Geleceğin yönetimi ve yöneticisi

ahm

Başarılı yönetici nasıl olmalı, başarının tarifi nedir? Bir insanın “ben bu hayatta çok başarılı oldum” demesi için ne yapmış olması gerekir… Başarıya dair soruları artırabiliriz.

Eminim herkesin “başarı” tarifi cümlenin ilk yarısında benzer kelimelerle ilerleyecek, ‘ama’ ya da ‘bununla birlikte’ ile başlayan ikinci kısmında farklılıklar gösterecek.

Şu soruları soruyor musunuz kendinize bilmem; “ben ne istiyorum, başarıyı nasıl anlıyorum, kendimi ne zaman başarılı sayıyorum, neyi başarmak istiyorum…”

Çok da konuşmayız kendimizle, başkalarıyla sohbet şahane kendimize gelince biraz ketum gideriz… Aşağıdaki söyleşiyi zaman ayırıp okumanızı öneriyorum. Kendinizle sohbete başlamanız için iyi bir vesile olabilir.

Ahmet Dördüncü, Sabancı Holding eski CEO’su. Koltuğa sessizce oturdu, koltuktan sessizce kalktı. Yanlış anlaşılmasın, gelişi de gidişi de çokça haber oldu. Sonrası da öyle. Tarzı farklıydı diyelim.

Dördüncü’yle tepe yönetimini konuştuk, CEO’nun yalnızlığını, CEO’dan beklentileri konuştuk… Yönetim kurullarının yapısını, yeni dönem yöneticiliği anlattı… İlginizi çekeceğini düşünüyorum.

Yaprak Özer: Sabancı Holding’in CEO koltuğunda otururken, ayrılma kararı aldığınızı açıkladınız, dikkat çektiniz. Sonra duyduk ki, uluslararası devin yönetim kuruluna girmişsiniz. Nereye doğru gidiyorsunuz?

Ahmet Dördüncü: Nereye doğru gittiğimi açıkçası, ben de çok iyi bilmiyorum; ama şunu söyleyebilirim, son bir buçuk, iki seneden beri hayatımın en güzel kesitlerinden birini yaşadığımı düşünüyorum. Şu an içinde bulunduğum ortamdan çok keyif alıyorum. Sabancı Grubu’nda çok şey öğrendim. 27 yıl kadar çalıştım. Son beş senesinde, CEO olarak çalıştım. Hayat, dinamik bir akış diye düşünüyorum. 27 sene hep aynı perspektiften bakmak, şirketinize daha çok değer yaratmak amacıyla aynı gözlükle bakıyor olmak, insanı biraz yoruyor diye düşünüyorum. Özellikle bunun beş senesinde en üst düzeyde, en yüksek sorumlulukta çalışıyor olmak, insana artık bunun bir nihayeti olması gerektiğini ve hayatta başka şeylerin de olduğunu hatırlatıyordu. Bunun sonucu olarak da, henüz gençken başka şeylere de bakalım diyerek, 2010 senesinin ortasında, mayıs-haziran döneminde Sabancı Holding’den ayrıldım. Ondan sonra bir dönem hayatta hiçbir zaman yapamadığınız o dinlenme faslı vardır ya denize girmek, balık tutmak, yazlık evinizde biraz daha uzun yaşamak, arkadaşlarınızla vakit geçirmek, seyahat etmek gibi şeyleri yaptım.

Yaprak Özer: Çok sürmemiş anlaşılan.

Ahmet Dördüncü: Göreceli olarak bakacak olursak, bayağı bir sürdü; çünkü bütün hayatım boyunca böyle uzun bir süre tatil yapmamıştım. İki ay gibi, ciddi bir süre tatil yaptım. Eşimle beraber özel seyahatler oldu. Sonra, sonbaharda International Paper (IP) işi ortaya çıktı.

Yaprak Özer: Uluslararası bir danışmanlık firması sizi buluşturmuş. Head Hunter firmalarda CEO CV’si olur mu? Sizi nasıl takip ederler?

Ahmet Dördüncü: Sonradan öğrendim ki, onlar aslında yönlendirilmiş; çünkü IP’ın CEO’su yani, şu an beraber çalıştığım şahsı ben daha evvelden tanıyordum.

Yaprak Özer: Aslında sizin Sabancı Grubu içerisinde bu şirketle bir tür ortaklığınız vardı, değil mi?

Ahmet Dördüncü: Sabancı’nın OlmukSA’da bu şirketle yüzde 50 ortaklığı var. Dolayısıyla, yönlendiren kişiyi ben tanıyorum; ama ilk başta kimin tarafından yönlendirildiklerini, beni nasıl bulduklarını belirli bir aşamaya gelene kadar söylemediler.

Yaprak Özer: Ne karda sürdü bu durum?

Ahmet Dördüncü: İlk geldiklerinde Ağustos sonuydu. Yanılmıyorsam Kasım sonu, Aralık başına kadar söylemediler.

Yaprak Özer: Siz CEO koltuğunda pek çok insanı terlettiniz, yıllar sonra sizi de terlettiler anlaşılan…

Ahmet Dördüncü: Ve de bambaşka bir ortamda. Orada terletmekten çok farklı bir yönetim anlayışı vardı. Özellikle 2008’deki kriz, daha önceki Enron Krizi, ondan sonraki Lehman Krizi’nden sonra Security Exchange Commission (SEC), yani New York’taki halka açık şirketlerin bağlı olduğu kuruluşların getirdiği bir takım kurallar bütünü var. Bunlar çerçevesinde onları hakikaten içselleştiriyor olmanız gerekiyor.

Yaprak Özer: Kurum tarafından mı birey tarafından mı?

Ahmet Dördüncü: Birey tarafından. Mesela bu head-hunter firmasının üzerinde özellikle durduğu ve dönüp dönüp sorduğu soru şuydu: “Amerika’da SEC’ye kayıtlı bir şirketin yönetim kurulu üyesi olmanın ne demek olduğunun farkında mısın?”, “Bunu biliyor musun?” dediler. “Hayır, bilmiyorum” dedikten sonra, bana kalın bir doküman geldi. Bunları oku, ne demek olduklarını öğren ve ondan sonra konuşalım dediler.

Yaprak Özer: Ne öğrendiniz?

Ahmet Dördüncü: Bir kere yönetim kurulu üyesi olarak gerçekten bir sorumluluk altında olduğunuzu öğrendim. Yaptığınız her şeyden sorumlusunuz ve bu sorumluluğunuz da çok ciddi bir sorumluluk. Özellikle yaşanan krizlerin ardından, yönetim kurullarının şirketlerdeki görevlerini yeteri kadar ifa etmemelerinden kaynaklanan bir takım iflaslar, yönetim kurulu arasındaki köprünün iyi kurulamasından yaşanan skandallardan dolayı, özelikle bu Sarbanes-Oxley’de, şimdi Türk Ticaret Kanunu ile Türkiye’ye de gelecek, yönetim kurulu üyelerinin sorumlulukları gerçekten çok artıyor. Yönetim kurulunun sorumluluğunun artması ne demek? Siz yönetim kurulu üyesi olarak yürütmenin içinde değilsiniz; ama buna rağmen sorumlusunuz. Alınan kararlardan sorumlusunuz. Fakat, yürütmenin içinde değilsiniz. İşin kolayı; bir CEO olarak yürütmenin içinde olup da aldığınız kararlardan sorumlu olmak; çünkü siz karar veriyorsunuz ve yürütmeyi de yapıyorsunuz. Halbuki, yönetim kurulu sadece yönlendiriyor, karar alınmasında yardımcı oluyor. Buna rağmen sorumlu oluyor. İşin zorluğu burada.

Yaprak Özer: Türk Ticaret Kanunu yılın ikinci yarısı itibari ile hayatımızda olacak. Sizin beklentiniz ne?

Ahmet Dördüncü: En önemli değişikliklerden bir tanesi, özellikle yönetim kurullarıyla ilgili değişikliklerden bir tanesi, Türk Ticaret Kanunu’nun önemli şirketlerin ve yanılmıyorsam, her şirketin yönetim kuruluna bağımsız üyelerin giriyor olması keyfiyetini getirecek olması. Hatta geçtiğimiz haftalarda SPK, IMKB’nin ilk 30’una giren bankalar hariç, şirketlere yönetim kurulu üyelerinin en az yüzde 30’unun bağımsız olma şartını getirdi.

Yaprak Özer: Siz de birkaç firmada bağımsız üyesiniz. Bağımsız üye ne demek?

Ahmet Dördüncü: Literatürde ve uygulamada bunun çok geniş bir tarifi var. Fakat, özellikle şunu söylemek gerekiyor; görev yaptığınız şirketten en ufak bir çıkar ilişkinizin olmaması gerekiyor. Çıkar ilişkinizin olmamasını şuna kadar getiriyorlar; siz o şirkette olmaktan dolayı herhangi bir şekilde onu bir gurur ve bir imaj vesilesi yapıp, ‘ben o şirketin yönetim kurulu üyesiyim’i kullanarak dokunulabilir veya dokunulamaz menfaatler sağlamayacaksınız. Herhangi bir şekilde çevrenizin de bu şirketle alakası olmaması gerekiyor.

Yaprak Özer: Yani şeffaflık, bir miktar etik kurallar silsilesi…

Ahmet Dördüncü: Aynı zamanda sorumluluğu içeren şeyler. Bütün bunların yanında, özellikle çok üzerinde durdukları, yönetim kurulu üyesi oluyorsunuz; ama bunu yapabilecek bir profil de, bir bilgi dağarcığı da arıyorlar.

Yaprak Özer: Onu nasıl kanıtlıyorsunuz?

Ahmet Dördüncü: SEC, sizin finansal okuryazar olup olmadığınızı sorguluyor.

Yaprak Özer: Bunları sınıyorlar mı?

Ahmet Dördüncü: Sınamıyorlar ama koskocaman bir ‘questioner’ geliyor. Tam Amerikan sistemi. Orada tamamen sizin beyanınız söz konusu ve o ‘questioner’da bunları biliyorum, bunlardan anlamıyorum diye geri yolluyorsunuz ve buna göre bir profiliniz çıkıyor. Diyor ki; bu finansal okuryazar bir adamdır, burada yönetim kurulu üyeliği yapılabilir.

Yaprak Özer: Türkiye’de böyle bir şey yapılabilir mi? Bağımsız yönetim kurulu üyesini davet ederken birilerinin bu kadar zorlanabileceğini düşünemiyorum.

Ahmet Dördüncü: Yapsanız ve düşünseniz şirketinizin menfaati için iyi olur. Sonuç itibari ile bu insandan beklediğiniz nedir? Hissedarın veya daha kuvvetli olan birisinin söylediğine kafa sallamak değil, bilgi dağarcığı ve tecrübeleri çerçevesinde şirketin aynı zamanda azınlık hissedarlarını da koruyacak şekilde şirketin menfaatleri için görüş bildirmektir. Eğer siz herhangi bir şekilde büyük pay sahibinin, patronun ya da sözü geçen bir insanın her dediğine “Evet” diyecek olursanız; şirket ile o kişiyi bir araya getirmiş oluyorsunuz. Şirketin ayrı bir hükmi şahsiyette oluğunu,  yönetim kurulunun, patronun ve sahiplerinin ayrı bir şahsiyette olduğunu bilmek, menfaatlerin her zaman aynı olamayabileceğinin farkında olmak gerekiyor.

Yaprak Özer: Bağımsız yönetim kurulu üyesi olarak nasıl çalışıyorsunuz?

Ahmet Dördüncü: Zaman olarak daha az çalışıyorum. Sene başından yönetim kurulu tarihlerini belirledikten sonra, kendi zamanınızı kendiniz ayarlıyorsunuz; ama çalışmanın içeriği farklılaştı. Eskiden bir profesyonel olarak çalışırken, aynı zamanda yürütmenin içindeydim. Birtakım şirketlerde yönetim kurulu üyeliği yaparken esas sorumluluğum yürütmeydi. Dolayısıyla, işin içindeydim. Sabahtan akşama kadar, akşamdan sabaha kadar, hafta sonları da dahil olmak üzere. Şimdi işin içinde değilsiniz, işin içinde olanlarla yakın bir köprü kurma durumunda, onların işlerini daha iyi yapabilmeleri için şirket menfaatini, şirketin değerlerini arttırabilmeleri için onları bir şekilde desteklemek, onlara akıl vermek, onlara o imkanları sağlamak, o fırsatları, o ortamı hazırlamak şu andaki vazifeniz. Dolayısıyla işin içeriği çok farklı.

Yaprak Özer: Ev ödeviniz var ama değil mi?

Ahmet Dördüncü: Ciddi bir ev ödevi var. Her toplantıdan önce geliyor.

Yaprak Özer: Yılda kaç toplantı yapıyorsunuz?

Ahmet Dördüncü: Amerika’daki şirketin yılda sekiz tane oluyor. Bazı şirketler var, mesela Tırsan’da her ay yapıyoruz.

Yaprak Özer: Aynı zamanda Türkiye’de birkaç yönetim kurulu üyeliğiniz var. Tahmin ediyorum, çok yakında portföyünüze bir tane daha eklenecek.

Ahmet Dördüncü: Bir Amerikan Şirketi, büyük bir şirket.

Yaprak Özer: Gazete sayfalarında göreceğimiz bir şey mi olacak?

Ahmet Dördüncü: Olabilir.

Yaprak Özer: Diğer Türk firmaları ile şu an yaptığınız çalışma arasında ciddi bir fark var mı?

Ahmet Dördüncü: Kurumsallaşma açısından var. Amerikalılar bunu uzun zamanlardan beri yapıyorlar. Borusan mesela çok ayrı, çok kurumsal bir şirket. Üstelik benim Borusan da yönetim kurulu üyeliği yaptığım bir enerji şirketi.

Yaprak Özer: Bir tanesi kağıt, bir tanesi enerji…

Ahmet Dördüncü: Bir tanesi otomotiv, ötekisi mobilya, dolayısıyla birbirleriyle ilişkileri yok gördüğünüz gibi.

Yaprak Özer: Bu bir miktar zor olmalı.

Ahmet Dördüncü: Burada senelerce Sabancı Holding’in CEO’luk görevini yapıyor olmanın avantajları geliyor. Çok yapılı, çok şirketli bir grupta çalışınca ister istemez değişik sektörlere farklı açılardan, günün değişik saatlerinde bakabiliyordum.

Yaprak Özer: O zaman sizin en büyük meziyetiniz hızlı öğrenmek, hızlı hareket edebilmek ve hızlı karar alabilmek.

Ahmet Dördüncü: Ve hızlı kendinizi yeni durumlara, pozisyonlara alıştırabilmek. Mesela, Sabancı Holding’deyken sabahleyin bir toplantınız olur enerji sektörüyle, sabahın ikinci yarısında perakende ile ilgili şeylerle ilgilenmek durumunda kalırsınız, öğleden sonra çimento konuşursunuz. Burada önemli olan iş yapmanın temellerini kavrayabilmek, bakış açılarını mümkün olduğunca sadeleştirerek işin özüne inebilmek.

Yaprak Özer: IP’nin dokuz yönetim kurulu üyesi var ve dikkatimi çekti FedEx’in CEO’su da orada örneğin. Başka bir firmanın CEO’sunu yönetim kuruluna alıyor olabilmek bizim için yeni bir şey.

Ahmet Dördüncü: FMC’nin CEO’su orada. Bayağı ciddi ‘hatch fund’ların büyük patronları orada. IP’ın yönetim kurulunda CEO ve ‘chairman’den başka şirketle alakası olan hiç kimse yok. Dokuz kişinin dokuzunun da apayrı işleri var. Bir tanesi mesela, Amerika’nın en büyük petrol şirketlerinden birinin CEO’su, ‘chairman’i. Biraz önce dediğiniz gibi bir başkası FedEx’in başı. Hepsi böyle ayrı ayrı şirketlerden geliyor.

Yaprak Özer: Şirketin böyle bir çeşitliliğe mi ihtiyacı vardır? Çeşitlilik iyi midir?

Ahmet Dördüncü: Her şirketin bence çeşitliliğe, değişik perspektiflere ihtiyacı var. Açıkçası, ben neden böyle bir şirketin başına seçildim, çok düşündüm; ama sonra geldiğim yer şu, kağıt endüstrisi çok olgun bir endüstri ve Amerika’da küçülen bir endüstri. Kağıt endüstrisinin gelişmekte olduğu ülkeler ise, gelişmekte olan ülkeler. Türkiye gelişmekte olan bir ülke olduğu için ve dolayısıyla Türkiye’de yetişen bir yöneticinin bakış açısı, gelişmekte olan ekonominin bakış açısına daha uygun, oradaki dinamikleri daha iyi anlayabilecek olduğu için seçildiğimi düşünüyorum; çünkü IP’nin büyüme alanlarına bakıyorum Brezilya… Beş sene yaşadım ben orada, bakıyorum Çin.

Yaprak Özer: Sabancı’daki CEO’luğunuzdan önce hangi coğrafyalarda çalıştığınızı hatırlatabilir misiniz?

Ahmet Dördüncü: Okulu bitirdikten sonra, bir 10 sene kadar Almanya’da doktora yaptım ve orada çalışmaya başladım. Yurtdışı tecrübem, Sabancı’dan öncedir. Sonra geldim, Mercedes’te çalışmaya başladım. Mercedes’ten sonra da, 1980’li senelerin ortasında Sabancı’da çalışmaya başladım. Korsa’da ihracat müdürüydüm. Bütün dünyayı dolaştım. ’99’un başında Güney Amerika’ya gittim. Orada, Korsa’nın Güney Amerika yatırımlarının başındaydım. Daha sonra Kuzey Amerika’ya tayinim çıktı. Orada da bir süre kaldım. 2004 yılında Türkiye’de kurumun başına geldim. Baktığınız zaman 16 sene gibi bir yurtdışı tecrübem var.

Yaprak Özer: Uzun süre Sabancı Holding’de çalıştınız ve ‘Belli bir yerden bakmak’ tan söz ettiniz. Buna biraz açıklık getirebilir misiniz?

Ahmet Dördüncü: 20-25 yıl aynı yerden bakıyorsunuz. Şirketin en tepesine gittiğiniz zaman, içinde bulunduğunuz yapı itibariyle elbette ki çok farklı sektörlere, endüstrilere bakıyorsunuz; ama onların özünde tek bir şey var; bulunduğunuz, çalıştığınız şirketin yani Sabancı’nın değerini daha nasıl arttırırım, imajını daha iyi nasıl yaparım, bu şirketi nasıl daha karlı hale getiririm gibi bir bakış açısı oluyor. Şimdi ise hayatın daha değişik yönlerine bakıyorum. Sadece Sabancı gözüyle değil. Değişik şirketlerdeyim, o şirketlerin gözlerinden bakıyorum. Kendi özel hayatımın bakış açısı var, eskiden zamanımın olmadığı şeyler var. Sabancı’da çok keyifli bir zaman geçirdim; ama hayatta insana en az onun kadar, belki daha çok keyif verecek bir sürü şeyin olduğunun da farkına vardım.

Yaprak Özer: Orada biraz yalnızlık mı var?

Ahmet Dördüncü: Bu bütün üst düzey yöneticiler için söylenebilir; kendini yalnız hissediyor. Çizgileri belli, belirli bir mesai gerektiriyor, belli bir dikkat gerektiriyor, bu da hayatın diğer taraflarından birçok fedakarlıklar gerektiriyor.

Yaprak Özer: “Bana bir, bir buçuk yıl sabbatical şeklinde izin verselerdi, belki de Sabancı’dan ayrılmazdım” demişsiniz. Sizce bir süre uzaklaşma imkanının olduğu bir yapı olmalı mı?

Ahmet Dördüncü: Olsaydı, nasıl olurdu bilmiyorum. Sadece benim için değil, herhalde herkes için çok faydalı bir şey bu. Boşuna yabancılar bu işi kurumsal hale getirmemişler. Bunun çok faydalı olacağını düşünüyorum.

Yaprak Özer: Siz CEO koltuğunda otururken sizinle birlikte çalışan üst düzey yöneticilerden bir tanesi “Bana bir izin verin ben bir buçuk yıl ortadan kaybolayım, enerjimi doldurayım” deseydi, nasıl bakardınız?

Ahmet Dördüncü: Ahmet olarak çok memnun olurdum.

Yaprak Özer: CEO olarak?

Ahmet Dördüncü: CEO olarak değil; çünkü kurumsal olarak böyle bir şey mümkün değil. Bizim kurumuzda böyle bir şey olamaz. Gönlüm “Evet, git, yap” derdi “Ama geldiğin zaman bir bakalım, ne olur bilinmez”.

Yaprak Özer: Şu anda yaptığınız işlere bir de girişim sermayesi şirketi eklemişsiniz…

Ahmet Dördüncü: Mesela bakın, görüyor musunuz, nasıl farklı bir bakış açısı. Bu aralar beni çok heyecanlandıran bir iş ve bir dönem sürecek gibi gözüküyor. Prof. Dr. Ahmet Aykaç, bir seneyi aşkın süreden beri üzerinde çalışıyor. Son altı aydan beri de bayağı ortaya çıktı. Bu girişimcileri teşvik etmek anlamında ‘venture capital’ şirketi. Kurucuları arasında ben, Can Paker, Cemil Arıkan gibi isimler var…

Yaprak Özer: Hep aynı kuşak insanlarsınız.

Ahmet Dördüncü: Gençler de var. Çok keyifli. Bizim burada yaptığımız bir ‘venture capital’ şirketi ve fonlamak üzerine ortaya çıkıyor. Ana fikri şu; Türkiye son senelerde artan bir cari açık sorunuyla karşı karşıya. Bu açığın neden kaynaklandığına baktığınız zaman, iki tane unsur görüyorsunuz. Bir tanesi enerji yetersizliği; enerjinin ithali ve ihracat yapabilmek için gereken ara malzemelerin ithalat edilmesi. Bu ara maddeleri üretebiliyor olmak yapısal bir dönüşümü gerektiriyor. Bunun için de şu an Türkiye’nin rekabet avantajı artık eskisi gibi işçilik değil. Hindistan’la bu anlamda rekabet yapamazsınız. Türkiye’nin ara malzemeleri üretebilmek için teknolojik bir yapıya, rekabet gücüne sahip olması lazım. Bu ‘venture capital’ şirketi de Türkiye’nin teknolojik anlamda, biyokimya, kimya, enerji, bilim ve de malzeme ürünleri gibi nano teknolojiye yoğunlaşan bir yapı.

Yaprak Özer: Sıfır bir girişim mi?

Ahmet Dördüncü: Sıfır girişim değil. ‘Venture capital’ teknolojinin kendisi üzerine bahis yatırmıyor. Teknolojisi ispat edilmiş, belirli bir aşamaya gelinmiş; ama artık yurtiçi veya yurtdışında gelişmeye ihtiyaç duyan şeylerle ilgileniyor.

Yaprak Özer: Sermaye mi sağlıyorsunuz?

Ahmet Dördüncü: Bu fonun amacı hem sermaye sağlamak; ama özellikle şirket kuran kişilerin dağarcıklarındaki en önemli şey olan yönetim anlayışını oluşturmak.

Yaprak Özer: Şirket içine giriyor musunuz?

Ahmet Dördüncü: Şirket içine girilmeyecek. Fakat, doğru düzgün yönetilmeleri ve başarılı olmaları amaçlanıyor. Mesela görüyorsunuz, birtakım yatırımcılar var; bu işin içine girince görüyorum, teknoloji olarak çok iyiler, teknolojiyi geliştiriyorlar, inovasyon kabiliyetleri çok; fakat eksik tarafları işi yönetememek. Bakıyorsunuz, titrinde CEO yazıyor; ama aslında Chief Technology Officer olması lazım. İşin pazarlama ve yönetim tarafı farklı. Dolayısıyla çoğu girişimde işin yönetimsel tarafının eksik olduğunu görüyorsunuz.

Yaprak Özer: Geçmişte göremediğiniz, ama bugün görebildiğiniz bir takım şeyleri yeni şirketlere taşıyorsunuz diyebilir miyiz?

Ahmet Dördüncü: Çok doğru söylüyorsunuz. Mesela bir anlaşma yapılmış oluyor. Geliyor önümüze, inanılmaz! “Böyle bir anlaşmayı nasıl yaparsınız?” diyorsunuz. Bunların böyle olmaması gerektiği konusunda insanları yönlendiriyorsunuz. Teşhisiniz çok doğru. Çoğu girişimcinin hakikaten bilgi birikiminin getirdiği bir desteğe ihtiyacı var.

Yaprak Özer: Bir CEO’nun her konuda uzman olması beklenemez herhalde?

Ahmet Dördüncü: Ama bir CEO olarak o tür şeylerden geçiyor olmalı, gördüğü zaman anlıyor olmalı. İlla detaylarına girmesi gerekmiyor; ama nerede neyin eksik olduğunu görüp ona göre düzeltilmesini sağlıyor olabilmeli. CEO demek, tamamen tepede olup da hiçbir şeyden habersiz olmak demek değil. Bugünden yarına CEO olunmuyor, olunmamalı da. Belirli şeylerden geçeceksiniz. Dirsek çürüteceksiniz. Belirli tecrübelerden geçeceksiniz. Belirli bir bilgi birikimine erişeceksiniz ve bence bir CEO’nun en büyük özelliği ne olmalı biliyor musunuz? Bir helikopter gibi olmalı. İcabında yere kadar inip oradan bakabilmeli, icabında da 20 bin metreye çıkıp bütün bir spektrumu görebilmeli.

Yaprak Özer: Çok fazla şey beklenmiyor mu?

Ahmet Dördüncü: Hayat bu.

Yaprak Özer: Bundan sonra bizi ne bekleyecek?

Ahmet Dördüncü: Belirli bir dönemde kuruluşların sadece ölçülebilen materyal veya karlılık, verimlilik gibi şeylere odaklandığını görüyorsunuz. Bence değişen şey sürdürülebilirlik olacak. Bu benim dönemimde de başladı.

Yaprak Özer: Ne anlayacağız biz bundan?

Ahmet Dördüncü: Bana sorarsanız üç tane ayağı var. Birincisi, ekonomik olması gerekiyor. Elbette karlılık olacak, para kazanılması, bir değer yaratılması lazım. İkincisi, sürdürülebilirliğin yanında sosyal sorumluluklar çok önemli. Eğer siz bulunduğunuz ortama karşı kendinizi sorumlu hissetmiyorsanız ve onlara karşı görevinizi yapmıyorsanız, zaten karlılığınızın ve geleceğe dönük olarak varlığınızın çok büyük bir soru işareti ile karşılaşacağını düşünmelisiniz. Üçüncüsü ise, içinde bulunduğu dünyanın, sadece Türkiye değil, çevreyle barışık olması gerekiyor. Sürdürülebilirliğin en önemli faktörlerinden bir tanesi bu. Dikkat ederseniz, bugün Türkiye’de de karbon emisyonları, yeşil enerjiler, yeşil dünyalar gibi şeyler çok gündemde. Dolayısıyla sürdürülebilirlik budur. Bugünün CEO’su veya bugünün üst düzey yönetici gençlerinin çok daha holistik bir bakış açısına sahip olmaları gerekiyor. İşin zorluğu burada zaten.

Yaprak Özer: Sizler başarıları kağıt üstünde gösterebiliyordunuz ama şimdiki beklentiler farklı.

Ahmet Dördüncü: Başarının bir kez daha tariflenmesi gerekiyor. Başarı sadece sene sonunda, bu şirketin şu kadar kar etmesi değil; bir zaman dilimi içinde, o yıl nereden nereye geldiği, geleceğe neler yansıttığı ile ölçülüyor olmalı. Başarının tarifi de artık o kadar basit ve de somut değil, daha soyut bir şey.

Yaprak Özer: Yeni girişimcilerde bunları mı arıyorsunuz?

Ahmet Dördüncü: Yeni girişimciler inşallah oralara gelebilecek. Öyle olabilmeleri için de onları destekleyeceğiz. Şu aşamada bu söylediklerim onlar için pek fazla geçerli olmayabilir; ama bir şirketi alıp bu seviyelere getirebiliyorsanız, işte bu başarıdır. Ama bunu da ne zaman ölçeceksiniz? Belki yolun sonunda belki beş on sene içinde.

 

AHMET DÖRDÜNCÜ KİMDİR?

Ahmet Dördüncü, Sabancı Holding eski CEO’su. Okulu bitirdikten sonra Almanya’da doktora yaptı ve çalıştı. 1980’li senelerin ortasında Sabancı yılları başladı. Korsa’da İhracat Müdürü oldu. Bütün dünyayı dolaştı. Güney Amerika, Kuzey Amerika operasyonlarından sonra 2004 yılında Sabancı’nın başına geçti. Bir kaç yıl önce ayrılma kararı aldı. Ulusal ve uluslararası yönetim kurulu  üyelikleri bulunuyor.