılar da hep kendilerini üstün görürler… Değişik bir durum yani.

Burhan Karaçam: Yok ama Fenerbahçe’nin de, bunu sadece Fenerbahçeliler söylemiyorlar.  Özellikle son on beş yirmi sene içinde Fenerbahçe’nin geçtiği aşamalar, yaşadığı süreç ve gelmiş olduğu nokta diğer kulüplerle arasında epey bir fark yarattı, her açıdan bu farkı yarattı.

 

Yaprak Özer: Son zamanlarda üzüldünüz herhalde değil mi?

Burhan Karaçam: Çok üzüldük tabii o da Türkiye’ye has bir şey diye görüyoruz. Ama bu Fenerbahçe’nin yaptıklarının üstünü örtemez. Ortada yani her şey.

 

Yaprak Özer: Yani bir gün herkes Fenerbahçeli olacaktır diyorsunuz.

Burhan Karaçam: Yok, o espri de. Olmaması lazım ki o rekabet içinde hoşluklar da yaşanabilsin.

 

Yaprak Özer: Başarıyı anlatırken dediniz ki, “ben değil yalnızca, bizim kuşak”. Bir şey daha yapıyorsunuz şimdilerde; Gençleri görüyorum orada.

Burhan Karaçam: Esas işim o değil aslında. Esas işim ben profesyonel yine bir takım kurumlara kendi hedefleriyle ilgili, o hedeflere nasıl ulaşabilirler onların stratejilerini tasarlıyorum sonra da uygulamaların içinde yer alıyorum. Yani Koç için de aynı şeyi yaptım ben.

 

Yaprak Özer: Ayrıldıktan sonraki en büyük proje yani ilk proje miydi?

Burhan Karaçam: Evet. Yani en büyük projem o. Ama bu sırada kendi yatırımlarım  da var çeşitli sektörlerde.

 

Yaprak Özer: Onlar hangi alanlarda?

Burhan Karaçam: Onlar teknoloji ve tarım şu anda kendi şeylerim.

 

Yaprak Özer: Tarım, var mıydı geçmişte tarımla ilgili herhangi bir merakınız?

Burhan Karaçam: Tarımla ilgili, tarım olarak yoktu ama ben ağaca, çiçeğe, böceğe çok düşkünüm, çok meraklıyımdır.

 

Yaprak Özer: Hani ekmişliğiniz, toprağa el sürmüşlüğünüz var mıydı?

Burhan Karaçam: Tabii.

 

Yaprak Özer: Bankacı olunca siz yalnızca lacivertler içinde buruşmaz kışımaz görüntü veriyorsunuz. Dikebileceğinizi hiç düşünemedim yani. Öyle bir resim yok gözümün önünde.

Burhan Karaçam: Yüz binlercedir. Bildiğiniz gibi değil. Biz bankacılıktayken bu bankacılığın o geleneksel kısırlaşmış artık arkaik durumunu değiştirmek için biz o bankacılık kıyafetleriyle ortada dolaşmazdık. Biz yani ceket ayrı, pantolon ayrı giyinirdik. Spor kıyafetlerle çıkardık ki insanlar daha rahat olduğumuzu görsünler diye. Öyle bir sisteme karşı bir anlamda karşı duruşumuz bir başkaldırımız da vardı.

 

Yaprak Özer: Bizdeki resim biraz farklı.

Burhan Karaçam: Doğrudur. Biz öyle değildik, hatta bizim çalışma dönemlerimiz, toplantılarımız, şeylerimize bakarsanız bizi hep çok rahat, çok spor kıyafetlerle görürsünüz.

 

Yaprak Özer: Oysa bazı kurumlarda kahverengilerin yasak olduğunu biliriz, değil mi.

Burhan Karaçam: Doğru. Onlar biraz bireysel. Kulakları çınlasın diyelim.

 

Yaprak Özer: Gençlerle ilgili neler yapıyorsunuz aslında orada güzel şeyler oluyor diye hep okuduğum. Tarımda elmacı, kivi.

Burhan Karaça: O bir arkadaşımla, esas ben şey değilim orada. Ama çok modern tekniklerle yapılıyor bunlar.

 

Yaprak Özer: Şimdi bizim basınımız çok enteresan. Sizin için, “bankacılıktan sonra kendisi elmacı, oğlu da kebapçı oldu” demişler. Bir anlatsanıza kısaca nedir yani bu olay.

Burhan Karaçam: Benim kebap düşkünlüğümden herhalde. Ben Tarsus kolejinde okudum ortaokulu. Oradan kalan bir kebap düşkünlüğüm var benim ve İstanbul’da da bunun yaygınlaşması için, belli bir standardın üzerinde yaygınlaşması için epey katkım oldu. Benim oğlum Robert Kolej mezunu sonra Amerika’da büyük bir üniversitesini bitirdi. Sonra bankacı olarak altı sene çalıştı ondan sonra Harvard Business School’da da master yaptı. Oranın master öğrencilerine yani birçok ileri düzeydeki okulları girişimci olmayı öğretiyorlar. Yani teşvik ediyorlar, cesaretlendiriyorlar ve konular hep onun üzerine gidiyor. Ve o da bir proje üzerinde çalışırken ki bu Brezilya zincirleriyle ilgili bir konu neden biz bunu Türkiye için yapmıyoruz diye düşünmüş ve Türkiye’nin bu kadar zengin mutfağı olmasına rağmen üst düzeye, üst gelir grubuna hitap edecek hiç restoran şeyimiz yok bizim.

 

Yaprak Özer: Şu anda başarıyla devam ediyor değil mi?

Burhan Karaçam: Evet ve onun üzerine girdi yani orada elbette kebap da var. Ama onu Türk olarak giderseniz anlarsınız yoksa onu sunuş şekli tam bir New York usulüyle yapılır. Madison’da restoranı şimdi ikincisini Soho’da açtı. Soho’da mesela Cipriani ile arka arkayalar.

 

Yaprak Özer:  Farklı bir başarı

Burhan Karaçam: Memnun halinden. Onun için ben de bir şey söyleyemiyorum.

 

Yaprak Özer: Siz memnun musunuz halinizden?

Burhan Karaçam: Değiliz biz çünkü oğlumuzun Amerika’da kalmasını istemiyorduk.

 

Yaprak Özer: Her anne baba gibi.

Burhan Karaçam: Annesi de başımın etini yiyor benim.  Sen teşvik etmeseydin çocuğu kalmazdı orada diye.

 

Yaprak Özer: Peki siz kendi halinizden memnun musunuz?

Burhan Karaçam: Ben memnunum. Ben gençlerle çalışmaktan memnunum. Yani benim bu güne kadarki birikimimin kırk yıl olmuş bunu ben bizim deneyimlerimizin yararlı olabileceği ortamlarda gençlerin sadece gençlerin değil herkesin hizmetine sunuyorum ki daha hızlı yürüyebilsinler bizim yaptığımız hataları yapmasınlar.

 

Yaprak Özer: Girişimci olmak isteyenler kapınızı hem tavsiyeleriniz için çalıyorlar bunu biliyorum hem sizin zaten profesyonel olarak bakıp evet bu projede iş var dediğiniz şeyler oluyor. İş vardır denilen projede, başarıya gidecek olan projede ne görüyorsunuz da onu diğerlerinin arasından seçiyorsunuz?

Burhan Karaçam: Şimdi benim açımdan, benim bir modelim var kendi kafamda oluşmuş bir model kağıt üzerinde de var kitapta da var aynı şekilde. Ben oradaki şablona oturtuyorum onu. Ve bunun unsurları o projenin unsurları uyuyor mu uymuyor mu diye. Ve hakikaten piyasadaki talebe o konuda o hizmetler o ürünleri getiriyorsa o yapıyı da kurabilecek beceriye sahipse,

 

Yaprak Özer: Sınıyorsunuz yani.

Burhan Karaçam: Tabii tabi. Yani ben onu çabuk görüyorum yani herhalde bir doktorun bir kişiye baktığı zaman çeşitli mesela gözü mesela tırnağına mı baktı sağlıklı mı değil mi diye anlayabilmesi gibi bir konu yani biz de artık şirketlere o şekilde bakıyoruz, projelere o şekilde bakıyoruz. Ve onun üzerine de çeşitli tavsiyeler oluyor ama bu tür projelerin başarıya ulaşması tabii uygulamaya çok bağlı. Teori-pratik. Teori bileşiminden geçiyor hepsi, her teorinin başarılı olması gerekmiyor. Orada işte uygulama sırasında çeşitli kıvraklıkları yapabilmesi lazım o da biraz bilgiye dayanıyor.